♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Sinema Blogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema Blogları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Yazının Getirdiği: içerik Hırsızlığı

Çarşamba, Mayıs 23, 2012
Bloggerlık zor zanaattır diyorum hep… Sürekli uğraşan için, düzenli güncelleme yapan için profesyonelleşmenin eşiğinde yayın yaptırır, basit bir yazı yığınından yada toplama yazılar mekanından çıkarır herşeyi… İçeriğiniz özgünse, okurun ilgisiyle daha fazla motive olursunuz… İçeriğinizdeki herşeyi bir an önce duyurma hevesiyle daha fazla takip edersiniz kaynaklarınızı… Sürekli güncellendiğinizi gören okur, ilgisini eksik etmez ve sürekli desteklerse dilden dile yayılır ve kendi okur kitlenizi yaratırsınız… Kuşkusuz farklı yollarla da olsa böyle bir süreç izler her blog… Zamanla markalaşır… Bazen o markayı takip eden sadece okur olmaz, bizzat blog sahipleri de olur ki; yaygara da işte tam o anda kopar…

Herşey Pazar akşamı başladı… Yıllardır keyifle dinlediğim The Afghan Whigs, beş yıl aradan sonra yeni bir şarkı yayınlamış… Bende hemen sarıldım klavyeye, iki paragrafla durumu özetleyip, şarkıyı sizlere duyurdum…


O basit iki paragraf, öyle kalamadı… Pazartesi günü herşey hareketlendi… Facebook’ta arkadaş listemde olan Özlem Önal, yazarı olduğu “Megamaxmuzik” adlı siteyi duyuruyordu sık sık, beni de gruplarına eklemiş… Grup paylaşımının bildiriminde de Afghan Whigs döndü başlığını görünce, ne yazmış bakalım diye tıklayınca ne göreyim… Benim iki paragraf alınmış, altına Radyo eksen’den grubun tarihi eklenmiş olmuş size mis gibi yazı… Birde altına imza atılmış… Hemen gruptaki bildirimin altına yorum yazdım… Kaynak gösterin uyarısıyla… Sonrasında Özlem hanımla yazışmaya giriştik… Ama düzeltme gelmedi bu sürecin devamında, Salı’ya sarktı…

Yazışmalar aynen şöyle:

“hemen kaynak bilgilerini giriyoruz. Elinize sağlık çok güzel olmuş yazınız blogunuzu kullanabilir miyim kaynak belirterek? atlanmış kusurumuza bakmayın”

“kaynak göstererek dilediğinizi kullanabilirsiniz... atlamadığınız sürece sorun yok...”

Durum halen değişmeyince…

“Halen düzeltme yapmamışsınız, ya kaynak gösterin yada silin...”

Gelen cevabın ne derece samimi olduğuna dair yorumu size bırakıyorum…

“volkan çok önemliiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
2 gündür yazımın altına kaynak belirmemiz gerektiğini söylüyorum yoğunluktan hep kaynıyor, sitenin kötü reklamını yapıyor kaynağın sahibi. maille bilgileri yolladım lütfen ilgilen yada yazıyı kaldır. bende ondan aldığım ilk 2 paragrafı kaldırıp sana yollayım
bakın bende sizin gibi artık isyan ettim”

“sitenin kötü reklamını yapmıyorum... kendi hakkımı koruyorum ben yalnız... Kaynak falan göstermeyin, mevcut iki paragrafı kaldırın, başka yazıya da ilişmeyin...”

“tamam. yani sonuçta kötü konu olduğu için kötü reklam oluyor.şahsınıza değildi”

Ben bu yazışma sonrasında herşeyi çözümlediğimizi düşünmüştüm. Salı gününü de neredeyse böyle kapatıyorduk… Bu süreçte facebook ve twitter hesaplarımdan konuyu bildirerek sesimi duyurmaya çalışmam, sitenin yöneticisi Volkan Çelik’i kızdırmış meğer…


Önce çaldıkları yazının altına yorum yazarak saldırmaya başladı… Yayınlamadım ve facebook’tan kendisine ulaştım… Onları da fotoğraflarla belirtiyorum…




Tam yazı yazılırken, son cevabını da yazıp, engellemiş ki cevap yazamayayım, gruplarından da engellenmiş durumdayım. Lakin halen terbiyesizlik diz boyu. Ağzının açılmasıyla tehdit ediliyorum... Benim seviyeme inerse ne olacağını ise anlamıyorum... Cüretimi ise taşıdığım insani duygulardan ve koruduğum prensiplerimden alıyorum...

Cevabı burdan ileteyim arkadaşa...

"Amacım yaptığınız hırsızlığı ifşa etmek, ve yazdığım yazıyı, emeğimi korumaktır... 
Adam olmak gibi bir derdim yok, kendi doğrularımın ve hakkımın peşindeyim... Hayatımın hiç bir döneminde bu tür sıfatlarla işim olmadı, yine olmayacak... Kaldı ki, bu yazışmalardan görünen bana adam diyebilecek vasıfta biri yok karşımda…

Kişiliklerimiz de, yazışmalardan net görünmekte... Hangimiz sahte acaba? Merak ediyorum da... 

Sitemin değerinin düşüp düşmemesinin konuyla ilgisi yok... Kaldı ki, okurumu bilgilendirmekte görevim...

Terbiyesizlik kimin tarafından yapılıyor acaba? Ben kaçırdım arada sanırım... Sen gel yazıyı çal, sonra altına imzanı at... Yakalayıp, ifşa etmek midir terbiyesizlik... Hırsızlığa saygım olmadı ve olmayacak... 

Klavyemin başında yaklaşık 20 yıldır ne yaptığım ortada, o konuda müsterih olun... Birikimim de sitede net olarak görülmekte... Tabi siz karşınızda kim olduğunu, ne yaptığını bilmediğiniz birine verip veriştirme amacında olunca herşeyi gözden kaçırıyorsunuz...

Saygılarımla..."

KPK olarak, 14 Kasım 2006’dan bu yana kendi çizgimde yayınımı sürdürmekteyim… Bu süreçte yayını sadece kendi doğrularım üzerinden yapıyorum. Herhangi bir kişi yada kuruma saldırgan bir tutum içerisine girmedim, bu tür olayların içerisinde olmadım.

Sinema içeriğinde, kendi kıstaslarım oldu hep… Festivaller blogları görmezden geliyor, o halde bültenlerini yayınlamam dedim… Görmezden gelme tercihimi kullandım, bloğumu saldırı amacıyla kullanmadım. Başka mecralardan gelen bültenlerin yayınında da, hemen okura iletmeyi prensip edindim… Devamlılığı sağlamak adına bugüne kadar gelen “banner” reklam teklifilerini reddettim. Müzik içeriğinin, gerek yeni şarkı gerek yeni video klip yayınında her daim majör sitelerden bile önce kpk’da yayınlanmasını hiçbir yerde reklam etmedim. Bugüne dek hiçbir sosyal medya hesabımda, blogdaki yazılarımı birden fazla bile paylaşmış değilim. Takipçileri de sıkmamak adına, her yazıyı bir kez paylaşmaya özen gösteriyorum. Okurdan gelen övgü dolu maillerde, ne yapmak istediğimi net göstermekte…

Beş yaşını doldurmuş bir blog olarak, bugün “bodakedi” ve “kayıp paylaşımlar koleksiyoncusu” bilenler ve düzenli okurları için artık küçükte olsa bir marka. Bu etkiyi sağlamak, ancak ve ancak doğru yayın çizgisi ile gerçekleşebilir. “Film, dizi, müzik ve kitaplar üzerine yazılar diyarı” tanımının tam karşılığını her okur buldu ki, iletişime geçip her sabah gazetelerden sonra ilk tıkladığım site demekte… Bu yazıyla birlikte beş yılda blogda oluşan yazı sayısı: 2483… Bu yazıların içerisinde herhangi bir yerden kaynak göstermeden apartılmış, çalınmış yada değiştirilmiş hiçbir yazı bulunmuyor. Elimin, klavyemin değmediği ve dolayısıyla inanmadığım hiç birşey bu sayfalarda yer almadı ve yer almayacak…

Özellikle belirtmek isterim; kpk aynı zamanda Sinema Blogları Birliği, SİBB üyesi… SİBB’in de hassas olduğu içerik hırsızlığı konusunda bana verdiği desteğe de buradan teşekkür ediyorum.

Bugün herhangi bir blog sahibi olmak; maalesef herşeyin yanında, içerik hırsızlığı ile de başetmek zorunda kalmak demek. Bu yönde yayın yapmak ve hırsızları ifşa etmekte artık zorunluluk haline geliyor. Aksi halde, haklıyken haksız duruma düşüyor ve hakarete uğruyorsunuz… 

Son olarak, bu yazıyla rahatsızlık verdiğim tüm okurlardan da özür dilerim… Tüm bu yazılanlar ve aktarımlardan sonra karar sizin…

Sinema Bloglarının Festivallerden Çektiği!

Pazar, Mayıs 29, 2011

Artık sinemaseverler dergi almak, gazete okumak yerine blog sayfalarında geziniyor. Hem ortak zevklere sahip fikirleri okuyor, hem de onların tavsiyesiyle yeni şeyler keşfediyorlar. Mutlaka takip ettiğiniz sinema blogları vardır. Her birinde türlerine göre sıralı filmler, vizyona endeksli olmayan konular başta olmak üzere lafı eveleyip gevelemeden iyi yada kötü diye ayırt ederek keşfedilmeyi bekleyen filmler yer alıyor. Üstelik gayet samimi ve okura daha yakın yazılar bunlar. 2006’dan bu yana benimde bir sinema blogum mevcut. Kayıp Bakışlar Koleksiyoncusu adıyla  bodakedi.com  adresinde ikamet etmekte ve kendi çapında bir izleyici kitlesine sahip. Adresin sinemayla alakası olmaması sebebiyle biraz daha zor ulaşılmakta ama diziler ve filmler başta olmak üzere yazdığım herşeyi ihtiva ediyor. Bunu belirtmemin sebebi içerden gözlem yapmak, onu da belirteyim…

Sinema blogları gün geçtikçe güçleniyor ve kitlesi büyüyor. Birde aralarındaki paslaşmalar dolayısıyla geniş bir hazine konumunda. Tamamen gönüllülük esasıyla ticari hiçbir olgu taşımayan blogların yükselişi, tüm bunlara rağmen görmezden geliniyor ki, derdimiz de tam olarak bu…

Sinema Blogları, hiç ciddiye alınmıyor değil. Bültenler, haberler düzenli şekilde ulaştırılıyor. Orda sorun yok… Ama iş festivallere gelince ses seda kesiliyor. Bir reklam faaliyeti olarak bloglardan eti sütü ne varsa faydalanan sektör, söz konusu festival olunca üç maymunları oynuyor. İlginç olan ise o festivallerin duyurularının yine bloglar tarafından yapılması. İstanbul Film Festivali 30. Kez düzenleniyor ama basın davetlileri içinde blogger barındırmıyor. Sadece o değil hiçbir film festivalinde blogcu kaale alınıp davet edilmiyor. İş duyuru olunca ne kadar çok yerde yayınlanırsa o kadar iyi şekilde yüksek pr’lar için başvurulan blogçular festival konuğu olamıyorlar nedense… Peki kimler var… Gazeteleri temsilen isimler, dergilerde yazanlar ve TV’de program yapanlar. Blogcuların onlardan bir farkı var mı? Elbette yok… Peki neden yoklar? Cevap yok…

Blogcular davet edilse ne olacak… Farkındalık yaratacak, renk katacaklar. Giderek yükselen bir mecra ve yüksek okunma oranıyla tamamen özgür kalemler olsalar da blogculara tek bir gözle bakılıyor… Dünkü çocuklar… Kimlikleri meçhul, üç beş film izleyip kendilerini sinema eleştirmeni sanan tipler oalarak görülüyor… Ama öyle değil. Biraz araştırınca ben uzmanım diyenin bile bilmediği şeyleri öğreneceği bloglara, yazılara ulaşmak hiçde zor değil. Kaynaklık edebilecek çok yazı mevcut blog dünyasında…

Festivallere katılım konusunda tespit yapalım… Katılanlar ne yapıyor. Sürekli film izlemekten ve hepsini izlemeye çalışmaktan helak olup iki satır yazabiliyorlar… Dönüp bakın bundan önceki festivallerde ne olduğuna. Basılı sinema dergilerimiz festivalin seçkisini verip, iki satırla filmlere değiniyor hepsi o… Sonrasında bir festival değerlendirmesi falan görmek mümkün değil. Geniş konuk pastasından faydalanıp sonraki sayıları için röportaj yapmaktan başka bir işe de yaramıyorlar. Bunun yanında hiçbir festival hakkında bu konuk kitlesinin herhangi bir olumsuz cümlesini görmekte mümkün değil… Hal böyle olunca festivallere basın takipçisi olmak alan memnun, satan memnun ilişkisine dönüyor. Ortada eleştiri de yok…

Peki Blogcular katılırsa ne değişecek… Blogların taşıdığı özgür ruh sebebiyle isyan edecekler, kötüyü eleştirecekler, kimi şeylere isyan edecekler. Elbette bu festival komitelerinin hoşuna gitmiyor. Bu yüzden de blogcular görmezden geliniyor.

Blogculardan reklam panosu gibi faydalan ama iş festivale davet edilmek olduğunda görmezden gel düsturu değişmeli bir an önce. Sürekli okurlar bilirler, bu köşede sürekli hiçbir kaygı taşımadan festivallerdeki sorunları, yapı bozukluklarını dile getiriyorum. Kendimi anlatmama gerek yok. Festivallere basın takipçisi olmak söz konusu olduğunda oluşan durum şu… Dergi kanalıyla başvuru yaptığımda derhal cevap alıp, ilgi ve alakayla karşılanırken, blogcu olarak başvuru yaptığımda cevap gelmesi bile mucize. Ben aynı ben ama dergi editörüyken buyrun, hoşgeldiniz… Blogcu kimliğiyle, pardon siz kimsiniz… Bu standartların bir an önce değişmesi gerekiyor…

Film Festivalleri; duyurularında, reklamlarında faydalandığı blogcuları sonra bir kenara fırlatarak hiçbir şey kazanmıyor. Bırakın artık festivali sokağa indirdik, şehri filmle doldurduk klişelerini… Festivali okurlarına getirin… Bundan kazanacak olan da yine sizsiniz… Çünkü blogcu filmleri izler izlemez hemen sayfasına koşacak, ne varsa yazacak hemde günübirlik. Okurun festival ruhunu hissetmesini sağlayacak… Reklamsa daha büyük reklam işte, daha ne olsun…

Sinema bloglarının festivaller başlayana kadar kullanılıp, sonra bir kenara atılmasının, etinden sütünden faydalanılmasının bir sonu gelir umarım. Herkesin görmezden geldiği blog gerçeği büyümeye devam ederken unutulmamalı ki, gelecek o sayfalardan okunacak…

Sinemalife'ın Mayıs sayısında yayınlanmıştır...

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template