♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Ayrıntı Yayınları’ndan Mayıs Yenileri

Salı, Mayıs 05, 2026

Ayrıntı Yayınları Mayıs ayını yedi kitapla karşılıyor. Julian Barnes’ın edebiyata vedası “Ayrılış(lar)” ve 20. yüzyıl modernizminin öncü şairlerinden César Vallejo’nun seçilmiş şiirleri “Kara Haberciler” edebiyat dizisinin ilgiyi eksik etmeyeceğimiz yeni kitapları. Gillian Rose’un sanat, Marksizm ve Eleştirel Teori üzerine verdiği dersleri bir araya getiren “Marksist Modernizm: Frankfurt Okulu’nun Eleştirel Teorisine Giriş Dersleri” felsefe dizisinin, Alexandra Bleyer’ın “Propaganda”sı mini kitaplar dizisinin, David Bordwell’ın kaynak kitabı “Sinemanın Poetikası” da sinema dizisinin yeni kitapları. Her kitabına hayranlık duyduğumuz Adam Phillips’in “Yan Etkiler”i Felsefe dizisinin yeni kitabı olarak dikkat çekiyor. Yasemin Giritli İnceoğlu ve Savaş Çoban’ın derlemesi “Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Göç ve Göçmenlik Halleri” ise göç üzerine tartışmaları odağına alan güçlü bir kaynak. İlginizi hangileri çeken bilmiyoruz ama “Ayrılış(lar)”, “Kara Haberciler” ve “Yan Etkiler”i kurcamaladan geçmeyin diyerek pası bültene atıyoruz.

Ayrılış(lar) - Julian Barnes
Başlığının da düşündürebileceği gibi, Ayrılış(lar) her şeyden önce bir ‘vedalar’ kitabı: Julian Barnes bu ‘son’ kitabında biz okurlarına bir kez daha yazarlığının başat izlekleri olan bellek’ten, anılar’dan, geçmişi aynen ‘olduğu gibi’ yeniden kurmak için harcadığımız sonsuz çabalardan söz ediyor, ama aynı zamanda da kendi hastalığının dokunaklı hikâyesini bütün ilginç ayrıntıları ve aşamalarıyla bir-bir anlatıyor. Ama sadece bunlardan da ibaret değil Ayrılış(lar).

Bu otobiyografik anlatının tam ortasında, Oxford’da okuduğu okul yıllarından tanımış olduğu arkadaşları Stephen ile Jean’in hikâyelerini, ortasında koskoca bir ‘delik’ olan bu kırk yıllık hikâyeyi de öykülüyor. Hem bir anlatıcı-tanık, ama aynı zamanda da onların yaşamlarına derinden yön vermiş ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda kalmış bir kişi olarak. Seni Sevmiyorum ve Aşk vesaire başlıklı romanlarından üslup esintileri de taşıyan bu ilginç hikâyenin Ayrılış(lar)’ın metinsel bütünlüğü içinde bir köprü işlevi gördüğünü gözlemliyoruz.

Deneme, hikâye, günce, anı gibi doğrudan yazınsal formların yanı sıra arka arkaya sıraladığı sayısız anekdot, sosyolojik gözlem ve tıp alanına giren saptamalarla örülmüş bir metin olan Ayrılış(lar) Marcel Proust’un ünlü madeleine keki’nden hareketle İDOA’ların, yani ‘İstençdışı Otobiyografik Anılar’ın iç yüzünü laf arasında bir Proustçu olmadığını ileri sürerek keşfe çıkarken hem bu karmaşık kavramı enine boyuna sorguluyor, hem de onun örneği olabilecek çok sayıda vakanın geçerlilik koşullarını irdeliyor.

Dönüşü olmayan bir yola çıkışın [Departure(s)] iki farklı düzlemde hikâyesi ve Julian Barnes’ın ‘kuğu şarkısı’ olan Ayrılış(lar), yazarının ‘işini yapan evren’ diye nitelediği, bazılarımızın Baudelaire’in ‘acı bilgi’sinden hatırladığımız o iç yakıcı sırrı okurlarıyla paylaşırken bizlere hem hüzün verici hem düşündürücü ama bir o kadar da eğlenceli bir son kitap sunmaktan geri kalmıyor.
Orijinal Adı: Departure(s), Çevirmen: Serdar Rifat Kırkoğlu, Edebiyat, 160 Sayfa, 230 TL 

 
Kara Haberciler / Seçilmiş Şiirler - César Vallejo
César Vallejo (1892-1938) Peru’da, sömürge yoksulluğunun tüm izlerini taşıyan bir dağ köyünde doğan César Vallejo, 20. yüzyıl modernizminin öncü şairlerinden biridir. Kızılderili sözel mirasını, Avrupa yazınsal geleneklerini ve Peru mestizo kültürünün birikimlerini tümüyle kendine özgü bir şiir dilinde yeniden yapılandırmıştır. Gerçeküstücülüğün yazınsal ortamları sarstığı yıllarda yerleşik dilbilimsel kuralların sınırlarını aşarak somut, çarpık, dili şiddetiyle bozan bir sözdizimi geliştirmiştir. Biçime de yansıyan “alışılmadık gürültü” Vallejo şiirini saldırgan ve “güzel olmayan” bir düzeye taşımış, birçok saygın eleştirmenin işaret ettiği “benzeri görülmemiş, ham bir dil”i ortaya çıkarmıştır. Varoluşun doğasında içerili hazin hayal kırıklığını ve insanlık durumunun umutla umutsuzluk arasında salınan karmaşasını ifade eden bu eşsiz dilin en büyük başarısı, her şiiri zorluğun ve acının tanınmasını içeren dönüştürücü bir bilinç eylemi hâline getirmesidir. Kara Haberciler, Octavio Paz’ın deyişiyle “mucizeleri ve vahiyleri olan bir varlığın” evrensel kalıtından kitap olarak Türkçeye aktarılmış geniş bir seçki: Neruda’ya göre, “Olağanüstü güce sahip, görkemli bir şiir!”.
Orijinal Adı: Obra Poetica Completa (Lima, 1968), Çevirmen: Selahattin Yıldırım & Emirhan Oğuz, Şiir, 320 sayfa, 500 TL


Marksist Modernizm: Frankfurt Okulu’nun Eleştirel Teorisine Giriş Dersleri - Gillian Rose
Efsanevi filozofun sanat, Marksizm ve Eleştirel Teori üzerine verdiği dersler ilk kez bu kitapta bir araya geliyor. Marksist Modernizm, Frankfurt Okulu’na kapsamlı, özlü ve sohbet havasında bir giriş sunuyor. Kitap aynı zamanda yirminci yüzyılın en önemli filozoflarından Gillian Rose’un düşüncesine açılan yeni bir kaynak niteliğinde.

“Rose’un Frankfurt Okulu üzerine 1979 yılında verdiği bu dersler, Adorno, Lukács, Brecht, Bloch, Benjamin ve Horkheimer gibi isimler de dahil olmak üzere okulun üyelerinin ve çevresindeki düşünürlerin yaşamlarını ve fikirlerini ele alırken, her birinin Marx’ın meta fetişizmi teorisini, Marksist bir kültür teorisine nasıl dönüştürdüğünü ana hatlarıyla gösterir.” Robert Lucas Scott ve James Gordon Finlayson, Editörler

“Rose’u yeni keşfeden kuşak için en iyi başlangıç noktası: Her şeyin nerede başladığını hatırlatan bir metin; modernistlerin hâlâ Marksist olabildiği ve teologların artık geride kalmış bir çağa ait sayıldığı o zamanlara dönüş.” Peter Osborne, Crisis as Form’un yazarı

“Bu dersleri okumak, büyük bir zihnin çalışmasını izlemek gibidir. Keskin ve toplumsal açıdan hâlâ güncel bir sol entelektüel geleneği keşfetmenin verdiği canlılıkla Rose, bu heyecanını öğretmenliğine de aktarıyor.” James Butler, London Review of Books

“Rose, Eleştirel Teori’nin ilk kuşağını büyük bir ustalıkla ‘Marksist modernizm’ olarak yeniden inşa ediyor... Bugün bu dersleri okumak, onun keskin zekâsıyla kurduğumuz ilişkiden ne kadar mahrum kaldığımızın ve ona ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun acı verici hatırasına tanık olmaktır.” Prof. J. M. Bernstein, New School for Social Research

“Bu dersler ufuk açıcı: coşkulu, tutkulu, parlak ve iddialı... hepimiz için geç kalmış bir armağan.” Rebecca Comay, Dash: The Other Side of Absolute Knowing’in yazarı
Orijinal Adı: Marxist Modernism: Introductory Lectures on Frankfurt School Critical Theory, Çevirmen: Elis Şimşon, Felsefe, 160 sayfa, 230 TL


Propaganda - Alexandra Bleyer
Propaganda... Her gün maruz kaldığımız ama çoğu zaman farkına bile varmadığımız görünmez bir güç. Peki gerçekten nedir propaganda? Sadece savaşların ve rejimlerin aracı mı, yoksa günlük hayatımızın içine çoktan sızmış bir etki biçimi mi?

Bu kitap okurları “gerçek” ile “sunulan gerçek” arasındaki ince çizgiyi keşfe davet ediyor. Yalan haberlerden alternatif gerçeklere, sosyal medyadaki algı oyunlarından savaş propagandasına kadar uzanan geniş bir alanda, bilginin nasıl şekillendirildiğini gözler önüne seriyor. Medyanın, siyasetin ve hatta sıradan kullanıcıların bu süreçteki rolünü sorgularken, propaganda ile halkla ilişkiler arasındaki sınırın ne kadar belirsiz olabileceğini de ortaya koyuyor.

Propaganda yalnızca bir sorunu saptamakla kalmıyor. Aynı zamanda bir farkındalık rehberi. Okudukça, gördüklerinizi ve duyduklarınızı yeniden değerlendirecek, manipülasyonu tanımayı ve sorgulamayı öğreneceksiniz. Çünkü doğruyu bilmek kadar, doğruyu nasıl arayacağını bilmek de önemli.
Orijinal Adı: Propaganda 100 Seiten, Çevirmen: Levent Tayla, Mini Kitaplar, 100 sayfa, 150 TL


Sinemanın Poetikası - David Bordwell
“Sinemanın Poetikası”... kavramın kendisinden de anlaşılacağı gibi –poiesis yani aktif yapma hali– bütün eserleri olduğu gibi, filmi de, yalnızca izleyiciyle karşılıklı ilişkisine teslim etmez. Tam tersine, onun tüm gerçekleşme serüvenini içkinleştirerek kavrar. Görüleceği gibi, bu kitapta yazar, ele alma yöntemlerini ve sözü, kapsayıcı bakış açısıyla geniş bir interdisipliner alanda kuruyor.

Böylesi bir yaklaşım, doğal olarak, film üzerine “olgusal” ve “kavramsal” bilgi üretirken, onun verileriyle insanların sinema algısının ve kültürünün derinleşmesine yönelik pencereleri açacaktır.

Bu kitap 30 yıl boyunca kaleme alınmış makalelerden süzülerek ve üzerine yeni görgüler inşa edilerek ortaya çıktı. “Taşralı kalma riski” taşıyan, bilim karşıtı dar disiplinlerarasılık tutumuna cevap veren bir eser Sinemanın Poetikası...

“Poetika geleneksel eleştirel ekollerden farklı bir yaklaşım sunar. Doktrinel olarak tanımlanmış yöntemlerle paralel ilerlemez ve belirli bir anlamsal alanı ayrıcalıklı kılmaz. Metinsel özellikleri yorumlamak için sabit bir prosedür çekirdeği ve özgün retorik taktikleri yoktur. Her ne kadar poetika yorumlamayı dışlamasa da, yorumun statüsü diğer kuramsal yaklaşımlardaki gibi merkezi değildir” diyor yazar; “Poetika doğrudan yorum üretmek yerine, filmlerin biçimsel ve anlatısal işleyişini anlamaya yönelik bir çaba olarak konumlanır.”
Orijinal Adı: Poetics of Cinema, Çevirmen: Hamza Eren Sarıçam, Sinema, 528 sayfa, 825 TL


Yan Etkiler - Adam Phillips
Psikanaliz, hastanın “konuşmaya başladığında cebinden dökülenler” olarak adlandırılan yan etkilere odaklanarak işler. Psikanalitik terapi almak her zaman karanlığa atılan bir adımdır; tıpkı kalbimizi ve zihnimizi güçlü bir edebi esere adadığımızda olduğu gibi, bunun nihai etkisini ve sonuçlarını önceden bilmek imkânsızdır. Kişi, bu “yan etkilerin” bizi götüreceği yere karşı açık olmalıdır.

Adam Phillips bilgili, belagatli ve büyüleyici gözlemleriyle psikanalitik tedavi ve kalıcı, dönüştürücü edebiyat arasındaki kışkırtıcı bağlantıları keşfe çıkarıyor bizleri. Yan Etkiler, kişisel vaatlerin yerine getirilmesinden başka hiçbir ideolojiye bağlı olmayan bir hayatın inşası için değerli bir entelektüel yol haritası sunuyor.
Orijinal Adı: Side Effects, Çevirmen: Aydın Çavdar, Lacivert, 304 sayfa, 400 TL


Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Göç ve Göçmenlik Halleri - Yasemin Giritli İnceoğlu ve Savaş Çoban
Yersiz Yurtsuz Sınıfsız: Türkiye’de Göçmenlik Halleri derlemesi, yüzyılımızın en önemli meselelerinden biri olan göç olgusunu anaakım güvenlikçi yaklaşımları karşısına alacak biçimde eleştirel sosyal bilimlerin imkanlarını kullanarak ele alıyor. İnceoğlu ve Çoban’ın derlediği eser, yüzyılımızın en çarpıcı olgularından olan insan hareketliliğini, özellikle de zorunlu göçü kavramak; iktisadi, siyasal, sosyal ve ekolojik nedenlerini anlamak; kapitalist devletler sistemi içinde yeni sınırların nasıl şekillendiğini, ulusal düzeyde ortaya çıkan siyasal tepkilerin nasıl inşa edildiği, göçün öznelerinin tüm bunlara tepkilerini tartışmak için güçlü bir kaynak.

Yersiz Yurtsuz Sınıfsız, hem ele aldığı konuların kapsamı hem de konulara yaklaşımı bağlamında milyonlarca göçmenin yaşadığı Türkiye’deki güncel tartışmalara bir müdahale anlamına da geliyor. Eleştirel sosyal bilimin içinde düşünen ve üreten yazarların metinleri, Türkiye’de giderek istatistiklere boğulan ve güvenlik politikalarına sıkıştırılmaya çalışılan göç tartışmasını sıkıştırıldığı yerden çıkarma amacını taşıyor. Bu yönüyle konuya ilgi duyan okur, alanı çalışan akademisyen ve hak savunucuları için düşünsel araçlar sağlıyor.
Dizi Adı: Schola, 416 sayfa, 430 TL



Barbaros Şansal’dan Sansürsüz Bir Hesaplaşma: Burda Olmaz

Salı, Mayıs 05, 2026

Mizah, öfke ve isyanın iç içe geçtiği kitap, Türkiye’deki medya, siyaset ve toplum ilişkilerini yazarın deneyimleri üzerinden açıkça ortaya koyuyor.

Barbaros Şansal’ın yeni kitabı Burda Olmaz, Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı. Moda dünyasından televizyona, sokaktan siyasete uzanan deneyimlerini bir araya getiren Şansal, kitabında hem kendi hikâyesini hem de Türkiye’nin son yıllarına dair çarpıcı gözlemlerini aktarıyor.

Sahne gösterilerinden süzülen anılar, sansür tartışmaları ve medya deneyimleri; keskin bir mizah ve doğrudan bir anlatımla birleşiyor. Burda Olmaz, okuru yalnızca güldürmüyor, aynı zamanda rahatsız eden sorularla yüzleştiriyor.

Kişisel bir anlatının ötesine geçen eser, ifade özgürlüğü, medya ve toplumsal normlar üzerine cesur bir metin olarak öne çıkıyor.

Arka Kapak Yazısı:
Dikkat!
Okumak kolay, sindirmek zordur. 
Gerekli durumlarda lütfen hekiminize danışınız!
“Burda olmaz!” deyince ne anlıyorsunuz?
İçiniz fesat da ondan...
Katiyen onu kastetmiyor Barbaros Şansal!

“Terzi Yamağı” olarak başlayıp dike dike bugünlere kadar gelen Şansal’ın heybesi ünlülerle, inanılması güç olaylarla dolu.

Havaalanına gelinlik giydirmeye çalışanlar, diktirdiği kıyafetin parasını ödememek için köşe bucak kaçanlar, içte başka dışta başka olanlar, sahnede playback yapanlar, gündüz kuzu olup gece kurda dönüşenler bu kitapta...

İstanbul’un görünmeyen yüzü hiç bu kadar çıplak anlatılmadı!

Burda Olmaz yalnızca bir tek kişilik gösteri değil, gezi protestolarından havaalanında linçe kadar Barbaros Şansal’ın, herkesin içyüzünü merak ettiği o dünyaya ilişkin tanıklığı.

Burda Olmaz / Barbaros Şansal
Alt Başlık: Bir Mizah, Öfke ve İsyan Kitabı
Türü: Güncel
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 136
Fiyatı: 240 TL

Kadınların En Uzun Dönemine Yeni Bir Bakış: Son mu, Dönüşüm mü?

Pazartesi, Mayıs 04, 2026

Jin. Op. Dr. Selçuk Somer, menopozu korkulacak bir süreç olmaktan çıkarıp “sağlıklı yaş alma” perspektifiyle yeniden tanımlıyor.

Jin. Op. Dr. Selçuk Somer’in kaleme aldığı Nerden Çıktı Bu Menopoz?, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kadınların hayatının neredeyse üçte birini kapsayan menopoz dönemine dair yerleşmiş yanlışları sorgulayan kitap, bu süreci yalnızca fiziksel değil; psikolojik ve sosyal boyutlarıyla da ele alan bütüncül bir rehber sunuyor.

Toplumda çoğu zaman yalnızca “ateş basması” gibi sınırlı belirtilerle anılan menopozun aslında çok daha geniş etkiler yarattığını vurgulayan Somer, kemik erimesinden kalp hastalıklarına, depresyondan özgüven kaybına kadar uzanan çok katmanlı bir tabloya dikkat çekiyor. Kitap, menopozun bir “son” değil; doğru yönetildiğinde kadınların kendini yeniden keşfedebileceği bir dönüşüm süreci olduğunu ortaya koyuyor.

Eserde özellikle son yıllarda öne çıkan biyoeşdeğer hormon tedavileri, bilimsel veriler ışığında sade ve anlaşılır bir dille aktarılıyor. Uzun yıllar tartışma konusu olan hormon tedavilerine dair önyargıları da masaya yatıran kitap, doğru zamanda ve doğru yöntemle uygulanan tedavilerin yaşam kalitesini artırabileceğine işaret ediyor.

Somer, yalnızca tıbbi bilgilerle yetinmeyip; beslenme, egzersiz, psikolojik destek ve yaşam tarzı değişikliklerinin de menopoz sürecindeki kritik rolünü vurguluyor. “Sağlıklı yaş alma” (longevity) yaklaşımını merkeze alan eser, kadınların bu dönemi daha güçlü, daha bilinçli ve daha aktif geçirebilmesi için kapsamlı bir yol haritası sunuyor.

Nerden Çıktı Bu Menopoz?, menopozu bir “kayıp” olarak değil, doğru bilgi ve yaklaşımla yönetildiğinde yeni bir başlangıç olarak görenler için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Arka Kapak Yazısı:
MENOPOZU DOĞRU ANLAMAK, HAYATINI YENİDEN KURMAKTIR.
Menopoz sadece ateş basması, terleme ve uykusuzluk mu?
Yoksa sessizce ilerleyen çok daha büyük bir değişimin adı mı?
Kadınlar hayatlarının neredeyse üçte birini bu dönemde geçiriyor.
Ama hâlâ eksik bilgilerle, korkularla ve yanlış yönlendirmelerle baş başa bırakılıyor.
Jin. Op. Dr. Selçuk Somer, bu kitapta menopozu bir “kader” değil, doğru yönetildiğinde bir yenilenme dönemi olarak ele alıyor.

Vücudunuzda gerçekten neler değişiyor?
Hangi belirtiler menopozla ilgili ama fark edilmiyor?
Hormon tedavileri gerçekten riskli mi, yoksa yanlış mı anlatıldı?
Sağlıklı, enerjik ve üretken bir yaşam mümkün mü?
Bilimsel verilerle, yılların klinik deneyimiyle ve samimi bir anlatımla...
 
Bu kitap; korkuları dağıtan, ezberleri bozan ve kadınlara kendi bedenini yeniden tanıma gücü veren bir rehber.
Çünkü menopoz bir son değil; doğru yaklaşımla, hayatın ikinci yarısına güçlü bir başlangıçtır.
Bu kitabın satışından elde edilen tüm gelir Doğum İçin El Ele Derneği’ne bağışlanacaktır.

Nerden Çıktı Bu Menopoz? / Jin. Op. Dr. Selçuk Somer
Alt Başlık: “Kimse bana bunlardan bahsetmemişti.”
Türü: Sağlık
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 216
Fiyatı: 490 TL


Yasemin Özek’ten Sadakatin Sınırında Bir Hayat: İstanbul Limonatası

Pazartesi, Mayıs 04, 2026

Yasemin Özek’in yeni romanı İstanbul Limonatası, okuru Amerika’da kurulan bir hayatın kırılma anından 70’ler ve 80’lerin İstanbul’una, özellikle de Adalar’ın çok katmanlı hafızasına uzanan sarsıcı bir iç yolculuğa davet ediyor. Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan roman, kurulu bir hayatın tam ortasında ansızın yaşanan bir kırılmayla başlıyor. Dışarıdan bakıldığında sağlam görünen bir düzen; aile, alışkanlıklar ve yıllar içinde kurulan denge, tek bir yüzleşmeyle sarsılıyor ve hayatın görünen yüzüyle iç dünyası arasındaki mesafe görünür hâle geliyor. Bir anda ortaya çıkan bir durum, yalnızca yaşananları değil, yıllardır ertelenmiş duyguları ve bastırılmış iç sesleri de gün yüzüne çıkarıyor.

Bu roman, sadakat ile hakikat arasındaki gerilimi, aşk ile kimlik arasındaki çatışmayı ve insanın kendinden bile sakladığı gerçeklerle yüzleşme anını merkezine alıyor. Aşkın, alışkanlıkların ve içsel çatışmaların iç içe geçtiği bu hikâye, insanın en zor yüzleşmesinin çoğu zaman kendi içinde yaşandığını hatırlatıyor. Hayat boyunca yaşanan dönüşümlerin en sarsıcı olanının, insanın kendine karşı ilk kez açık olduğu an olabileceğini hissettiren metin, bu yönüyle derin ve katmanlı bir iç hesaplaşma deneyimi sunuyor.

Eski İstanbul’a Özlem
Özek’in anlatısı yalnızca bugünde kalmıyor; okuru Büyükada’nın yaz akşamlarına, İstanbul’un kokusuna, gençliğin ilk heyecanlarına taşıyor. Çünkü bu romanın en güçlü damarlarından biri hafıza: Kokular, müzikler ve şehirler aracılığıyla geçmiş, bugünün içine sızıyor ve karakterin iç dünyasını katman katman açığa çıkarıyor.

Romanın ana ekseni Amerika’da ilerlerken, anlatı iç içe geçen bir kurgu ile 70’ler ve 80’lerin İstanbul’una, özellikle de çok kültürlü Adalar hayatına açılıyor. Büyükada’dan Burgazada’ya, Boğaz kıyılarından Şişli ve Beyoğlu sokaklarına uzanan bu hatıralar, yalnızca bir mekân değil; bir hafıza atlası kuruyor. İstanbul bu romanda bir şehir olmanın ötesinde, bir duyguya, bir kokuya, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.

İstanbul Limonatası, aynı zamanda göç, aidiyet ve aile meselelerini de incelikle işliyor. İstanbul’dan Amerika’ya uzanan bu hikâye, yalnızca coğrafi bir mesafe değil; insanın kendine olan uzaklığını da sorguluyor. Bir şehirden ayrılmak mümkün, peki ya onun kokusundan?

İstanbul Limonatası, bir ihanet hikâyesi gibi başlayıp insanın kendine ihanetini sorgulayan bir metne dönüşüyor. Yasemin Özek, bu romanla okuru yalnızca bir karakterin hayatına değil, kendi iç dünyasının karanlık ve saklı köşelerine bakmaya davet ediyor. Çünkü bazı yüzleşmeler, yalnızca bir hayatı değil, o hayatın anlamını da geri dönülmez biçimde değiştirir.

Arka Kapaktan Yazısından
“Malzemeler dünyanın her yerindekiyle aynıydı ama adını İstanbul koyduğum bu limonatayı diğerlerinden ayıran en büyük ve tek özelliği her defasında çocukluğumdan, gençliğimden bir İstanbul anısı anlatmamdı. Şişli’nin, Büyükada’nın, Beyoğlu’nun bir köşesinden çıkıvermiş bir hatırayı anlatıyordum. Çocuklarım için bir oyun, benim içinse kırk yıllık anıları temize çekmek, günlüğe iki satır yazmak gibiydi... Yaşamımın ta kendisiydi İstanbul limonatam!”

Yasemin Özek, incelikli hikâyelerine bir yenisini daha ekliyor ve bir tohumun çıtırtısını duyar gibi kendisini, içini duymaya başlayan Dario’nun öyküsünü anlatıyor bu kez. 

"Bir insan, yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar? Ben o nisan ayında, tam kırk yaşımda öyle bir doğdum ki bir yanımın cenazesini kaldırmam gerekti önce. Ölen yanım için yas tutmadım ama yeniden doğumum çok sancılı oldu".

Yasemin Özek Hakkında: Mübadil torunu olarak 1980 yılında İstanbul’da doğdu. Özel Moda Lisesi’ni bitirdikten sonra Akademi İstanbul, Radyo/Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Beş yıl boyunca reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 2005 yılında televizyon kariyerine başladı ve çeşitli televizyon dizilerinin senaristliğini yaptı. 2011 yılında Van Depremi’nin ardından Erciş’te çekilen “Beklemek” adlı belgeselin yapım koordinatörlüğünü üstlendi. Belgesel, aynı yıl TRT Belgesel Ödülü’nü aldı. 2014 yılında ilk romanı İki Gözüm Despina’yı yazmaya karar verdiğinde senaristliğe ara verdi Yunanca öğrenmeye başladı ve kitabın büyük kısmını Yunanistan’da tamamladı. “İki Gözüm Despina” 2017 yılında Türkiye’de, 2022 senesinde de Yunanistan’da Yunanca çevirisiyle basılarak her iki yakanın okurlarıyla buluştu. 2023 senesinde mübadelenin 100.yılını anma programlarında başta Batı Trakya olmak üzere Yunanistan’ın çeşitli şehirlerinde söyleşi ve imza günleri düzenledi, radyo programlarına katıldı. Yunan gazeteci Giouli Tsakalou’nun politikacı ve sanatçılarla edebiyat üzerine yaptığı röportajlardan derlediği “Skepseis pou eyinan lekseis” kitabında röportajıyla yer aldı ve kitabın basın tanıtımında konuşmacı oldu. 2023 senesinde Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın da katkılarıyla Midilli Adası, Zeytinyağı Müzesi’nde açılan mübadele konulu sergiye romanından iki sayfa seçilerek bir sene boyunca sergilendi. İkinci romanı “Angeliki ile Mehmet/Eski Zamandan Bir Beyoğlu Aşkı” 2020 yılında, devam romanı “Bu Böyle Yarım Kalmayacak” ise 2022 yılında yayımlandı. 2026 senesinde ise Yunanca çevirisiyle Yunan okurlarla buluşacak. Yazarlığının yanı sıra Dr. Burkay Adalığ’ın “İmbikten Kadehe Distile İçkiler” (2020) ve “Maltın Peşinde” (2022) Gourmand ödüllü içki kitaplarının editörlüğünü yaptı.

İstanbul Limonatası / Yasemin Özek
Epsilon Yayınevi
Sayfa Sayısı: 336
Liste Fiyatı: 345 TL

Nevbahar Atabay’ın Yeni Kitabı “Deli Orman Metinleri” Yayımlandı

Pazartesi, Mayıs 04, 2026

Yazar Nevbahar Atabay’ın yeni kitabı Deli Orman Metinleri, OPM Yayınevi ve Verlag auf dem Ruffel ortak yayınıyla okurlarla buluştu. Türkçe-Almanca iki dilli olarak hazırlanan eser, iki dilde yayımlanmasıyla farklı coğrafyalardan okurları aynı metinde bir araya getiriyor.

Toplam 456 sayfadan oluşan Deli Orman Metinleri, klasik anlatı kalıplarının dışına çıkan yapısıyla dikkat çekiyor. Kitap, parçaları tek bir bütün içinde birleştirme zorunluluğunu sorgulayan, anlamı sabitlemek yerine okurun keşfine alan açan bir yaklaşım benimsiyor. Metinler, birbirinden bağımsız içeriklerin kitap bünyesinde özgün bir biçimde yan yana gelişiyle şekilleniyor; her biri kendi sesini ve varlığını korurken bütün içinde yeni karşılaşmalar yaratıyor.
 
Eserde öne çıkan şiirsel anlatım dili, yazarın metinlerindeki temel özelliklerden biri olarak dikkat çekerken, bunun yanı sıra doğrudan şiir formunda kaleme alınmış bölümler de kitaba ayrı bir katman kazandırıyor. Böylece eser, şiirsel düzyazı ile şiirin kendisini aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor.
 
Eserin önsözünde yer alan yaklaşım, kitabın temel çizgisini ortaya koyuyor: Her parçanın kendi anlamıyla var olabilmesi, okurun metinle kişisel ve özgür bir ilişki kurabilmesi amaçlanıyor. Böylece Deli Orman Metinleri, okura hazır bir anlam sunmak yerine, her okuma deneyiminde yeniden şekillenebilecek bir alan açıyor.
 
Türkçe’den Almanca’ya çevirisi Vera Turan tarafından gerçekleştirilen kitabın editörlüğünü Ece Sarıyüz ile Christina Tremmel-Turan üstlendi. Kapak tasarımı Verlag auf dem Ruffel tarafından hazırlanırken, kapakta O. Y. koleksiyonundan bir tablo kullanıldı. 
 
Şiirsel, denemeci ve parçalı anlatım biçimlerini bir araya getiren Deli Orman Metinleri, çağdaş edebiyatın sınırlarını sorgulayan ve iki dilli yapısıyla kültürlerarası bir okuma deneyimi sunan yeni bir çalışma olarak raflardaki yerini aldı.

Deli Orman Metinleri / Nevbahar Atabay
OPM Yayınevi ve Verlag auf dem Ruffel ortak yayını
Çevirmen: Vera Turan
Dil: Türkçe - Almanca
Sayfa Sayısı: 356
Liste Fiyatı: 300 TL

Booker ödüllü çevirmen Jennifer Croft'tan çeviri ve anlatı üzerine katmanlı bir kurgu: Irena Rey'in Yok Oluşu

Çarşamba, Nisan 15, 2026
 
DeliDolu Kitap’tan yine merak uyandıran bir kitap çıkıyor. “Gerçeklik, çeviri ve anlatı üzerine katmanlı bir kurgu.” cümlesiyle tanımlanan romanı çeviri ile okumak da hayli ilginç olacak. Tadımlık dosyasındaki iki bölüm az buz heyecanlandırmıyor insanı. Konusu nefis, tanıtımdaki cümleler iddialı. Edebiyata doyacağız gibi görünüyor. Üzerine çok şey düşüneceğimiz, çok tartışacağımız, konuşacağımız bir romana hazırlanalım derim. Okumadan bunları söylemek fazla geliyorsa yayınevinin sitesindeki tadımlık dosyasını okuyun lütfen. Neyse lafı fazla uzatmadan merak ve heyecanla bekliyoruz diyerek pası bültene atıyorum.  

Uluslararası Booker ödüllü çevirmen Jennifer Croft, Irena Rey'in Yok Oluşu'nda dünyaca ünlü bir yazarın ansızın ortadan kaybolmasını ve onu arayan sekiz çevirmenin hikâyesini anlatıyor.

Kitapları pek çok ülkede yayımlanan, eleştirmenlerin göklere çıkardığı, Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasına kesin gözüyle bakılan Polonyalı romancı Irena Rey, başyapıtı olması beklenen yeni romanı Gri Eminans'ın ''çeviri zirvesi'' için sekiz çevirmeni evine davet etmiş ve bir anda ortadan yok olmuştur. Polonya-Belarus sınırındaki kadim Białowieża Ormanı'nda geçen bu serüvende çevirmenler, yazarın evinde ve metinlerinin satır aralarında ipuçları ararken hem kendi kimlikleriyle hem de birbirleriyle yüzleşirler. 

Hikâye, güvenilmez anlatıcılar, şaşırtıcı sırlar ve mantar metaforlarıyla katmanlı bir yapı sunarken; mizahi yaklaşımıyla çeviri dünyasının kuralları, yayıncılık ve sanat dünyasındaki iktidar ilişkilerini derinlemesine sorgulatıyor. Croft, okuru hem fiziksel hem de zihinsel bir kovalamacaya davet ederek; dilin, yaratıcılığın ve insan ilişkilerinin sınırlarını ustalıkla keşfetmesini sağlıyor.

Irena Rey'in Yok Oluşu, yalnızca bir roman değil; çevirmenlerin, yazarların ve metinlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu, farklı bakış açılarıyla gerçeğin nasıl değişebileceğini gösteren zihin açıcı ve katmanlı bir okuma deneyimi sunuyor.

Irena Rey'in Yok Oluşu / Jennifer Croft
Türkçeleştiren: Seda Çıngay Mellor
400 sayfa 
Satış Fiyatı: 650,00 TL


Efsane Kitap Yeni Baskısıyla Kitapçılarda: Berrak Yurdakul'dan “Ev Yapımı Bir Paraşüt”

Çarşamba, Nisan 15, 2026

Kişisel gelişim kitaplıklarının vazgeçilmez eserlerinin başında gelen Ev Yapımı Bir Paraşüt April Yayıncılık tarafından hazırlanan yeni baskısı ve kapağıyla okurlarıyla buluşuyor!

Öfkeli, tahammülsüz, kaygılı ya da neşesiz hissettiğimiz anlarda hepimizin zihniyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet eden Berrak Yurdakul imzalı Ev Yapımı Bir Paraşüt, okuru yedi gün sürecek derin bir içsel yolculuğa çıkarıyor. Kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği anlatımıyla, meditasyonun ve zihni şefkatle izleme pratiğinin dönüştürücü gücünü bu kitapla keşfeden çok sayıda okurun yanına yeni okurlar ekleniyor. 

Doğu felsefesinin kadim bilgeliğini modern hayatın karmaşasıyla buluşturan kitabın arka kapağına gelince... 

ÖNÜMÜZDEKİ YEDİ GÜN
SADECE SANA AİT.

Öfkeli, tahammülsüz, kaygılı, neşesiz mi hissediyorsun?
"Elimden gelmiyor", "değişemiyorum",
"zihnimdeki gevezeliği susturamıyorum" mu diyorsun?
Yalnız değilsin.
Zihninden asla kaçamazsın.
Ama onunla konuşmayı öğrenebilirsin.
Bilge büyücü seni sıradışı bir yolculuğa davet ediyor:
Gerçek huzuru isteyenler için hızlandırılmış bir kursa!

Yedi gün sürecek bu içsel yolculukta, zihninin her söylediğine inanmak zorunda olmadığını fark edeceksin. Düşüncelerinin peşinden sürüklenmek yerine onlarla yol almayı öğreneceksin. Dikkatini nereye vereceğini anlayarak hayatını şekillendirmeyi deneyimleyeceksin.

On binlerce okurun başucu rehberi Ev Yapımı Bir Paraşüt, meditasyonun ve zihni şefkatle izleme pratiğinin dönüştürücü gücünü, kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği, sürükleyici bir hikâye üzerinden anlatıyor.

Mama Nono elinden sımsıkı tutacak, sen sadece düşüncelerinin farkında olmaya ve değişimi görmeye hazırlan!

Doğu felsefesinin kadim bilgeliği, modern hayatın kaosu ve damarlarımızda gezinen uslanmaz melankoli...

AÇ PARAŞÜTÜNÜ SEVGİLİ OKUR, KENDİ MACERAN BAŞLIYOR!
 
Ev Yapımı Bir Paraşüt / Berrak Yurdakul
April Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 272
Liste Fiyatı: 360 TL

Kimlik, inanç ve aidiyet arasında sıkışmış genç bir kadının iç sesi: Son Göz Ağrısı

Çarşamba, Nisan 15, 2026

Fatima Daas’ınnisan ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşan yarı otobiyografik romanı Son Göz Ağrısı, Paris banliyösünde büyüyen Cezayir kökenli bir genç kadının kimliğiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Ailesi, dini, cinselliği ve ait olduğu toplum arasında gidip gelen Fatima; tekrarlarla, itiraflarla ve kısa, nabız gibi atan cümlelerle kendi hikâyesini kurmaya çalışırken bir genç kadının hem kendine hem dünyaya karşı verdiği sessiz mücadeleyi görünür kılıyor.

İsmim Fatima Daas.
Son Göz Ağrısı bu cümleyle başlıyor ve bu cümle etrafında kimlik arayışındaki göçmen kökenli genç bir kadının cesur sesini duymamızı istiyor.

Fatima Daas, Paris’in banliyölerinden birinde, Clichy-sous-Bois’de, Cezayirli bir ailenin en küçük kızı olarak büyür. Aile bireylerinin sevgi göstermekten çekindiği, aşk ve cinselliğin tabu sayıldığı bir evde yetişir. Çoğunluğu Müslüman olan mahallesinden çıkıp Paris’e gittiğinde, kendini bir yabancı gibi hisseder. İnançlı bir Müslüman olarak yetişen Fatima, kimlikler arasında gidip gelirken, inancını koruyarak kadınlara duyduğu ilgiyi nasıl yaşayacağını sorgular.

Kendi benliğini keşfetme yolculuğunda, istikrarsız bir öğrenciden hayata uyum sağlamakta zorlanan bir yetişkine dönüşür. Dört yıl süren terapi onun en uzun ilişkisi olur. Ailesinden uzaklaştıkça özgürlüğünü kazanır, ancak içindeki çelişkilerle daha doğrudan yüzleşmek zorunda kalır. Nina’yla tanıştığında, eksikliğini hissettiği şeyin ne olduğunu tam olarak bilmez ama onsuz yapamayacağını anlar.

Fatima Daas, Son Göz Ağrısı’ndakicesur ve içten anlatımıyla okura aidiyet, aşk ve inanç kavramlarını yeniden sorgulatıyor.

#fransızedebiyatı #kimlik #aidiyet #feminizm

Son Göz Ağrısı / Fatima Daas
Çeviri: Damla Kellecioğlu
Dizi: Çağdaş
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 184
Fiyatı: 210 TL  

Dünya Onu Konuşuyor: “Umursamaz İnsanlar” Teknoloji Çağının En Tartışmalı Kitaplarından Biri Olarak Türkiye’de

Çarşamba, Nisan 15, 2026

#1 New York Times bestseller olan ve 24’ten fazla dile çevrilen “Umursamaz İnsanlar”, teknoloji devlerinin perde arkasını ifşa ederek dünya çapında büyük bir tartışma başlattı.

Sarah Wynn-Williams imzalı Umursamaz İnsanlar, yayımlandığı andan itibaren yalnızca bir kitap değil, küresel bir tartışmanın merkezine oturan bir metne dönüştü. #1 New York Times bestseller listesine giren ve uluslararası ölçekte büyük yankı uyandıran eser, şimdi Destek Yayınları etiketiyle Türkçede okurla buluşuyor.

Orijinal adı “Careless People” olan kitap, yazarın Facebook’ta geçirdiği yıllara dayanan çarpıcı tanıklıklarını içeriyor. Wynn-Williams, küresel teknoloji şirketlerinin yalnızca dijital dünyayı değil, siyaseti, demokrasiyi ve toplumları nasıl şekillendirdiğini içeriden bir gözle anlatıyor. Kitapta yer alan anlatılar; devlet başkanlarıyla yürütülen temaslardan, veri gücünün nasıl küresel bir silaha dönüştüğüne kadar geniş bir alanı kapsıyor.

Yurtdışında yayımlandığı günden itibaren kitap; “ifşa edici”, “rahatsız edici” ve “kaçınılmaz bir yüzleşme metni” olarak tanımlandı. Özellikle teknoloji devlerinin siyasi süreçler üzerindeki etkisine dair bölümler, medya ve akademi dünyasında yoğun tartışmalara yol açtı. Sosyal medya platformlarının seçimler, kamuoyu ve bilgi akışı üzerindeki rolü yeniden sorgulanırken, kitap pek çok ülkede “dijital çağın etik krizi” üzerine yapılan tartışmaların referans noktalarından biri haline geldi.

Eserin en çarpıcı yönlerinden biri ise, idealizmle başlayan bir hikâyenin giderek karanlık bir tabloya evrilmesi. Yazarın kendi ifadesiyle bu süreç, “umut dolu bir başlangıçtan, pişmanlıkla biten bir hikâyeye” dönüşüyor.

Umursamaz İnsanlar, yalnızca teknoloji dünyasını değil; gücü, sorumluluğu ve insan doğasını yeniden düşünmeye çağıran bir kitap. Küresel yankılarıyla dikkat çeken bu eser, Türkiye’de de benzer tartışmaları tetikleyecek güçlü bir içerik sunuyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Meta’nın insanların okumasını istemediği kitap. Şimdi çok satanlarda 1 Numara.” – Business Insider, 20 Mart 2025

Eski bir üst düzey yöneticinin kaleminden çıkan kitap, Silikon Vadisi’nin güç odaklarını ve etik krizlerini sert iddialarla gündeme taşıyor.

Sarah Wynn-Williams, Yeni Zelandalı genç bir diplomattı ve hayallerindeki işe başvurmuştu. Facebook’un potansiyelini görmüş, bu platformun dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğine inanmıştı. Ancak şirkete katılıp hızla yükselmeye başladıkça, gerçeklerin hiç de düşündüğü gibi olmadığını fark etti.

Özel jetlerde yapılan çılgın planlardan yurtdışında hapse girme riskine kadar uzanan olaylar zincirinde Careless People, kontrolsüz gücün ve çürümüş bir kurum kültürünün nasıl kök saldığını; bunun hem kişisel hem de politik sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Sürükleyici ve zaman zaman absürd anlatımıyla Wynn-Williams, dünya liderleri ve teknoloji devleriyle yan yana bulunduğu anları aktarırken, küresel elitlerin kapalı kapılar ardında neler yaşadığını ve bunun hepimiz için ne anlama geldiğini ortaya koyuyor.

“Çarpıcı!” – Financial Times, 13 Mart 2025
“2025’in en iyi kitaplarından biri.” – The New York Times, – The Economist – NPR
“Şok edici!” – The New York Times, 11 Mart 2025
NEW YORK TIMES BESTSELLER

Umursamaz İnsanlar / Sarah Wynn-Williams
Orijinal Adı: Careless People
Alt Başlık: “Dünyanın en güçlü şirketlerinden birinin ürkütücü portresi.” – The New York Times
Çevirmen: Doğan Aydoğan
Türü: Anı
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 456
Fiyatı: 590 TL


Empatinin Kalemi Jodi Picoult Karşınızda: Adını Sen Koy!

Perşembe, Nisan 09, 2026

40 dilde 70 milyon okura ulaşan fenomen yazar Jodi Picoult, yeni romanı Adını Sen Koy ile bir kez daha okurları sarsmaya hazırlanıyor. Goodreads Okur Ödülleri finalisti olan Adını Sen Koy, kadınların görünürlük mücadelesini iki farklı zaman diliminde çarpıcı bir kurgu ile bir araya getiriyor.

Günümüzde genç yazar Melina Green, oyununu sahneye taşıyabilmek için bir erkek adı kullanmak zorunda kalırken; 1581’de Emilia Bassano, yazdığı eseri sahneye koyabilmek için William Shakespeare’in yüzünün arkasına sığınmak zorunda kalıyor. 

Adını Sen Koy hırs, cesaret, arzu ve görünür olma mücadelesi üzerinden ilerleyen; Kız Kardeşim için, Cam Çocuk, 19 Dakika, Küçük Muazzam Şeyler gibi romanlarıyla milyonlara ulaşan Picoult'nun edebi dehasını yansıtan yılın en iyi romanlarından.

Kitabın detaylarına gelince...
Günümüz... Genç yazar Melina Green, Elizabeth döneminin az bilinen kahramanlarından Emilia Bassano'nun hayatından ilhamla bir oyun kaleme aldı. Ancak kadınlar için rollerin eşit olmadığı tiyatro dünyasında, bu oyunun sahnelenmesi pek olası görünmüyor. Geri çevrilmekten bıkan Melina mazeretlere doymuş durumda, en yakın arkadaşının önerisiyle bu kez oyununu festivale bir erkek ismiyle gönderecek.

Yıl 1581... Emilia Bassano adında genç bir kadın, İngiliz aristokratlarının himayesinde entelektüel dünyaya dahil oluyor. Diller ve tarih üzerine aldığı dersler ona keskin bir zekâ ve hikaye anlatma yeteneği kazandırdı, fakat çoğu kadın gibi kendi sesini duyurmasına izin yok. İngiltere'deki tüm tiyatro yapımlarını denetleyen Lord Chamberlain'ın metresi olmaya zorlanan Emilia, sonunda yazdığı oyunu sahneye taşımanın yolunu buluyor: William Shakespeare adında yeniyetme bir oyuncuya para ödeyerek eserinin "yüzü" olmasını sağlayacak!

Kitaba yapılan övgülere gelince... 
“Emilia Bassano’ya aşık olacaksınız: Picoult’nun titiz araştırmalara dayanan yeni romanında, bu unutulmaz kahraman olağanüstü canlılıkla hayat buluyor.”
— Kristin Hannah  

“Adını Sen Koy, feminist edebiyatın ilham verici eserleri arasına şimdiden girdi.”
— Elle 
“Tarihî kurmaca ile günümüzü bir araya getiren kusursuz bir karışım; birbirine sarılıp okuru şaşırtan farklı hikayeler… Bu roman kesinlikle Shakespeare hayranları için, Picoult araştırmasını hakkıyla yapmış.”
— Harper’s Bazaar 

“Şimdiye kadarki romanları arasında en iyisi. Jodi Picoult, kendine özgü araştırmacı yaklaşımını, gerçeğin içine gömülü sarsıcı ve yürek burkan bir hikayeyle birleştirip nefes kesici bir romana dönüştürüyor.”
— Jojo Moyes

Adını Sen Koy / Jodi Picoult
Orijinal Adı: By Any Other Name
Çevirmen: Mehmet Deniz Öcal
April Yayıncılık, Nisan 2026
544 Sayfa
540 TL

Dünya Yanarken Aşk Kurtarılabilir mi? : Paolo Giordano’nun son romanı “Tasmanya” Kafka Kitap’tan raflarda

Perşembe, Nisan 09, 2026

Kafka Kitap, çağdaş edebiyatın en güçlü seslerinden Paolo Giordano’nun son romanı Tasmanya’yı, Yelda Gürlek çevirisiyle Türkçede okurlarla buluşturuyor. Modern dünyanın kırılganlıklarını bireysel bir çöküş anlatısıyla iç içe geçiren roman, iklim krizi, terör, teknolojik tehditler ve varoluşsal kaygılar arasında sıkışmış bir zihnin haritasını çıkarıyor.

Tasmanya, bir yazarın gözünden, hem dünyayı hem de kendi hayatını anlamlandırma çabasının romanı. Dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, kişisel yıkımların gölgesinde hayatta kalma sanatına dair samimi ve sarsıcı bir itiraf. PremioStrega ödüllü yazar PaoloGiordano’nun, kaleminden çıkan yeni romanı Tasmanya, Kafka Yayınevi etiketiyle ve Yelda Gürlek’in usta çevirisiyle okurlarla buluşuyor.

Kişisel Felaketler ile Küresel Krizler Arasında Sıkışmış Bir Hayat
2015 sonbaharı… Anlatıcı Paolo, hayatının en büyük kişisel krizlerinden birini yaşıyor. Eşi Lorenza ile yıllardır süren çocuk sahibi olma çabaları sonuçsuz kalmış, Lorenza artık “devam etmek istemediğini” söylemiştir. Paolo ise bu kaybı kabullenememekte, sadece babalık hayalini değil, geleceğe dair tüm umutlarını yitirmektedir. Evliliği çatırdarken, kendi “küçük felaketi”nin gölgesinde küresel felaketler ona hem çok uzak hem de tuhaf biçimde yakın görünür.

Paolo, bu kişisel tıkanıklığı aşmak için kendini işine verir. Corrieredella Sera için Paris’teki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nı takip etmek üzere yola çıkar. Tam da Kasım 2015 Paris saldırılarından hemen sonra, şehrin askeri bir atmosfere büründüğü, tedirginlik ve yasın hâkim olduğu günlerde… İklim krizine dair konuşmalar ona bayat ve sıkıcı gelirken, terör saldırıları peşini bırakmaz. Hiroşima ve Nagazaki’ye, atom bombasının kurbanlarına dair uzun zamandır üzerinde çalıştığı kitap projesiyle Avrupa’nın çeşitli kentlerine, nihayetinde Japonya’ya uzanan bir yolculuğa çıkar.

Roman boyunca Paolo, iklim değişikliği, küresel terör, otoriter yükseliş gibi büyük tehditlerle yüzleşirken, çevresindeki insanların da kendi “küçük felaketleri”yle boğuştuğunu görür: Üniversite arkadaşı Giulio’nun velayet savaşı, bir akademisyenin kariyer krizi, bir rahibin sıra dışı ilişkisi… Hepsi, dünyanın çöküşü karşısında bireysel kırılganlıkları ve birbirimize duyduğumuz kırılgan ihtiyacı sorgulatır.

Roman, “kıyamet” fikrini yalnızca çevresel ya da politik bir tehdit olarak değil; aynı zamanda duygusal, zihinsel ve etik bir çöküş biçimi olarak ele alır. 

Aşk, Arzu ve Tükeniş: İlişkilerin Görünmeyen Çatlakları
Tasmanya, yalnızca bir kriz romanı değil; aynı zamanda bir ilişki anatomisi. Anlatıcının eşi Lorenza ile kurduğu ilişki, modern aşkın kırılgan doğasını gözler önüne serer. Roman, birlikte kalmanın, ayrılmanın ve “devam etmenin” ne anlama geldiğini sorgular.

Giordano, evlilik içindeki sessizlikleri, ertelenmiş yüzleşmeleri ve görünmez çatlakları büyük bir incelikle işler. Kişisel tükenmişlik ile gezegenin tükenişi arasında kurduğu paralellik, romanın en çarpıcı katmanlarından birini oluşturur. 
Tasmanya, coğrafi bir yer olmaktan çok, bir metafor olarak karşımıza çıkar: Kaosun ortasında sığınak arayışı, kayıp karşısında yeniden anlam kurma çabası ve nihayetinde kabullenme ile huzura varışın öyküsü.

Yazar Hakkında
Paolo Giordano (d. 1982), İtalyan edebiyatının en önemli seslerinden biri. Fizik eğitimi almış, bilimsel bakış açısını edebiyata ustalıkla taşıyan Giordano, ilk romanı Sıfırlar ile 2008’de Premio Strega’yı kazanarak büyük bir çıkış yaptı. Kitap dünya çapında milyonlarca sattı ve birçok dile çevrildi. Giordano, romanlarında bireysel duyguları toplumsal ve küresel meselelerle ustaca iç içe geçirerek çağımızın en temel kaygılarını incelikli bir dille ele alıyor.

Arka Kapak Yazısından
Paris’in puslu sokaklarından Hiroşima’nın silinmez izlerine, bulutların üzerinden odamızın sessizliğine uzanan bir yolculuk... 

Tasmania, dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, hayatta kalma sanatına dair samimi bir itiraf. 

PaoloGiordano, sarsılan bir evliliğin ve dağılan bir dünyanın enkazı arasından soruyor: Her şey yıkıldığında bizi ne ayakta tutar? Bilim mi, inanç mı, yoksa sadece birbirimize duyduğumuz o kırılgan ihtiyaç mı? 

Bu kitap bir kaçışın değil, bilakis, hayatın tam kalbine yapılan o cesur yürüyüşün hikâyesi... İncelikli, dürüst ve modern bir başyapıt.
 
Tasmanya / Paolo Giordano
Çeviri: Yelda Gürlek
Yayınevi: Kafka Kitap
Basım Tarihi:  Mart 2026
272 Sayfa
345 TL


Bir hayaltoplayıcının öyküleri: Can Göknil’den Gelişigüzel

Perşembe, Nisan 09, 2026

Can Göknil’in yeni öykü kitabı Gelişigüzel nisan ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Göknil Gelişigüzel’de bütün dikkati, heyecanı, yaratma arzusuyla umut dolu bir dünya düşlüyor. Dünyaya nefretle değil sevgiyle, öfkeyle değil sağduyuyla, hayal kırıklığıyla değil umutla bakanlar, bu öykülerde kendilerine yeni bir direnme alanı buluyor.

Ben hayal toplarım. İnsanları anlamalı diye düşünürüm. Konuşmalardan seçtiğim sözcükleri biriktiririm. Hayal kurarım. Yel gibidir hayaller. Bir görünür, bir yok olurlar. Biriktirmeye gelmezler. Uçucu hepsi. Kimini yakalarım. Yakaladığımı görünür kılmak isterim. Çizerim, boyarım, az buçuk yazarım da.

Can Göknil Gelişigüzel’de hayata ve doğaya umutla bakan, dünyayla bütünleşen insanları anlatıyor. Birlikte olmak için mücadele eden, birbirine değer veren, sadece “ben”i değil “biz”i de düşünen insanlar bu öykülerde kendilerine vücut buluyor, sesini çıkarıp yazarın hayal dünyasında kendi karşılıklarını inşa ediyor.

#hayat #insan #sevgi #hayal #yaratıcılık #umut #aşk

Gelişigüzel / Can Göknil 
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 72
Fiyatı: 130 TL  


Jale Sancak ve Ayça Erdura’dan şehrin hafızasında gezinen sesler: Tam O Sırada İstanbul

Perşembe, Nisan 09, 2026

Edebiyatla yaşayan bir şehir, şehrin içinde sayısız hikâye… Jale Sancak ve Ayça Erdura, Tam O Sırada İstanbul ile İstanbul’u yaşayan, konuşan ve hatırlayan bir varlık olarak yeniden kuruyor.
 
İstanbul’un sokaklarında yürürken bir öykünün içinde düşleyebilir misiniz kendinizi? Ya da bir şiirin kıyısında durup geçmişten gelen sedayı duyabilir misiniz?
 
Tam O Sırada İstanbul, tam da bunu yapıyor.
Edebiyatımızın önemli isimlerinden Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle örülen bu kitap, İstanbul’u bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Samatya’dan Galata’ya uzanan bu edebi yolculukta okur, İstanbul’un nasıl bir bellek oluşturduğuna şahit oluyor.

Bu kitapta İstanbul; bir meyhanede yarım kalmış aşk, bir sokakta kaybolmuş hayat,bir köprüde bekleyen yalnızlık,bir şiirde yankılanan hatıra şeklinde karşımıza çıkıyor. Tam O Sırada İstanbul, geçmiş ile bugünü, gerçek ile kurmacayı, öykü ile şiiri iç içe geçirerek okuru çok katmanlı bir anlatının içine davet ediyor. Şehrin belleğinde iz bırakan hikâyeler, bu kitapta yeniden hayat buluyor.

Sait Faik’ten Orhan Veli’ye, Leylâ Erbil’den Attilâ İlhan’a uzanan geniş bir edebiyat evreni, Galata, Cibali, Samatya, Kuzguncuk sokaklarında dolaşmaya devam ediyor.Tam O Sırada İstanbul, bize bir şehrin yaşamsallığının hikâyelerle kurulabileceğini anlatıyor.
 
Kitaptan Alıntılar
“Tam o sırada Edip Cansever, Çiçek Pasajı’nda içmektedir. Aklında belki Tragedyalar, belki Bezik Oynayan Kadınlar, belki “Ben Ruhi Bey Nasılım” vardır. Yanında belki Cemal Süreya, Turgut Uyar, İlhan Berk ya da başkaları vardır. Lakin Madam Anahit, belkisiz oradadır.”

“Direnişler de vardır elbette. Bir şair; Nâzım Hikmet, bir parkta, Gülhane Parkı’nda yaprakları suda balık gibi kıvıl kıvıl, yaprakları ipek mendil gibi tiril tiril, yaprakları yüz bin yürek gibi çarpan bir ceviz ağacıdır.”

“Beyoğlu… Kimler geldi kimler geçti. Bazıları gelip geçse de izleri hiç mi hiç silinmedi. Bakın aramızda sır, onların ruhları hâlâ Beyoğlu’nda dolaşmakta.”

Arka Kapak Yazısı
Tam O Sırada İstanbul, Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle İstanbul’u, yaşayan ve hatırlayan bir varlığa dönüştürüyor. Aynı zamanda yaralanan, iyileşen ve direnen bir varlık... Bu anlatı; bir şehrin yalnızca sokaklarını değil, hafızasını da dolaşıyor. Sesler, yüzler ve yarım kalmış hikâyeler arasından geçerek edebi bir harita çiziyor.

Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Galata’dan Kuzguncuk’a uzanan yolculukta meyhaneler, pasajlar, pastaneler, sokaklar ve köprüler birer arka plan değil, anlatının esas kahramanları haline geliyor. Sait Faik’ten Orhan Veli’ye, Leylâ Erbil’den Attilâ İlhan’a uğrarken yazarların ve şairlerin seslerine şehrin sesi de karışıyor; rüzgârı, denizi, balığı ve yosunuyla iç içe geçiyor.

Şehrin değişen yüzüne de tanıklık edeceğiniz bu anlatıda, geçmiş ile şimdi bir araya geliyor. Ve bütün bu kesişimin ortasında her şeye rağmen, “tam o sırada İstanbul” konuşuyor.

Tam O Sırada İstanbul / Jale Sancak & Ayça Erdura
Tür: Öykü
Masa Kitap
Yayım Tarihi: Nisan 2026
Sayfa Sayısı: 78
Fiyat: 320 TL (KDV’den muaftır.)

Yarım Kalmış Bir Aşkın Sızısı, Tek Bir Haberle Paramparça Olan Bir Gelecek: Neredeyse

Perşembe, Nisan 09, 2026

Erdost Akbaba’nın okuruna sadece yaşamaya devam etmenin yetip yetmeyeceğini sorgulatan romanı “Neredeyse” hep kitap’tan raflarda.

“İşte şimdi istediğim yere gidebilirdim […] Her şeyi tüketebilirdim. Özgürdüm ama özgürlüğün bir alan olduğunu ve bu alanı doldurabilme gücü istediğini bilmiyordum. Bu güç olmadığında özgürlük de kendi içinde devinen bir boşluğa dönüşmüştü.”

Onur, babasının gölgesinde çizdiği rota sonucu gitmek zorunda kaldığı; disiplinin korkudan değil, bir zorunluluktan doğduğu askeri okulun gri duvarları arasında kendi “yolunu” ararken hayat onu beklemediği bir vedayla karşı karşıya bırakır. Bir yanda yarım kalmış bir aşkın sızısı, diğer yanda tek bir haberle paramparça olan bir gelecek... İzmir’in güneşli sokaklarından Ankara’nın soğuk ranzalarına, oradan da İstanbul’un her köşede sürprizlerin kol gezdiği dar sokaklarına uzanan bu hikâye, sadece bir gencin değil; bir evladın, bir âşığın ve bir aylağın kendini inşa etme çabası. Sırtında geçmişin görünmez çantası, cebinde bir zarf dolusu soru işaretiyle Onur, İzmir’deki evinin tozlu odalarından İstanbul’un eski apartman dairelerine savrulurken, okura da sadece yaşamaya devam etmenin yetip yetmeyeceğini sorgulatıyor.

Yıllardır çalışmalarını yayıncılık alanında sürdüren Erdost Akbaba’nın ilk romanı “Neredeyse” hep kitap logosuyla raflardaki yerini aldı.

Erdost Akbaba, 5 Mart 1990’da Denizli’de doğdu. Liseye kadar Kuşadası’nda, ardından İzmir’de yaşadı. Pamukkale Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nde eğitim aldı. Güney, Kafa, Berfin Bahar, Ay Işığı, Kitapçı dergilerinde, çeşitli fanzinlerde öyküleri yayımlandı. Yaklaşık on beş yıldır İstanbul’da, hayalleriyle birlikte yaşıyor.

Neredeyse / Erdost Akbaba
hep kitap
200 Sayfa
350 TL


Ertuğ Uçar’ın kaleminden açık uçlu bir oyun daveti: Ormanda Kaybolmak

Perşembe, Nisan 09, 2026

Öyküler, eskizler ve diyaloglarla kurulan bir düşünce ormanında dolaşmaya hazır mısınız? Ertuğ Uçar’ın kaleminden Ormanda Kaybolmak, nisan ayında Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alıyor. 

Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü. 

Ertuğ Uçar, Ormanda Kaybolmak’ta aklına takılan, yoluna çıkan, gözüne ilişen dünyayı kelimeler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor, şeyler arasında bağlar kurup kayda geçiriyor. Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar. Ormanda Kaybolmak, bu temalar etrafında döndükçe daha fazlasını girdabına çeken öykü, anı ve diyaloglarla onları bütünleyen eskizlerden oluşuyor. Kitap, okuru bir anlam arayışına değil içten bir sohbete, meraklı bir karşılaşma ânına, eskizler üzerinden bir oyuna; sözcükler, öyküler ve çizgilerin ormanında bir gezintiye davet ediyor. Kaybolmak serbest!
 
#sözlük #rüya #diyalog #kaybolmak #eskiz #anlam #imge

Ormanda Kaybolmak / Ertuğ Uçar 
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 200 TL  



Karanlığın İçinde Bir Zihin: Manu Larcenet’in “Blast” Serisinin İlk İki Kitabı Türkçede

Perşembe, Nisan 09, 2026

Modern çizgi romanın en sarsıcı psikolojik anlatılarından biri olan “Blast” okuru, insan zihninin karanlık kıyılarına cesur bir yolculuğa davet ediyor.

Manu Larcenet’in dünya çapında büyük yankı uyandıran dört kitaplık “Blast” serisinin ilk iki cildi, Yağlı Karkas ve Jacky’nin Kıyameti, KaraKarga Yayınları etiketiyle Türkçede okurla buluşuyor. Çizgi roman sanatının sınırlarını zorlayan bu seri, klasik anlatı kalıplarını parçalayarak okuru rahatsız edici ama bir o kadar da büyüleyici bir deneyimin içine çekiyor.

Serinin merkezinde, toplumdan kopmuş, kendi iç dünyasında kaybolmuş bir karakter olan Polza Mancini yer alıyor. Onun parçalı anlatımı, sorgulamalarla dolu iç sesi ve gerçekle hayal arasındaki gidip gelen zihinsel yolculuğu, okuru sadece bir hikâyeye değil, bir bilinç çözülmesine tanık olmaya davet ediyor. Larcenet, karakterinin zihinsel dağınıklığını yalnızca metinle değil, siyah-beyazın sert kontrastlarıyla kurduğu görsel dil üzerinden de aktarıyor.

“Blast”, sıradan bir suç hikâyesi gibi başlayıp hızla varoluşsal bir sorgulamaya dönüşüyor. Anlatı ilerledikçe gerçeklik duygusu parçalanıyor; okur, anlatıcının güvenilmez zihninde yolunu kaybediyor. Bu yönüyle seri, çizgi romanın edebi ve felsefi potansiyelini en uç noktaya taşıyor.

Larcenet’in çizgileri, kaba ve çarpıcı olduğu kadar şiirsel bir derinlik de barındırıyor. Sayfalar boyunca hissedilen ağırlık, yalnızlık ve yabancılaşma duygusu, metinle görselin kusursuz birleşimiyle okura fiziksel bir deneyim yaşatıyor. “Blast”, yalnızca okunan değil, hissedilen bir eser olarak öne çıkıyor.

Dünya çapında eleştirmenlerden tam not alan ve modern çizgi romanın en önemli işleri arasında gösterilen seri, Türkçede yayımlanan ilk iki kitabıyla okurları bu karanlık evrene davet ediyor. “Blast”, insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşmeye ne kadar hazır olduğunu sorgulayan, unutulması zor bir anlatı sunuyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Yalan söylüyorum. Hep yalan söylüyorum. Hiçbir şeyi hatırlamadığımı, sabahın köründe doğduğumu söylüyorum. Anladığımı söylüyorum; sizin yerinizde olsam ben de gülerdim, diyorum. Biraz huzur, biraz hoşgörü̈, farklı oluşum affedilsin diye yalan söylüyorum. Sizi kendi payıma bir kez daha katletmemek için de yalan söylüyorum. Hep yalan söylüyorum - çünkü̈ aslında her şeyi hatırlıyorum.”

Blast 1 – Yağlı Karkas / Manu Larcenet
Orijinal Adı: Tome 1 - Grasse Carcasse
Fransızcadan Çeviren: Damla Kellecioğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 880 TL

Blast 2 – Jacky'nin Kıyameti / Manu Larcenet
Orijinal Adı: Tome 2 - L’apocalypse Selon Saint Jacky
Fransızcadan Çeviren: Damla Kellecioğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 208
Fiyatı: 880 TL

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template