♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Gallowwalkers : Ölememe Halleri...

Vampir avcısı olarak tanıyıp sevdiğimiz Wesley Snipes’ın zombi avına çıktığı “Gallowwalkers”, fragmanı ve görselleriyle uyandırdığı meraktan sonra izleyicilerine kavuştu... Lakin bu kavuşmadan memnun ayrılmanın yolu yok... Sonuna kadar izlemekte mümkün değil ama sabırlı izleyiciyi de yılın en kötü filmlerinden birine şahit olma hali bekliyor...

Joanne Reay ile Andrew Goth’un üçüncü ortaklıklarında yönetmen koltuğunda yine Goth var... 1999 yapımı “Everybody Loves Sunshine” ile ilk yönetmenlik deneyimini David Bowie faktörüyle kazasız atlatan Goth, 2005’te geremeyen gerilim “Cold and Dark” ile kötü bir filme imza atmıştı... Yedi yıllık aradan sonra ikili daha stilize bir film yaratmak üzere yola çıkmış... Yanlarına da Wesley Snipes, Kevin Howarth, Riley Smith ve Patrick Bergin’i almışlar...

Reay ve Goath, aslında her yöne açık ve bolca olanak sağlayabilecek bir senaryoya girişmişler... Nereye çekilse ilgi çekebilecek bir konuyla, daha çok çizgi roman havasına yakın bir senaryo yaratmışlar ama iş peliküle aktarmaya gelince o kadar kötüler ki, özeti filmden iyi duruyor... 

Daha açılışla birlikte aslında ne izleyeceğimiz belli... İlk on dakikada neredeyse hiç bir şey olmaması, ağır planlar ve uzak çekimlerle desteklenmesiyle ilk cinayetlere tanık oluyoruz... Bir adam, zombileri öldürüyor, kestik... Başka bir ıssızlığın ortasında birileri bekliyor, bir fahişe yüzünden abuk sabuk diyaloglar derken anlıyoruz ki, hapisaneye götürülmek üzere tutuklular bekliyor... Adamımız uzaktan birini gözüne kestirip kurtarıyor ve kendine yardımcı yapıyor, kestik... Bir başka ıssızlık, derisiz bir adam çadırında, meydanda bir şerif ve arkasında boyunlarında iple hazır idamlık insanlar... Derisiz adam kendine deri buluyor, çıkıyor meydana esip gürlüyor, idam gerçekleşiyor o arada, kestik... Bu üç kesmeden bir bütün oluşturmak için beklememiz gereken süre en az bir saat... Ve sürekli neden diye sormak mümkün ama cevaplar şüpheli... Örneğin ortalıkta dolanan fahişe niye var, birbirinin kopyası sarı saçlı ve açık tenli insanlar kim, niye çölün ortasında o beyazlıktalar... Asıl sorulardan önce yan öykünün getirdikleri cevaplanmadığı gibi, mantık çerçevesine koymakta mümkün değil... Karakterleri tanımak falan hak getire zaten...

Meselenin özüne gelelim; meğer adamımız lanetliymiş, onun öldürdüğü ölmez geri dirilirmiş... Direk zombileşme hali değil, sadece göz bebekleri vampirleşme halinde olan bu geri dönen insanları yeniden avlama peşinde adamımız... Bu sefer kafalarını koparmak üzere düşüyor peşlerine... Lanetin sebebinin saçmalığının yanı sıra, tanrının verdiği bu lanetin çözümü olması gibi bir saçmalık daha mevcut... Ki, senaryoda mantıklı olan bir şey araki bulasın... E niye öldürmüş ilk başta derseniz, geçmişe dair sahnelerin klişesine toslamanız mümkün... Basit bir meseleyle (ki, filmde konuya dair hemfikir olduğum bir diyalogta mevcut) tüm filmi izlediğimizi anladığımız anda iş işten geçiyor...

Hadi senaryoyu anladık, yamalı bohça, zaten pek senaryoluk durumda yok ama kurgu ve görüntü yönetmenliğiyle işçilikte berbat... Lanet durumunu filmin ilk dakikalarından bilsek daha heyecanla izlerdik örneğin, geçmiş sahnelerini daha sonra da görsek olurdu... Western havası vermek için gösterilen çaba yerine, biraz daha uzak doğulu yönetmenlerin tarzına yaklaşılabilse, ya da çizgi roman uyarlaması gibi işlese hiç olmazsa seyir keyfi mümkün olabilirdi... Kötü kareler, tuhaf planlar derken göze de hitap etmiyor film... Oysa stilize bir iş çıkarılabilir, bir parça yaratıcılıkla kült bir film bile olması mümkün...

“Silahla yaşa. Silahla öl. Dahası için gel…” diyen “Gallowwalkers”, ucuz b-türü bile olmayı beceremeyen, yaratıcılık yoksunu, baştan ölü doğmuş berbat bir film...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template