♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Backtrack : Vicdan Katarı

“The Sixth Sense’i seviyorsanız bu film tam size göre” şeklinde tanımlanarak dikkat çeken ve yılın merakla beklenen filmlerinden birine dönüşen 2015 yapımı Avustralya işi mistik gerilim “Backtrack”, “Ölüm Treni” adıyla vizyonda... İşin içinde hastalarının hayalet olduğunu fark eden psikolog olunca ikinci kez “Altıncı His” deneyimi yaşamayı bekleyenlerin akınında...

Michael Petroni 13 yıl aradan sonra yeniden yönetmen koltuğunda. Senaryosunu da yazdığı romantik drama “Till Human Voices Wake Us” ile ilk sınavını başarıyla geçen Petroni, devamını uyarlama senaryolarla getirmişti. “Queen of the Damned” ve “The Dangerous Lives of Altar Boys”da iyi iş çıkarttıktan sonra tv’ye yönelerek tek sezonda kalan mistik gerilim “Miracles” tüm planlarını bozmuş olmalı. Beş yıllık aradan sonra mistik gerilim “Possession” ile geri dönen Petroni, “The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader”in senaryo ekibinde yer alarak hem üzerindeki pası attı, hem de uyarlama konusunda önemli isimlerden birine dönüştü. 2011’de “The Rite” ve 2013’de zirve noktası olarak “The Book Thief”... Haliyle bu başarının ardından yönetmen koltuğunu özlemiş olmalı. Özlemini giderirken Adrien Brody, Bruce Spence, Sam Neill, Robin McLeavy, Malcolm Kennard ve Jenni Baird’in başını çektiği iyi bir oyuncu kadrosu kurmuş. 

Psikolog Peter, trajik bir kazada küçük kızını kaybetmiştir. Acı ve suçluluk duygusu ile baş etmeye çalışan Peter, hastalarında karanlık duygular ve tuhaflıklar fark etmeye başlar. Parçaları birleştirince hastalarının 20 sene önce aynı gün ölmüş olan insanların hayaletleri olduğunu fark eder. Bu korkunç gerçek, Peter’ı geçmişte saklı kalmış sırları çözmek üzere sürprizlerle dolu bir yolculuğa sürükleyecektir.

Basit ama zekice kullanılan bir senaryo ile yola çıkan Petroni, suçluluk ve sorumluluk duyguları üzerinden kurduğu gerilimi sonuna kadar işletmekle yetinmeyerek filmi ticari açıdan daha üst seviyeye çıkarmak için eklemelerde bulunmuş. Ne oluyorsa da bu ekstra çaba yüzünden oluyor. İyi başlayan film ilk yarıyı sorunsuz atlatırken “altıncı his” ile benzerliğinin bulunmadığını gösterme sırasını da savıyor. Acılar çekmiş, kaybını bir türlü kabullenememiş ana karakterini derinleştirmek için ne gerekiyorsa hatta fazla fazla yapıyor. Kaş yaparken göz çıkaracak derecede yapınca ikinci yarı sorunlar yumağına dönüşüyor. Yavaşlayarak tempo kaybetmesine bir şey demeyelim tamam, tercihtir ne de olsa. Seyircinin hikayeye duyduğu ilgiyi kaybetmesine yol açıyor Petroni. Tüm hastalarının ölü olduğunu anlaması ile başlayan şaşırtıcı anların taçlandıramıyor, iyi kullanamıyor yönetmen. Çok klişe sahnelerle harcıyor. Ortada gerçekten gizemli bir hikaye var. Çıkış noktası da güzel. Seyircinin beklediği tüm gerilim öğelerine sahip. Sade şekilde işlense keyif yaşatacak konunun herkesi etkilemesini garantiye almak istiyor Petroni. Bu yüzden de derinleştireceğim derken yapaylaştırıyor. Bu kadar derine batınca da nefessiz kalıyor seyirci doğal olarak. Derinleştirdikçe beklentileri de yükseltiyor. Öyle bir final yapacak ki “vaaay be” dedirtecek gibi ilerliyor. Dedirtmemesi bir yana gerilimden drama dönüşerek tahmin edilebilir sönük bir final yapıyor. Oysa her şey basit... Herkesi hikayenin içine çekecek gizemi işlemeye odaklansa ve dram yerine gerilimi önceliğine alsa fazlasıyla yeterliydi. 

Prömiyerini yaptığı Tribeca Film Festivalinde beğenilen “Backtrack” yanlış pazarlamanın da etkisiyle seyircide yarattığı beklentinin altında kalan bir seyirlik. Mistik gerilim ile dram dengesini tutturamayarak dağılıyorsa da bulmaca meraklıları tadını çıkarabilir.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template