♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Fırtına Kız: Tabulara Rövaşata

Cumartesi, Ağustos 22, 2026

Kadın voleybol milli takımımızın başarıdan başarıya koşması hepimizi sevindirirken birilerinin zoruna gidiyor. Ülkenin en popüler sporu futbolda yanına yaklaşamadığımız başarıların küçük kızları voleybola çekmesine katlanamayan bir kitle var. Bir kısmını futbola çekmek için yapılan çalışmaların meyvesi bir film var karşımızda: Fırtına Kız. 2025 yapımı film vizyondan sonra Amazon Prime platformunda yerini aldı. 30 Ocak’ta vizyona giren film yedi haftalık macerasını 19.839 seyirciye ulaşarak noktalamıştı. Seyirciden ilgi görmeyen her filmin kaderini yaşayarak platform kataloğunda yerini almış oldu. Daha fragmanından bile ne kadar kötü olduğu bu kadar belli filmi izleme isteğini yaratan yegane şeyin futbol sevgisi olduğunu en baştan belirteyim de öyle ilerleyelim. Filmin nasıl doğduğu ile başlayalım hatta.

Hikâyenin ardından spor gazetecisi Haluk Kesim var. Tercüman gazetesine verdiği röportajda gerçek bir hikâyeden yola çıktığını belirterek şöyle diyor:  “Bu hikâye, bundan iki sene önce Türkiye Futbol Federasyonu’nun kadın futboluyla ilgili düzenlediği bir çalıştayda başladı. Ben de o çalıştaya katıldım. Kadın futboluyla ilgili bir şeyler yapmak istiyordum. Herkes “Kadın futboluna ilgi yok, kadın futbolu için ne yapabiliriz” derken söz aldım ve “Merak etmeyin, ben size söz veriyorum, kadın futboluyla ilgili bir film yapacağım” dedim. O an herkes çok yükseldi, hikâye herkesi heyecanlandırdı ama sonrasında kimse yardım etmedi, kimsenin ilgisi ve alakası olmadı. Bunun ardından bu hikâyeyi yazdım. Yazdıktan sonra ilk olarak sevgili Bilal Kalyoncu’yla temasa geçtim ve hikâyeyi ona götürdüm. Bilal Kalyoncu ve Özgür Bakar sinopsisi okudular ve inanılmaz beğendiler. Beğendikten sonra hikâyeyi biraz daha genişlettik ve bu bir gerçek hikâyeye dönüştü. Biz bunu hem kadın futbolunu anlatan hem de bir kadın hikâyesi olan bir film yapmak istedik. Çünkü kadın futbolunda inanılmaz bir acı, üzüntü, dert ve sıkıntı var; kadınların çektiği çok fazla zorluk var. Kadınların kendini gösteremediği bir alan aslında. Oysa dünyada kadın futbolu hiç de önemsiz bir şey değil. Mesela Amerika’ya gidin; 70 bin kişilik statlar doluyor. Bizde erkek futbolunda bile bu olmuyor. Bu yüzden bu hikâye böyle başladı. Özgür Bakar ve Bilal Kalyoncu’nun da buna inanmasının ardından, bir kadın hikâyesi ve kadın futbolu hikâyesi yazmaya başladık. Hikâye iki ikiz kardeş üzerine kurulu. Babaları futbolcu ve bu genler erkeğe değil, kıza geçiyor. Kız müthiş bir futbolcu. Ama biz orada yaşanan baskıyı, üzüntüyü ve aslında o karmaşayı anlatıyoruz. 

Fırtına Kız, hayali futbolcu olmak olan yetenekli bir genç kızın, kız çocuklarını eve kapatıp erken yaşta evlendiren geleneksel düzene karşı verdiği direnişi konu alıyor. Zeynep, Diyarbakır’ın “en yetenekli ama en şanssız futbolcusu” olarak anılan babası İsmail’in tüm yeteneklerini miras almıştır. Ancak yetenek tek başına yeterli değildir; Zeynep’in hayallerine ulaşabilmesi için önce fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Bu mücadele yalnızca onun değil, aynı zamanda bir suçu Zeynep’in yerine üstlenip hayatına son veren kardeşinin de mücadelesidir. Oğlunun değil, kızının futbolcu olmak istediğini öğrenen İsmail’in yaşadığı ikilem, Zeynep’in zorla evlendirildiği düğünden kaçışı ve sonunda Milli Takım formasıyla sahaya çıkışı, sadece onun değil, birçok kız çocuğunun yoluna umut ve cesaret ışığı yakar.”

Haluk Kesim’in hikâyesiyle başlayan iş adını daha önce hiç duymadığımız Esen Ali Bilen’in senaryosuna dönüşmüş. Yönetmen koltuğundaysa adını vasat filmlerle duyduğumuz Hasan Doğan oturuyor. Çalakalem yazılmış klişe filmlerin yönetmeni olarak aynı yıla üç dört film sığdırabilen Doğan, televizyon izleyicisi için bol müzikli, duygulu filmler üretiyor. 2019’da komedi “Geçmiş Olsun” ile ilk gişe sınavında yaklaşık 35 bin seyirciye ulaşan Doğan, 2025 Temmuz’unda “Gelenek Görenek” ile verdiği ikinci sınavında neredeyse tarihe geçmişti. Bülent Emrah Parlak, Didem Balçın, Bahar Şahin ve Mekin Sezer’li kadrosuyla yalnızca iki hafta vizyonda kalabilmiş ve 3043 izleyiciye ulaşabilmişti. Meğer bunlar iyi günleriymiş. Ağustos 2025’te vizyona giren “Aşk Sokakta” üç haftalık macerasını 2950 seyirciyle noktalamıştı. Bu hezimetlere rağmen halen film yönetmesinin değerlendirmesini size bırakayım. Tüm bunlara rağmen 13 film yönetmiş bir isim Hasan Doğan. Televizyon filmleriyle devam ediyor zaten motor demeye. Hani Now’da yayımlanan şiveli kasaba komedileri var ya, o filmlerle. Senarist ve yönetmenin zayıflığını kadro ile giderme yoluna gidilmiş. Sevilen oyuncular Cihangir Ceyhan ve Burcu Kara kadronun ana çekirdekleri. Genç yetenek Can Bartu Aslan kadronun şaşırtıcı sürprizi. Nasıl ikna olduğunu anlayan beri gelsin. Gerisi vasat filmlerin kadrolu isimleri: Kemal Uçar, Duygu Paracıkoğlu, Timur Ölkebaş, Mehmet Ali Kaptanlar. Filmin başrolündeyse dizilerle tanınan 2001 doğumlu Eylül Ersöz var. Tarihi görevle, önemli misyonla çekilen bir film için hayli zayıf bir künye olduğu aşikâr.

Gelelim filme. Konuyu bültenden alalım: “Fırtına Kız, hayali futbolcu olmak olan yetenekli bir genç kızın, kız çocuklarını eve kapatıp erken yaşta evlendiren geleneksel düzene karşı verdiği direnişi konu alıyor.” Kızımızın adı Zeynep. Ufak bir şov yaptığı sahne ile ekmek alıp eve dönüşüne şahit oluyoruz. Aksak babasını tanıyoruz sonra. Diyarbakır’ın en yetenekli ama en şanssız futbolcusu olarak nam salmış Fırtına İsmail. Şimdinin topal İsmail’i olduğu için işsiz, parasız. Kurtuluşu da sürekli seçmelere götürdüğü, futbolcu olmasını umduğu Ömer’de arıyor. Lakin Ömer hem yeteneksiz hem de futbolcu olmak istemiyor. Derken olaylar gelişiyor. Ömer, aslında yazar olmak istiyorum diyerek kendini asıyor. Acı henüz tazeyken doğunun adetleri gereği Zeynep’i borca karşılık istemeleriyle çıkışsız kalan aile ve Zeynep için tek kurtuluş futbol haline geliyor.

Fırtına Kız, berbat diyarbakır şivelerinin havada uçuştuğu bir müsamere. Bir türlü o amatörlüğü es geçip filme inanmak mümkün olmuyor daha en baştan. Ceyhan ve Kara çabalasa da geri kalan kadronun berbat oyunculuğunu da üstüne ekleyince korku ve ürperti hissi doluyor insanın içine. Bunlarla da kalmıyor. Diyaloglar o kadar yapay, o kadar mesaj içerikli ki her cümlenin anlamlı olmasına gösterilen çabanın seyirciyi iteceğini kimse düşünememiş. Konu zaten berbat. Çalakalem yazılmış senaryonun mantık dışılığı kahkaha attırıyor artık, o derece. İsmail’in topal diye iş bulamaması, Ömer’in bir anda yazar olma hayali, anne Havva’nın sadece diyaloglarla varolması, Şenol hocanın bir anda kilit role bürünmesi… Say  say bitmeyecek bir mantıksızlık deryası… Karakter yaratma denen şeylerden zaten haberleri yok. Diyarbakır deyince aklınıza gelen ne kadar gelenek ve tabu varsa hepsi işleniyor. Kadrajlar, slow motionlar, son ses müzikler derken işleyiş televizyon dizileri gibi. E geriye ne kaldı.  

Berbat senaryosu, kötü oyunculukları, sürekli mesaj verme kaygısıyla ver müziği, ver coşkuyu düsturuyla çekilmiş eski kafalı bir film Fırtına Kız. Yıl 2026 olmuş. Klişelerle dolu kamu spotu ile kimseye ayar vermenin alemi yok. Tabulara rövaşata atmaya gerek yok. Basit bir çalım yeterli. Sadece samimi gerçekler umut ve cesaret ışığı yakar.


The Last House: Sular Seller Gibi Mahsur

Perşembe, Ağustos 20, 2026

Giderek zayıflayan Netflix kataloğunun Ağustos ayı itibariyle ağır topu fragmanıyla yarattığı merak duygusuyla hayli beklenti yarattı. 7 Ağustos’ta yayıma giren “The Last House” bizdeki adıyla “Son Ev” kısır yaz sezonunun etkisiyle kısa sürede top 10 listesine girmekle kalmayıp ilk sıraya demirledi. Bir süre daha ilk sırada kalacak gibi görünen filmin yankıları sosyal medyayı meşgul ediyor. Peki karşısında geçirilen 112 dakika neler vaat ediyor derseniz böyle buyrun…

Öncelikle künyeye bakmak farzdır. Bakar bakmaz şaşırıyoruz. Senaryoyu tanıdık bir isim kotarmış. Ricky Gervais ile birlikte çalışan, iyi komedyen olarak bildiğimiz Matthew Robinson. Gervais ile birlikte yazıp yönettikleri “The Invention of Lying / Yalanın İcadı” ile 2009’da tanıştığımız Robinson’un kariyeri komedi ile devam etmişti. İki dizi ile fantastik dramalara göz kırptıktan sonra 2014’de “Jerked” çılgınlığında imzalardan biri onundu. Altın Küre ödüllerinin şakalarındaki payının ardından 2019’da “Dora and the Lost City of Gold / Dora ve Kayıp Altın Şehri”nin kahkaha yükünü de o çekti. Bir yıl sonra gençleri yakaladı diyebileceğimiz “Love and Monsters / Aşk ve Canavarlar”ın ardından verdiği aranın ardından başka biri olarak döndü diyebiliriz. Bunu söyleten de 2025’e bıraktığı imza “Good Luck, Have Fun, Don't Die”. Gore Verbinski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu film çok sevilesi bir tür kırmasıydı. Bilim kurgu ve gizeme böylece bulaşmış olmalı Robinson. Huylu huyundan vazgeçmez dedirten “4 Kids Walk Into a Bank”ı analım son olarak. Henüz izleme fırsatı bulamadığımız komedi bu yıla bıraktığı ikinci imza. Yani bir komedyenin mistik, korku, gerilim, bilim kurgu ve psikolojik gerilim harmanı filme imza atmasına şaşırıyoruz. Gelelim yönetmen koltuğuna… Tempolu aksiyonların tercih edilen isimlerinden Louis Leterrier yabancısı olmadığı Netflix için motor demiş. Klip yönetmenliğinden Luc Besson desteğiyle sinemaya geçiş yapan Leterrier, pek alışık olmadığımız bir başlangıç yapmıştı. 2005’te iki uzun metrajla tanışma faslını hızlı geçmişti. “Unleashed / Kır Zincirlerini” ve “Transporter 2” tamam ahım şahım filmler değildi ama tempoyu estetize etmesiyle sivrilmişti. Sonrası yürü ya kulum... 2008’de “The Incredible Hulk”, 2010’da “Clash of the Titans / Titanların Savaşı”, 2013’de “Now You See Me / Sihirbazlar Çetesi” derken gişe blockbuster sınavlarını vermiş oldu. 2016’da kısa film “The Delivery”, vasatlarda kalan komedi “Grimsby”, iki yıl sonra tek sezonda kalan dizi “Tycoon” derken ilk Netflix projesinin yönetmen koltuğuna “The Dark Crystal: Age of Resistance” ile oturması bugünlerin habercisi. İkinci adım “Lupin” oldu elbette. 2022’de “Loin du périph / Zoraki İkili” ile sanki heyecanını yitirmiş gibiydi ya da fazla klişeye bulanmak risk almaktan daha cazip gelmiş olmalı. Bir yıl sonra “Fast X / Hızlı ve Öfkeli 10”da da aynı kafadaydı. Üç yıl sonra kendisini yine Netflix filminde bulması elbette sürpriz değil. Filmin konusu düşünüldüğünde doğru isim olduğunu söylemek mümkün. Ağırlıklı olarak tek mekanda geçen bir film için onun dokunuşlarına ihtiyaç var nihayetinde. Oyuncu kadrosuna gelince de şaşırıyoruz. “O Agente Secreto / Gizli Ajan” ile geçtiğimiz yıla unutulmaz bir performans bırakan Wagner Moura, 20 yıldır tırnaklarıyla kazıya kazıya gözümüzün önünde ödüllük oyuncuya dönüşen Greta Lee çiftine Riley Chung, Noah Alexander Sosnowski ve Emma Ho eşlik ediyor. Nedense uzakdoğu ağırlıklı bir aile tercih edilmiş. Amerika’da olsak da bu tür şeyler beyaz Amerikalıların başına gelmez zihniyeti başrolde. Künyeye de hakim olduğumuza göre gelelim artık filme.

“The Last House” çok basit bir ana fikirden yola çıkıyor. Sonrası aynı basitlikte geliyor zaten. Daha fazlasına ihtiyaç yok. Olması gerekmediğini de bir şekilde veriyor. Zira hayli basit bir formül bu işte. Şiddetli bir yağmurun yağdığı gün nedeni bilinmeyen bir şekilde herkes evde mahsur kalıyor. Ne kapılar açılıyor ne pencereler. Dışarı çıkmanın imkansız olduğu durumda çekirdek bir aile hayatta kalmaya çalışıyor. Robinson’un senaryosu hayli ritmik ve tempolu. Her şeyi bir gizemle başlatıyor ama üzerine düşünmemizi, teoriler üretmemizi istemiyor. Acaba neler olacak merakı ve dürtüsüyle seyircisini ekrana bağlıyor. Zaten serde pandemi dönemi olduğu için konu aslında hayli tanıdık öte yandan. Hepimiz mecburen evde kaldık ve ruh sağlığımızı korumaya çalıştık o kapalı kaldığımız evlerde sonuçta. Bu tanıdıklık, çocuklar derken ailenin güçlü kalması zorunluluğuyla yarıya kadar hızlıca ilerliyor “Son Ev”. Kusurları da böylece başlıyor. Bir anda kendini bir bilinmezin ortasına bulan dört kişilik bir aile haftalar, aylar, yıllar olmuş mücadele edeceğiz, hayatta kalacağız dürtüsüyle ilerliyor. Hiçbir teori üretmiyorlar. Dışarıya niye çıkamadıklarını hiç sorgulamıyorlar. İçeride olduğu müddetçe, hayattalarsa sorun yok rahatlığıyla yaşıyorlar. Bu sorgulama eksikliği ilk hüsran oluyor. Anlıyoruz ki film bir final yapacak ama hiçbir soruya cevap vermeyecek. Merak ettiğimizle kalacağız. İkinci hüsransa bunca şeyin arasında işin dramatik yanına hiç girişmemesi. Senaryonun aile bağlarıyla, zorluklarla hiç işi yok. Daha pozitif olmayı seçmiş nedense. Olası ihtimal üzerinden bir sahne ile kısaca geçiştirilen ve sonuca bağlanmayan bir yan yol var sadece. Ölen köpekleri üzerine diyerek spoilersız geçip gidelim. Diğer hüsranları da tek başlıkta toplayalım: Klişeler. Zaten bir netflix yapımından yenilik beklemiyoruz ama iki gram şaşırsaydık. Bazı şeyleri mantığımızla onaylasaydık. Tam da burada hakkını verelim. Final için gerekli adımların biraz mantık dışı olmasına itiraz edecek hal bırakmıyor Robinson ve Leterrier. Yarıdan sonra sarkmalar, sünmeler olsa da tempoyu elde tutmayı başarıyor Leterrier. Ve beklendiği gibi soruların hiçbirine cevap vermiyor. 

Basit bir fikirden yola çıkarak klişelerle ilerleyen “The Last House”, soruları cevapsız bırakarak tatmin etmekten uzak bir film nihayetinde. Bunca izledikten sonra en kötü cevap bile iyidir derken bulmayın kendinizi diye ailenin kutsallığına sarılıyor. Cevaplar kimin umurunda canım… Aile mücadeleyi kazanıp sevinçle kucaklaştıktan sonra kimin umurunda…



Ayrıntı Yayınları’ndan Ağustos Yenileri

Çarşamba, Temmuz 29, 2026
Ayrıntı Yayınları Ağustos ayını üç kitapla karşılıyor. Adam Phillips’in arzularımıza ve korkularımıza dair paradoksları ortaya çıkarmak için edebiyatı, masalları, sanat eserlerini ve vaka çalışmalarını incelediği “Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet” ayın okunmadan geçilmeyecek kitaplarından biri. Alın listelerinize ve Phillips’in sorduğu sorulara dürüstçe cevap verin. Mini Kitaplar dizisinin yenisi de muzdarip olduğumuz konuya ışık tutuyor: Can Sıkıntısı. David Lodge’un okurunu modern zaman efsanelerinin üretildiği televizyon camiasına buyur ettiği romanı “Terapi” de konusuyla dikkat çekiyor. Üç kitabı da incelemeye buyurun diyerek pası bültene atıyorum.
 
 
Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet - Adam Phillips
“Hiçbir şey bizi aşırılıktan daha aşırı yapmaz; hiçbir şey bizi diğer insanların yemeğe, alkole, paraya, uyuşturucuya veya şiddete olan aşırı iştahına karşı daha cezalandırıcı, daha onaylamaz, daha fazla iğrenir hale getirmez; hiçbir şey bizi diğer insanların siyasi ideallere veya dini inançlara olan aşırı bağlılığından daha fazla korkutmaz, daha fazla öfkelendirmez, daha fazla umutsuzluğa sürüklemez.”

Phillips bu çalışmasında arzularımıza ve korkularımıza dair paradoksları ortaya çıkarmak için edebiyatı, masalları, sanat eserlerini ve vaka çalışmalarını inceliyor. Ve şu sorular üzerinde akıl yürütmemizi sağlıyor: Yeterlinin gerçekten yeterli olduğunu nasıl anlarız? Aşırıya kaçmanın doğru olduğu zamanlar var mıdır? Külkedisi’nin en büyük sorunu neden prens değil de diğer kadınlardır? III. Richard’ın kendi çaresizliğine dair öfkesi bize kendi arzularımız hakkında ne anlatabilir? Aşırılıklara karşı çok mu takıntılıyız? Çocukluk bize kötü davranışlar hakkında ne öğretebilir? Ve sadece mutlu mu olmalıyız, yoksa mutlu olmaktan daha fazlası mümkün mü?

Aşırılık Üzerine, Phillips’in birbirinden farklı fikirleri aydınlatıcı ve temel unsurlara dönüştürme konusundaki ustaca yeteneğini gösteriyor.
Orijinal Adı: On Balance / Çevirmen: Aydın Çavdar / Dizi Adı: Lacivert / 240 sayfa / 320 TL


Can Sıkıntısı - Barbara Streidl
Kim daha önce can sıkıntısıyla boğuşmamıştır ki? Can sıkıntısı tam anlamıyla zaman kaybının en belirgin örneği olarak görülür; “sıkıcı” ifadesi ise çoğu zaman monotonluk ve sıradanlıkla ilişkilendirilir. Oysa can sıkıntısı ilk bakışta verimlilik anlayışımızla çelişiyor gibi görünsede, önemli düşünsel kıvılcımlar yaratabilir ve yaratıcılığımızı besleyebilir.

Üstelik hiçbir şey yapmamak, hayallere dalmak ve dinlenmek arasında bir yerde duran buolumlu can sıkıntısı haline izin verenler, zamanı sürekli en verimli şekilde kullanma baskısınınhükümsürdüğü gündelik yaşam karşısında daha güçlü durabilirler.

Barbara Streidl, yalnızca 100 sayfada, pek de sevilmeyen bu ruh halinin son derece ilham verici bir portresini çiziyor.
Orijinal Adı: Langeweile. 100 Seiten / Çevirmen: Levent Tayla / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 100 sayfa / 150 TL

 
Terapi - David Lodge
İyi İş’te bizi üniversite kampüsünün kaynayan küçükdünyasında dolaştıran David Lodge, bu kez modern zaman efsanelerinin üretildiği televizyon camiasına buyur ediyor. Milyonlarca kişinin izleyip, kahkaha efektli komutlarla nelere gülmesi gerektiğini öğrendiği bir sitcom’un senaryo yazarının bireysel öyküsü aracılığıyla çağımızdaki yeni insanlık hallerinden bir “terapi” hikâyesi anlatıyor bize.

Laurence “Tubby” Passmore yarışı kazanmış, hiçbir sorunu olmayan başarılı bir adamdır görünüşte. Bol parası, istikrarlı bir evliliği, kendi hayatlarını kurmayı başarmış iki yetişkin çocuğu ve “platonik takıldığı” bir sevgilisi vardır. Ayrıca Londra dışında muhteşem bir eve ve rüyalarının arabasına da sahiptir. Yegâne sorunu bir gün dizine ansızın saplanıveren, bir daha da onu hiç terk etmeyen ve çaresi de bir türlü bulunamayan menşei belirsiz bir ağrıdır... Zira bütün kazanılmış ödüllere rağmen Tubbymutsuzdur; ne fizyoterapi ne aromaterapi, ne bilişsel davranış terapisi ne de akupunktur derdine devadır. Depresyon, anksiyete, panik atak ve uykusuzluk yakasını bırakmamaktadır.

Günün birinde tesadüfen tanıştığı varoluşçu filozof Kierkegaard’ın yapıtlarına gömülür, “tatmin edici düş kırıklıklarını” öğrenir, filozofun memleketi Danimarka’ya bile gider... Yeni saplantısının heyecanıyla yaşarken felaketler silsile halinde dört bir yandan üstüne saldırmaya başlar. Gerek özel hayatında gerek meslek hayatında ansızın patlak veren sorunlar yüzünden Tubby bundan böyle bir de “seksin, tenisin ve kariyerin olmadığı bir hayata” mı mahkûm olacaktır yoksa?
Orijinal Adı: Therapy / Çevirmen: Meram Arvas / Dizi Adı: Edebiyat / 400 sayfa / 500 TL



Marjane Satrapi'den İran Direnişinin Çizgilerle Yazılmış Hafızası: Kadın, Yaşam, Özgürlük

Salı, Temmuz 28, 2026

Persepolis'in dünyaca ünlü yaratıcısı Marjane Satrapi'nin editörlüğünde hazırlanan “Kadın, Yaşam, Özgürlük”, Mahsa Amini'nin ölümünün ardından başlayan İran protestolarını tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla anlatan çarpıcı bir grafik roman.

Karakarga Yayınları etiketiyle yayımlanan Kadın, Yaşam, Özgürlük, 2022 yılında Mahsa Amini'nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitirmesiyle başlayan ve tüm dünyada yankı uyandıran protesto hareketini, gazeteciler, tarihçiler, siyaset bilimciler ve çizerlerin ortak çalışmasıyla kayıt altına alıyor. Marjane Satrapi'nin editörlüğünde hazırlanan eser, bir protesto hareketinin ötesine geçerek İran'ın yakın tarihini ve kadınların özgürlük mücadelesini kapsamlı bir perspektifle ele alıyor.

Yaklaşık yirmi çizerin katkısıyla hazırlanan kitap; Mahsa Amini'nin hikâyesinden protestoların yayılışına, ahlak polisinden Evin Hapishanesi'ne, sansürden kadın hakları mücadelesine kadar birçok başlığı grafik roman diliyle anlatıyor. Çizgiler ve tanıklıklar aracılığıyla okur, İran'da yaşananların ardındaki tarihsel ve politik arka planı bütünlüklü biçimde görme imkânı buluyor.

Dünyada büyük ilgi gören Persepolis ile İran'ın sesini milyonlarca okura ulaştıran Marjane Satrapi, Kadın, Yaşam, Özgürlük ile bu kez kolektif bir hafızaya öncülük ediyor. Gazetecilik, tarih ve çizgi romanı bir araya getiren eser, yalnızca İran'daki bir direnişi değil; özgürlük, eşitlik ve insan hakları mücadelesinin evrensel hikâyesini anlatıyor.

Arka Kapak Yazısı:
KADIN, YAŞAM, ÖZGÜRLÜK
İRAN
İRAN’DA YİRMİ YAŞINDA OLMAK VE KADIN HAKLARI İÇİN ÖLMEK

16 Eylül 2022’de İran’da Mahsa Amini, başörtüsünü “uygun şekilde” TAKMADIĞI gerekçesiyle ahlak polisi tarafından DÖVÜLEREK hayatını kaybetti.

Onun ölümü, ülkenin dört bir yanında protesto dalgalarını tetikledi ve bu dalga kısa sürede, eşi benzeri görülmemiş feminist bir harekete dönüştü.

Marjane Satrapi, siyaset bilimci Farid Vahid, usta gazeteci Jean-Pierre Perrin ve tarihçi Abbas Milani ile birlikte, çizgi roman dünyasının en büyük on yedi ismini bir araya getirerek, İran için —ve hepimiz için— büyük önem taşıyan bu tarihi olayı anlatıyor.
 
Kadın, Yaşam, Özgürlük / Marjane Satrapi
Orijinal Adı: Femme, Vie, Liberte
Çevirmen: Zehra Gül Köroğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 272
Fiyatı: 980 TL


Frankie: Hayattan vazgeçmiş bir adamı, yaşamayı seven bir sokak kedisi kurtarabilir mi?

Salı, Temmuz 28, 2026
Almanya'da büyük ilgi gören ve 15'ten fazla dile çevrilen Frankie, Jochen Gutsch ile Maxim Leo'nun kaleminden, hayata veda etmeye hazırlanan bir adam ile konuşabilen bir sokak kedisinin beklenmedik dostluğunu anlatıyor. Mizah ve hüznü buluşturan roman, umudun bazen en beklenmedik yerden gelebileceğini gösteriyor.

Beyaz Baykuş etiketiyle yayımlanan Frankie, terk edilmiş bir evde yaşamına son vermek üzere olan Richard Gold'un karşısına çıkan konuşkan sokak kedisi Frankie ile başlayan sıra dışı bir hikâyeyi konu alıyor. Gold'un planı, meraklı kedinin beklenmedik gelişiyle yarıda kalırken, ikili arasında zamanla hayatı yeniden anlamlandıracak sıcak ve eğlenceli bir dostluk kuruluyor.

Romanın anlatıcısı olan Frankie, dünyayı bir kedinin gözünden yorumluyor; insanların tuhaf alışkanlıklarını, yalnızlıklarını ve çelişkilerini mizahi bir dille sorgularken okuru hem güldürüyor hem de derinden etkiliyor. Yaşam sevgisi, kayıp, dostluk ve ikinci şans üzerine kurulu hikâye, duygusal derinliğiyle olduğu kadar ince mizahıyla da öne çıkıyor.

Almanya'da Spiegel çok satanlar listesine giren ve 15'ten fazla dile çevrilen Frankie, Jochen Gutsch ve Maxim Leo'nun birlikte kaleme aldığı en dikkat çekici romanlardan biri. Sıcacık anlatımı ve unutulmaz kahramanıyla, okura bazen bir hayatı kurtarmak için tek gereken şeyin doğru anda uzanan bir dostluk olduğunu hatırlatıyor.
 
Arka Kapak Yazısı:
Hayattan vazgeçmiş bir adamı, yaşamayı seven bir sokak kedisi kurtarabilir mi?

Frankie sıradan bir sokak kedisi değildir. İnsanları anlamaya çalışan, dünyayı kendine özgü kurallarıyla yorumlayan; meraklı, neşeli, insanca konuşabilen ve her şeye rağmen yaşamaktan büyük keyif alan özel bir kedidir.

Richard Gold ise onun tam tersidir. Eşini kaybettikten sonra hayatla bağını koparmış, yalnızlığın içinde kaybolmuş, yaşamaya dair inancını yitirmiş bir adamdır.

Bir akşam, yolları hiç beklemedikleri bir anda kesişir.

Biri yaşamaktan vazgeçmiştir. Diğeri ise hayatın iyi bir ipten, yumuşacık bir yataktan ve paylaşılacak bir yemekten ibaret olabileceğine inanır.

İmkânsız gibi görünen bu dostluk; yasın gölgesinde umudu, kaybın içinden yeniden doğan sevgiyi ve hayata yeniden başlayabilmenin cesaretini hem birbirlerine hem de okura hatırlatacaktır.

Çünkü bazen hayatı anlamak için bir filozofa değil, yalnızca bir kediye ihtiyaç vardır.
 
Frankie; kahkahalar attırırken boğazınızı düğümleyen, mizahı, şefkati ve umudu aynı hikâyede buluşturan, uzun süre hafızanızdan çıkmayacak sıcacık bir roman.

Frankie / Jochen Gutsch & Maxim Leo
Almancadan Çeviren: Ecem Aycan Öztoplar
Türü: Roman
Yayınevi: Beyaz Baykuş Yayınları
Sayfa Sayısı: 168
Fiyatı: 320TL


Orgyen Chowang, “Tibet'in Başarı Kitabı”nda Başarının Peşinden Değil, Değerlerin Peşinden Gitmeyi Öneriyor

Salı, Temmuz 28, 2026
Kadim Tibet bilgeliğini modern yaşamın sorunlarıyla buluşturan yazar Orgyen Chowang, Tibet'in Başarı Kitabı ile başarı kavramını yeniden tanımlıyor. Kitap, gerçek başarının rekabetten değil; bilgelik, dürüstlük ve güçlü ilişkiler kurabilmekten geçtiğini anlatıyor.

Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Tibet'in Başarı Kitabı, kişisel gelişim anlayışına farklı bir perspektif getiriyor. Orgyen Chowang, MÖ 5. yüzyıla uzanan Budist öğretilerinden ve Tibet'in büyük bilge ustalarının metinlerinden süzdüğü yaşam ilkelerini; liderlikten iletişime, ilişkilerden mutluluğa kadar günlük hayatın merkezindeki konularla buluşturuyor.

Kitap, başarıyı yalnızca maddi kazanımlarla tanımlamıyor. Bilgelik, dürüstlük, farkındalık, adalet, güvenilirlik, nezaket ve cömertlik gibi değerlerin, kalıcı mutluluğun ve sürdürülebilir başarının temelini oluşturduğunu savunuyor. Yazarın yaklaşımına göre gerçek başarı, başkalarını geride bırakmak değil; birlikte yükselmeyi mümkün kılan bir yaşam biçimi geliştirmekten geçiyor.

İş dünyasından aile ilişkilerine, liderlikten kişisel gelişime kadar hayatın farklı alanlarında uygulanabilecek öneriler sunan Tibet'in Başarı Kitabı, kadim bilgeliği günümüz okuru için sade ve pratik bir dille yeniden yorumlayan güçlü bir başvuru kaynağı olarak öne çıkıyor.

Arka Kapak Yazısı:
ÇAĞLARI AŞAN TİBET ÖĞRETİLERİYLE KARAKTER, ERDEM VE BİLGELİK ÜZERİNE. KALICI BAŞARININ SIRRI NEDİR?

İnsanlık binlerce yıldır bu sorunun peşinden gidiyor. Oysa Tibet’in bilgeleri, yüzyıllar önce cevabın insanın kendi içinde saklı olduğunu keşfetmişti. Meditasyon ustası Orgyen Chowang’ın çevirisiyle hazırlanan bu eşsiz derleme, 8. yüzyıla ait Dunhuang Elyazması da dahil olmak üzere, Tibet’in en önemli bilgelik metinlerini ilk kez tek bir ciltte buluşturuyor. Karakter inşasından öz disipline, şefkatten bilgece yaşamaya uzanan bu öğretiler, gerçek başarının insanın kendisini dönüştürmesiyle başladığını hatırlatıyor. Çağlar boyunca değerini koruyan kadim bilgeliği günümüze taşıyan Tibet’in Başarı Kitabı, daha anlamlı, daha dengeli ve daha bilinçli bir yaşam kurmak isteyen herkes için eşsiz bir rehber.

Tibet’in Başarı Kitabı / Orgyen Chowang
Orijinal Adı: The Tibetan Book of Success
Çevirmen: Aslı Perker
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 200
Fiyatı: 360 TL

Psikolog Şehval Görmez'den Yeni Kitap: Kendin Olma Cesareti

Salı, Temmuz 28, 2026
Psikoloji Bilimi Uzmanı Şehval Görmez, yeni kitabı Kendin Olma Cesareti'nde modern psikolojiyi, bilimsel araştırmaları ve yaşam deneyimlerini bir araya getirerek okuru tek bir soruyla yüzleştiriyor: "Hiç kimsenin beklentisi olmasaydı, kim olurdun?"

Toplumun beklentileri, aile baskısı, başarısızlık korkusu ve sürekli başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı… Günümüz insanının en büyük mücadelesi çoğu zaman dış dünyayla değil, kendi kimliğiyle yaşadığı çatışma. Psikoloji Bilimi Uzmanı Şehval Görmez, Kendin Olma Cesareti adlı yeni kitabında bu çatışmanın kökenlerine inerek okura kendi öz benliğiyle yeniden bağ kurmanın yollarını anlatıyor.

Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) ve Şema Terapi alanındaki uzmanlığını; felsefe, psikoloji ve gerçek yaşam hikâyeleriyle harmanlayan Görmez, insanın neden sürekli maskeler taktığını, neden kendisini bastırdığını ve gerçek potansiyelinden nasıl uzaklaştığını anlaşılır bir dille ele alıyor. Kitap, yalnızca sorunları tespit etmekle kalmıyor; öz şefkat, içgörü, aidiyet, özgüven ve psikolojik dayanıklılık üzerine uygulanabilir bir dönüşüm yolculuğu da sunuyor.

Şehval Görmez'in kitabını benzer kişisel gelişim eserlerinden ayıran en önemli özellik ise psikoloji biliminin kuramsal altyapısını, terapi odalarından süzülen deneyimleri ve insanın varoluşuna dair felsefi sorgulamaları tek bir anlatıda buluşturması. Freud'dan Jung'a, Platon'dan Nietzsche'ye uzanan düşünsel referanslarla desteklenen eser, okuru ezber motivasyon cümleleri yerine kendisiyle dürüst bir yüzleşmeye davet ediyor.

2025 yılında Türkiye'de halk oylamasıyla "En Güçlü Eğitim ve Ruh Sağlığı Podcasti" ödülüne layık görülen, psikoloji alanındaki çalışmaları ve geniş dijital takipçi kitlesiyle tanınan Şehval Görmez, Kendin Olma Cesareti ile kişisel gelişim alanına bilimsel temelli, samimi ve ilham verici bir kaynak kazandırıyor.

Arka Kapak Yazısı:
HİÇ KİMSENİN SİZDEN BİR BEKLENTİSİ OLMASAYDI, KİM OLURDUNUZ?

Bu kitap, insan ruhunun en karanlık taraflarından en aydınlık zirvelerine uzanan, zamansız bir kendini bulma rehberidir. Yaralarınızla barışmaya, ıstırabı kutsal bir anlam arayışına dönüştürmeye ve kendinize koşulsuz bir kabul duymaya hazır mısınız? Kendi hayatınızın edilgen bir izleyicisi olmayı bırakın. Dışarıda aradığınız ne varsa sizdedir; çünkü hayat zaten sizsiniz. Sayfalar ilerledikçe, başkalarının ve geçmişin üzerinize giydirdiği o yabancı kimliklerden kurtulup kendiniz olma cesaretini göstereceksiniz. İçinizdeki zıtlıkların, aydınlıkla karanlığın savaşını bitirerek öz-benliğinizle kalıcı bir kabule varacaksınız. Yaşadığınız travma ve acıların sizi yok etmek için değil, otantik kimliğinizi yaratmak için birer “yaratım döngüsü” olduğunu fark edeceksiniz. “Bu kitap, bir solukta tüketilmek için değil, yaşamın farklı dönemlerinde tekrar tekrar okunarak hayat boyu size rehberlik etmek üzere tasarlanmış zamansız bir başucu eseridir.”
 
Kendin Olma Cesareti / Şehval Görmez
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 152
Fiyatı: 300 TL


Dünya Çapında Fenomen Olan Gizem Ustası Uketsu'dan Yeni Bulmaca: Tuhaf Binalar

Salı, Temmuz 21, 2026

Milyonlarca okuru ev planlarının içine saklanan sırlarla tanıştıran Japon fenomen yazar Uketsu, büyük ses getiren Tuhaf Ev'in ardından bu kez Tuhaf Binalar ile geri dönüyor. On bir bina, on bir gizem ve hepsini birbirine bağlayan tek bir karanlık sır…

Japonya'da polisiye ve korku edebiyatını alışılmış kalıpların dışına taşıyan Uketsu, yeni romanı Tuhaf Binalar ile okuru yine mimarinin içine gizlenmiş ürkütücü bir bilmecenin peşine düşürüyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen on bir farklı bina planı, dikkatli bakıldığında tek bir korkunç gerçeğin parçalarına dönüşüyor.

Tuhaf Ev ile büyük bir okur kitlesine ulaşan yazar, bu kez kendisine gönderilen gerçek bina planlarından ilham alıyor. Çıkmaz koridorlar, var olmaması gereken odalar, anlamsız boşluklar ve mimari açıdan açıklanamayan detaylar, yalnızca yapıların değil, içinde yaşayan insanların geçmişine ve gizlediği suçlara açılan kapılar hâline geliyor. Her dosya yeni bir gizemi çözmeye çalışırken, roman ilerledikçe tüm olayların tek bir merkezde birleştiği büyük bir yapboz ortaya çıkıyor.

Uketsu'nun en büyük başarısı, doğaüstü korkuya ihtiyaç duymadan yalnızca bir kat planı üzerinden bile okurda güçlü bir tedirginlik hissi yaratabilmesi. Polisiye, psikolojik gerilim ve bulmaca romanını ustalıkla harmanlayan Tuhaf Binalar, okuru sadece sayfaları çevirmeye değil, ipuçlarını analiz etmeye ve gizemi bizzat çözmeye davet ediyor.

Dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve yeni nesil Japon gizem edebiyatının en dikkat çeken isimlerinden biri hâline gelen Uketsu, Tuhaf Binalar ile "okunan" değil, birlikte çözülen bir roman deneyimi sunuyor. Her yeni plan, okuru gerçeğe biraz daha yaklaştırırken aynı zamanda bildiğini sandığı her şeyi sorgulatıyor.

Arka Kapak Yazısı:
DÜNYADA 3 MİLYONDAN FAZLA SATAN TUHAF EV’İN YAZARINDAN!

Japonya’da büyük ses getiren ve milyonlarca okuru karanlık bilmecelerinin peşine düşüren Uketsu, bu kez tekinsiz binaların dünyasına dalıyor.

İlk bakışta birbirinden tamamen bağımsız görünen bu yapılar, aslında çok daha büyük ve korkunç bir bilmecenin parçalarıdır. Her duvarın ardında saklanan bir sır, her odada cevapsız kalan bir soru vardır. Bazıları insanları korumak için değil, hapsetmek için inşa edilmiş gibidir. Bazılarıysa içeride yaşanan dehşeti gizlemek için.

Bir gazeteci, bir mimar ve geçmişin gölgesinden kaçamayan insanlar, yolları bu tuhaf binalarda kesiştikçe sıradan görünen mimari detayların ardında kan donduran bir gerçeğin saklı olduğunu fark ederler. Peki bir bina aslında neyi saklayabilir?

DİKKATLE BAKIN.
ÇÜNKÜ HER ŞEY BİRBİRİYLE BAĞLANTILI.
VE BAZI KAPILAR AÇILDIĞINDA, BİR DAHA ASLA KAPANMAZ.

Tuhaf Binalar / Uketsu
Orijinal Adı: Henna Ie 2 - 11 No Madorizu
Japoncadan Çeviren: Merve Sever
Türü: Roman
Yayınevi: Nox Yayınları
Sayfa Sayısı: 368
Fiyatı: 480 TL

Baran Saldanlı’dan Aradığını Dışarıda Değil, Kendinde Arayanlara Yeni Bir Yol Haritası: Aradığın Sendin

Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Mühendislik eğitimi ile tasavvuf düşüncesini, kuantum fiziğiyle varoluş sorgulamasını bir araya getiren Baran Saldanlı, yeni kitabı Aradığın Sendin'de okuru en temel soruyla yüzleştiriyor: "Ben" dediğimiz şey gerçekten kim?
 
İlk iki kitabı “Varım! Ama Neden?” ve “Sonsuzluğun Eşiği” ile hakikat, bilinç ve insanın varoluşuna dair kapsamlı bir arayış ortaya koyan Baran Saldanlı, yeni kitabı Aradığın Sendin'de bu kez bakışını doğrudan insanın kendisine çeviriyor. Kitap, tasavvuf öğretisini modern bilimin sunduğu perspektiflerle birlikte ele alırken, "kendini bilmek" kavramını günümüz okuru için yeniden yorumluyor.
 
Şah damarından yakın olma, bilinç, benlik, zaman, özgür irade ve gerçeklik gibi kadim soruları; kuantum fiziği, farkındalık ve içsel gözlem ekseninde ele alan Saldanlı, okuru hazır cevaplar sunan bir öğretiye değil, kendi deneyimine yönelmeye davet ediyor. Kitabın temel iddiası ise çarpıcı: İnsanın aradığı hakikat, dış dünyada değil, kendisini izleyen bilinçte saklı.
 
Aradığın Sendin, kişisel gelişim, tasavvuf, felsefe ve modern bilimin kesişim noktasında duran yaklaşımıyla; kendini, yaşamı ve varoluşu farklı bir pencereden okumak isteyen okurlar için dikkat çekici bir eser olarak Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor.

Arka Kapak Yazısı:
“KENDİNİ BİLEN, RABB’İNİ BİLİR.”
–HZ. MUHAMMED

Bu kitap sana yeni bir şey öğretmeyecek. Senden hiçbir şeye inanmanı da istemeyecek. Sadece tek bir soruyla başlayacak: “Ben dediğim varlık gerçekten kim?”
 
Hayatın boyunca zihninle düşündün, bedeninle yaşadın, duygularınla savruldun. Korkularını karakterin sandın. Tekrar eden sorunlarını kader zannettin. Huzuru dış dünyada aradın.
 
Oysa belki de yalnızca yanlış merkezden baktın.
 
Bu kitap, kimlik katmanlarını yavaş yavaş geri çekerek seni hakikat noktasına davet ediyor. Zaman algısının çözülüşünü, korkunun sönüşünü, bilincin genişleyişini ve nihayetinde ilahi aşkın ontolojik doğasını adım adım keşfedebileceğin bir bilinç yolculuğu sunuyor.
 
Bu bir inanç sistemi değil.
Bir kaçış öğretisi değil.
Dünyadan vazgeçme çağrısı hiç değil.
Bu, hayatın tam ortasında uyanma daveti.
Belki de aradığın şey hiçbir zaman dışarıda değildi.
Belki de hiçbir zaman eksik değildin.
Belki de sadece hatırlaman gerekiyordu.

Aradığın Sendin / Baran Saldanlı
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 176
Fiyatı: 300 TL

Akutagawa Ödüllü Nanae Aoyama'dan Yalnızlık ve Kardeşlik Üzerine Sarsıcı Bir Roman: Yumuşak Bir İç Çekiş

Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Japonya'nın en prestijli edebiyat ödülü olan Akutagawa Ödülü'nün sahibi Nanae Aoyama, Yumuşak Bir İç Çekiş ile modern hayatın sessiz yalnızlığını, aile bağlarını ve gündelik yaşamın görünmeyen duygularını incelikli bir anlatımla buluşturuyor.

Beyaz Baykuş etiketiyle yayımlanan Yumuşak Bir İç Çekiş, yıllardır görüşmediği kardeşiyle bir sabah trende tesadüfen karşılaşan Madoka'nın hayatında başlayan sessiz değişimi konu alıyor. Kalacak yeri olmadığını söyleyen kardeşinin evine yerleşmesiyle birlikte, iki kardeş arasındaki kırgınlıklar, özlem ve geçmişle hesaplaşma gün yüzüne çıkıyor.

Nanae Aoyama, büyük olaylardan çok gündelik hayatın küçük anlarına odaklanarak modern insanın yalnızlığını, rutine sıkışmış yaşamını ve aile ilişkilerinin karmaşıklığını anlatıyor. Roman, sıradan görünen sohbetlerin, birlikte yenilen yemeklerin ve sessiz anların bile insanın hayatını değiştirebileceğini gösterirken, okuru kendi yaşamına dönüp bakmaya davet ediyor.

Akutagawa Ödülü'nü kazanan ve çağdaş Japon edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olarak gösterilen Nanae Aoyama, Yumuşak Bir İç Çekiş'te yalın dili, güçlü gözlem yeteneği ve derinlikli karakterleriyle dikkat çekiyor.

 Arka Kapak Yazısı:
ÇAĞDAŞ JAPON EDEBİYATININ ÇOK SATAN YAZARINDAN; YALNIZLIĞA, KARDEŞLİĞE VE YENİDEN BAŞLAMAYA DAİR SICACIK BİR ROMAN.

Bir başkasının gözünden kendi hayatınıza bakmaya cesaret edebilir misiniz?

Madoka’nın günleri uzun zamandır aynı ritimle akıyordu: Tek başına uyanıyor, kalabalık metro yolculuklarıyla işe gidip geliyor, akşamları kendine sade yemekler hazırlıyordu. Düzeni çok basitti ve o, kurduğu bu korunaklı dünyayı çok seviyordu; ta ki yıllardır kayıp olan ağabeyi Futa, bir akşam ansızın kapısını çalana kadar.

Dürtüleriyle yaşayan, gizemli ve kaygısız Futa, Madoka’nın tam zıddıydı. Üstelik tuhaf bir alışkanlığı da vardı ki her gece, kardeşinin o günü nasıl geçirdiğini harfiyen kendi günlüğüne yazıyordu.

Bu günlük sayesinde hayatına dışarıdan bir gözle bakmaya başlayan Madoka, kendine, başka türlü bir yaşamın mümkün olup olmadığını sorma cesaretini buldu. Fakat insan, yıllardır sığındığı yalnızlıktan çıkmayı gerçekten başarabilir miydi?

Yumuşak Bir İç Çekiş, sıradan günlerin içinde saklı küçük mucizeleri, kopan aile bağlarını ve insanın kendine yeniden yaklaşma cesaretini naif ve incelikli bir dille anlatıyor.
 
Yumuşak Bir İç Çekiş / Nanae Aoyama
Orijinal Adı: Yasashii Tameiki
Japoncadan Çeviren: Merve Sever
Türü: Roman
Yayınevi: Beyaz Baykuş Yayınları
Sayfa Sayısı: 144
Fiyatı: 290 TL


İlkay Zaman'ın Yeni Kitabı "2030 Dijital Hapishane" Raflarda

Cuma, Temmuz 10, 2026

Teknoloji gazetecisi İlkay Zaman, 2030 Dijital Hapishane ile dijital kimlikten nakitsiz topluma, yapay zekâdan biyometrik takibe uzanan yeni düzeni sorguluyor: Bize kolaylık vaat eden teknoloji, ne zaman bir kontrol mekanizmasına dönüşüyor? 

Yirmi yılı aşkın süredir teknoloji dünyasının içinde yer alan İlkay Zaman, Destek Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı 2030 Dijital Hapishane ile geleceği değil, bugün hayatımıza girmeye başlayan sistemi mercek altına alıyor. Kitap; dijital kimlik, programlanabilir para, yapay zekâ, yüz tanıma sistemleri, sağlık verileri, sosyal kredi, akıllı şehirler ve kişiye özel algoritmik fiyatlandırma gibi farklı alanlarda tek bir sorunun peşine düşüyor: Tüm hayatımız tek bir dijital profile bağlandığında özgürlüğümüz ne olacak?

ABD’de on yılı aşkın süre yaşayan ve dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerini yıllarca yakından takip eden Zaman, teknolojiyi reddetmiyor; yıllarca alkışladığı dijital dönüşümün görünmeyen bedelini sorguluyor. “Özgür olan son nesiliz” diyen yazar, kitabın sonunda dijital kuşatmaya karşı teknolojiden vazgeçmeden bireysel alanı korumanın yollarını da tartışıyor. 2030 Dijital Hapishane, teknoloji, ekonomi, yapay zekâ, veri güvenliği, sağlık, kent yaşamı ve toplumsal özgürlükler üzerine tartışma yaratacak başlıklarıyla Destek Yayınları etiketiyle raflarda.

2030 Dijital Hapishane, teknoloji, ekonomi, yapay zekâ, veri güvenliği, sağlık, kent yaşamı ve toplumsal özgürlükler üzerine tartışma yaratacak başlıklarıyla Destek Yayınları etiketiyle raflarda.

Arka Kapak Yazısı: 
Yıllarca teknolojiyi alkışladık. Her kolaylığı bir ilerleme, her güncellemeyi bir özgürlük sandık. Ancak bir sabah uyandığımızda nakit paramızın “programlandığını”, dijital kimliğimizin bir yazılım hatasıyla dondurulduğunu ve aracımızın rotasına bizim değil, binlerce kilometre ötedeki bir sunucunun karar verdiğini fark edeceğiz.

GÖRÜNMEZ DUVARLARIN YÜKSELDİĞİ O EŞİKTEYİZ: 2030 “Sistemi kurmak için kimsenin beyninize çip yerleştirmesine gerek yok.

Zaten her sabah o çiplerin en gelişmişini kendi rızanızla cebinizde taşıyorsunuz.” NASA’nın roket rampalarından dev teknoloji fabrikalarına kadar bu dünyayı en içeriden takip eden ve teknoloji gazetecisi olan yazar İlkay Zaman, bu kez sizi yeniliklerin pırıltısına değil, o pırıltının ardındaki “dijital hapishaneye” bakmaya davet ediyor.

Bu kitap bir teknoloji düşmanlığı değil, bir uyandırma çağrısıdır. 2030 rasgele seçilmiş bir tarih değil, mülkiyetin sona erdiği, dijital kimliğin her kapının tek anahtarı olduğu ve mahremiyetin bir “hata” olarak görüldüğü yeni dünyanın ilan tarihidir.

Hazır olun: Bizler, telefonsuz bir sabahın nasıl hissettirdiğini hatırlayan, özgür doğmuş son nesiliz. Kapı henüz tamamen kapanmadı. Ama sürgüler birer birer yerine oturuyor. 
Gerçeği görmeye ve insan kalmaya hazır mısınız?

Yazar Hakkında:  İlkay Zaman, teknoloji yayıncılığı, dijital medya ve televizyon alanlarında yirmi yılı aşkın deneyime sahip bir yazar ve içerik üreticisidir. Kariyeri boyunca teknoloji dergilerinde editörlük yapmış, yayın projeleri yönetmiş ve teknoloji odaklı televizyon programları hazırlayıp sunmuştur. Teknolojinin toplum üzerindeki etkileri, dijital mahremiyet ve veri ekonomisi üzerine uzun yıllardır araştırmalar yürüten Zaman, bu birikimini 2030 Dijital Hapishane adlı ilk kitabında okuyucuyla buluşturmaktadır.

2030 Dijital Hapishane / İlkay Zaman
Türü: Popüler Bilim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 208
320 TL

Aslı Aktaş’tan Nefesin Beden, Zihin ve Duygular Üzerindeki Gücüne dair: Nefesin Aslı

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Aslı Aktaş, Nefesin Aslı kitabında nefesi yalnızca bir rahatlama tekniği olarak değil; sinir sistemi, duygular, beden ve bilinç arasındaki bağı düzenleyen temel bir mekanizma olarak ele alıyor.

Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Nefesin Aslı, “doğru nefes” tartışmasını çok daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Aslı Aktaş; diyaframdan vagus sinirine, otonom sinir sisteminden HRV’ye, CO₂ toleransından bastırılmış duyguların bedendeki izlerine kadar nefesin insan üzerindeki etkilerini bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla inceliyor.

Kitap, kadim pranayama uygulamaları ile modern nefes tekniklerini bir araya getirirken önemli bir ayrımın da altını çiziyor: Her nefes çalışması aynı amaca hizmet etmiyor. Kimi teknikler sinir sistemini düzenlemeye, kimileri solunum fizyolojisini iyileştirmeye, kimileri ise duygusal süreçlere temas etmeye odaklanıyor.

Nefesin Aslı, yalnızca nasıl nefes aldığımızı değil; korktuğumuzda nefesimizin neden daraldığını, stresin bedende nasıl iz bıraktığını ve nefes değiştiğinde beden ile duyguların neden değişmeye başladığını sorguluyor. Aslı Aktaş, okuru yeni bir teknik öğrenmekten önce, hayat boyu hiç durmadan yaptığı en temel eylemi yeniden anlamaya çağırıyor.

Arka Kapak Yazısı:
NEFESİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜYLE KENDİNE, BEDENİNE VE ÖZÜNE YENİDEN YAKLAŞMANIN YOLUNU ANLATAN GÜÇLÜ BİR REHBER.

Nefes, doğduğumuz andan itibaren bizimle olan tek şeydir. Kalbimizin ritmine, duygularımızın akışına, bedenimizin dengesine ve zihnimizin sakinliğine sessizce eşlik eder. Çoğu zaman fark etmeden sürdürdüğümüz bu doğal hareket, aslında kendimizle kurduğumuz en temel bağdır.

Neden bazı duygular bedenimizde iz bırakır? Neden kaygı nefesimizi daraltırken huzur onu genişletir? İnsan, nefesi aracılığıyla kendini ne kadar tanıyabilir?

Aslı Aktaş Nefesin Aslı’nda; nefesin bedenimiz, duygularımız ve zihnimiz üzerindeki derin etkilerini bilimsel veriler ve kadim öğretiler eşliğinde açıklıyor. Sinir sisteminden hücresel hafızaya, diyaframdan vagus sinirine uzanan bu yolculukta, nefesin yalnızca yaşamsal bir işlev değil, insanın kendine ve özüne açılan en güçlü kapılardan biri olduğunu gösteriyor.

Çünkü nefes yalnızca yaşamak içi yaptığımız bir eylem değil; bedenimizle, zihnimizle ve iç dünyamızla kurduğumuz en kadim ilişkidir. Ve belki de kendimize dönüş yolculuğu, tam şu anda aldığımız bir nefesle başlar.

Nefesin Aslı / Aslı Aktaş
Alt Başlık: Nefesin Bilimiyle Bedeni, Zihni ve Duyguları Eğitme Sanatı.
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Fiyatı: 550 TL


Yörüklerin göç yollarından bugüne ulaşan masallar yeniden anlatılıyor

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Murat Nedim, Yörük Masallarında Toroslardan  Kaz Dağları’na uzanan sözlü kültürün izini sürüyor. Yörük obalarında kuşaktan kuşağa anlatılan 19 masalı bir araya getiren kitap, masalı yalnızca geçmişten kalan bir anlatı değil, her anlatıcının dilinde yeniden doğan yaşayan bir kültür olarak ele alıyor.

Karakarga Yayınları’nın Dünya Masalları Serisi’nin 20. kitabı olarak yayımlanan Yörük Masalları, okuru göç yollarına, dumanı tüten çadırlara ve geceyi sabaha bağlayan anlatıların dünyasına götürüyor. Murat Nedim; Üç Turunçlar, Boş Beşik Kanlı Beşik, Sarıkız, Şahitler Kayası, Kara Koyun, Küçük Hasan ve Yol Düşmez Devi, Kara Yılan, Gümüş Boynuzlu Koç ve Kurt Oğlan gibi Anadolu’nun sözlü hafızasında yer etmiş 19 anlatıyı yeniden kaleme alıyor.

Yörük obalarında anlatılan masalları yalnızca birer olaylar zinciri olarak değil; çocukla ihtiyar arasında kurulan görünmez bir bağ, kimi zaman bir nasihat, kimi zaman bir isyan, kimi zaman da aşk ve hatırlayış olarak ele alan kitap, masalların obadan obaya, diyardan diyara değişerek nasıl yaşayan bir kültüre dönüştüğünü gösteriyor. Murat Nedim, anlatıları bir masal anlatıcısının dilinden çıkıyormuş gibi aktarmaya çalışırken Yörük ağzına özgü kelime ve cümle yapılarını koruyor; Türkçenin zengin ikilemelerinden ve geleneksel masal ritminden besleniyor.

Eflatun Cem Güney’in En Güzel Türk Masalları ve Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik adlı eserleri başta olmak üzere çeşitli yöresel derlemelerden de yararlanan Yörük Masalları, geleneği yalnızca tekrar etmiyor; her anlatıya yeni bir nefes ve bugünden bir bakış açısı katıyor. Murat Nedim’in ifadesiyle: “Masal unutmaz; söz uçar, o kalır. Ve herkes, eninde sonunda kendi masalına inanır.”

Arka Kapak Yazısı:
“Varmışla yokmuş arasında bir an varmış…”
Bu kitapta anlatılanlar yalnızca masal değil; dağın dili, rüzgârın sesi, bir obanın yıllara meydan okuyan hafızası…
Belki de çocukken dinlediğiniz bir masal bu…
Ama bu kez sonu bildiğiniz gibi bitmiyor.
Bir şehzadenin Üç Turunç uğruna yollara düşüşü…
Kurt Oğlan’ın insan ile yaban arasındaki o
ince çizgide yürüyüşü…
Tilki Paşa’nın insanlara duyduğu güvenin kırılması…
Ve bir ananın dağları titreten ağıtı…

Derler ki masalların tek bir derdi olmaz.
Masalın sonu anlatana göre bir başkadır, dinleyene göre bambaşkadır…

Bu kitap, unutulmaya yüz tutmuş bir söz dünyasını yeniden çağırıyor: Yörük obalarından, ateş başlarından, rüzgârın içinden…
Belki de bu kez bu masal sizi anlatıyor.

Yörük Masalları / Murat Nedim
Alt Başlık: Varmışla Yokmuş Arasında Bir Zaman Varmış
Türü: Masal
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 300 TL



Dr. Çiçek Doğan’ın yeni tarihi-fantastik kurgu romanı “Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” raflarda!

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Gerçek ve kurgunun harmanlandığı yeni bir fantastik kurgu eseri daha raflardaki yerini aldı. Bilişim sektörünün yakından tanıdığı yazar Dr. Çiçek Doğan'ın üçüncü kitabı Kara Sandık -Bizans’ın Gizemi Ceren Yayıncılık tarafından okurlarla buluşturuldu. Tarih farklı bir yönde akmış olsaydı ne olurdu sorusundan ilham alan yazar; alternatif ve kurgusal bir Bizans evreni kurarak Bizans’ın en güçlü kadın figürlerinden biri olan Theodora’yı ve hayatını hikayeleştirdi.

Kitapta ilginç olan; okurun kimi zaman bir kahve eşliğinde kendini Theodora ile sohbet eder hissetmesi bazen de geçmişin sırlarla örtülü koridorlarında onun anılarına tanıklık etmesi. Tarihsel gerçeklerden ilham alan ve yer yer gerçek olaylara da dokunan eser, okuyucuyu kurgunun sınırlarını aşan büyüleyici bir atmosferin içine çekmesi ile farklılaşıyor.

Dr. Çiçek Doğan, bu romanı ile ilgili, eserin Bizans İmparatoriçesi Theodora'dan ve yaşadığı dönemden ilham alsa da tarihî bir biyografi olmadığını, kitap sayfalarında karşılaşacağınız olayların, karakterlerin ve sırların bir kısmının tarihî gerçeklere dayanırken bir kısmının da kendi hayal gücüyle şekillenmiş kurgusal bir dünyanın parçası olduğunu vurguluyor. Okurken tarihi bir belge ya da kronik değil efsanelerle ve “Peki ya şöyle olsaydı?” sorusuyla beslenen bir roman okuduğunuzu hatırlatıyor.

“Yoksulluktan Tahta”
Theodora’nın yoksulluktan tahta giden hikayesinde yaşadıkları tarihçiler tarafından farklı anlatılsa da dönemin, bir çağın en güçlü İmparatoriçelerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hikâyeye bir de efsaneler ve farklı karakterler eklenince sizi döneminin içinde çeken bambaşka bir atmosfer ortaya çıkıyor. Theodora’nın sadece İmparatoriçeliği değil, çok daha yakın ve kişisel sırları, duyguları, tepkileri farklı bir perspektiften derin fantastik bir kurgu ile işleniyor.

“Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” yalnızca bir fantastik roman değil; aynı zamanda tarihin farklı ihtimallerini sorgulayan, okuyucusunu düşünmeye ve hayal etmeye davet eden bir eser. Eğer siz de tarihin yeniden yazılabileceği fikrinin büyüsüne kapılanlardansanız, bu romanın sayfalarında unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya hazır olun.


İthaki Yayın Grubu Kitapları Kitapyurdu'nda 24 Saat Boyunca %50 İndirimde!

Salı, Temmuz 07, 2026

İthaki Yayınları, Yabancı, İthaki Çocuk ve Nova okurlarına kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. 9 Temmuz tarihinde, 24 saat boyunca Kitapyurdu'nda İthaki Yayın Grubu’nun tüm kitapları %50 indirimle satışta olacak.

Dünya edebiyatından çağdaş Türk edebiyatına, bilimkurgudan fantastiğe, polisiyeden kurgu dışı eserlere uzanan geniş seçkisiyle İthaki Yayın Grubu'nun yüzlerce kitabı, gün boyunca avantajlı fiyatlarla okurlarla buluşacak.

Yalnızca 9 Temmuz günü geçerli olacak bu kampanya, uzun zamandır okumayı ertelediğiniz kitapları edinmek ve kütüphanenize yeni keşifler eklemek için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Kaçırmayın!
 
 
Peki neler alayım diyenler için önerilerimi de sıralayayım: 
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar - Polat Özlüoğlu
Beden - David Szalay
Açlık - Choi Jin-young
Dracula – Çizgi Roman
Her Şeyin Hikâyesi - Richard Powers
Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer - Mariana Enriquez
Bir Ada İhtimali - Michel Houellebecq
Sarı Yüz - R. F. Kuang
Uzaklarda - Hernan Diaz

Cem Kartal’dan Türk Bilim Kurgu Edebiyatına Güçlü Bir Giriş: Âdem

Salı, Temmuz 07, 2026

Türk bilim kurgu edebiyatına "Âdem" romanıyla güçlü bir giriş yapan Cem Kartal, bilimsel teorileri felsefi sorgulamalar ve sürükleyici bir anlatımla buluşturarak okurlarını insanlığın geleceğine uzanan sıra dışı bir yolculuğa davet ediyor. Yapay zeka, yıldızlar arası yaşam, teknoloji ve insan doğası üzerine kurduğu özgün evreniyle dikkat çeken Kartal, ilk romanında yalnızca bir bilim kurgu hikayesi anlatmakla kalmıyor; insanlığın geleceğine dair cesur sorular da ortaya koyuyor.

1972 yılında Erzurum'da doğan Cem Kartal, ilk, orta ve lise öğrenimini aynı şehirde tamamladı. Üniversite eğitimine Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde başlayan Kartal, 1992 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından eğitimine Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde devam ederek mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini de tamamlayan yazar, 2001 yılında bir kamu kurumunda göreve başladı ve çalışmalarını bugün de Kocaeli'de sürdürmektedir.

Bilime, teknolojiye ve insanlığın geleceğine duyduğu ilgi, yıllar içinde edebiyata olan tutkusuyla birleşen Cem Kartal, uzun soluklu bir hazırlık sürecinin ardından kaleme aldığı "Âdem" ile okurların karşısına çıktı. Bilimsel gerçeklikten beslenen roman; yapay zeka, uzay araştırmaları, etik, medeniyet ve insan olmanın anlamını sorgulayan çok katmanlı yapısıyla Türk bilim kurgu edebiyatına özgün bir katkı sunuyor.
 
Bilimsel hayal gücünü güçlü bir kurgu ve felsefi derinlikle harmanlayan Cem Kartal, "Âdem" ile okurlarını yalnızca geleceği hayal etmeye değil, insanlığın geleceğini yeniden düşünmeye davet ediyor.

Âdem
Merve’nin hayali ile başlayan gezegenler arası seyahat projesi Türkiye, Rusya ve Almanya’nın katılımı ile gerçeğe dönüşür. İnsanlık başka bir gezegende Âdem isimli yapay zekânın büyüttüğü çocuklarla yeni bir kapı aralar. Aradan geçen uzun yılların ardından Cengiz liderliğindeki ilk kafile Kut adı verilen gezegenden Dünya’ya gelir. Herkes büyük bir mutlulukla onları karşılarken Âdem’in yetiştirdiği Cengiz ve ona bağlı ordunun başka planları vardır.

Savaşı kaybedip darmadağın olan Dünya’yı bir araya getirip direnişi örgütleyen Merve’nin kızları Leyla ve Feray olur. Artık Dünya’nın kaderi yapay zekânın ürettiği kültürle yetişen insanlarla olan savaşa bağlıdır.
 
Âdem / Cem Kartal
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık
358 Sayfa
300 TL


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template