♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

At the Devil's Door : Kesişmede Fısıldanan

Tarihin en eski rekabetidir şeytan ile insan arasında geçen bitmek bilmeyecek mücadele... Yaratıcının yanından kovulunca düşman olduğu insanın aklını çekmek için her türlü numarayı deneyen şeytan çoğunlukla insanları ele geçirir ve kötülüğü ilk elden daha iyi yayma fırsatı bulur... Bazen de kendi tohumunu bırakmak ister dünyaya... “Rosemary’s Baby” ve “Omen” serisinde gördüğümüz şeytanın çocuğu meselesine uzun zaman sonra yeniden dönüyoruz... Bir kez daha deniyor şeytan, insan gibi olmayı... Haliyle de kapıya dayanıyor “At the Devil’s Door” ile... 2014 yapımı Amerikan gerilimi “Şeytanın Kapısı” adıyla vizyonda...

Korku gerilim türünün durmaksızın motor demesine rağmen yeni ve iyiyi bir türlü yakalayamadığı ortamda aynı adlı kısa filminden uzun metraj çıkartmıştı Nicholas McCarthy... 2012 yılının en çok beğenilen filmlerinden biri olan “The Pact” bildik bir konuyu işliyorsa da kurduğu atmosfer ve yarattığı gerilimle yönetmenin adını ümit vaat edenler listesine yazmamıza neden olmuştu... Yeni senaryosunu da kotardığı “At the Devil’s Door” ile ikinci uzun metrajına imza atmış oluyor... Oyuncu kadrosunu da tv destekli oyunculardan kurmuş...  Gençlerin gözdesi “Glee”nin yıldızı Naya Rivera, “Che” filmleriyle tanınan Catalina Sandino Moreno, “Awkward.”ın yıldızı Ashley Rickards ve “Missing” ile parlayan Nick Eversman kadronun öne çıkan isimleri... 

McCarthy şaşırtmayı seven bir yönetmen... Filmin resmi konusunun yine içeriğiyle çok ilgisi yok... Sonradan adının “Home” olarak değiştirerek izleyicisini neredeyse hiç ipucu vermeden buyur etmek istiyor... Konuyu okursanız lanetli ev gerilimi bekliyor sizi... Halbuki alakası yok... Filmini çok iyi başlatıyor McCarthy, iyi sahneler yaratıyor atmosferi ince ince işliyor ve günümüze geçiş yapıyor... Ne oluyorsa da ondan sonra oluyor... O başlangıcın filme hiçbir faydası olmadığını anlıyoruz... Kayıp kızın arada gözükmesiyle perili ev gerilimine göz kırpan yönetmenin asıl amacı ortalardan sonra ortaya çıkıyor... Senaryo ile mantıkla işi yok... Kurduğu sahneleri birbirine bağlamak için fazla kafa yormadan oldukça çalakalem bir konu var ortada... Bu yüzden ilk bölümden sonrası sürekli aksıyor ve temposuzluktan çekilmez oluyor... Enikonu şeytanın insan gibi olma isteği var ortada... Birini ayarlıyor ama başaramıyor... Emlakçı kızımız gelince tekrar deniyor ama onu da dolaylı yoldan yapmak istiyor nedense... Şeytanımızın vakti bol, sabırlı ve dolaylı yoldan çözüyor işlerini... İnsanı hamile bırakma konusunda kimseye ihtiyacı olmadığını bildiğimiz şeytanın gereğinden fazla sabırlı ve seçtiği kişiye aracı kullanarak ulaşmasında çok sorun yok aslında... Daha akıcı bir işleyişle belki hissetmezdik ama ağır temposuyla sıkıldıkça mantığımız devreye giriyor ve her şey iskambilden kale gibi dağılıyor... O saatten sonra şeytanın çocuğunu görsek ne olur, görmesek ne olur... Doğuştan kaybediyor ne de olsa gözümüzde... Sahne sahne bakarsak gayet iyi olan filmin bütünlüğü sağlayamaması yüzünden heba olması da kaçınılmaz oluyor... O sahnelerin de bir hükmü kalmıyor haliyle...

"Önemli olan döktüreceğim sahne, senaryo dediğin bahane" mottosuyla ilerleyen McCarthy’nin berbat finaliyle üzerine tuz biber ekmesi de fazla beklenmedik... En azından finaliyle bir sürpriz yapabilir ve her şeyi unutturabilirdi... Arada parlayıp sönen ve bolca esneten “At the Devil’s Door” başıboş gezinen şeytanına 91 dakikalık yoldaş arıyor ama şeytan bu, kandırmak için bekliyor!


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template