♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Death Race Beyond Anarchy : Maskenin Peşinde

1975 yılında kısa bir öyküden uyarlanan bir film milenyumu işaret ediyor ve her şeyin kötüye gideceğine dair teorilerine insan hayatının ucuzluğunu da ekliyordu. Distopya filmlerinin farklı örneklerinden biri olarak kült statüsüne yerleştikten sonra “Death Race 2000”in dirilişi gösterdiği tarihten sekiz yıl sonrasına dayandı. Paul W.S. Anderson’ın yazıp yönettiği film Jason Statham’ı direksiyon başına geçirmişti. “Death Race” tam da hızlı ve öfkeli serisinin ilgi çektiği döneme gelmesinin nimetlerinden de faydalanmıştı. İzleyicilerin sevgisiyle yılın iyilerinden biri olarak görülmesi devam filmi söylentilerini doğurmuştu. Beklenen devam filmleri gişeye gelmese de video pazarında devam ediyor. Bir tür bayrak yarışına dönüşerek seriyi canlı tutma çabaları on birinci yılında.

İlk filmin başarısından iki yıl sonra başlamıştı her şey. Tony Giglio senaryoyu kotarmış, Roel Reiné yönetmen koltuğuna oturmuştu. Direksiyon başına da Luke Goss geçmişti. İyi görünen kadrosuyla atmosferi seven izleyiciyi, senaryoya çok takılma eğlenmene bak mesajı vererek aksiyonun içinde tutmuştu. Vasatı aşıyordu en azından. Video pazarındaki ilgi böylece üçüncü filmi doğurdu. 2013 yılında “Death Race: Inferno”, seriyi başka bir noktaya götürme hamlesini yapıyordu aynı zamanda. Yine Giglio yazmış, Reiné yönetmiş, Goss da direksiyon başına geçmişti. Kadro da iyi görünüyordu. Maskeli bir kahraman olan Frankenstein üzerinden doğan aksiyonun pek tadı tuzu yoktu ama zaten her şey araba yarışı için izleniyordu. Artık bu film sonuncudur derken serinin beş yıl sonra yeniden karşımıza çıkması “ne gerek var?” sorusunu doğuruyor. Giglio yazmaya devam ediyor. Yönetmen koltuğunda ise nöbet değişimi var. Aktörlükten yönetmenliğe geçiş yapan Don Michael Paul, en iyi yaptığı işi yapmak üzere koltukta. Dizilerle attığı ısınma turları sonrası ilk yönetmenlik sınavını 2002’de yazıp yönettiği aksiyon “Half Past Dead” ile veren Paul, dört yıl sonra rotayı korkuya çevirmiş ve “The Garden” ile benzer vasatlıkta iş çıkarmıştı. Bir yıl sonra ise sinema tarihine geçen bir hamle yaptı. Spor komedisi “Who's Your Caddy?” o kadar kötü bulundu ki halen imdb’nin en düşük puanlı filmleri listesinde başlarda yer alıyor. Yönetmen için ikinci şans ya da kırılma anıysa bundan beş yıl sonrası yani 2012. “Lake Placid: The Final Chapter” ile tv ve video pazarı için devam filmleri, ilgi gören türlerin kolay örnekleri gibi bir yola girişinin ilk adımı. “Taken”, “Jarhead”, “Sniper”, “Kindergarten Cop” onunla devam etti. Son iki “Tremors”da da onun imzası var. Şu sıralarda da serinin yedinci filminin setinde… “Death Race” için onun seçilmesi sürpriz değil yani. En azından kötü bir film olmayacağının sigortası konumunda. Gelelim oyuncu kadrosuna. Üçüncü filmle bağlantılı olduğu için ana kahramanı dışında yan karakterler korunmuş. Zach McGowan direksiyon başına geçerken Danny Glover, Frederick Koehler, Terence Maynard, Cassie Clare, Yennis Cheung ve Danny Trejo ona eşlik edenler.

“Death Race Beyond Anarchy” daha uzak bir gelecekte geçiyor. Klasik distopya öğelerini kullanarak dünyadan izole bir alana taşıyor yarışları. Hapishane müdürü tamamen etkisiz hale gelmiş ve her şey artık Frankenstein’in kontrolünde. Yeni bir diktatör gibi iktidara kafa tutuyor. Mahkumları yönetiyor, canı isterse aç bırakıyor, kuralları hiçe saymakta bir sakınca görmüyor. Daha acımasız bir yer haline gelen hapishaneye adım atarmaz bela çıkaran yeni mahkum Connor ile işler değişiyor. Ortak hedefe o da katılıyor: Ölüm yarışına katılmak ve maskeyi yenmek.

Zaten sevilmiş ve benimsenmiş bir konu varsa devam filmi çekmek çok kolaydır. Bir yan öykü seçilir ve basitçe işlenir. Aksiyon sahneleri arasında birkaç laf edilip geçilir. Giglio ve Paul bu basitlik yerine akıllarına ne gelirse boca etmişler. “Death Race Beyond Anarchy” bolca çıplaklık içeriyor. Testesteronu yükseltme hamlesine müzikleri de ekleyen ikili gevezeliği de elden bırakmamış. Gereksiz konuşmalar, ilişkiler derken süreyi manasız şekilde uzatmışlar. Olası iyi sahneleri bir yorumla parlatmaya çalışarak yapaylaştırmışlar. Anarşi atmosferini bu kadar iyi yaratmışken allayıp pullamaya çalışmak filmin sıkça teklemesini sağlıyor. Zaten oyunculuklar kötü, sahneler bildik, olaylar ve tiplemeler klişe. Bir de üstüne sürpriz olması gerekenlerin çok belirgin olmasını ekleyince elde sadece yarışlar, motor sesi ve vahşi cinayetler kalıyor. Onların da hakkını veremeyen film yüz on bir dakikalık vasatlığa dönüşüyor. Distopya atmosferini iyi kurmuş ve vahşeti iyi yansıtmışken girilen olduğundan büyük görünme çabasına yeni düşüyor. Maskenin temsil ettiklerini işlemeye hiç gerek yok kısacası.

Ne kadar kötü ya da vasat olsa da “Death Race” serisinin çekildikçe izleneceği su götürmez bir gerçek. Kim ne yorum yaparsa yapsın ortada hiçbir kuralın olmadığı bir araba yarışı, metal müzik, bolca çıplak kadın, kan, cinayet ve kıyamet sonrası fonu var. İzleyip izlememe kararı bunlardan bağımsız olarak sadece Baltimore Bob’un tanımlamasında yatıyor: “Ölüm Yarışı sosyopat katillere göredir. Cesur olmalısın. Motor yağının ve yüksek oktanlı benzinin kokusu için yaşamalısın. Lastiğin asfalttaki sesine ve kanın ağızdaki tadına aşık olmalısın. Akşamları uyuduğunda, derin REM uykusuna daldığında, başının üstünden geçen kurşunların vızıltısı sana huzur vermeli.”  Çekici geldiyse izlemeden duramayacaksınız…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template