♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Empatinin Kalemi Jodi Picoult Karşınızda: Adını Sen Koy!

Perşembe, Nisan 09, 2026

40 dilde 70 milyon okura ulaşan fenomen yazar Jodi Picoult, yeni romanı Adını Sen Koy ile bir kez daha okurları sarsmaya hazırlanıyor. Goodreads Okur Ödülleri finalisti olan Adını Sen Koy, kadınların görünürlük mücadelesini iki farklı zaman diliminde çarpıcı bir kurgu ile bir araya getiriyor.

Günümüzde genç yazar Melina Green, oyununu sahneye taşıyabilmek için bir erkek adı kullanmak zorunda kalırken; 1581’de Emilia Bassano, yazdığı eseri sahneye koyabilmek için William Shakespeare’in yüzünün arkasına sığınmak zorunda kalıyor. 

Adını Sen Koy hırs, cesaret, arzu ve görünür olma mücadelesi üzerinden ilerleyen; Kız Kardeşim için, Cam Çocuk, 19 Dakika, Küçük Muazzam Şeyler gibi romanlarıyla milyonlara ulaşan Picoult'nun edebi dehasını yansıtan yılın en iyi romanlarından.

Kitabın detaylarına gelince...
Günümüz... Genç yazar Melina Green, Elizabeth döneminin az bilinen kahramanlarından Emilia Bassano'nun hayatından ilhamla bir oyun kaleme aldı. Ancak kadınlar için rollerin eşit olmadığı tiyatro dünyasında, bu oyunun sahnelenmesi pek olası görünmüyor. Geri çevrilmekten bıkan Melina mazeretlere doymuş durumda, en yakın arkadaşının önerisiyle bu kez oyununu festivale bir erkek ismiyle gönderecek.

Yıl 1581... Emilia Bassano adında genç bir kadın, İngiliz aristokratlarının himayesinde entelektüel dünyaya dahil oluyor. Diller ve tarih üzerine aldığı dersler ona keskin bir zekâ ve hikaye anlatma yeteneği kazandırdı, fakat çoğu kadın gibi kendi sesini duyurmasına izin yok. İngiltere'deki tüm tiyatro yapımlarını denetleyen Lord Chamberlain'ın metresi olmaya zorlanan Emilia, sonunda yazdığı oyunu sahneye taşımanın yolunu buluyor: William Shakespeare adında yeniyetme bir oyuncuya para ödeyerek eserinin "yüzü" olmasını sağlayacak!

Kitaba yapılan övgülere gelince... 
“Emilia Bassano’ya aşık olacaksınız: Picoult’nun titiz araştırmalara dayanan yeni romanında, bu unutulmaz kahraman olağanüstü canlılıkla hayat buluyor.”
— Kristin Hannah  

“Adını Sen Koy, feminist edebiyatın ilham verici eserleri arasına şimdiden girdi.”
— Elle 
“Tarihî kurmaca ile günümüzü bir araya getiren kusursuz bir karışım; birbirine sarılıp okuru şaşırtan farklı hikayeler… Bu roman kesinlikle Shakespeare hayranları için, Picoult araştırmasını hakkıyla yapmış.”
— Harper’s Bazaar 

“Şimdiye kadarki romanları arasında en iyisi. Jodi Picoult, kendine özgü araştırmacı yaklaşımını, gerçeğin içine gömülü sarsıcı ve yürek burkan bir hikayeyle birleştirip nefes kesici bir romana dönüştürüyor.”
— Jojo Moyes

Adını Sen Koy / Jodi Picoult
Orijinal Adı: By Any Other Name
Çevirmen: Mehmet Deniz Öcal
April Yayıncılık, Nisan 2026
544 Sayfa
540 TL

Dünya Yanarken Aşk Kurtarılabilir mi? : Paolo Giordano’nun son romanı “Tasmanya” Kafka Kitap’tan raflarda

Perşembe, Nisan 09, 2026

Kafka Kitap, çağdaş edebiyatın en güçlü seslerinden Paolo Giordano’nun son romanı Tasmanya’yı, Yelda Gürlek çevirisiyle Türkçede okurlarla buluşturuyor. Modern dünyanın kırılganlıklarını bireysel bir çöküş anlatısıyla iç içe geçiren roman, iklim krizi, terör, teknolojik tehditler ve varoluşsal kaygılar arasında sıkışmış bir zihnin haritasını çıkarıyor.

Tasmanya, bir yazarın gözünden, hem dünyayı hem de kendi hayatını anlamlandırma çabasının romanı. Dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, kişisel yıkımların gölgesinde hayatta kalma sanatına dair samimi ve sarsıcı bir itiraf. PremioStrega ödüllü yazar PaoloGiordano’nun, kaleminden çıkan yeni romanı Tasmanya, Kafka Yayınevi etiketiyle ve Yelda Gürlek’in usta çevirisiyle okurlarla buluşuyor.

Kişisel Felaketler ile Küresel Krizler Arasında Sıkışmış Bir Hayat
2015 sonbaharı… Anlatıcı Paolo, hayatının en büyük kişisel krizlerinden birini yaşıyor. Eşi Lorenza ile yıllardır süren çocuk sahibi olma çabaları sonuçsuz kalmış, Lorenza artık “devam etmek istemediğini” söylemiştir. Paolo ise bu kaybı kabullenememekte, sadece babalık hayalini değil, geleceğe dair tüm umutlarını yitirmektedir. Evliliği çatırdarken, kendi “küçük felaketi”nin gölgesinde küresel felaketler ona hem çok uzak hem de tuhaf biçimde yakın görünür.

Paolo, bu kişisel tıkanıklığı aşmak için kendini işine verir. Corrieredella Sera için Paris’teki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nı takip etmek üzere yola çıkar. Tam da Kasım 2015 Paris saldırılarından hemen sonra, şehrin askeri bir atmosfere büründüğü, tedirginlik ve yasın hâkim olduğu günlerde… İklim krizine dair konuşmalar ona bayat ve sıkıcı gelirken, terör saldırıları peşini bırakmaz. Hiroşima ve Nagazaki’ye, atom bombasının kurbanlarına dair uzun zamandır üzerinde çalıştığı kitap projesiyle Avrupa’nın çeşitli kentlerine, nihayetinde Japonya’ya uzanan bir yolculuğa çıkar.

Roman boyunca Paolo, iklim değişikliği, küresel terör, otoriter yükseliş gibi büyük tehditlerle yüzleşirken, çevresindeki insanların da kendi “küçük felaketleri”yle boğuştuğunu görür: Üniversite arkadaşı Giulio’nun velayet savaşı, bir akademisyenin kariyer krizi, bir rahibin sıra dışı ilişkisi… Hepsi, dünyanın çöküşü karşısında bireysel kırılganlıkları ve birbirimize duyduğumuz kırılgan ihtiyacı sorgulatır.

Roman, “kıyamet” fikrini yalnızca çevresel ya da politik bir tehdit olarak değil; aynı zamanda duygusal, zihinsel ve etik bir çöküş biçimi olarak ele alır. 

Aşk, Arzu ve Tükeniş: İlişkilerin Görünmeyen Çatlakları
Tasmanya, yalnızca bir kriz romanı değil; aynı zamanda bir ilişki anatomisi. Anlatıcının eşi Lorenza ile kurduğu ilişki, modern aşkın kırılgan doğasını gözler önüne serer. Roman, birlikte kalmanın, ayrılmanın ve “devam etmenin” ne anlama geldiğini sorgular.

Giordano, evlilik içindeki sessizlikleri, ertelenmiş yüzleşmeleri ve görünmez çatlakları büyük bir incelikle işler. Kişisel tükenmişlik ile gezegenin tükenişi arasında kurduğu paralellik, romanın en çarpıcı katmanlarından birini oluşturur. 
Tasmanya, coğrafi bir yer olmaktan çok, bir metafor olarak karşımıza çıkar: Kaosun ortasında sığınak arayışı, kayıp karşısında yeniden anlam kurma çabası ve nihayetinde kabullenme ile huzura varışın öyküsü.

Yazar Hakkında
Paolo Giordano (d. 1982), İtalyan edebiyatının en önemli seslerinden biri. Fizik eğitimi almış, bilimsel bakış açısını edebiyata ustalıkla taşıyan Giordano, ilk romanı Sıfırlar ile 2008’de Premio Strega’yı kazanarak büyük bir çıkış yaptı. Kitap dünya çapında milyonlarca sattı ve birçok dile çevrildi. Giordano, romanlarında bireysel duyguları toplumsal ve küresel meselelerle ustaca iç içe geçirerek çağımızın en temel kaygılarını incelikli bir dille ele alıyor.

Arka Kapak Yazısından
Paris’in puslu sokaklarından Hiroşima’nın silinmez izlerine, bulutların üzerinden odamızın sessizliğine uzanan bir yolculuk... 

Tasmania, dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, hayatta kalma sanatına dair samimi bir itiraf. 

PaoloGiordano, sarsılan bir evliliğin ve dağılan bir dünyanın enkazı arasından soruyor: Her şey yıkıldığında bizi ne ayakta tutar? Bilim mi, inanç mı, yoksa sadece birbirimize duyduğumuz o kırılgan ihtiyaç mı? 

Bu kitap bir kaçışın değil, bilakis, hayatın tam kalbine yapılan o cesur yürüyüşün hikâyesi... İncelikli, dürüst ve modern bir başyapıt.
 
Tasmanya / Paolo Giordano
Çeviri: Yelda Gürlek
Yayınevi: Kafka Kitap
Basım Tarihi:  Mart 2026
272 Sayfa
345 TL


Bir hayaltoplayıcının öyküleri: Can Göknil’den Gelişigüzel

Perşembe, Nisan 09, 2026

Can Göknil’in yeni öykü kitabı Gelişigüzel nisan ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Göknil Gelişigüzel’de bütün dikkati, heyecanı, yaratma arzusuyla umut dolu bir dünya düşlüyor. Dünyaya nefretle değil sevgiyle, öfkeyle değil sağduyuyla, hayal kırıklığıyla değil umutla bakanlar, bu öykülerde kendilerine yeni bir direnme alanı buluyor.

Ben hayal toplarım. İnsanları anlamalı diye düşünürüm. Konuşmalardan seçtiğim sözcükleri biriktiririm. Hayal kurarım. Yel gibidir hayaller. Bir görünür, bir yok olurlar. Biriktirmeye gelmezler. Uçucu hepsi. Kimini yakalarım. Yakaladığımı görünür kılmak isterim. Çizerim, boyarım, az buçuk yazarım da.

Can Göknil Gelişigüzel’de hayata ve doğaya umutla bakan, dünyayla bütünleşen insanları anlatıyor. Birlikte olmak için mücadele eden, birbirine değer veren, sadece “ben”i değil “biz”i de düşünen insanlar bu öykülerde kendilerine vücut buluyor, sesini çıkarıp yazarın hayal dünyasında kendi karşılıklarını inşa ediyor.

#hayat #insan #sevgi #hayal #yaratıcılık #umut #aşk

Gelişigüzel / Can Göknil 
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 72
Fiyatı: 130 TL  


Jale Sancak ve Ayça Erdura’dan şehrin hafızasında gezinen sesler: Tam O Sırada İstanbul

Perşembe, Nisan 09, 2026

Edebiyatla yaşayan bir şehir, şehrin içinde sayısız hikâye… Jale Sancak ve Ayça Erdura, Tam O Sırada İstanbul ile İstanbul’u yaşayan, konuşan ve hatırlayan bir varlık olarak yeniden kuruyor.
 
İstanbul’un sokaklarında yürürken bir öykünün içinde düşleyebilir misiniz kendinizi? Ya da bir şiirin kıyısında durup geçmişten gelen sedayı duyabilir misiniz?
 
Tam O Sırada İstanbul, tam da bunu yapıyor.
Edebiyatımızın önemli isimlerinden Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle örülen bu kitap, İstanbul’u bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Samatya’dan Galata’ya uzanan bu edebi yolculukta okur, İstanbul’un nasıl bir bellek oluşturduğuna şahit oluyor.

Bu kitapta İstanbul; bir meyhanede yarım kalmış aşk, bir sokakta kaybolmuş hayat,bir köprüde bekleyen yalnızlık,bir şiirde yankılanan hatıra şeklinde karşımıza çıkıyor. Tam O Sırada İstanbul, geçmiş ile bugünü, gerçek ile kurmacayı, öykü ile şiiri iç içe geçirerek okuru çok katmanlı bir anlatının içine davet ediyor. Şehrin belleğinde iz bırakan hikâyeler, bu kitapta yeniden hayat buluyor.

Sait Faik’ten Orhan Veli’ye, Leylâ Erbil’den Attilâ İlhan’a uzanan geniş bir edebiyat evreni, Galata, Cibali, Samatya, Kuzguncuk sokaklarında dolaşmaya devam ediyor.Tam O Sırada İstanbul, bize bir şehrin yaşamsallığının hikâyelerle kurulabileceğini anlatıyor.
 
Kitaptan Alıntılar
“Tam o sırada Edip Cansever, Çiçek Pasajı’nda içmektedir. Aklında belki Tragedyalar, belki Bezik Oynayan Kadınlar, belki “Ben Ruhi Bey Nasılım” vardır. Yanında belki Cemal Süreya, Turgut Uyar, İlhan Berk ya da başkaları vardır. Lakin Madam Anahit, belkisiz oradadır.”

“Direnişler de vardır elbette. Bir şair; Nâzım Hikmet, bir parkta, Gülhane Parkı’nda yaprakları suda balık gibi kıvıl kıvıl, yaprakları ipek mendil gibi tiril tiril, yaprakları yüz bin yürek gibi çarpan bir ceviz ağacıdır.”

“Beyoğlu… Kimler geldi kimler geçti. Bazıları gelip geçse de izleri hiç mi hiç silinmedi. Bakın aramızda sır, onların ruhları hâlâ Beyoğlu’nda dolaşmakta.”

Arka Kapak Yazısı
Tam O Sırada İstanbul, Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle İstanbul’u, yaşayan ve hatırlayan bir varlığa dönüştürüyor. Aynı zamanda yaralanan, iyileşen ve direnen bir varlık... Bu anlatı; bir şehrin yalnızca sokaklarını değil, hafızasını da dolaşıyor. Sesler, yüzler ve yarım kalmış hikâyeler arasından geçerek edebi bir harita çiziyor.

Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Galata’dan Kuzguncuk’a uzanan yolculukta meyhaneler, pasajlar, pastaneler, sokaklar ve köprüler birer arka plan değil, anlatının esas kahramanları haline geliyor. Sait Faik’ten Orhan Veli’ye, Leylâ Erbil’den Attilâ İlhan’a uğrarken yazarların ve şairlerin seslerine şehrin sesi de karışıyor; rüzgârı, denizi, balığı ve yosunuyla iç içe geçiyor.

Şehrin değişen yüzüne de tanıklık edeceğiniz bu anlatıda, geçmiş ile şimdi bir araya geliyor. Ve bütün bu kesişimin ortasında her şeye rağmen, “tam o sırada İstanbul” konuşuyor.

Tam O Sırada İstanbul / Jale Sancak & Ayça Erdura
Tür: Öykü
Masa Kitap
Yayım Tarihi: Nisan 2026
Sayfa Sayısı: 78
Fiyat: 320 TL (KDV’den muaftır.)

Yarım Kalmış Bir Aşkın Sızısı, Tek Bir Haberle Paramparça Olan Bir Gelecek: Neredeyse

Perşembe, Nisan 09, 2026

Erdost Akbaba’nın okuruna sadece yaşamaya devam etmenin yetip yetmeyeceğini sorgulatan romanı “Neredeyse” hep kitap’tan raflarda.

“İşte şimdi istediğim yere gidebilirdim […] Her şeyi tüketebilirdim. Özgürdüm ama özgürlüğün bir alan olduğunu ve bu alanı doldurabilme gücü istediğini bilmiyordum. Bu güç olmadığında özgürlük de kendi içinde devinen bir boşluğa dönüşmüştü.”

Onur, babasının gölgesinde çizdiği rota sonucu gitmek zorunda kaldığı; disiplinin korkudan değil, bir zorunluluktan doğduğu askeri okulun gri duvarları arasında kendi “yolunu” ararken hayat onu beklemediği bir vedayla karşı karşıya bırakır. Bir yanda yarım kalmış bir aşkın sızısı, diğer yanda tek bir haberle paramparça olan bir gelecek... İzmir’in güneşli sokaklarından Ankara’nın soğuk ranzalarına, oradan da İstanbul’un her köşede sürprizlerin kol gezdiği dar sokaklarına uzanan bu hikâye, sadece bir gencin değil; bir evladın, bir âşığın ve bir aylağın kendini inşa etme çabası. Sırtında geçmişin görünmez çantası, cebinde bir zarf dolusu soru işaretiyle Onur, İzmir’deki evinin tozlu odalarından İstanbul’un eski apartman dairelerine savrulurken, okura da sadece yaşamaya devam etmenin yetip yetmeyeceğini sorgulatıyor.

Yıllardır çalışmalarını yayıncılık alanında sürdüren Erdost Akbaba’nın ilk romanı “Neredeyse” hep kitap logosuyla raflardaki yerini aldı.

Erdost Akbaba, 5 Mart 1990’da Denizli’de doğdu. Liseye kadar Kuşadası’nda, ardından İzmir’de yaşadı. Pamukkale Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde eğitim aldı. Güney, Kafa, Berfin Bahar, Ay Işığı, Kitapçı dergilerinde, çeşitli fanzinlerde öyküleri yayımlandı. Yaklaşık on beş yıldır İstanbul’da, hayalleriyle birlikte yaşıyor.

Neredeyse / Erdost Akbaba
hep kitap
200 Sayfa
350 TL


Ertuğ Uçar’ın kaleminden açık uçlu bir oyun daveti: Ormanda Kaybolmak

Perşembe, Nisan 09, 2026

Öyküler, eskizler ve diyaloglarla kurulan bir düşünce ormanında dolaşmaya hazır mısınız? Ertuğ Uçar’ın kaleminden Ormanda Kaybolmak, nisan ayında Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. 

Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü. 

Ertuğ Uçar, Ormanda Kaybolmak’ta aklına takılan, yoluna çıkan, gözüne ilişen dünyayı kelimeler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor, şeyler arasında bağlar kurup kayda geçiriyor. Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar. Ormanda Kaybolmak, bu temalar etrafında döndükçe daha fazlasını girdabına çeken öykü, anı ve diyaloglarla onları bütünleyen eskizlerden oluşuyor. Kitap, okuru bir anlam arayışına değil içten bir sohbete, meraklı bir karşılaşma ânına, eskizler üzerinden bir oyuna; sözcükler, öyküler ve çizgilerin ormanında bir gezintiye davet ediyor. Kaybolmak serbest!
 
#sözlük #rüya #diyalog #kaybolmak #eskiz #anlam #imge

Ormanda Kaybolmak / Ertuğ Uçar 
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 200 TL  



Karanlığın İçinde Bir Zihin: Manu Larcenet’in “Blast” Serisinin İlk İki Kitabı Türkçede

Perşembe, Nisan 09, 2026

Modern çizgi romanın en sarsıcı psikolojik anlatılarından biri olan “Blast” okuru, insan zihninin karanlık kıyılarına cesur bir yolculuğa davet ediyor.

Manu Larcenet’in dünya çapında büyük yankı uyandıran dört kitaplık “Blast” serisinin ilk iki cildi, Yağlı Karkas ve Jacky’nin Kıyameti, KaraKarga Yayınları etiketiyle Türkçede okurla buluşuyor. Çizgi roman sanatının sınırlarını zorlayan bu seri, klasik anlatı kalıplarını parçalayarak okuru rahatsız edici ama bir o kadar da büyüleyici bir deneyimin içine çekiyor.

Serinin merkezinde, toplumdan kopmuş, kendi iç dünyasında kaybolmuş bir karakter olan Polza Mancini yer alıyor. Onun parçalı anlatımı, sorgulamalarla dolu iç sesi ve gerçekle hayal arasındaki gidip gelen zihinsel yolculuğu, okuru sadece bir hikâyeye değil, bir bilinç çözülmesine tanık olmaya davet ediyor. Larcenet, karakterinin zihinsel dağınıklığını yalnızca metinle değil, siyah-beyazın sert kontrastlarıyla kurduğu görsel dil üzerinden de aktarıyor.

“Blast”, sıradan bir suç hikâyesi gibi başlayıp hızla varoluşsal bir sorgulamaya dönüşüyor. Anlatı ilerledikçe gerçeklik duygusu parçalanıyor; okur, anlatıcının güvenilmez zihninde yolunu kaybediyor. Bu yönüyle seri, çizgi romanın edebi ve felsefi potansiyelini en uç noktaya taşıyor.

Larcenet’in çizgileri, kaba ve çarpıcı olduğu kadar şiirsel bir derinlik de barındırıyor. Sayfalar boyunca hissedilen ağırlık, yalnızlık ve yabancılaşma duygusu, metinle görselin kusursuz birleşimiyle okura fiziksel bir deneyim yaşatıyor. “Blast”, yalnızca okunan değil, hissedilen bir eser olarak öne çıkıyor.

Dünya çapında eleştirmenlerden tam not alan ve modern çizgi romanın en önemli işleri arasında gösterilen seri, Türkçede yayımlanan ilk iki kitabıyla okurları bu karanlık evrene davet ediyor. “Blast”, insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşmeye ne kadar hazır olduğunu sorgulayan, unutulması zor bir anlatı sunuyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Yalan söylüyorum. Hep yalan söylüyorum. Hiçbir şeyi hatırlamadığımı, sabahın köründe doğduğumu söylüyorum. Anladığımı söylüyorum; sizin yerinizde olsam ben de gülerdim, diyorum. Biraz huzur, biraz hoşgörü̈, farklı oluşum affedilsin diye yalan söylüyorum. Sizi kendi payıma bir kez daha katletmemek için de yalan söylüyorum. Hep yalan söylüyorum - çünkü̈ aslında her şeyi hatırlıyorum.”

Blast 1 – Yağlı Karkas / Manu Larcenet
Orijinal Adı: Tome 1 - Grasse Carcasse
Fransızcadan Çeviren: Damla Kellecioğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 880 TL

Blast 2 – Jacky'nin Kıyameti / Manu Larcenet
Orijinal Adı: Tome 2 - L’apocalypse Selon Saint Jacky
Fransızcadan Çeviren: Damla Kellecioğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 208
Fiyatı: 880 TL

Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek imzalı Polisiye Serisi Kavgaz, Armatör ile Devam Ediyor

Salı, Mart 31, 2026

April Yayıncılık’tan polisiye okuruna müjde var. Kavgaz serisinin üçüncü kitabı “Armatör” raflarda yerini alıyor. Sevdiğimiz kalemlerden polisiye üstadı Algan Sezgintüredi ile suç araştırmaları uzmanı ve emekli emniyet müdürü Mesut Demirbilek’in birlikte yazdıkları “Kavgaz – Çantacı” ile başlayan serüven üçüncü kitapla devam ediyor. 2022’de yayımlanan ilk kitap, akademiden yeni mezun Mutlu Kavgaz ile tanıştırmıştı okurunu. O ilk adımın heyecanı ve prosedürler derken ilk vakaya kadar uzanarak başlatıyordu seriyi. Sezgintüredi ve Demirbilek ortaklığı neredeyse şubeye gidip karakterlerle çay içip iki lafın belini kırmayı isteyecek denli gerçeklik ve yakınlık duygusu veriyordu. Sıkı polisiyenin hazzını ve yeni vakayı merakla bekleme heyecanını yaşatıyordu.  2023’ün sonlarına doğru gelen ikinci kitap “Pilot” adıyla sevgimizi pekiştirdiğimiz seriye dönüşmüştü. O gün bugündür beklediğimiz haber nihayet geldi. Henüz okumayanlara şevkle önerirken pası bültene atıyorum.

Polisiye edebiyatın usta kalemi Algan Sezgintüredi’nin suç araştırmaları uzmanı Mesut Demirbilek ile birlikte kaleme aldığı Kavgaz serisinin yeni kitabı Armatör raflarda.

Bu kez hikâye, Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinden birinde açılıyor. 1990'lı yılların ateşi dört bir yanda hissedilirken, dünya değişirken, Türkiye sarsılırken memleketin en güçlü armatörlerinden biri ortadan kayboluyor.

Dosya, İstanbul Cinayet Büro’da genç bir komiser yardımcısının masasına düşüyor: Mutlu Kavgaz.
Gerçek olaylardan ilham alan Kavgaz Armatör, yalnızca ortadan kaybolan bir armatörün değil, dönemin ruhunun, karanlığın ve gücün izini sürüyor. Yılın Polisiye Romanı ödüllü Kavgaz serisi Çantacı ve Pilot'un ardından Armatör ile polisiyeye bir kez daha âşık ediyor.

Kitabın arka kapak detayları
1990. Yaz. Sıcak.
Gazetelerin üçüncü sayfaları kalabalık. Polis telsizi susmuyor. Nelson Mandela 27 yıl sonra serbest bırakılıyor. Ruanda’da soykırıma varacak iç savaş patlak veriyor. Adnan Menderes’in naaşı İmralı Adası'ndan İstanbul'a getirilip, Topkapı'da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle defnediliyor.  Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok öldürülüyor. İstiklal Caddesi’nin simgesi tramvay, 30 yılın ardından hizmete açılıyor. Windows 3.0 piyasaya sürülüyor.
 
Bu sırada…
Memleketin en meşhur armatörü sırra kadem basıyor. Deniz ticareti, nakliyat, gemiler, kıtalararası işler. Hepsi onda. Adı Talip Uzunkaya. Dosyaya göre Tarabya’daki köşkünden 21 Nisan Cumartesi sabahı, saat sekiz civarı çıkıyor. Çıkış o çıkış. O sabah uşağı hariç evin tüm çalışanları izinli. Uşak ortada yok. Kızı konuşuyor. Damadı konuşuyor. İş ortakları konuşuyor. Kimse adamın nereye gittiğini bilmiyor.
 
İşte tam bu noktada…
İstanbul Cinayet Büro’da, 25 yaşındaki komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz’ın masasına bir dosya bırakılıyor. Üzeri övgülerle örtülse de tehdit net: Muamma çözülemezse hesap herkese kesilecek.

Polisiye edebiyatın üstadı Algan Sezgintüredi, suç araştırmaları uzmanı Mesut Demirbilek ile Kavgaz’ı başrole alarak bir dönemi anlatıyor: Zamanların en felaketini ve en şahanesini.

Kavgaz: Armatör / Algan Sezgintüredi & Mesut Demirbilek
April Yayıncılık
312 Sayfa
380 TL

Kalp Sağlığına Yeni Bir Yaklaşım: Cor Vita – Demir Protokolü Okurla Buluştu

Salı, Mart 31, 2026

Prof. Dr. Bülent Demir’in kalp sağlığına bütüncül bir bakış getirdiği Cor Vita: Demir Protokolü, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kardiyoloji alanındaki yıllara dayanan klinik deneyimini bilimsel verilerle harmanlayan Demir, bu kitapta yalnızca hastalıkları değil, kalbi yaşlandıran görünmeyen nedenleri de mercek altına alıyor.

Modern tıbbın çoğu zaman semptomlara odaklandığını vurgulayan eser, kalp-damar hastalıklarının arkasındaki temel dinamikleri; yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, stres, çevresel toksinler ve inflamasyon gibi geniş bir perspektiften ele alıyor. Kitapta geliştirilen “Demir Protokolü” ve “CardioLongevity” yaklaşımı, kalp sağlığını yalnızca damar açıklığıyla değil, biyolojik yaşlanmanın merkezinde konumlandırarak okura yeni bir sağlık anlayışı sunuyor.
 
Eserde dikkat çeken en güçlü mesajlardan biri ise kalbin yalnızca fizyolojik bir organ olmadığı; duygular, zihin ve bedenle çift yönlü bir iletişim içinde çalışan kompleks bir merkez olduğu fikri. Kalp ile beyin arasındaki etkileşimden elektromanyetik alanlara, beslenmeden psikolojik dengeye kadar uzanan geniş bir çerçevede sunulan bilgiler, okuru kendi yaşam alışkanlıklarını sorgulamaya davet ediyor.
 
Cor Vita: Demir Protokolü, sadece kalp hastaları için değil; daha uzun, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam hedefleyen herkes için bilimsel temellere dayanan bir yol haritası niteliği taşıyor. Beslenmeden egzersize, uyku düzeninden çevresel faktörlere kadar günlük hayatın her alanına dokunan önerileriyle kitap, “sağlıklı yaşam” kavramını yeniden tanımlıyor.
 
Kalp sağlığını korumanın ve hatta geri kazanmanın mümkün olduğunu savunan bu çalışma, okura şu soruyu yöneltiyor: Kalbinizi gerçekten ne kadar tanıyorsunuz?
 
Arka Kapak Yazısı:
Daha genç bir kalp, daha uzun bir hayat.
Kalp ve damar hastalıkları hâlâ dünyada bir numaralı ölüm nedeni ve çok ciddi bir sağlık sorunudur.
Bilim artık gösteriyor ki kalbin ve damarların biyolojik yaşını gençleştirmek, yaşam süresini ve yaşam kalitesini belirleyen en önemli faktörlerden biridir.
 
Bu kitap, beslenme, inflamasyon, mikrobiyota, metabolik sağlık, çevresel toksinler ve modern kardiyoloji tedavileri arasındaki bağlantıları güncel bilimsel kanıtlarla açıklayan kapsamlı bir rehberdir. Amaç yalnızca hastalığı ve semptomları yönetmek değil, kalp ve damar sistemini bütüncül bir yaklaşımla korumak, güçlendirmek ve genç tutmaktır.
 
Demir Protokolü temelinde geliştirilen cardiolongevity yaklaşımı, klasik tıbbın kanıtlarını, yaşam tarzı tıbbının gücünü ve yeni nesil tedavilerin imkânlarını bir araya getirerek daha uzun, daha sağlıklı ve daha kaliteli bir yaşam için bilimsel bir yol haritası sunuyor.
 
Bu eser kendi kalbini de iyileştirmeye çalışan bir kardiyolog ve ilaç bilimcinin profesyonel birikimiyle hazırlanmıştır.
 
Cor Vita: Demir Protokolü / Prof. Dr. Bülent Demir
Alt Başlık: “Kalbini gençleştir, ömrünü uzat!”
Türü: Sağlık
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 312
Fiyatı: 420 TL
 

Fabien Toulmé'den Önyargıları Yıkan Bir Uyanış Hikâyesi: Ulis

Pazartesi, Mart 30, 2026

Bizi bize incelikle anlatan Fransız çizer Fabien Toulmé'nin bir kitabına daha kavuşuyoruz. Gözlem gücüne ve duru anlatımına hayran kaldığımız Toulmé’nin farklılıkların hayatımıza eklediği zenginlikleri anlattığı “Ulis” Desen Kitap etiketiyle raflarda yerini alıyor. “İki Yaşam”, “Büyük Aşk” başta olmak üzere her kitabını aynı keyifle okuduğumuz çizeri yeri gelmişken herkese önermek boyun borcu. Grafik romana yabancı olanların bile seveceği bir güzellik onun kitapları zira. Ulis’i merak ve heyecanla beklerken siz de yetişin der, pası bültene atarım.

Hakim'in Yolculuğu, Büyük Aşk ve Unutulmazlar gibi eserleriyle okurların kalbine dokunan Fransız çizer Fabien Toulmé'den, sabrın ve şefkatin iyileştirici gücüyle örülü, insanın kendine ve başkalarına bakışını dönüştüren güçlü bir anlatı: ULİS.

Tükenmişlik sendromunun ardından mühendislik kariyerini geride bırakan İvan, hayata yeniden tutunmaya çalışırken kendisini özel gereksinimli çocukların eğitim aldığı bir ULİS sınıfında destek personeli olarak bulur. Başlangıçta yabancısı olduğu bu dünyada, sınıfın günlük ritmi, öğretmenlerin özverili çabası ve öğrencilerin benzersiz dünyalarıyla karşılaştıkça bakış açısı yavaş yavaş değişmeye başlar.

İvan için bu sınıfın kapısından içeri adım atmak, Homeros'un kahramanı Ulysses'in bilinmez denizlerde çıktığı yolculuğu andıran bir keşif sürecine dönüşür. Ancak bu kez karşısındaki engeller mitolojik yaratıklar değil; toplumsal önyargılar, eğitim sisteminin eksikleri ve insanın kendi kırılganlıklarıdır. Özellikle öğrencilerden biriyle kurduğu bağ, İvan'ın hem hayatındaki yönünü hem de kendine dair inançlarını yeniden düşünmesine yol açacaktır.

Gerçek gözlemlerden beslenen anlatımı ve yalın ama etkileyici çizgileriyle Fabien Toulmé, engellilik, kaynaştırma eğitimi ve birlikte yaşama kültürü gibi hassas konuları incelikli bir duyarlılıkla ele alıyor. Okuru okul koridorlarından insan ruhunun en kırılgan noktalarına uzanan bir yolculuğa çıkaran Ulis, farklılıkların bir engel değil, ortak hayatımızı zenginleştiren bir güç olduğunu hatırlatan güçlü bir grafik roman.

Ulis / Fabien Toulmé
Türkçeleştiren: Hasan Can Utku
312 sayfa
Satış Fiyatı: 770,00 TL


Hal Ebbott’tan sessiz, zarif ve keskin bir roman: Dostlar Arasında

Pazartesi, Mart 30, 2026

Dostlar Arasında, modern hayatın en tanıdık ama en az sorgulanan ilişki biçimine, dostluğa dair derin gözlemler barındıran bir roman. Hikâye, yıllardır birbirine bağlı iki ailenin bir hafta sonu ziyareti etrafında şekilleniyor; dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta huzurlu görünen bu buluşma, karakterlerin kendi içlerinde taşıdıkları kırılmaların ve bastırılmış duyguların yavaş yavaş yüzeye çıkmasına zemin hazırlıyor. Okur, daha ilk sayfalardan itibaren bir şeylerin tam olarak yerli yerinde olmadığını hissediyor, fakat bu huzursuzluğun kaynağı açıkça dile getirilmiyor; aksine, gündelik konuşmaların, küçük jestlerin ve önemsiz gibi görünen anların içinde giderek yoğunlaşıyor.
 
Romanın merkezinde yer alan Amos ve Emerson, uzun yıllara dayanan dostluklarıyla birbirlerinin hayatlarında neredeyse kurucu bir rol oynamış iki karakter. Ancak Ebbott, bu yakınlığın aslında ne kadar kırılgan ve ne kadar yanıltıcı olabileceğini son derece incelikli bir şekilde açığa çıkarıyor. İki adam arasındaki ilişki, dışarıdan bakıldığında sağlam ve güvenilir görünse de, zaman içinde biriken sessizlikler, küçük rekabetler, dile getirilmeyen rahatsızlıklar ve birbirine yöneltilmeyen sorular, bu dostluğun altını yavaş yavaş oyan bir gerilim yaratıyor.
 
Evlilik, ebeveynlik ve bireysel kimlik gibi temalar da romanın dokusuna doğal bir şekilde yerleşir. Özellikle aile içindeki ilişkiler, yalnızca sevgi ve bağlılık üzerinden değil, aynı zamanda beklentiler, hayal kırıklıkları ve güç dengeleri üzerinden ele alınır. Karakterler birbirlerini severler, ancak bu sevgi çoğu zaman onları anlamaya yetmez; hatta kimi zaman tam tersine, aralarındaki mesafeyi daha görünmez kılar. Ebbott, bu çelişkiyi büyütmeden, abartmadan ama son derece net bir şekilde ortaya koyar.
 
Hal Ebbott, ilk romanında, insan ilişkilerinin en temel ama en zor sorularından birini ortaya atıyor: Birbirimizi gerçekten tanıyor muyuz, yoksa yalnızca uzun zamandır yan yana olduğumuz için tanıdığımızı mı sanıyoruz? Dostlar Arasında, bu soruya doğrudan bir cevap vermek yerine, okuru bu soruyla baş başa bırakmayı tercih eden, incelikli ve etkisi uzun süre devam eden bir roman.
 
ARKA KAPAK
 
Sonbaharda bir hafta sonu.
New York kırsalında konforlu bir kır evi.
İki aile. Otuz yılı aşan dostluk.
Bir doğum günü kutlaması.
Orta yaşın kusursuz görünen tablosu:
Birlikte büyümüş kızlar, aynı sofralarda kurulmuş hayatlar, paylaşılan sırlar, alışkanlığa dönüşmüş ritüeller. İçkiler doldurulur. Oyunlar oynanır. Gece uzar.
 
Ama bu hafta sonu küçük bir kayma olur. Dostlar arasında önemsiz gibi görünen bir çatlak belirir. Bir suçlamanın, bir inkârın, bir bakışın ağırlığı bütün dengeleri bozar. Dostlukların altındaki fay hatları görünür olur. Evlilikler, ebeveynlikler, sınıfsal konfor, “biz” diye kurulan o güvenli alan yavaş yavaş çözülür.
 
Dostlar Arasında, ihanetin bir ilişkiyi değil, bir düzeni nasıl çökerttiğini anlatıyor.
Sınıfın, gücün ve uzun süreli dostlukların görünmez hiyerarşisini inceliyor.
Ve en çok da şunu soruyor:
İnsan, kurduğu dünyayı korumak için ne kadarını görmezden gelebilir?
Sessiz, zarif ve keskin bir roman.
Kutlama olarak başlayan bir hafta sonunun, geri dönüşsüz bir kırılmaya dönüşme hikâyesi.


Dostlar Arasında / Hal Ebbott
Çeviren: Meltem Yılmaz Deniz
Sayfa Sayısı: 296
Fiyat: 400 TL
 

Özlem Gökbel'in İlk Şiir Kitabı "Yüzme Bilmeyen Balık", Mümkün Kitap Etiketiyle Okurla Buluştu

Cuma, Mart 06, 2026

Günü beklemeden kaymakta olan bir yıldıza atlayıp yeni fenerlere uçacağım…
Olduğu hâlin içinde, kendine uyduramadığı anların varlığını hatırlatıyor Yüzme Bilmeyen Balık. Atıldığımız denizin içinde alışılagelmişlikten kaynaklı yol alışlarımıza ithafen bir anı bırakıyor, herkesin aslında bildiği ama unuttuğu hâllerine.  Bir mısra ile tutuyor fenerini okura ve hatırlatıyor ilk var olduğu yeri yahut bir dörtlüğün içinde, geçmişten gelen bir güne açıyor kapılarını.  Özlemden azade olmadan onun eşliğinde, şiirin nahifliğiyle karşılıyor okuru bugünün gerçekliğine.

İlk Kitap Heyecanı…
Kitabı önemli kılan noktalardan biri, yazarın  ilk şiir kitabı olmasıdır. Bu bağlamda Mümkün Kitap ekibi, ilk kitaplara özel bir alan açan bir yayıncılık anlayışı üstleniyor ve  kendileri için çok kıymetli olduğunu vurgulayarak şu sözlere değiniyor: “İlk kitap bir yazarın  ilk göz ağrısıdır. Ve bizler, hayatının çok büyük bir kısmını kapsayan yazma uğraşının somut bir öğeye çevirmesine şahitlik ediyoruz. Yazarın yazım yolculuğu için  önemli bir eşik olan ve ekip olarak bu eşiği yazarla el ele geçmeyi çok kıymetli bulduğumuz ilk kitaplara, özel bir yer veriyoruz.”

Şiirlerin Ruhunu Yansıtan Çizimler
Değerli sanatçı Arbil Çelen Yuca tarafından şiirlere özel yapılan çizimler, okura görsel bir şölen sunarak onu her şiirde bir devriâleme çıkartıyor. Bazen bir evin bahçesinden bakarken âleme bazen bir balığın süzgecinde dalıyor içine ve  bazen bir incinin içinde görünür kılıyor o âlemi.

Zamanın İçinden Geçen Şiirler
Şiirler kendini hatırlatmanın bir yolunu bulmuş eski dostlar gibi zamanın içinden yürüyerek bugünlere ve dünlere bakıyor.

“İlk kitapların yayımlanma sürecinin, diğer kitaplara kıyasla daha fazla özen gerektirdiğine inanıyoruz,” diyor Mümkün Kitap kurucu ortağı Serda Kranda Kapucuoğlu ve ekliyor, “Bir yazar için ilk kitabın yayımlanması, yaşamın önemli ve kişisel dönüm noktalarından biridir. Bu nedenle Mümkün Kitap olarak her ilk kitap dosyasına yalnızca bir metin olarak değil, aynı zamanda yazarın o metin üzerinde geçirdiği zamanın, ortaya koyduğu zihinsel ve duygusal emeğin bir sonucu olarak yaklaşıyoruz. Bir ilk kitabın arkasında genellikle uzun bir hazırlık süreci, birikmiş düşünceler ve yazarın kendini ifade etme çabası yer alır. Bu nedenle ilk dosyalarda, metnin kendisi kadar o metnin arkasındaki emeğe de ayrıca ihtimam göstermeyi önemsiyoruz.”

Çağdaş Türk Şiirine Nitelikli Bir İlk Adım
Çağdaş Türk şiiri okuruna hitap eden Yüzme Bilmeyen Balık; hafıza, zaman, kimlik ve içsel devinim temaları etrafında dolaşan şiirleriyle raflarda yerini alıyor. Nitelikli editöryel yaklaşımı, özgün görsel dili ve bütünlüklü yapısıyla koleksiyon değeri taşıyan bir ilk kitap olarak okurla buluşuyor.

Yüzme Bilmeyen Balık / Özlem Gökbel
Resimleyen: Arbil Çelen Yuca
Mümkün Kitap, Mart 2026
88 Sayfa
220 TL

Ali İpek’ten Yeni Roman: Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi

Cuma, Mart 06, 2026

Ali İpek’in kaleme aldığı Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi, İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Çocukluğunda yaşadığı trajedinin gölgesinde büyüyen Saniye Hanım’ın gerçek ile sanrı arasında gidip gelen yalnız dünyasını anlatan bu eser, okuru hafıza, kimlik ve yalnızlık üzerine hüzünlü bir sorgulamaya çağırıyor.

“Bir kadın var olduğunu hep mi ispat etmek zorunda? Ben ne zaman varsayıldım biliyor musunuz? Sessiz kaldığımda. Onların istediği gibi davranıp, görünmez olduğumda. Gölgemden korktum. Yanlış yaparım diye kâğıtlardan korktum. Evraklarda adım geçer diye kimliğimden korktum. Ederimden fazlası olurum diye terazilerden korktum. Üstümü çizebilecekleri kalemlerden korktum. Arkamdan konuşulan kelamlardan korktum. Kendimden korktum. Korktuklarıma sarıldım. O kadar sıkı sarıldım ki görülmeyecek zannettim. Ben sıktıkça kaybolacağına inandım. Onların görmek istediği birini yaşadım. Neticede başkası oldum.”

Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi’nde Ali İpek, çocukluğunda başına gelen trajik bir olayın travmasını ömür boyu yaşayan, gerçek ile sanrı arasındaki sınırda kaybolan, üzerindeki baskılardan ve yakasını bırakmayan yalnızlığından usanıp kendine hayalî bir eş yaratan Saniye Hanım’ın gizemle örülü hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Baykuşlar gerçekten uğursuzluk getirirler mi?

Türkçe Edebiyat, 124 Sayfa, 250 TL

Bir Sesin İç Haritası: Can Bonomo’nun Şiirleri Holden Kitap’ta

Cuma, Mart 06, 2026

Şarkılarıyla geniş bir dinleyici kitlesinin hafızasına yerleşen Can Bonomo, dördüncü şiir kitabı “Mümkansız Şeyler”le okur karşısına çıkıyor.
 
Delirmek Belirmektir, Şu Sevdalar Tevatürü ve Parya Koma’dan sonra yeni kitabı Mümkansız Şeyler’le şiir külliyatını büyütüyor Bonomo. Bu dört kitap, bir popüler figürün edebiyata temkinli bir geçiş denemesi olarak değil; şiirde uzun yıllara yayılan bir gençlik duyarlılığının zaman içinde olgunlaşarak kendi sesini bulmasının kaydı olarak okunuyor.

Kendisiyle Derdi Olan Bir Şair
Bonomo’nun şiiri, ilk kitaptan itibaren kendisini hem ifşa eden hem de ironik bir mesafeyle izleyen bir bilinçle kuruluyor. Delirmek Belirmektir başlığının ima ettiği gibi, burada delilik bir dağılma hali olmaktan çok, görünür olma, belirginleşme, iç dünyanın sansürsüzce dışarı taşması anlamına geliyor. Bu taşma çoğu zaman Beyoğlu sokaklarında, meyhane masalarında, yarım kalmış ayrılık konuşmalarında, iç monologlarda vücut buluyor. Şair, kentli bir yalnızlığı hem tiye hem de ciddiye alıyor. İroniyi bir savunma mekanizması olarak kullanırken, kırılganlığını şiirin merkezine yerleştiriyor. 

Can Bonomo Aşkı Nasıl Anlatıyor?
Şu Sevdalar Tevatürü’nde aşk artık romantik bir tema olmaktan çıkıyor. Hafızanın ve suçluluğun iç içe geçtiği bir sorgulama alanına dönüşüyor. Burada sevda, kulaktan kulağa aktarılan bir söylenti gibi çoğalıyor ama her çoğalışta biraz daha aşınıyor. Bonomo hem affeden hem suçlayan bir sesle konuşarak, aşkın yıkıcı tarafını kişisel tarihin kırıklarıyla birlikte düşünüyor. Duygusal yoğunluk teatral bir abartıya kaçmadan, ironik bir bilinçle dengeleniyor. Şair kendi trajedisini büyütmek yerine onunla alay ediyor.

Şiirleri Olgunlaşıyor
Parya KomaBonomo’nun şiirinde daha kolektif bir damarın belirginleştiği üçüncü şiir kitabı. Burada şehir, yalnızca bir fon değil, bireyi yutan, dışlayan, sınıfsal ve psikolojik sıkışmalar üreten bir organizma olarak karşımıza çıkıyor. “Parya” figürü, hem kentin kenarında kalmış bireyin hem de kendi iç dünyasında sürgün edilmiş benliğin temsiline dönüşüyor. İstanbul’un dar sokakları, meyhaneleri, kalabalıkları ve gürültüsü, şiirin ritmiyle resmen iç içe geçiyor. Sloganı andıran dizelerlelirik dizeler yan yana duruyor ve bu gerilim, kitabın temel enerjisini oluşturuyor. Şair burada yalnızca kişisel travmalarını değil, toplumsal huzursuzluğu da şiirin diline taşıyor. Fakat bunu didaktik bir tonla yok, imgelerin ve ritmin gücü var.

Külliyatın Son Kitabı
Bonomo’nun son kitabı Mümkansız Şeyler şiir yolculuğunun en olgun durağı. Babalık deneyimi, geçmişle hesaplaşma, çocukluk yaraları ve ölüm fikri bu kitapta ön plana çıkıyor. Önceki kitaplarda sert bir ironiyle savunulan kırılganlık, burada daha çıplak ve daha kabullenilmiş bir hâl alıyor. Şair, oğluna adanmış satırlarda yalnızca bir babanın şefkatini değil, kendi gençliğine ve hatalarına dönük bir yüzleşmeyi de görünür kılıyor. Bu metinlerde ölüm bir retorik unsur değil, hayatın gündelik ağırlığıyla iç içe geçmiş bir gerçeklik. Yaşamaksa “denetimli bir çatırdama” hali olarak tarif edilirken, şiir bu çatırdamanın yasını tutuyor.

Müzisyen mi Şair mi?
Can Bonomo’nun müzikal kimliği, şiirine ister istemez bir ritim ve tempo duygusu kazandırıyor. Ancak bu metinler şarkı sözü olmaya direnir, melodinin taşıyıcı gücüne yaslanmak yerine dilin imkanlarıyla yetinmeyi seçiyor. Sahnedeki görünürlük ile yazı masasındaki yalnızlık arasındaki gerilim, bu dört kitabın tamamında hissediliyor. Alkışın yerini sessizlik, rabarbanın yerini iç sesalyor. Bu nedenle Bonomo’nun şiirleri, popüler kültür ile edebiyat arasındaki sınırları bulanıklaştırmıyor, tam tersine o sınırların zaten ne kadar geçirgen olduğunu gösteriyor. Bonomo bir müzisyen olmaktan önce, bir şair olduğunu imliyor.

Holden Kitap’ın dört kitabı birden Mart ayında yayımladı. 
Yayınevi, Türk şiirinde kentli erkekliğin, kırılganlığın, travmanın, aşkın ve babalığın nasıl yazıldığına dair bir tartışmayı yeniden açmayı hedefliyor.

Natsuko İmamura’dan bedenin, kimliğin ve sessizliğin parçalandığı üç öykü: Ağaca Dönüşen Kız

Cuma, Mart 06, 2026

Japon yazar Natsukoİmamura kaleminden çıkan Ağaca Dönüşen Kız, mart ayında Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. Üç öyküden oluşan kitapta yazar, toplum kıyısına itilmiş, sesi bastırılmış kadınların var olabilmek için biçim değiştirdiği bir evren kuruyor. Bu evrende kadınlık, tek bir bedene sığmıyor; kimi zaman bir ağaca, kimi zaman bir ruhun titreşimine, kimi zaman bir kedinin sessizliğine çekiliyor.

Natsuko İmamura Ağaca Dönüşen Kız adlı öykü kitabında, toplumun kenarında duran kadınları; sessiz kalanları, görmezden gelinenleri, dönüşerek var olmaya çalışanları anlatıyor. Gerçek ile fantezinin sınırlarının silikleştiği bu hikâyelerde, kadınlık deneyimi bir bedene değil, bazen bir ağaca, bazen bir ruha, bazen de bir kediye sığınıyor.

Asa, herkese bir şeyler sunmak isteyen ama hep reddedilen bir kız; sonunda kendini bir yemek çubuğuna dönüştürerek kabul edilme arzusunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Nami, ona fırlatılan hiçbir nesnenin isabet etmediği bir bedende yaşarken, ruhuna dokunan şiddeti sessizlikle karşılıyor. Bir kedi gibi yaşamayı seçen Mayumi ise kendini inkâr etse bile boyun eğmekten kurtulamıyor.
 
Kadınlar dönüşüyor ama dünyaları da sarsılıyor.
Kadınlar dönüşüyor ama özgürleşemiyor.
 
Şintoist çağrışımlar, fablvari anlatımlar ve toplumsal eleştirilerle örülü üç öyküden oluşan Ağaca Dönüşen Kız, nesnelerin bile ruh taşıyabildiği bir evrende, kadın olmanın ne anlama geldiğini sarsıcı bir dille sorguluyor.
 
#japonedebiyatı #yabancılaşma #dönüşüm #direniş #travma #şintoizm

Ağaca Dönüşen Kız / Natsuko İmamura 
Çeviri: Ali Volkan Erdemir
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 112
Fiyatı: 250 TL  


Felaket kadraja girmeden önce: Christian Kracht’ın kaleminden “Ölüler”

Cuma, Mart 06, 2026

Christian Kracht tarafından kaleme alınan “Ölüler” mart ayında Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. Roman, çağının ruhunu yakalamak isteyen bir yönetmenle, büyük bir ittifakın peşinde koşan bir yapımcının hikâyesi üzerinden, güzelliğe duyulan özlemle bastırılamayan şiddet arasındaki gerilimi anlatıyor. Christian Kracht, kamera kayıtlarını andıran anlatımıyla, iki dünya savaşı arasına sıkışmış bir anda aşkı, yası ve toplumsal çöküşü tek bir kadrajda buluşturuyor.

Christian Kracht’ın Ölüler romanı okuru, Weimar Cumhuriyeti’nin son günlerine, Almanya’da belirsizliğin hâkim olduğu bir döneme götürüyor. 

İsviçreli yönetmen Emil Nägeli, çağının ruhunu bütünüyle yakalayacak bir film çekmek ister. Birlikte iş yaptıkları Japon yapımcı Amakasu ise bu film sayesinde büyük bir Alman-Japon ortaklığının kurulacağına ve Hollywood’un tekelinin kırılacağına inanır.

Gizemli üslubuyla bu roman, her şeyi görmüş olduğunu düşünen iki insanın hikâyesini anlatır. Yaşadıkları sarsıcı tecrübeler bu iki insanı adeta hayalete dönüştürmüştür; güzelliğe duydukları özlem ve şiddetin gizemine besledikleri tiksintiyle hayatın içinde sürüklenirler.

ChristianKracht, zayıfların ve kararsızların Nazi rejimi tarafından amansızca ezilip geçildiği bir zamanı anlatıyor. Aşk ve yasın iç içe geçtiği bu eserinde yer yer kamera kayıtlarını andıran anlatımıyla okuru etkisi altına alan bir dünya canlandırıyor.

#almanedebiyatı #sinema #kültürelhegemonya #charliechaplin #tutku #sanat

Ölüler / Christian Kracht
Çeviri: Tevfik Turan
Dizi: Çağdaş
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 152
Fiyatı: 300 TL  


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template