♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Tudem’den Ödüllü bir başyapıt geliyor: ''Despero'nun Öyküsü'' şimdi raflarda!..

Salı, Şubat 24, 2026

Tudem’den bir Kate DiCamillo güzelliği daha geliyor. Bayıldığımız “Edward Tulane ve Mucizevi Yolculuk”un ardından bu kez filme de uyarlanan başyapıt “Despero'nun Öyküsü” raflarda yerini alıyor. Kate DiCamillo'nun 2003'te yazdığı kitap kısa sürede klasiğe dönüşmüş ve 2008’de animasyon filme uyarlanmıştı. Küçüklerden büyüklere her yaşa hitap eden, tekrar tekrar okunacak bir umut çeşmesi olan “Despero'nun Öyküsü”nü şevkle önererek pası bültene atıyorum.

Edward Tulane ve Mucizevi Yolculuk'un yazarı Kate DiCamillo'nun Newbery Ödüllü romanı Despero'nun Öyküsü, animasyon filme ve müzikale de uyarlanmış destansı bir masal.

''Öğretmenlerin Seçtiği En İyi 100 Çocuk Kitabı'' listesinde yer alan bu modern klasik; kendi küçük, kalbi büyük bir farenin umut tazeleyici kahramanlık öyküsünü anlatıyor.

Şiirsel dili, mizahi üslubu ve sorgulayıcı hikâyesiyle her yaştan okuru derin bir düşünsel yolculuğa çıkaran kitap, Timothy Basil Ering'in kara kalem resimlerindeki sinemasal dokunuşla gözler önünde canlanıyor.

Şaşırtıcı büyüklükte kulaklara sahip minimini bir fare olan Despero, görkemli bir şatoda yaşayan fare ailesinin en küçük ve zayıf ferdidir. Her yönüyle diğer tüm farelerden farklılaşan dostumuz, karanlıktan ve kemirmekten çok; kitaplara, müziğe ve ışığa ilgi duyar. Okuduğu masallardaki mutlu sonlardan büyülendikçe gönlünü bir prensese kaptırır. Onu kurtarma hayaliyle yollara düştüğünde ise kadim fare yasalarını çiğnemiş bir suçluya dönüşür. Attığı her adımla hem kendi kaderini hem de krallığın geleceğini değiştiren Despero için kahramanca mücadele etme vaktidir. Çünkü masallar ''hep'' mutlu sonla bitmelidir...

Yüksek sesle okunduğunda kuşakları bir araya getiren bu etkileyici hikâye, birlikte geçirilen zamanları unutulmaz anılara dönüştüren nadide kitaplardan biri. Unutmayın: Birlikte okunan hikâyeler, birlikte büyütür.

Despero'nun Öyküsü / Kate DiCamillo
Resimleyen: Timothy Basil Ering
Türkçeleştiren: Gözde Koca
10 yaş ve üzeri, roman
224 sayfa, snowbright kâğıt, resimli, tek renk baskı
Satış Fiyatı: 350,00 TL

Zamanından Önce Yazıldı, Şimdi Yeniden Doğuyor: Zamanya 20 Yıl Sonra Grafik Roman Oldu

Salı, Şubat 24, 2026

Yiğit Kulabaş’ın kült eseri Zamanya, 20. yılında M. K. Perker’in çizgileriyle grafik romana dönüştü. Hayaller büyük: Zamanya için asıl hikâye şimdi başlıyor.

Yirmi yıl önce yayımlandığında okurların hayatında kalıcı izler bırakan, zamanı bir kavram olmaktan çıkarıp hayatın merkezine yerleştiren kült roman Zamanya, şimdi grafik roman formatıyla yeniden raflarda... Yiğit Kulabaş imzalı eser, usta çizer M. K. Perker’in güçlü yorumuyla görsel bir anlatıya dönüşerek KaraKarga Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor.

İlk yayımlandığı 2006 yılında sosyal medya, akıllı telefonlar ve yapay zekanın henüz hayatımıza hâkim olmadığı bir dünyada, “zamanı” merkezine alan ve sıra dışı kurgusuyla dikkat çeken Zamanya, yeni kuşaklara ulaşmaya hazırlanıyor. Aradan geçen 20 yılda dünya kökten değişse de zamanla mücadelemiz, hayatımıza anlam katma çabamız ve gerçek mutluluğu arayışımız değişmedi. Zamanya, tam da bu yüzden bugün hâlâ etkisini, sarsıcılığını ve güncelliğini koruyor.

Zamanya’nın grafik roman uyarlamasında orijinal hikâyenin, kurguda yer alan sıra dışı fikirlerin ve kritik diyalogların karelere aktarılması için metin defalarca yeniden kurgulandı. Kerim ve Selim’in iç içe geçen iki evreni; zamanın şirketleştiği o distopik yapı, usta çizer M. K. Perker’in imzasıyla yeniden inşa edildi.

Zamansız bir hikâyenin yeni bir kuşakla buluşmasını sağlayan bu ezber bozan uyarlamayla 20 yıl önce sorulan soruları bugün çok daha güçlü bir şekilde tekrar soruyoruz:
Sana para yerine zaman veren, yaşlanmanı durduran bir şirkette çalışmak ister miydin?
Büyük Gece Projesini yönetsen uykuyu yenmek için neler yapardın?
Gerçek zenginlik para mı, yoksa zaman mı? Yoksa hayatın ta kendisi mi?
Biz mi zamanı yönetiyoruz, yoksa zaman mı bizi?

Arka Kapak Yazısı:
zaman|ya: zaman diyarı.
za|mania: zaman mania, zaman deliliği.

Dünyaya pazarlanmak üzere dakika, hafta, saat, takvim, müzik, para gibi birbirinden önemli ürünler geliştiren Zaman isimli şirket, daha fazla büyüyebilmek için geceye odaklanır ve Büyük Gece Projesi’ni hayata geçirmeye karar verir. Kerim, iş görüşmesine gittiği şirketin Zaman olduğunu bilmeden çıkar evden. Bir gün içinde dört kıtada, on iki ayrı şehirde pek çok kişiyle görüşür. Zamanya’nın kapısına ulaşıncaya kadar bir yandan zaman diyarının bütün sırlarını keşfedecek, bir yandan da bugüne kadar zaman kavramını hiç sorgulamadığını fark edecektir.

Selim ise zaman kafesinde yaşayan sıradan bir insandır. Yedi vapurunu yakalamaya çalışır her sabah. Saat sekizde başlar çalışmaya, akşam beş olunca çıkar şirketten. Acıktığı için değil, saat on iki olduğu için yemek yer. Hep zamanla yarışır, kesintisiz bir koşuşturma içindedir. Fakat nereye doğru koştuğunu, nereye varmak istediğini bilmez.

Zaman, hayat, gece, dünya, uyku, keyif, kariyer, ölümsüzlük ve kapitalizm üzerine muhteşem bir kurgu, sürükleyici bir macera...

Zamanya’nın roman olarak yayınlanmasının üzerinden tam 20 sene geçti. Bu kült eser, yazarı Yiğit Kulabaş’ın uyarlaması ve M.K. Perker’in çizimleriyle, grafik roman olarak yeniden okurlarla buluşuyor.

Zamanya
Yazar: Yiğit Kulabaş
Çizer: M.K. Perker
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 168
Fiyatı: 750 TL

2025 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi László Krasznahorkai imzalı “Yeşaya Geldi” Can Yayınları’ndan Raflarda

Salı, Şubat 24, 2026

Macar edebiyatının önde gelen yazarlarından László Krasznahorkai imzalı Yeşaya Geldi şubat ayında raflarda. Krasznahorkai’nin Savaş ve Savaş’tan bir yıl önce yazdığı bu uzun öykü, bireysel çözülüşle toplumsal çöküşü tek bir ânın içine sığdıran yoğun bir ön anlatı. 

Yeşaya Geldi, László Krasznahorkai’nin insanlığın hiç bitmeyen savaşını ve yıkımı Savaş ve Savaş’ın başkahramanı GyörgyKorin’in iç sesiyle birleştirerek sarsıcı bir bekleyiş duygusuyla anlattığı karanlık bir eşik. Korin’in kaderinin henüz mühürlenmediği, kendi kendini yok etmeye en yatkın halinde, henüz yola çıkmadan yakalanmış bir portresi.

Kıyamet gelmeden önce!
“Apokaliptik terörün ortasında sanatın gücünü yeniden teyit eden çarpıcı ve vizyoner yapıtları” nedeniyle 2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan LászlóKrasznahorkai, Yeşaya Geldi’de sarsıcı bir bekleyiş halini, açıklanamayan bir tehdidi ve yavaşça çözülen bir dünyayı iç içe geçiriyor.

#macaredebiyatı #uygarlık #kıyamet #bekleyiş #çöküş #huzursuzluk #melek

Yeşaya Geldi / László Krasznahorkai
Çeviri: Leyla Önal
Dizi: Çağdaş
Tür: Uzun Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 56
Fiyatı: 125TL  

Alman edebiyatının en önemli temsilcilerinden W.G. Sebald’in ilk edebî eseri Doğadan Sonra Can Yayınları’nda!

Salı, Şubat 24, 2026

W.G. Sebald’in ilkel bir şiir olarak nitelediği Doğadan Sonra, şubat ayında Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. Kitap, modern dünyanın karmaşası ve doğa ile insan arasındaki kırılgan ilişkiyi irdeleyen, tarih, doğa ve hafıza üzerine derin bir tefekkür…

The Times’ın “21. yüzyılın Joyce’u” olarak tanımladığı W.G. Sebald’in ilk edebî eseri Doğadan Sonra, insanlığın dünyadaki yerini huzursuzca sorgulayan üç erkeğin yaşamı üzerinden ilerliyor: Büyük Alman Rönesans’ı ressamı Matthias Grünewald, Bering’le birlikte Arktik’e yolculuk eden Aydınlanma dönemi botanikçisi ve kâşifi Georg Wilhelm Steller ve yazarın ta kendisi…

#almanedebiyatı #doğa #hafıza #tarih #insanlık #yaşam

Doğadan Sonra / W.G. Sebald
Çeviri: Nihat Ülner
Dizi: Modern
Tür: Düzyazı-Şiir
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 112
Fiyatı: 250TL  

Fars Meyus’tan Yeni Kitap: N’aber Abim?

Salı, Şubat 24, 2026

Sosyal medyada geniş bir okur kitlesine ulaşan Fars Meyus, yeni kitabı N’aber Abim? ile okuru içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, “iyiyim” demenin ardına saklanan duygulara ve güçlü görünme çabasının yorgunluğuna odaklanırken yüksek sesli motivasyon cümleleri yerine, okurun yanına oturan samimi bir anlatı sunuyor.

Modern hayatın gürültüsü içinde kendi sesini kaybedenlere sakin bir alan açmayı hedefleyen N’aber Abim?, özellikle genç okurlarla güçlü bir bağ kuruyor.

Kırılganlık, içsel sessizlik ve kendinle dürüstleşme temalarını işleyen eser, kısa ve vurucu diliyle dikkat çekiyor.

Arka Kapak Yazısı:
İNSANIN EN BÜYÜK GURBETİ, HİÇ YAŞAYAMADIĞI ÇOCUKLUĞUDUR.

Bu kitap; kalabalıkların içinde görünmez olmayı seçenlerin, sesi çıkmasın diye nefesini tutanların ve en yakın dostu yine kendi yalnızlığı olanların sığınağıdır. Aynı zamanda bir mucizenin de hikâyesidir.

“N’aber abim?” sıradan bir selam değildir. Bu, yıllarca birinin elini omzuna koymasını bekleyen o yalnız çocuğa verilen bir sözdür. Bir iade-i itibardır. Eğer sen de insanın en büyük yalnızlığının kendine yetişememesi olduğuna inanıyorsan; bu sayfalar sana ayna olacak. Hatırla; hayat, bir başkasını beklemeyi bıraktığında, yani sen kendine “Buradayım!” dediğin an yeniden başlar. Hazır mısın abim? Yeniden başlamaya?..

Naber Abim? / Fars Meyus
Alt Başlık: Yine yeni bir gün daha ve yine birlikteyiz.
Türü: Deneme
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 184
Fiyatı: 240 TL

Bener Karaçor’un Yarım Sonlar Atlas’ı serisinin ilk kitabı “Karbon Başlangıçlar ve Muhteşem Sonlar” Düşbaz Kitaplar'dan çıktı

Cuma, Şubat 20, 2026

Yaşamın temeli karbon. Hepimiz aynı maddeden başlıyoruz ama bambaşka hikâyelere dönüşüyoruz. Başlangıçlarımız sandığımızdan çok daha benzer. Bizi birbirimizden ayıran, sonlarımız ve o sonlara giderken yaptığımız seçimler. Bu kitapta kimseye mutlu sonlar vadedilmiyor. Çünkü muhteşem sonlar, büyük ya da mutlu olmak zorunda değildir. Doğru yerde duran her son, kendi içinde muhteşemdir.

Bener Karaçor’un Karbon Başlangıçlar ve Muhteşem Sonlar romanı, Yarım Sonlar Atlas’ı serisinin ilk kitabı.
Kaz Dağları efsanelerinden ilham alan bu ilk anlatı, ana hikâyesini ‘90’larda kurarken fantastik öğeleri insan hikâyeleriyle iç içe geçirir. İyiyle kötünün kadim mücadelesi, bu kez destan kahramanları arasında değil; bir grup yetim çocukla bir grup huzurevi sakininin absürt, sihirli ve tedirgin edici direnişi olarak karşımıza çıkar.

Atlas, pek de parlak olmayan bir yazardır. Başarısız bir intihar girişiminin ardından komaya girer ve gözlerini, babaannesinin evinde, çocukluğunu geçirdiği odada açar. Ama yalnız değildir. Yıllardır yazıp yarım bıraktığı hikâyelerin kahramanları karşısındadır. Hepsinin tek bir talebi vardır: İyi ya da kötü, kendi hikâyelerinin bir sona bağlanması. Ne kadar zamanı olduğunu bilmeyen Atlas, başka çaresi kalmadığını anlayıp yazmaya koyulur. Üç gözlü, kırmızı şapkalı siyah bir kedi ise hem daimi yardımcısı hem de eleştirel yorumlarıyla bir nevi editörüdür.

Bener Karaçor’un, Yarım Sonlar Atlas’ı adlı serisinin ilk kitabı Karbon Başlangıçlar ve Muhteşem Sonlar, Düşbaz Kitaplar etiketiyle okurlarıyla buluşuyor. Kaz Dağları efsanelerinden ilham alan anlatı, ana hikâyesini ‘90’larda kurarken fantastik öğeleri insan hikâyeleriyle ustalıkla harmanlıyor. İyi ile kötünün kadim mücadelesi, bu kez destan kahramanları arasında değil; bir grup yetim çocuk ile huzurevi sakinlerinin absürt, sihirli ve tedirgin edici direnişi üzerinden yeniden yorumlanıyor.

Yazar Hakkında
Ankara doğumlu Bener Karaçor, Gazi Üniversitesi İİBF’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünde yüksek lisans yaptı. 2019 yılında kariyerinde bir değişikliğe giderek sinema ve dijital mecralara yöneldi. Aslı Gibidir (2019) ve Annem (2019) filmlerinde senarist olarak yer alan, ayrıca bir mocumantary olan Heykel mi?’de ise proje tasarımı ve yazarlık yapmış olan Karaçor, İbrahim Selim ile Bu Gece başta olmak üzere çeşitli dijital projelerde baş editör olarak çalışmalarına devam ediyor.

Karbon Başlangıçlar ve Muhteşem Sonlar / Bener Karaçor
Düşbaz, Şubat 2026
352 sayfa
440 TL

Guido Morselli’nin kaleminden post-apokaliptik bir kıyamet tablosu: İnsanlığın Sonu

Perşembe, Şubat 19, 2026

Guido Morselli’nin insansız bir dünyayı tasvir eden romanı İnsanlığın Sonu şubat ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Morselli’nin kendi hayatına son vermeden hemen önce tamamladığı bu eşsiz roman, modern insanın yalnızlık, varoluş, anlam ve özgürlük karşısındaki kırılganlığını sorgulayan sarsıcı bir kıyamet tablosu.

Gidecektim, iz bırakmayacaktım. Benim için en önemli nokta buydu. Birileri araştıracak olursa, benim temelli kaybolduğum sonucuna varmalıydı. Daha da iyisi, gizemli bir şekilde imha olmalı, yok olmalıydım.

Dünyanın bir anda sessizliğe gömüldüğü bir sabah… Alpler’deki ıssız evine çekilen anlatıcı, intihar etmeyi planladığı geceyi atlatıp geri döndüğünde dünya üzerindeki tüm insanların ortadan kaybolduğunu fark eder. Kasabalar, yollar, oteller, sınırlar – hepsi yerli yerindedir, yalnızca insan yoktur. Son insan, hem insanlığın yokluğunun bıraktığı boşlukla hem de kendi varoluşunun ağırlığıyla yüzleşmek zorundadır.

“Varoluşun ağırlığı ve yalnızlığın dehşeti üzerine çarpıcı, derinlikli bir meditasyon.”
Publishers Weekly

#italyanedebiyatı #insanlık #yalnızlık #varoluş #yabancılaşma

İnsanlığın Sonu / Guido Morselli 
Çeviri: Leyla Tonguç Basmacı
Dizi: Modern
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 144
Fiyatı: 220 TL

Düşbaz'dan Distopik Öyküler: Yeşer Sarıyıldız'ın “Çınlayanlar”ı Raflarda

Perşembe, Şubat 19, 2026

Yeşer Sarıyıldız’ın distopik öykülerini bir araya getirdiği Çınlayanlar, Ayrıntı Yayınları’nın Düşbaz Kitaplar markasından yayımlanan bir öykü kitabı olarak; yapay zekâ, teknoloji, gözetim, ifade özgürlüğü ve kadın deneyimi üzerinden bugünü ve yakın geleceği tartışmaya açıyor. Kitap, teknolojiyi merkezine alsa da meseleyi hiçbir zaman “makineler”e indirgemiyor; asıl soruyu insan aklı, iktidar ve niyet üzerinden kuruyor.

“Distopyayı geleceği tahmin etmek için yazmadım. Bugün yaşadığımız ve normalleştirdiğimiz şeyleri biraz büyütüp görünür kılmak istedim.
Benim için distopya, bir gelecek tasvirinden ziyade bugünün abartılmış ve netleştirilmiş hâli.”
— Yeşer Sarıyıldız

Çınlayanlar’da distopya, uzak ve belirsiz bir gelecek değil; içinde yaşadığımız dünyanın bugünden yükselen yankıları. Yapay zekânın toplantı odalarında karar süreçlerini devraldığı, sessizliğin yasal bir zorunluluk hâline geldiği şehirlerde; algoritmalar, kadınlar, çocuklar ve makineler iç içe geçiyor. İnsan olmanın sınırları yeniden çizilirken, bastırılan sesler bir şekilde çınlamaya devam ediyor.

2087 İklim Zirvesi’nde devreye sokulan “geçici karar sistemleri”, Sessizlik Amirleri’nin devriye gezdiği kentler, NeoGenetik Değişim Merkezleri, alternatif sanal gerçeklik evrenleri ve ADHD’li bir zihnin içinden anlatılan parçalanmış algılar… Sarıyıldız, bugünün politik, teknolojik ve toplumsal tercihlerinin yakın gelecekte alabileceği biçimleri rahatsız edici ama tanıdık bir netlikle görünür kılıyor.

Metnin Ötesinde Bir Deneyim
Çınlayanlar yalnızca okunacak bir kitap değil. Öykülerden birinde yer alan ve karakterin kendi kendine söylediği bir şarkı, bestelenerek klip hâline getirildi. Okurlar, kitap içindeki QR kod aracılığıyla bu dijital deneyime ulaşabiliyor. Bu yönüyle Çınlayanlar, edebiyatı müzik ve dijital anlatıyla buluşturan disiplinlerarası bir anlatı sunuyor.

Yazar Hakkında
1987 doğumlu Yeşer Sarıyıldız, yazı hayatına dijital mecralarda başladı. Dergicilik, köşe yazarlığı ve editörlük alanlarında üretim yaptı; 2009 yılında Türkiye’nin ilk çevrim içi kadın dergilerinden Madam Brownie’yi kurdu. Uzun yıllardır teknoloji, toplumsal cinsiyet ve ifade özgürlüğü üzerine yazan Sarıyıldız, son yıllarda yapay zekâ ve dijital sanat odaklı sergilerin küratörlüğünü üstleniyor. Teknolojiyle insan arasındaki ilişkiyi hem edebi hem sanatsal üretiminin merkezine yerleştiriyor.

Çınlayanlar / Yeşer Sarıyıldız
Dizi: Düşbaz Kısa
Sayfa Sayısı: 176
220 TL

DeliDolu’dan Bir Damon Galgut Daha: Kutup Yazı

Çarşamba, Şubat 18, 2026

DeliDolu’dan beklediğimiz haber geldi. “Vaat” ile okurları mest eden ve halen etmeye devam eden, “Taşocağı” ve “Domuzların Güzel Çığlıkları” sevindiren Damon Galgut’tan bir roman daha raflarda. Üstelik E. M. Forster’a dair önemli bir metin. Daha da güzeli Forster’ın Kavafis, Leonard ve Virginia Woolf gibi önemli edebiyatçılarla dostluğunu da işleyen bir metin. İyi okur daha ne ister ki? Merak ve heyecanla bekliyoruz diyerek pası bültene atıyorum.

Bastırılmış duyguların gölgesinde yükselen bir yazarın portresi...
Booker ödüllü yazar Damon Galgut'un imzasını taşıyan Kutup Yazı, 20. yüzyıl edebiyatının önemli kalemlerinden E. M. Forster'ın Hindistan seyahatiyle başlayan öz keşif yolculuğuna ve zamanla yaşadığı derin dönüşüme tanıklık ettiren vurucu bir metin.

Biyografik bilgilere sadık kalsa da bir yazarın yaşam öyküsünü ve eserlerini tanıtmanın çok ötesine geçen bu dokunaklı roman, Birinci Dünya Savaşı'nın yakıcı etkilerinin gölgesinde benlik çıkmazına düşen Morgan adında yetenekli ve ayrıksı bir gencin varoluşsal sancılarını tüm kırılganlığıyla yansıtıyor.

E. M. Forster'dan geriye kalan günlüklerin ve onu konu alan geniş literatürün etraflıca taranarak gerçek olayların yeniden kurgulandığı kitapta; yazarın İngiltere, Hindistan ve Mısır'da geçirdiği yılları, Kavafis, Leonard ve Virginia Woolf gibi önemli edebiyatçılarla dostlukları özenle işlenerek sanatsal bir bütünlük eşliğinde sunuluyor.

1912'de Hindistan'a doğru yol alan SS Birmingham gemisinin özel bir yolcusu vardır: Romanlarıyla edebiyat çevrelerinde tanınmaya başlayan genç yazar Edward Morgan Forster. Hayattaki amacını, toplumdaki yerini keşfetmeye çalışan Morgan, esas savaşını bastırmak zorunda olduğu cinsel kimliği ile yüzleşirken verecektir. Kendisini denizaşırı topraklara sürükleyecek karşılıksız aşkın hüznüyle yıllar sürecek bir edebî yolculuğa çıkacak, özgürlüğü ve ilhamı en beklemediği yerlerde bulacaktır. Birinci Dünya Savaşı sırasında İskenderiye'de, ardından Hindistan'da bir mihracenin sarayında yaşadığı deneyimler Forster'ı İngiltere'dekinden apayrı kültürlerle, geleneklerle ve değer yargılarıyla tanıştıracaktır. Ait olduğu topluma ve sınıfa daima yabancı hisseden Morgan'ın dünyaya bakışı kökten değişirken, bir yazar olarak kimliği de yeniden şekillenecek, on dört yılın sonunda en önemli eseri Hindistan'a Bir Geçit yayımlanacaktır.

Britanyalı büyük yazar E. M. Forster'ın ebedi anısına şiirsel bir saygı duruşunda bulanan Kutup Yazı, ortaya psikolojik derinliği olan bir yazar portresi koymakla kalmıyor, aynı zamanda küllerinden yeniden doğan bir dünya düzeninin de panoramasını çiziyor.

Kutup Yazı / Damon Galgut
Türkçeleştiren: Anıl Ceren Altunkanat
336 sayfa
Satış Fiyatı: 500,00 TL


Canan Sancak’tan kalbin ve duyguların sınırlarını zorlayan öyküler: Kalp Bir Kastır Yorulur

Çarşamba, Şubat 18, 2026

Canan Sancak’ın ikinci öykü kitabı Kalp Bir Kastır Yorulur, okuru gerçekle fantastik arasında bir dünyaya davet ediyor. Öyküler, farklı iklimlerde yolculuk eden karakterleriyle, okura insanın modern dünyada verdiği yaşam savaşını ve hayatta kalma mücadelesini aktarıyor. Kalp Bir Kastır Yorulur, şubat ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda.

Canan Sancak, Kalp Bir Kastır Yorulur’da Çöl Çiçeği Mehlika’nın, Sihirbaz Z.’nin, Profesör Saadettin Bahtiyar’ın, Mükemmel Nazar ailesinin, Afrika’da bir yetimhanede çocukluğuna dönen Kahverengi Gözler’in, Küçük Keşiş’in peşinden giderken okuru gerçekle fantastik arasında bir dünyaya davet ediyor. Farklı iklimlerde yolculuk eden karakterleriyle bu öyküler, insanın modern dünyada verdiği yaşam savaşını ve ruhsal olarak hayatta kalma mücadelesini dile getiriyor.

Hikâye, kalbin yorulduğu yerde başlar
Dünya mı daha hızlı döner, kalp mi daha hızlı atar? Bilmiyorum. Yaşarken şöyle düşünürüz: Duygular geçici, tutkular akıldışıdır. Onlar için yukarıda pek vaktimiz yoktur. Yeterince dürüst olmak için itiraf etmenin şimdi tam da sırası.

Burada, birini bekliyorum. Ve siz belki de onu tanıyorsunuz.

#mücadele #aşk #duygular #kış #savaş #istanbul

Kitap Adı: Kalp Bir Kastır Yorulur / Canan Sancak 
Yayınevi: Can Yayınları  
Dizi: Çağdaş 
Tür: Öykü
Sayfa Sayısı:120
Fiyatı: 180 TL  

Dünya Çapında Fenomene Dönüşen “ALCHEMISED” Artık Türkçede!

Çarşamba, Şubat 18, 2026

Fantastik edebiyat dünyasında küresel bir başarıya imza atarak milyonlara ulaşan ve yayınlandığı ülkelerde büyük satış başarısı yakalayan SenLinYu imzalı Alchemised, Türkçe baskısıyla okurlarla buluştu.

Türkçe çevirisi Ece Çavuşlu tarafından gerçekleştirilen ve Nox Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, karanlık bir büyü rejiminin hüküm sürdüğü distopik bir dünyada geçen çarpıcı hikâyesiyle dikkat çekiyor. Orijinal adı Alchemised olan roman, 2025 yılında uluslararası arenada ses getirdikten sonra Türkçeye kazandırıldı

Alchemised, savaş sonrası yıkılmış bir düzende, hafızası ve kimliği üzerinde oynanmış bir kadının hayatta kalma mücadelesini merkezine alıyor. Simya, rezonans, yaşam ve ölüm büyüsü gibi kavramları güçlü bir politik arka planla birleştiren eser; yalnızca fantastik bir kurgu değil, aynı zamanda hafıza, direniş ve kimlik üzerine derinlikli bir anlatı sunuyor.

Karanlık Bir Rejim, Silinen Hafızalar ve Yasaklı Bir Geçmiş
Romanın merkezindeki Helena Marino karakteri; baskıcı bir ölüm büyücüsünün yönetimindeki dünyada hem bedenine hem zihnine pranga vurulmuş bir tutsağı temsil ediyor. Hafızasının bilinçli biçimde dönüştürülmüş olabileceğini keşfeden Helena, yalnızca geçmişini değil, hakikatin kendisini de sorgulamak zorunda kalıyor.

SenLinYu, güçlü atmosfer kurgusu, detaylı büyü sistemi ve psikolojik derinliğiyle dünya çapında geniş bir hayran kitlesine ulaşmış; özellikle karanlık fantazi ve epik distopya türünde yeni bir referans noktası hâline gelmiştir.

Uluslararası başarıdan sonra gelen Türkçe baskı, özellikle genç yetişkin ve karanlık fantastik okurlar için yılın en çok konuşulacak kitapları arasında gösteriliyor.

Arka Kapak Yazısı:
BİR KATİL VE BİR ŞİFACI BİRİNİN BAŞLATTIĞI BU SAVAŞI DİĞERİ BİTİRECEK
Bir zamanların gelecek vadeden simyacısı Helena Marino kendi zihnine hapsolmuştu. Direniş’teki dostları vahşice katledilmiş, rezonansı bastırılmış ve bildiği dünya tamamen yok edilmişti. Uzun süren bir savaşın ardından Paladya’nın yönetimi yozlaşmış lonca ailelerinin ve Yüce Ölüm Büyücüsü’nün eline geçmiş, Sonsuz Alev’in ateşi ebediyen sönmüştü.

Direniş’in kayıtlarına göre Helena önemsiz bir şifacıdan ibaretti. Yakalanmasının ardından bir köşeye atılmış ve aylar sonra bulunduğunda da hafızasının büyük bir kısmının gizemli bir operasyonla silindiği keşfedilmişti. Acaba gerçekten önemsiz biri miydi yoksa kayıp anıları Direniş’in son umudunun anahtarını mı taşıyordu?

Zihninin derinliklerinde gömülü anıları ortaya çıkarmak artık hayat memat meselesiydi ve bu görev yeni dünyanın en güçlü ve acımasız ölüm büyücülerinden biri olan Yüce İnfazcı’ya verilmişti. Helena geçmişini koruyup eski benliğinden geriye kalan son kırıntıları kurtarmak zorundaydı ve onun için asıl savaş daha yeni başlıyordu.

Fakat gardiyanının da kendi sırları vardı ve Helena ne pahasına olursa olsun gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıydı.
Savaş bitti. Holdfast öldü.
Sonsuz alev söndü.
Kurtaracak hiçbir şey kalmadı.

Alchemised / SenLinYu
Çevirmen: Ece Çavuşlu
Türü: Roman
Yayınevi: Nox Yayınları
Sayfa Sayısı: 1088
Fiyatı: 960 TL

Gaye Keskin’in kaleminden “İçimdeki Kilitleri Tek Tek” Can Yayınları’nda!

Salı, Şubat 10, 2026

Gaye Keskin’den iyileşmeyen yaraların, bitmeyen arayışların ve sessiz kayıpların izini süren bir ilk kitap. İçimdeki Kilitleri Tek Tek, şubat ayında raflarda.

Olmuyor, hiçbiri sana beni unutturmuyor. İnsanın içi ne kadarsa dışının da o kadar olduğunu kavrıyor, kendine sığamıyorsun. Evlerde, sokaklarda, şehirlerde yer bulamıyorsun kendine. Acıdan kıvranıyorsun. Nihayet bir akşam konuşuyorsun benimle. Bensizliğin mümkün olmadığını ama bana gelecek yolu da bir türlü bulamadığını anlatıp beni yine yanına çağırıyorsun. Seni dinliyorum, dinliyor ama gelmiyorum.

Gaye Keskin, bu ilk kitabında insanın kimi zaman kendiyle, kimi zaman yakın çevresiyle arasındaki girift ilişkileri, yabancılaşmayı ve yoksunluğu ele alıyor. Madam Violet’ten Mümtaz’a, Eleni’den Neriman’a uzanan bu yolculuk, okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaat ediyor.

İçimdeki Kilitleri Tek Tek, bir türlü iyileşmeyen yaralara, dur durak bilmeyen arayışlara, amansız yoksunluk ve kayıplara dair hikâyeler anlatıyor. Kitap, içsel hesaplaşmaların ve kişinin özgürlük arayışının güçlü bir yansıması olarak gün yüzüne çıkıyor.

#hesaplaşma #arayış #yoksunluk #kayıp #bellek #geçmis #yabancılaşma

İçimdeki Kilitleri Tek Tek / Gaye Keskin 
Dizi: Çağdaş 
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 150TL  

Kafka Kitap’tan Türk Edebiyatının Üç Büyük Romanı Serisi

Salı, Şubat 10, 2026

Kafka Kitap, Türk edebiyatının modernleşme sürecine yön veren üç büyük romanı, Halid Ziya Uşaklıgil’in “Mai ve Siyah”ı, Mehmet Rauf’un “Eylül”ü ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç”ı ile edebiyat tarihinin en güçlü metinlerini günümüz okuruyla yeniden buluşturuyor. 

Titiz bir editoryal çalışmayla Mustafa Çevikdoğan tarafından yayına hazırlanan ve günümüz Türkçesine uyarlanan bu üç eser, yalnızca geçmişin edebiyat mirasını değil, bugün hâlâ güncelliğini koruyan meseleleri de hatırlatıyor. 

Bir Kuşağın Hayalleri ve Hüsranları: Mai ve Siyah
Türk edebiyatının ilk büyük romanlarından biri olan Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen “ilk” olmanın çok ötesine geçmiş bir başyapıt. Halid Ziya’nın ifadesiyle, “onda hemen bütün ben varım” dediği bu eser, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek “memleketin bedbaht gençliğini” anlatır. 

Osmanlı’nın son yıllarında, edebiyat ve basın dünyası çevresinde geçen roman; hayaller, hülyalar ve kaçınılmaz hüsranlarla çevrili bir gençliğin hikâyesine odaklanır. Bu eser, bireysel bir anlatının ötesine geçerek bir kuşağın ruh hâlini temsil eder.

Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, romanın edebiyat tarihindeki yerine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah’ı yazarken sadece bir roman yazmakla kalmamış, sonrasında yazılacak yüzlerce romanın da çatısını kurmuş, Türk edebiyatına yeni bir yön vermiştir.”

Halid Ziya Uşaklıgil’in 1898’de yayımlanan ve Türk romanının seyrini değiştiren başyapıtı yazarın 1938’de gözden geçirdiği son metin esas alınarak, önceki baskılarla karşılaştırılarak en olgun hâliyle okura sunuldu. Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen hâlâ tüm gençlere ve tüm zamanlara seslenen bir roman olmayı sürdürüyor.

Türk Romanında Ruhun Derinlikleri: Eylül 
Mehmet Rauf’un edebiyat tarihimize armağan ettiği Eylül, “psikolojik roman” tanımının ötesine geçen, insan ruhunun en kırılgan noktalarına dokunan bir başyapıt. 

1900 yılında yayımlanan eser; insan ilişkilerini, belli bir toplumsal çevreyi ve en çok da İstanbul’u —özellikle Boğaziçi’ni— benzersiz bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Yasak aşk ekseninde şekillenen romanda, üç ana karakterin ruh çözümlemelerindeki ustalık, edebiyatımızda bir dönüm noktasını işaret eder. Eylül, yalnızca bir karasevda romanı değil; duyguların, bastırılmış arzuların ve iç çatışmaların romanıdır.

Mustafa Çevikdoğan, Eylül’ün gücünü şöyle özetliyor: “Türk edebiyatında ‘psikolojik roman’ denince akla gelen ilk eser olan Eylül, bu basit sınıflandırmaya sığmayacak kadar büyük ve derinlikli bir romandır.”

Kafka Kitap, bu büyük eseri ilk baskılarıyla karşılaştırıp notlandırarak, metnin derinliğini ve atmosferini koruyan bir yaklaşımla günümüz Türkçesine uyarlıyor. Böylece Eylül, hem döneminin ruhunu hem de evrensel insan hâllerini bugünün okuruna yeniden taşıyor.

Kıyamet Korkusu, Aşk ve Cesur Bir Kadın Sesi: Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en çok konuşulan ve en çok okunan romanlarından biri olan Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, 1910 yılında Halley Kuyrukluyıldızı’nın dünyaya yaklaşmasıyla İstanbul’da oluşan büyük paniği merkezine alır. Gazetelerin körüklediği korku atmosferi içinde Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi insanların cehaletini, hurafelerini ve boş inanışlarını hicvin keskin diliyle anlatır. 

Roman çoğu zaman eğitimsizlik ve batıl inançlar etrafında örülmüş bir aşk hikâyesi olarak bilinse de, onu asıl güçlü ve güncel kılan yönü, kadın meselesine yaklaşımıdır. Genç kadın karakterin dönemin “bilgili” erkek figürlerine verdiği dersler ve kadın-erkek eşitsizliğine dair cesur tespitler, bugün bile etkisini korur.

Mustafa Çevikdoğan, romanın arka planını şöyle anlatıyor: “1910 yılında Halley bir kez daha Dünya ufkunda göründüğünde insanları büyük bir telaş alır. Gazetelerin de bolca köpürttüğü bu korku atmosferinde Hüseyin Rahmi, insanların cehaletlerini alaya alan bu romanı yazar.”

Edebiyatımızın ilk “dünyanın sonu” anlatılarından biri olarak kabul edilen bu roman, Kafka Kitap’ın titiz editoryal çalışmasıyla günümüz Türkçesine uyarlanarak okurla buluşuyor.

Editoryal Yaklaşım: Metne Sadakat, Okura Yakınlık 
Kafka Kitap’ın Türk Edebiyatı Klasikleri serisi, bu üç romanı yalnızca yeniden yayımlamakla kalmıyor; onları bugünün okuruyla yeniden konuşturmayı hedefliyor.

Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, bu üç romanın yalnızca edebi değil, düşünsel ve toplumsal açıdan da hâlâ canlı olduğunu vurguluyor. Çevikdoğan, tüm eserlerin ilk baskılarıyla karşılaştırıldığını, notlandırıldığını ve metne sadık kalınarak günümüz okurunun rahatlıkla takip edebileceği bir dilde yeniden hazırlandığını belirtiyor. 

Bu yaklaşım, edebiyat tarihimizin yapıtaşlarını hem akademik titizlikle hem de okur dostu bir anlayışla yeniden düşünmeye davet ediyor.


Yapay Zekâ Sorgu Odasında: Mesut Demirbilek’in “Rasyonel Psikopat”ı Raflarda!

Pazartesi, Şubat 09, 2026

April Yayıncılık şubat ayını nefes kesen bir inceleme kitabıyla karşılıyor. “Kavgaz” serisinin yazarlarından Mesut Demirbilek’in kaleminden tam da gündeme dair bir suç anlatısı “Yapay Zekâ Suç İşler mi?” sorusunun cevabını arıyor. Konu çok cezbedici değil mi? Yavaş yavaş kendimizi içimizde bulacağımız tartışmalarda şimdiden bir fikir sahibi olabilme fırsatı sunuyor gibi görünüyor. O çok bildiğimiz yapay zekâ insanlığın sonunu getirecek senaryolarından sonra tekil bir soru ile başbaşa kalmak pek keyifli olacak. Merakla beklediğimiz “Rasyonel Psikopat” tüm kitapçılarda. Yeri gelmişken “Kavgaz” serisini de polisiye meraklılarına ısrarla önererek pası bültene atıyorum.

Yapay Zekâ bir insanı öldürürse, suçlu kimdir?

Kod mu, algoritma mı, onu yazan insan mı, yoksa hepimiz birden mi?

Suç araştırmacısı Mesut Demirbilek sorgu sandalyesine ilk kez insan olmayan bir şüpheliyi oturtuyor.
Terlemeyen, yalan söylemeyen, pişmanlık duymayan bir zekâyı…

Artık bu dünyada suç öfkeyle değil optimizasyonla işleniyor, kötülük niyetle değil verimlilikle ölçülüyor...

Unutulmaz emniyet müdürü Mesut Demirbilek, sahadan gelen deneyimini hukuk, kriminoloji, teknoloji ve felsefeyle buluşturuyor; otonom silah sistemlerinden deepfake dolandırıcılıklara, kurgusal önyargıdan “algoritmik kast” tartışmalarına uzanan yeni bir suç evrenini adım adım ifşa ediyor.

Kurgusal sorgular, gerçek vakalar ve çarpıcı analizlerle ilerleyen Rasyonel Psikopat, hepimize, Yapay Zekâ'yı ne şeytanlaştıran ne de romantikleştiren objektif bir ayna tutuyor.

Bu kitap, geleceğin suçları kadar bugün üstlendiğimiz sorumluluğu anlatıyor.

“Bilinç, vicdan, ahlak, hukuk gibi bugüne kadar insana özgü zannettiğimiz kavramları masaya yatıran eser, bundan sonra çok karşılaşacağımız tartışmaların önemli bir öncüsü.”
Özgür Mumcu

“Kriminoloji dünyası, fiziksel delillerden algoritmik niyetlere uzanan tarihinin en büyük dönüşümünü yaşıyor. Mesut Demirbilek, bu kitapta yalnızca teknik bir analiz yapmıyor; cinayet bürosundaki yıllara dayanan saha deneyimini, yapay zekânın soğukkanlı ve “rasyonel” dünyasıyla çarpıştırıyor. Yapay zekâ çağında adalet, güvenlik ve insan kalmanın ne anlama geldiğini merak eden tüm okurlara içtenlikle öneriyorum.”
Sevil Atasoy

“Rasyonel Psikopat, bize 'akıllı' dediğimiz o cihazların aslında ne kadar 'vicdansız' olabildiğini, üstelik bunu kusursuz bir mantıkla yapacağını gösteriyor. Okuyun ve kendinize sorun: Algoritma sizi suçlu ilan ederse, kendinizi kime karşı savunacaksınız? Kodlara mı?”
Okan Bayülgen

Rasyonel Psikopat – Yapay Zekâ Suç İşler mi?  / Mesut Demirbilek
Türü: Kurgudışı, Araştırma – İnceleme, Gerçek Suç Anlatısı, Vaka İncelemeleri, Yapay Zekâ
Yayınevi: April, 1. Baskı Şubat, 2026
Sayfa: 208
Fiyat: 340 TL

Ümit Doğan’dan Çarpıcı Bir Araştırma: Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi

Pazartesi, Şubat 09, 2026

Tarihçi-yazar Ümit Doğan, Osmanlı’nın son padişahı VI. Mehmet Vahdettin’in özel hayatını, saray içi ilişkilerini ve Milli Mücadele yıllarında haremin bilinmeyen rolünü ilk kez yayımlanan bilgi ve belgeler eşliğinde mercek altına alıyor. Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi, Destek Yayınları’ndan çıkan kapsamlı bir araştırma-inceleme olarak yakın tarih literatürüne dikkat çekici bir katkı sunuyor.

Bu kitap, bugüne dek resmî tarih anlatılarında yer almayan, büyük ölçüde göz ardı edilen bir alanı ele alıyor: Osmanlı sarayında kadınların, cariyelerin, nedimelerin ve saray görevlilerinin tanıklıkları.

Ümit Doğan, çalışmasında; Nimet Nevzat Hanım’ın anılarının yanı sıra Vahdettin’in eşleri ve haremi hakkında hatıratları, saray casusu Razi Bey, Tütüncübaşı Şükrü, saray nedimeleri Leyla Açba, Rumeysa Aredba ve Afife Rezzemaza gibi isimlerin birbiriyle karşılaştırmalı anlatılarını ve Milli Mücadele karşıtı kararların saray içindeki yankılarını ve perde arkasını ele alıyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Nimet Hanım’ın, haremin kurallarına başkaldıran bir Türk kadını olarak yaşadıkları; saray içindeki baskılar, mutsuzluklar ve suçlamalar, tarihsel belgeler ışığında aktarılıyor.

Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi, sadece padişahın özel hayatını değil;
Milli Mücadele’ye karşı yayımlanan fetvaları,
Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında verilen idam kararlarının arka planını,
Saraydan San Remo’ya uzanan kaçış sürecini,
Saltanatın kaldırılışı sonrası hanedanın iç çöküşünü haremin içinden bakarak anlatıyor.

Ümit Doğan, kitabın önsözünde çalışmasının amacını net biçimde ortaya koyuyor:
“Bu eser ne bir övgü ne de bir yergi kitabı. Okuyucuyu ezberlenmiş tarih anlatılarının dışına davet eden cesur bir araştırma.”

Arka Kapak Yazısı:
HALK İÇİN GÜNAH OLAN, SARAYDA HAKTI.
Vahdettin’in beşinci karısı Nimet Sultan anlatıyor:
Sarayın kanununda bir tek gaye vardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyiflerini, arzularını yerine getirmek. Dışarıdaki insanlar için kanun, ahlak diye konulan kayıtlar, saraydaki hükümdar ve şehzadeler için hükümsüzdü. Onların zevki mevzubahis olduğunda günah diye bir mefhum yoktu.

Sarayda yaşayan kadınlar bu kanunu olduğu gibi kabul etmişlerdi. Kendilerini bu hanedanın satılmış malları, oyuncakları sayıyorlardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyfine hizmet etmekte namusa, haysiyete bağlı bir fenalık görmüyorlardı.

Hükümdar ve şehzadeler, ellerine geçen kadınlarla canları istediği kadar oynuyor, sonra günün birinde kırık bir oyuncak gibi bir tarafa atıyorlardı. Ben saray içine nasılsa düşmüş bir Türk kızıydım. Halk içinden yetişmiş bir kızdım. Sarayın kanununu hiçbir zaman kabul etmemiştim. Hep derinden derine isyan duymuştum.

“Filan şey niçin böyle? Niçin öyle değil?”
“Sus kız...” diyorlardı. “Günaha girersin. Allah’ın emri öyledir.”

Allah’ın emri mi öyle? Allah’ın bütün insanlar için başka, saray için başka emirler vereceğini benim aklım kabul etmiyordu. Başka biri beni bir iki gün için oyuncak diye kullanmak istese, beni satın almaya çalışsa elbette isyan edecektim. Keyfini yapmak isteyen adam Vahdettin olunca neden gönül rızasıyla boyun eğeyim? Niçin ona başka bir gözle bakayım?


Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi / Ümit Doğan
Türü: Araştırma
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 296
Fiyatı: 350 TL

Yürümenin Felsefesi'nin yazarından inanç, beden, özgürlük ve itaat üzerine zamansız soran bir ilk roman: İlk Hikâye

Cuma, Şubat 06, 2026

Kararını veriyor Tekla. Geri dönüşü olmayan şeyler yapacağını biliyor. Onu sevinçten ve korkudan ürperten, hikâyesinin işaret fişeğini yakacak bir kararın gizli hazırlıkları var aklında: Onu Hıristiyan tarihinin ilk mucizesi yapacak bir karar. Şu anda kendinden korkuyor. Kendini tanıyamıyor, heyecan verici buluyor. Kendi kendine konuşurken kafasının içinde “Hadi, hadi, hadi,” diyen kim, “Hayır, hayır, hayır,” diyen kim, öteki kim, o kim, artık bilemiyor.

İsa’dan sonra birinci yüzyıl…

Roma İmparatorluğu’nda yaşayan genç ve varlıklı genç kadın Tekla’nın hayatı ve tüm inançları, Tarsuslu Pavlus’un etkileyici vaazlarıyla sarsılır. Nişanını bozar, duyduklarının peşinden gitmeye karar verir ve bekâretini bir itaat biçimi değil, açık bir direniş olarak sahiplenir.

Çıktığı yolda başına türlü eziyetler gelir; yakılmaktan mucizevi biçimde kurtulur, arenada vahşi hayvanların arasına atılır ama hayatta kalır. Tüm tehditlere rağmen kendi kendini vaftiz eder. Bu cesur adımlarıyla kadınlar için bir umut ve başkaldırı sembolüne dönüşür. Ancak bu özgürlük çağrısı, henüz bebek adımlarıyla yürüyen Kilise için büyük bir sorundur. Dini otoriteler ve cemaat liderleri, Tekla’yı susturmak için harekete geçer.

Bazı tarihçilere göre yazılı olarak dolaşıma girmiş ilk Hıristiyan anlatısı olan bu hikâye, yüzyıllar boyunca görmezden gelinen güçlü bir kadının öyküsünü gün ışığına çıkarıyor. Frédéric Gros, bu etkileyici romanında inanç, beden, özgürlük ve itaat üzerine zamansız sorular soruyor.

Frédéric Gros: Paris-Est Créteil Üniversitesi ve Siyaset Çalışmaları Enstitüsü’nde felsefe profesörüdür. Michel Foucault’nun Collège de France’taki son derslerinin editörüdür. Psikiyatri, hukuk ve savaş üzerine eserler kaleme almıştır. Paris’te yaşamaktadır. Türkçede yayımlanmış eserleri: Yürümenin Felsefesi (Kolektif Kitap, 2017), Güvenlik İlkesi (Kolektif Kitap, 2023) İtaat Etmemek (YKY, 2020), Michel Foucault (İletişim, 2022).


İlk Hikâye / Frédéric Gros
Türkçesi: Ayşe Başçı, Albina Ulutaşlı
1. Baskı, Ocak 2026
168 sayfa
Liste Fiyatı: 275 TL

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template