The Bronze : Madalyayı Boşver

Cuma, Ağustos 12, 2016 by Serkan Murat KIRIKCI
Şu sıralar olimpiyat heyecanı herkesi sarmışken spor filmleri biraz daha öne çıkıyor ve normalden daha fazla ilgi çekiyor. Madalyaya giden yolda yapılan fedakarlıklar ve başarı öykülerinin bolca anlatıldığına şahit olduk. Zafer anlarının o unutulmaz duygusunu hissettik ve hafızamıza kazıdık. Peki ya ondan sonrası? 2015 yapımı Amerikan işi “The Bronze” küçük kasabanın en başarılı sporcusunun erken emekliliği sonrası macerasını işliyor. Kasabanın gurur duyduğu bronz madalya sonrası kendini salıveren kahramanını anlatıyor.

“The Big Bang Theory”nin Bernadette’si olarak tanıdığımız Melissa Rauch’un senaryosunu eşi Winston Rauch ile kotardığı spor komedisi aynı zamanda oyuncunun yan rollerden baş role geçiş yapmasını da sağlamış. İlk denemesini yine eşiyle birlikte 2009’da kısa metraj komedi “The Condom Killer” ile yapan Rauch beğeni toplamıştı. İkinci denemesinde tamamen yaratıcılığını konuşturarak oynayacağı ana karakter odaklı bir senaryo yaratmakla kalmamış tamamen o karakter olmuş. Basit bir senaryo gibi görünse de başarılı bir karakter yaratımına şahit oluyoruz. Filmin yönetmen koltuğundaysa ilk uzun metrajına soyunan Bryan Buckley oturuyor. Kısa metraj filmleriyle tanınan Buckley, 2013 yılında “Asad” ile oscar adayı olarak adını duyurmuştu. Gary Cole, Thomas Middleditch, Sebastian Stan, Cecily Strong ve Haley Lu Richardson da Rauch’a eşlik eden oyuncu kadrosunun başını çeken tanıdık simalar.

Hope Ann Greggory ile tanışıyoruz... 2004 yılında jimnastik dalında bronz madalya kazanmış bir Amerikan kahramanı olarak yaşamını sürdürüyor. Küçük kasabanın gurur kaynağı olarak ona sunulan imtiyazlarla yetinen bir kadın. O başarının bedelini sakatlıkla ödeyerek sporu bırakmak zorunda kalmış. Hayata küsmüş, çoktan unutulmuş... Babasının evinde kalan ve şampiyonada giydiği eşofmanı üstünden çıkarmayan bir kadın... Adındaki “umut” onu çoktan terk etmiş. Antrenörünün intiharı sonrası işler değişiyor ve kendisini idol olarak gören genç bir jimnastikçiyi çalıştırırsa alacağı mirası düşünerek işe koyuluyor.

“The Bronze” vasat bir senaryoya sahip her şeyden önce. Her şey Hope üzerine kurulu ve Rauch’un “one man show” yapma çabasına hizmet ediyor. Kağıt üzerinde güzel bir plan olabilir ama peliküle yansıyan öyle değil. Rauch’un egosu diğer karakterlerin kartondan ibaret kalmasını sağlarken, yan öykülere de hiç girişmemesine sebep olmuş. Bir diğer sorun da böylece baş göstermiş. Türü meçhul bir filme dönüşmüş. Ne spor draması var ortada ne de komedi. Bu kararsızlık hali yüzünden sıkıcı bir hale dönüşen filmin elinde hiç bir kozu kalmıyor. İlk yarım saatte her şeyini öğrenip tanıdığımız karakteri 100 dakika boyunca izlemek zorunda kalıyoruz. Bu kadar iyi tanıyınca ne tepkileri, ne cümleleri ne de yapacakları bizi hiç şaşırtmıyor. Peki niye izliyoruz? Daha da önemlisi niye çekilmiş bu film? Bu soruların cevapları Rauch’un başarısızlığında saklı. Evet ana karakter önemlidir, filmin temelidir ve her şey onun üzerine inşa edilir. Ama çevresi onu destekleyen yan karakterler ve öykülerle donatılmalıdır. Donatamayınca sonuç böyle hüsran oluyor. 100 dakikalık film sanki 250 dakika gibi hissediliyor. Bunca şeye rağmen klişe ve ucuz bir finalle sabırlı izleyicisini de pişman ediyor.

“The Bronze” kötü senaryosu ile cepten yiyen filmlerden. İki jimnastikçinin ilginç figürler eşliğinde sevişme sahnesi dışında hiç bir komik an barındırmadan ite kaka zor ilerliyor. Olimpiyat ruhu ile olsun en azından yarışıyor denecek bir durum da yok ortada. Rauch’un kapanış şarkısında dediği gibi “madalyayı boşver”mek en iyisi...

0 blogger-facebook:

Yorum Gönder

Etiketler