Ayrıntı Yayınları Haziran ayını yedi kitapla karşılıyor. Giuliano da Empoli’nin yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyduğu romanı “Avcıların Çağı” ve Deniz Küçüközdemir’in sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü romanı “Şehrimiz, Dünyamız” ayın edebiyat yenileri. David B. Resnik’in bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunduğu “Bilim Etiği” İnceleme dizisinin, Feride Aksu Tanık’ın sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele aldığı çalışması “Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi” de Schola dizisinin yeni kitapları. Fatma Berber’in bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkan merak uyandıran Taştan Düş Yaratmak serisi ilk kitap “Edebiyat” ayın en çok ilgi çekmesi beklenen kitabı. Üzerine çok konuşacak gibiyiz doğrusu. Theresia Enzensberger’in “Uyku”su Mini Kitaplar serisinin yeni kitabı olurken Düşbaz dizisinin yeni kitabı da Ayça Çakmak imzalı “Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler”. İlginizi hangileri çeken bilmiyorum ama “Taştan Düş Yaratmak - Edebiyat”ı kurcamaladan geçmeyin diyerek pası bültene atıyorum.
Avcıların Çağı - Giuliano Da Empoli
“Hernán Cortés’in karaya ayak bastığına dair ilk haberler Aztek İmparatorluğu’nun başkentine ulaştığında, II. Montezuma derhal en yakın danışmanlarını çağırdı. Nereden geldikleri bilinmeyen, yüzen şehirleri andıran gemilerdeki bu beklenmedik ziyaretçilere karşı nasıl bir tavır sergilemeliydi?”
Giuliano da Empoli, günümüzde teknoloji liderlerinin siyasi dünyada yarattığı etkiyi bu çarpıcı tarihi referans ile ortaya koyuyor. Siyasi danışman olarak edindiği deneyimi, politik iklimi okuma becerisi ve okuru derinden yakalayan mizahıyla bir araya getiren yazar, bu eserinde kendi deyimiyle bir “Aztek kâtibi” görevini üstleniyor. Teknoloji liderlerinin günümüz siyasetinde sahip olduğu istilacı gücü ve bunun karşısında geleneksel siyasi liderlerin bu “beklenmedik ziyaretçilere” yaklaşımını benzersiz bir dille aktaran yazar, oluşacak yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyuyor.
Artık bu “beklenmedik ziyaretçiler”, “yüzen şehirleri andıran gemilerden” değil, özel jetlerinden karaya ayak basıyorlar. Günden güne güç kazanan teknoloji liderleri ile geleneksel siyasi liderlerin karşılaşmaları sırasında neler oluyor? Geçmiş ve geleceğin bir araya geldiği toplantılarda perde arkasında neler yaşanıyor? İçinde yaşayacağımız yeni dünyada kim son sözü söyleme hakkına sahip olacak? Giuliano da Empoli, bu eserle tüm bunların cevabını ve daha fazlasını bize birinci ağızdan aktarıyor.
Orijinal Adı: L’Heure des prédateurs / Çevirmen: Birsu Holat / Dizi Adı: Edebiyat / 96 sayfa / 180 TL
Bilim Etiği / Giriş - David B. Resnik
Bugün içinde yaşadığımız dünya etik bir bakış açısını yeniden gündeme getirmektedir. Piyasa ekonomisi, pozitif ve sosyal bilimlerdeki kuramsal çalışma ve uygulamalarda değer sorununu ortaya çıkarmaktadır. Buna göre kuramsallaştırma, veri toplama, literatür tarama, çözümleme, deney süreci, deneklerin seçimi ve bilgilendirilmesi, deneyin kanıtlanması ve uygulamaya dökülmesi aşamalarında hangi ölçütlerin kullanılacağı üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline gelmektedir. Söz konusu değer yoksunluğu, özellikle son yıllarda gen teknolojileri ve klonlama üzerine gelişen söylemler düşünüldüğünde, bilim, piyasa ve etik arasındaki ilişkiye bağlı epistemolojik soru(n)lar doğurmaktadır.
Bilimsel düşünce ve bilimin uygulama alanlarının suiistimal olasılığını dışlayan bir yapıda olduğu düşünülür. Buna göre bilim, nesnel ve tarafsızdır; doğası gereği etik bir bakış açısına sahiptir. Bu nedenle bilim insanları bilim etiğini üzerinde tartışılacak ve çalışılacak bir konu olarak görmezler. Ancak bilim eğitiminin piyasayla ilişkisi, bilimin uygulanma sürecindeki sorunlar, bilimsel yayınlar ve deneyler, bilimde suiistimalin varlığını kanıtlayan örnekler ortaya koymaktadır. Bilimde etik kuralların mutlak ve kesin olmaması, bilim eğitiminde etik konulu derslerin yer almaması, bilimde etik bir bakış açısının eksikliğini sorun olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bununla birlikte, bilimde başarının akademik yayınlarla, araştırma ve deney sonuçlarıyla, akademik görevlerle ve ödüllerle ölçülmesi, etiği, pozitif ve sosyal bilimciler için zaman ayrılamayacak kadar önemsiz bir olgu haline getirmektedir. Bilimsel çalışmanın da bir piyasası vardır ve bu piyasa, etiği göz ardı etmektedir.
David B. Resnik, Bilim Etiği’nde soğuk füzyon, insan ve hayvan klonlaması, Soğuk Savaş dönemindeki deneyler, Challenger kazası, Baltimore Olayı, Milikan’ın yağ damlası deneyleri gibi bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunuyor. Böylelikle, elinizdeki çalışma yalnızca bilim etiğini bilim kuramı çerçevesinde ele alarak akademisyenlere seslenmekle kalmıyor, örnek olay incelemeleriyle pozitif ve sosyal bilimler alanında eğitim alan öğrencilere kullanışlı bir kılavuz sunuyor.
“Uzun süre öğrencilere bilimin ne olduğunu açıklamaya çalışanlar, anlaşılır ve anlamlı olduğu kadar öğrencilerin kendi deneyimleriyle ilişkilendirebilecekleri bir metne gereksinim duydular. David B. Resnik’in Bilim Etiği adlı çalışması gereksinimleri fazlasıyla karşılıyor. Çalışma, bilimin nasıl işlediğini ve işlemediği noktada neyin eksik kaldığını anlamamıza yardımcı oluyor.” David L. Hull
Orijinal Adı: The Ethics of Science An Introduction / Çevirmen: Vicdan Mutlu / Dizi Adı: İnceleme / 304 sayfa / 380 TL
Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi - Feride Aksu Tanık
Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi, sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele alıyor. Feride Aksu Tanık, sömürgeci tıbbın sömürge halklarıyla ve sömürgecinin sömürge ülkesiyle kurduğu ilişkiyi gizil bir nekropolitika bağlamında ele alıyor. AIDS ve COVID örnekleri incelenerek ilerleyen araştırma, pandemilerin sadece kökenleri bakımından değil sonuçları bakımından da yaşam ve ölümün paylaştırılmasında kapitalist ilişkilerin rolünü açığa çıkarıyor. Kamu fonlarıyla finanse edilen araştırmalar sonucunda üretilen aşı ve ilaçlar üzerindeki patent düzenlemeleri aracılığıyla şirketlerin kâr arzuları ve emperyalist devletlerin çıkarlarını birleştiren mekanizma, uygulamada, aşıya ve ilaca erişimde hem devletler arası sistem hem de toplumsal sınıflar düzeyinde yaşanan ölümcül eşitsizliğin kaynağı haline geliyor.
Yeryüzü uzunca bir süredir kapitalizmin yarattığı felaketler çağını yaşıyor. Pandemiler bunun en önemli sonuçlarından biri. COVID-19 Pandemisinin yarattığı yaralar henüz sarılmadan yeni salgınların kapıda olduğunun bilgisi her an kulaklarımıza çalınıyor. Böyle bir dönemde yayımlanan Gizil Nekropolitika konuyu anlamak için bilgi sunmanın ötesinde sorunsalı değiştirecek pratiğe davet olarak da okunmalı.
Dizi Adı: Schola / 224 sayfa / 250 TL
Şehrimiz, Dünyamız - Deniz Küçüközdemir
Deniz Küçüközdemir, Şehrimiz, Dünyamız'da aile bağlarından, aşktan ve sıcak dostluklardan yoksun, hayatın hep kenarında yaşamış yalnız bir adamın, Mesut’un hikâyesini anlatıyor. Bir üniversitenin felsefe bölümünde, ünlü ve haşmetli bir profesörün asistanı olarak akademik kariyer yapmaya çalışan Mesut, işine, çevresine, insanlara yabancılaşmış bir halde sürdürüyor hayatını. İçine düştüğü bu boğuntuyu kıracak olan ansızın kapıldığı tuhaf bir aşk macerasıdır belki de. Ne var ki acemisi olduğu âlemlerde mutluluğu yakalamak hiç kolay olmayacaktır.
Başta Mesut olmak üzere romanda yer verdiği bütün kişi ve karakterleri zaman ve mekânla kaynaştıran Küçüközdemir, onlara psikolojik derinlik kazandırmayı başarıyor. Ayrıntıları kaçırmayan keskin gözlemleri, gerçekleri –iyisiyle kötüsüyle– nakletmekteki ısrarı, kişileri ve olayları mekânlarla bütünleştirmesi övgüye değer. Arka planında üniversite çevresiyle, renkli insan tipleriyle, ekonomik sıkıntılarıyla, kadın cinayetleriyle, çiğnenen İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla, gündelik hayat manzaraları ve her geçen gün çirkinleşen bir kentin boğuculuğuyla bugünün Türkiye'sinden çarpıcı bir kesit sunan Şehrimiz, Dünyamız sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü bir roman.
Hüzün kadar iyi ayar veren başka bir his yoktur, diye düşünüyor. Hele bir anda çöken hüzünse! Gerçekliğin cilasını çatlatmadan algımızı kör eden nesne, kayıp zamanın izlenimlerini boşa çıkarır. Akıp giden tasasız yaşantı bile, bir anda beliren hüzne yenik düşer. En heyecanlı yerinde dansın, en şiddetli anında sevişmenin, en kritik zamanında yaşamın (ölürken), gerçekliği altüst eder. Bir parfüm dolar burnuna, gül bahçesinde bir bakışma, terk edilişin dramı, ölülerin karakterize olmuş yüzleri, boş bedenleri. Kalmaz geriye bir şey, çatlar cila. Fena olur sanat. Ne yazık...
Dizi Adı: Türkçe Edebiyat / 208 sayfa / 200 TL
Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat” - Fatma Berber
“Edebiyat”la başlayan ve “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” ile devam edecek olan Taştan Düş Yaratmak serisi, mekânların hikâyesini ve tarihini anlatmıyor; bütün bu alanların birbirine nasıl değdiğini, nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye çalışıyor; bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkıyor. Fatma Berber’in burada kurmaya çalıştığı şeyin tamamlanmış bir harita olmadığının da altını çizmek lazım; Berber, çizilen hatları bilinçli olarak açık bırakıyor. Çünkü ona göre; her iz, her ses, her anlatı yeniden kurulabilir, yeniden yorumlanabilir. Söyleşiler, seçilen isimler ve mekânlar da bu yüzden sabit değil; hepsi çoğaltılabilir, eksilebilir, yer değiştirebilir. Sizler de bu kitabı bir arşivden ziyade bir öneri, bir davet olarak düşünebilirsiniz.
Bu seride her kitap meseleye başka bir yerden başlasa da her biri aynı soruya dönüyor: Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor? Serinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”, yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor. Fatma Berber de bu yolculukta bizleri alanında uzman pek çok kıymetli isimle buluşturuyor ve onların görüşlerini ve esere dönüşmüş çalışmalarına dair güncel söyleşilerini paylaşıyor: Annie Ernaux kitapları özelinde Elise Hugueny-Léger’den yazar Georgi Gospodinov’a, araştırmacı ve yazar Erhan Altunay’dan çizgi roman yazarı Levent Cantek’e, çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı M.K. Perker’den masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye, ressam Nuri Kuzucan’dan yazar ve akademisyen Murat Belge’ye, gazeteci yazar Umur Talu’dan yazar ve araştırmacı Haldun Hürel’e, şair Bejan Matur’dan şair ve yazar Güven Turan’a, yazar ve eleştirmen Orhan Koçak’tan yazar, yayıncı ve gazeteci Rober Koptaş’a... Bu sohbetlere daldığımız anlarda Fatma Berber’in metnin içine yerleştirdiği QR kodlara sakladığı görsellerle gözümüz, zihnimiz ve hafızamız iyice zenginleşiyor. Çünkü mekân yalnızca bir yer değil, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.
Dizi Adı: Sanat Kuram / 240 sayfa / 330 TL
Uyku - Theresia Enzensberger
Uykusuzlukla boğuşan Theresia Enzensberger, elinizdeki kitapta uykunun izini sürüyor.
Gece boyunca katettiğimiz uyku evrelerini adım adım takip ederken, hafif uykunun diş gıcırdatmalı huzursuzluğuyla söze başlıyor: Uykunun ahlaki boyutu, rüyanın siyasi bir metafor olarak anlamı ve kronik uyku eksikliğinin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine keskin bir deneme bu.
Derin uykuya geçildiğinde metin de dönüşüyor; neredeyse fark edilmeden daha içsel, daha kişisel bir tona bürünüyor. Dünya, sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşan bu bölüm, okuru yazarın zihninin en sakin ama en derin katmanlarına davet ediyor.
Rüya ise ancak REM evresinde sahneye çıkıyor. Burada Enzensberger gerçekliğin sınırlarını geride bırakarak bilinmeyene doğru cesur bir adım atıyor. Hem kontrolümüzün çok ötesinde duran hem de hepimizin paylaştığı o temel insani ihtiyacın özünü kavramaya çalışan, heyecan verici ve zekice bir çalışma.
Orijinal Adı: Schlafen / Çevirmen: Levent Tayla / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 100 sayfa / 150 TL
Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler - Ayça Çakmak
Şartlar
ne olursa olsun
iyi olmayı seçtiği için
iyi kalabilen insanlar
döndürecek bu dünyayı.
ne olursa olsun
iyi olmayı seçtiği için
iyi kalabilen insanlar
döndürecek bu dünyayı.
Şimdi al çocuklarımızı
kanatlarının altına.
Bu köprülerin altından çok sular akacak,
tüm çamlar gün gelip bardak olacak,
ama biz mücadeleden
hiç vazgeçmemiş insanlar
ilelebet iz bırakacağız.
İnan ve parla sevdiceğim,
biz bu savaştan sağ çıkacağız.
kanatlarının altına.
Bu köprülerin altından çok sular akacak,
tüm çamlar gün gelip bardak olacak,
ama biz mücadeleden
hiç vazgeçmemiş insanlar
ilelebet iz bırakacağız.
İnan ve parla sevdiceğim,
biz bu savaştan sağ çıkacağız.
Dizi Adı: Düşbaz / 368 sayfa / 430 TL















