♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Not Suitable for Work: Manhattan’dan İşkolik Gençlik Manzaraları

Cuma, Haziran 12, 2026

Ekranların görece kısır yaz döneminde en çok öne çıkan dizisi “Not Suitable for Work” 2 Haziran’da yayımlanan üç bölümle başladı. Beş sezonluk “The Mindy Project” ile tanıdığımız Mindy Kaling’in yeni dizisi beklenen komedi ihtiyacını karşılayacak mı sorularıyla Hulu yapımı olarak ekranlarda. Beş bölümü geride bırakan dizi iki hafta sonra sekizinci bölümle sezon finali yapacak.

“The Office”in Kelly Kapoor’u olarak tanınan Mindy Kaling dizi dünyasına yaratıcı olarak katkı vermeye devam ediyor. The Office döneminde üretimde hız kesmeyen Kailing’in sonraki adımı  Charlie Grandy ile birlikte yarattıkları 2018’de ekranlara gelen ve on bölümle tek sezonda kalan “Champions” olmuştu. Bir yıl sonra Matt Warburton ile imza attığı “Four Weddings and a Funeral” uyarlaması ile herkesi memnun etmişti. 2020’de çocukluğundan izler taşıyan “Never Have I Ever” ile dört sezonu devirdi. Bu kez yanında Lang Fisher vardı. Justin Noble ile birlikte yarattıkları “The Sex Lives of College Girls”ün üç sezonluk başarısı dördüncü sezon için yayımcı bulamadıklarından mecburen bitti. Ike Barinholtz ve Elaine Ko ile yarattıkları “Running Point”in “Ted Lasso” çakması yorumları arasında kısa sürede iki sezonu devirmesi de bir başka başarı öyküsü. Neredeyse her yıla bir dizi sığdıran ve boş durmayan Kailing’in şimdilik ekranlardaki son projesi “Not Suitable for Work”te bu kez tek başına. Yine benzerlikler teorileriyle eleştiri alsa da Hulu ekranlarının başına geçenler için asayiş berkemal. Dizi ülkemizde de Disney platformunda yayımlanıyor.

Manhattan’da yaşayan 20’li yaşlarındaki beş işkoliğin profesyonel başarının peşinden koşarken hem özel hem de iş hayatında ayakta kalma mücadelelerini gerçekçi ve mizahi bir dille anlatıyor. Bu genç beşlinin lise yıllarının ardından hayatlarının yeni dönemine adım atışını konu alan dizi, kariyer başarısı ile kişisel mutluluğa zaman ayırma arasında kaldıkları anları ince bir mizah anlayışıyla ele alıyor. İlk bölümü şaşırtıcı derece uzun olan dizi ana karakterlerini hızlıca tanıtıp sevdirmeye çalışıyor. Manhattan’ın Murray Hill semtinde geçen dizi iki daireden beş gencin yaşama tutunma mücadelesini anlatıyor. İki kız ve üç oğlanın peşine takılmamızı bekliyor.

Kızlardan Abby ünlüleri giydiren bir stilistin kendi işini kurma hayalleriyle dolu asistanı. AJ de New York’un en prestijli yatırım bankasında çalışan çekici ve hırslı analist. Gelelim oğlanlara… Angus, AJ ile aynı işyerinde çalışan finansçı. Beşlinin en enerjik ve her an her şeyi yapabilecek çılgın karakteri olarak komik anların doğmasını sağlayan kilit isim. Dizinin akılda kalıcı tek karakteri aynı zamanda. Kendini beğenmiş idealist zengin Josh da babasının torpiliyle tv’de asistan olarak attığı adımların sonunu hayal eden doğma büyüme New Yorklumuz. Grubun şaşkolozu olarak komedi anlarının ikinci başlatıcısı. Tıp öğrenciliğini oyuncu olma idealiyle bırakan Kel de hayallerine biraz da ailesinden çekinerek ulaşmaya çalışan gencimiz.

Oyuncu kadrosunda tanıdık simalar olsa da ismen tanıdığımız kimse yok. Ella Hunt, Avantika, Will Angus, Jack Martin ve Nicholas Duvernay dizinin ana beşlisi. Avantika’nın seksapelini parlatmak, Will Angus’un aranan yeni enerji olduğunu göstermek ve Jack Martin’in aranan yakışıklı olduğunu göstermek gibi beklentisi var. Ana beşliye eşlik edenler ise tecrübeli ağır toplar. Özellikle “Alias” dizisiyle tanınan Victor Garber ve “Ally McBeal”ın ikonik karakterlerinden birine imza atan Greg Germann başta olmak üzere kadro sürpriz konuklarla şekilleniyor.

“Yetişkinler için hayata tutunma rehberi” olarak nitelendirilen ve bunu da kendine özgü mizahi bir üslupla yaptığı söylenen dizinin geride kalan beş bölümü birkaç parlak an dışında beklenenin uzağında. Karakterlerin çoğunluğu klişe. Olaylar da buna paralel olarak hayli tanıdık ve bildik. Yıl olmuş 2026 herkesin korktuğu patronla başlayan ilişki hiç de cazip görünmüyor. Sonrası nereye varır diyebileceğimiz bir şey de yok. 

Gençlerin hayalleri peşinde büyük şehirlerde tutunma çabası gibi evrensel konuya odaklanan “Not Suitable for Work” ne güldürüyor, ne de özgün görünüyor. Benzerlerini daha önce defalarca izlediğimiz konuyu yeniden izlememizi sağlayacak hiçbir şey barındırmıyor. Kalan üç bölümde ekstra bir yükseliş olmazsa iptal olan projeler kervanına katılmak üzere yeri hazır görünüyor.




Women’s Prize for Fiction 2026 Kazananı Virginia Evans’ın “Muhabbet”i April Yayıncılık Etiketiyle Türkçede!

Cuma, Haziran 12, 2026

Dünya edebiyatında son yılların en güçlü çıkışlarından birine imza atan Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet (The Correspondent), April Yayıncılık etiketiyle Türkçede okurlarla buluştu. 

Büyük haberi paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz: Muhabbet, dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden Women’s Prize for Fiction 2026’nın kazananı oldu.

Yayınlandığı günden itibaren okurlar, eleştirmenler, kitap kulüpleri ve kitabevleri arasında kulaktan kulağa yayılan Muhabbet, çağdaş edebiyatın en özel başarı hikâyelerinden birine dönüştü. Virginia Evans, ilk romanıyla yalnızca yılın en çok konuşulan yazarlarından biri olmakla kalmadı... Mektup formunu bugünün yalnızlığı, hafızası, pişmanlıkları ve kırılgan insan ilişkileriyle buluşturarak unutulmaz bir edebi deneyim yarattı.

Roman, Women’s Prize for Fiction 2026 ile başarısını taçlandırdı. Goodreads Okur Ödülleri’nde üç ayrı dalda finale kaldı ve yüz binlerce okurun oylarıyla dikkat çekici bir başarı elde etti. Ayrıca Amerika’daki binlerce bağımsız kitabevinin oylarıyla verilen Indies Choice Awards’ta “Yılın En İyi Romanı” seçildi.

Kitaba gelince...
Muhabbet'in merkezinde Sybil Van Antwerp var. Sybil her sabah masasının başına geçip mektuplar yazıyor: kardeşine, arkadaşlarına, editörlere, ajanslara, üniversite dekanına, sevdiği yazarlara… Ve yıllardır gönderemediği o tek kişiye.

Tamamı mektuplardan oluşan roman, okuru bir kadının zihnine, hafızasına ve vicdanına doğrudan davet ediyor. Her mektup yeni bir sır, yeni bir pişmanlık, yeni bir yüzleşme taşıyor. Yapbozun parçaları her sayfada biraz daha tamamlanırken Sybil’in hayatı, ilişkileri, kayıpları ve sakladıkları içten içe büyüyen bir duygusal gerilimle açılıyor.

Muhabbet, bir yandan mektup yazmanın neredeyse unutulmuş zarafetini hatırlatırken, hepimize unuttuğumuz soruyu soruyor: Söyleyemediklerimiz, yazamadıklarımız, gönderemediğimiz mektuplar bizi nasıl şekillendirir?

Romanın Türkçe çevirisi Ergin Kaptan imzasını taşıyor. Kaptan, Evans’ın incelikli üslubunu, ironisini, kırılgan mizahını ve mektuplardaki farklı ses tonlarını Türkçeye ustalıkla aktararak romanın duygusal ritmini koruyan güçlü bir çeviri ortaya koyuyor.

Women’s Prize for Fiction 2026 kazananı Muhabbet, şimdi Türkçede.

Muhabbet / Virginia Evans
Orijinal Adı: The Correspondent
Çeviri: Ergin Kaptan
April Yayıncılık, Mayıs 2026
344 Sayfa
444 TL


Adile Naşit: Olmamış Kuzucuklarım

Perşembe, Haziran 11, 2026

Biyografi filmlerinin gişe çağrısına kimsenin kayıtsız kalamaması ve popüler kültür malzemesine dönüşmesiyle açılan kapıdan irili ufaklı pek çok isim girdi ve girmeye de devam ediyor. Şarkıcılarla başlayan furyaya sporcular ve fenomenler eklendikten sonra ellerini ovuşturmaya başlayan yapımcıların nispeten daha küçük bir figüre gitmesiyle oluşan Adile Naşit filmi ilk duyduğumuzda heyecan yaratmıştı. Yeşilçam’ın en güzel dönemine iz bırakmış, sinema yıldızı olmamış ama karakter oyunculuğunda bir dönüm noktasına dönüşmüş Adile Naşit’in hayat hikayesini anlatacak filmin hepimizin sevgisi ve alkışlarıyla yükseleceğini düşünüyorduk. Beklentilerimizin fazla olmaması da zordu. Zira o meşhur aile filmlerden sahneler, Münir Özkul, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe başta olmak üzere dönemin diğer yıldızlarını görecek olmak özlediğimiz dönemi de yaşatacaktı bize. Yönetmen koltuğunda da Çağan Irmak oturuyordu, daha ne olsundu. Lakin o beklentiler yerle yeksan oldu.

5 Aralık 2025’te vizyona giren film aldığı ilk eleştirilerden sonra daha az salonda, daha az izleyici karşısında fazla direnemeden tamamladı dönemini. Vizyonda planlanan geniş kitleye ulaşmasıysa Netflix kataloğuna eklenmesiyle oldu. Pek iyi anılmasa da oturduğu yerden izleyecek olmak daha kolaydı. Kötü olacağını bilsem de izleyeceğim diyenler de çoğunluktaydı. Ne olursa olsun izleniyor, izlenecek. Peki izleyenler ne görecek, ne hissedecek?

Adile Naşit, son derece risksiz, sinema duygusundan ve sevgisinden çok uzak bir film ne yazık ki. Serde bu kadar çok malzeme varken en basit google aramasından bulunabilecek şeyleri birbirine ekleyerek yazılmış berbat senaryonun gazabına uğramış. Edebiyat dünyasının çok okunan ve sevilen isimlerinden Nermin Yıldırım imzalı senaryonun bu kadar kötü olması yanlış isim olduğunu doğruluyor. İlk iki romanıyla nefis bir iş çıkaran Yıldırım sonrasında popüler olmanın etkisiyle “bak birazdan altını çizeceğin cümleler kuracağım şablonu”na geçerek parlak fikrini lastik gibi uzatan kaotik kuru gürültüleri kaleme alan bir isim artık. Haliyle yazdığı senaryonun da içi boş kuru gürültü olması sürpriz değil. Sinema aşığı biri de değil galiba. Zira koca filmde bir iki tane zirve noktası olmaması şaşırtıcı. Sürekli araya serpiştirilen saçma plaj sahnesiyle dağılıp geri toparlanmaya çalışıyor film. Bir noktadan sonra anlam aramayı bırakıyoruz zaten. Hadi Nermin Yıldırım kötü senaryo yazmış tamam da Çağan Irmak niye düzeltmemiş diye sorsak cevabı nerede bulabileceğimizi de bilmiyoruz.

Filmin yanlışları senarist ve yönetmenden ibaret değil. Oyuncu seçimleri de çok sırıtıyor. Adile Naşit’i canlandıran Meltem Kaptan’ın çok yanlış seçim olduğu daha ilk sahnelerde adeta bağırıyor. Oyunculuğuna bir şey demeyelim hadi ama sırf kilolu diye seçilmesi ne kadar doğru? Adileciğimizin pamuklar gibi yumuşacık yüzü ve hababam öğrencileri gibi mıncıklayasımız gelen sevimliliğinden eser yok Kaptan’da. Daha sert bakışlar, köşeli bir ruh haliyle sevimliliğin aksine antipatik bir görünüşe sahip. Cana yakın bildiğimiz, gördüğümüz kadını film boyunca bu kadar itici görmek seyircinin yorulmasına sebep oluyor. Senaryo gereği kederli oluşunun da etkisiyle bir türlü sevemiyoruz. Haliyle filmin içine de dahil olamıyoruz. Oyuncu kadrosunun geri kalanı içinde aynı cümleleri kurabiliriz. Seda Bakan’ın nasıl Müjde Ar’ı oynadığını anlamak zor. Ne alaka yahu? Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü çiftinde yakalanan başarı diğerlerinde nasıl yakalanmaz? Elif Nur Kerkük nasıl Ayşen Gruda olabilir? Zaten içi doldurulmayan boş karikatürden ibaret karakterleri bari en azından benzerlikle tolere edebilmek mümkündü. Oyunculuklar bakımından sadece Levent Can öne çıkıyor. Onun da sebebi karakterin içini dolduracak sahneler yazılması. Ortalama bir kadronun daha iyisini çıkarmasını beklerdik ama dedik ya ortada berbat bir senaryo var. Kimseyle özdeşleşmiyoruz. Beklediğimiz nostalji hissini duyamıyoruz. Filmin herhangi bir anına bağlanamıyoruz. Her şeyin gözümüzün önünden gelip geçmesine şahit oluyoruz o kadar. Adile’nin ölmek üzere olması bile endişelendirmiyor bizi. Bu senaryo ile anca bu kadar olabiliyor diyebiliyoruz.

Peki bunca yanlışın arasında Çağan Irmak ne arıyor? Kağıt üstünde bu kadar doğru isimken nasıl bu kadar kötü film çekebilir? Irmak filmografisinin aksine hiç risk almayarak çektim bitti diyor adeta. Filmin son halini gördüğünde bunda film duygusu yok diyecek kadar beklemesine gerek olmayan isim. Senaryoyu okuduğunda zaten anlamıştır. Bu filmin anakarakteri yok. Herhangi bir çatışması yok. Olay örgüsü sorunlu diyebilirdi. Çekimleri sırasında sette olmak isteyeceğimiz filmlerden biri o yüzden Adile. 

Biyografi furyası daha ne kadar sürecek bilinmez ama şimdilik elimizdeki en olmamış film Adile Naşit. Adını çağırdıkları kuzucuklarına “olmamış” demezdi elbet. Daha iyisini yaparsınız derdi destekleyerek muhtemelen. İzleyecekseniz beklentilerinizi düşürerün derim.


Marjane Satrapi'nin anısına… Taliban gölgesinde umudunu kaybetmeyen bir kızın hikâyesi: Pervane okurlarla buluşuyor

Perşembe, Haziran 11, 2026

Deborah Ellis'in dünyaca tanınan romanından ve ödüllü animasyon filminden uyarlanan Pervane, savaşın ve baskının gölgesinde yaşam mücadelesi veren küçük bir kızın cesaret dolu hikâyesini grafik roman formatında okurlarla buluşturuyor. Afganistan'da kadınların görünmez kılındığı bir dönemde geçen eser, özgürlüğün ve umudun en karanlık zamanlarda bile filizlenebileceğini güçlü bir anlatımla aktarıyor.

Karakarga Yayınları, çağdaş dünya edebiyatının en etkileyici çocuk ve gençlik klasiklerinden biri olarak kabul edilen Deborah Ellis imzalı Pervane'yi grafik roman formatıyla Türkçeye kazandırıyor. Eser, aynı zamanda Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions ortak yapımı ödüllü animasyon filminin çizgi roman uyarlaması olarak okurlarla buluşuyor.

Hikâye, 2001 yılında Taliban yönetimindeki Kabil'de yaşayan küçük Pervin'in yaşamına odaklanıyor. Kadınların tek başına sokağa çıkmasının, eğitim almasının ve çalışmasının yasak olduğu bir düzende ailesini ayakta tutmaya çalışan Pervin, babasının tutuklanmasının ardından hayatta kalabilmek için erkek kılığına girmek zorunda kalır. Onun bu cesur yolculuğu, savaşın yıktığı bir coğrafyada insan onurunu, aile bağlarını ve umudu yeniden sorgulatan güçlü bir direniş öyküsüne dönüşür.

Sadece çocukların değil yetişkin okurların da ilgisini çekecek olan Pervane, savaşın siviller üzerindeki yıkıcı etkisini, kadınların maruz bırakıldığı baskıları ve eğitim hakkının önemini yalın ama sarsıcı bir dille anlatırken, grafik roman sanatının görsel gücüyle duygusal etkisini katlıyor.

Gerçek yaşamdan ilham alan anlatımı, evrensel insan hakları teması ve umut dolu kahramanıyla Pervane, yalnızca bir grafik roman değil; cesaretin, dayanışmanın ve özgürlüğe duyulan özlemin unutulmaz bir hikâyesi olarak raflardaki yerini alıyor.

Persepolis ve Pervane üzerine…
Marjane Satrapi'nin kısa süre önceki vefatıyla birlikte, Persepolis yeniden dünya gündemine taşındı. Satrapi, grafik romanın yalnızca bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda baskı altında yaşayan toplumların hafızasını taşıyan güçlü bir edebiyat dili olduğunu tüm dünyaya göstermişti.

Tam da bu dönemde Karakarga Yayınları'nın yayımladığı Pervane (The Breadwinner), Persepolis okurlarının ilgisini çekecek güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. İran Devrimi'nin gölgesinde büyüyen bir kızın hikâyesini anlatan Persepolis ile Taliban yönetimindeki Afganistan'da hayatta kalmaya çalışan küçük Pervin'in öyküsünü anlatan Pervane, kadınların sesi kısıldığında çocukların cesaretinin nasıl direnişe dönüştüğünü grafik roman diliyle aktarıyor.

Biri İran'da, diğeri Afganistan'da geçen bu iki eser; savaş, baskı, kadın hakları ve umut temalarını kişisel hikâyeler üzerinden evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Marjane Satrapi'nin ardından grafik romanların toplumsal hafızadaki yerini yeniden konuştuğumuz bugünlerde, Pervane yalnızca yeni bir yayın değil, Persepolis'in açtığı yolun güncel ve etkileyici bir devamı olarak değerlendirilebilir.

Arka Kapak Yazısı:
“Bütün kızlar, Deborah Ellis’in yazdığı Pervane’yi okumalı.”  – Malala Yousafzai, New York Times

Ortadoğu Kitap Ödülü
İsveç Peter Pan Ödülü
Hackmatack Ödülü
Baia delle Favole Ödülü
Rebecca Caudill Genç Okurlar Ödülü
YALSA PPYA

“Bütün genç insanlara ilham kaynağı olacak bir cesaret ve kahramanlık hikâyesi.” – Angelina Jolie

Deborah Ellis’in sevilen romanından esinlenen Pervane adlı animasyonun bu güzel grafik roman uyarlaması, Afganistan’da Taliban yönetimi sırasında ailesini geçindirmek için erkek kılığına girmek zorunda kalan on bir yaşındaki Pervin’in hikâyesini anlatıyor.

Pervin, ailesiyle birlikte Afganistan’ın başkenti Kâbil’de bombalanmış bir apartmanın tek odasında yaşıyor. Pervin’in babası, okulu bombalanana ve sağlığı mahvolana kadar bir tarih öğretmeniydi.  Pazarda, yerdeki bir battaniyenin üzerinde oturuyor ve okuma yazma bilmeyen insanlar için mektup okuyup yazarak geçimini sağlıyor. Bir gün, yasaklanmış kitaplara sahip olduğu için tutuklanıyor ve ailenin başında geçimlerini sağlayacak kimse kalmıyor.

Ailenin durumu kötüye gittikçe, ortaya tek bir çözüm çıkıyor. Kız olarak para kazanması yasak olan Pervin, erkek kılığına girmek ve ekmek parası kazanan kişi olmak zorunda kalıyor.

Okuyucular, çarpıcı çizimleri ve ilham verici hikâyesiyle bu güçlü grafik romandan büyük keyif alacaklar.

Deborah Ellis yirmi beş dile çevrilen Pervane de dahil olmak üzere yirmiden fazla kitabın yazarıdır. Bu kitaplardan kazandığı teliflerle Women for Women in Afghanistan, UNICEF ve Street Kids International gibi kuruluşlara 1 milyon dolardan fazla bağışta bulunmuştur. Simcoe, Ontario’da yaşamaktadır.

Nora Twomey Oscar® adaylığı alan (ve Nora’nın eş yönetmenliğini yaptığı)  The Secret of Kells ve Song of the Sea adlı filmleri üreten bir animasyon şirketi olan Cartoon Saloon’un kurucu ortağı ve kreatif direktörüdür.

Deborah Ellis’in en çok satan çocuk romanının uyarlaması olan Pervane’yi yönetti. İrlanda’da eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşamaktadır.

Pervane filminin yapımcılığını Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions üstlenmiştir.

Pervane / Deborah Ellis
Çevirmen: Emre Yavuz
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
80 Sayfa
450 TL


Toprak Işık’tan İnsana Dair İki Ayna: “Sıra Başı” ve “Bu Yaştan Sonra”

Salı, Haziran 09, 2026

Epsilon Yayınevi etiketiyle okurla buluşan Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra, Toprak Işık’ın insanı merkeze alan güçlü anlatı evreninin iki farklı yüzünü ortaya koyuyor. Biri Türkiye’nin farklı kesimlerinden insanların hikâyelerini anlatırken, diğeri yaş alma, değişim ve hayatın ikinci yarısına dair incelikli bir bakış sunuyor. 

Çağdaş Türk edebiyatının üretken kalemlerinden Toprak Işık, yeni kitapları Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra ile okuru yine insanın en tanıdık, en gerçek ve en kırılgan yanlarıyla buluşturuyor.
Yazar, iki kitapta da büyük olayların, sıra dışı kahramanların ya da uzak coğrafyaların peşine düşmek yerine gündelik hayatın içindeki insanı odağına alıyor. Çünkü ona göre hikâye, çoğu zaman yanı başımızda duran insanların hayatlarında saklı. 
 
Sıra Başı: Türkiye'nin İnsan Manzaraları
On bir öyküden oluşan Sıra Başı, farklı yaşamlara, farklı kuşaklara ve farklı toplumsal deneyimlere açılan bir anlatı dünyası kuruyor.

Askerî okul öğrencilerinden büyük şehirde eğitim hayatına başlayan gençlere, emekliliğin ağırlığını hissedenlerden hayatında yeni başlangıçlar yapmaya çalışan karakterlere kadar uzanan geniş bir insan panoraması sunan kitap, Türkiye'nin farklı yüzlerini aynı çatı altında buluşturuyor.

Toprak Işık, her öyküde farklı bir karakterin dünyasına girerken, onların umutlarını, hayal kırıklıklarını, zaaflarını ve küçük zaferlerini büyük bir doğallıkla aktarıyor. Mizahla hüznün iç içe geçtiği anlatılar, okura yalnızca hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumun değişen yapısına ve insan ilişkilerine de ayna tutuyor.

Sıra Başı, sıradan görünen hayatların aslında ne kadar güçlü hikâyeler taşıdığını gösteren sıcak ve samimi bir öykü kitabı olarak öne çıkıyor.

Bu Yaştan Sonra: Hayatın İkinci Perdesine Dair Bir Roman
Toprak Işık’ın yeni romanı Bu Yaştan Sonra ise okuru bu kez yaş almanın, değişimin ve hayatın ikinci yarısının içine davet ediyor.

Roman, yılların ardından kendine yeni bir yer açmaya çalışan insanların hikâyesini anlatırken; emeklilik, aile ilişkileri, kuşak çatışmaları, iş hayatı ve zamanın insan üzerindeki etkileri gibi evrensel meseleleri gündeme taşıyor.

Yazarın güçlü gözlem yeteneği sayesinde aile sofralarında yaşanan küçük tartışmalar, iş yerindeki rekabetler, gündelik hayatın sıradan görünen yanlış anlaşılmaları ve orta yaşın görünmez kaygıları, hem komik hem de düşündürücü bir anlatıya dönüşüyor.

Bu Yaştan Sonra, yalnızca yaş almayı değil; insanın kendisiyle, çevresiyle ve değişen dünyayla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir roman olarak dikkat çekiyor.
 
Mizahın İçinden Geçen Güçlü Bir İnsanlık Hâli
Toprak Işık’ın anlatı dünyasının en belirgin özelliklerinden biri, mizahı yalnızca güldürmek için değil, insanı daha yakından anlatabilmek için kullanması.

Hem Sıra Başı'nda hem de Bu Yaştan Sonra'da karakterler, hayatın içindeki küçük absürtlüklerle, yanlış anlaşılmalarla, beklentilerle ve hayal kırıklıklarıyla mücadele ediyor. Yazar ise onları yargılamadan, olduğu gibi kabul ederek anlatıyor.

Bu yaklaşım, kitapların sıcak, samimi ve güçlü bir okuma deneyimi sunmasını sağlıyor.

Kendimizi Bulduğumuz Hikâyeler
Toprak Işık’ın yeni kitapları, farklı türlerde ilerleseler de aynı temel sorunun peşine düşüyor: İnsan, hayatın değişen koşulları karşısında kim olmaya devam eder?

Bir yanda Türkiye’nin farklı insan manzaralarını bir araya getiren Sıra Başı, diğer yanda yaş alma ve değişim üzerine düşündüren Bu Yaştan Sonra...

Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan bu iki kitap, okuru hem güldüren hem düşündüren anlatılarıyla, hayatın içinden gelen karakterleri ve güçlü gözlem gücüyle çağdaş Türk edebiyatında özel bir yer edinmeye aday.

Sıra Başı / Toprak Işık
Öykü 
188 Sayfa
295 TL

Bu Yaştan Sonra / Toprak Işık
Roman
180 Sayfa
295 TL


Ayrıntı Yayınları’ndan Haziran Yenileri

Salı, Haziran 02, 2026

Ayrıntı Yayınları Haziran ayını yedi kitapla karşılıyor. Giuliano da Empoli’nin yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyduğu romanı “Avcıların Çağı” ve Deniz Küçüközdemir’in sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü romanı “Şehrimiz, Dünyamız” ayın edebiyat yenileri. David B. Resnik’in bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunduğu “Bilim Etiği” İnceleme dizisinin, Feride Aksu Tanık’ın sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele aldığı çalışması “Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi” de Schola dizisinin yeni kitapları. Fatma Berber’in bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkan merak uyandıran  Taştan Düş Yaratmak serisi ilk kitap “Edebiyat” ayın en çok ilgi çekmesi beklenen kitabı. Üzerine çok konuşacak gibiyiz doğrusu. Theresia Enzensberger’in “Uyku”su Mini Kitaplar serisinin yeni kitabı olurken Düşbaz dizisinin yeni kitabı da Ayça Çakmak imzalı “Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler”. İlginizi hangileri çeken bilmiyorum ama “Taştan Düş Yaratmak - Edebiyat”ı kurcamaladan geçmeyin diyerek pası bültene atıyorum.

Avcıların Çağı - Giuliano Da Empoli
“Hernán Cortés’in karaya ayak bastığına dair ilk haberler Aztek İmparatorluğu’nun başkentine ulaştığında, II. Montezuma derhal en yakın danışmanlarını çağırdı. Nereden geldikleri bilinmeyen, yüzen şehirleri andıran gemilerdeki bu beklenmedik ziyaretçilere karşı nasıl bir tavır sergilemeliydi?”

Giuliano da Empoli, günümüzde teknoloji liderlerinin siyasi dünyada yarattığı etkiyi bu çarpıcı tarihi referans ile ortaya koyuyor. Siyasi danışman olarak edindiği deneyimi, politik iklimi okuma becerisi ve okuru derinden yakalayan mizahıyla bir araya getiren yazar, bu eserinde kendi deyimiyle bir “Aztek kâtibi” görevini üstleniyor. Teknoloji liderlerinin günümüz siyasetinde sahip olduğu istilacı gücü ve bunun karşısında geleneksel siyasi liderlerin bu “beklenmedik ziyaretçilere” yaklaşımını benzersiz bir dille aktaran yazar, oluşacak yeni dünyanın resmini en canlı renkleriyle önümüze koyuyor.

Artık bu “beklenmedik ziyaretçiler”, “yüzen şehirleri andıran gemilerden” değil, özel jetlerinden karaya ayak basıyorlar. Günden güne güç kazanan teknoloji liderleri ile geleneksel siyasi liderlerin karşılaşmaları sırasında neler oluyor? Geçmiş ve geleceğin bir araya geldiği toplantılarda perde arkasında neler yaşanıyor? İçinde yaşayacağımız yeni dünyada kim son sözü söyleme hakkına sahip olacak? Giuliano da Empoli, bu eserle tüm bunların cevabını ve daha fazlasını bize birinci ağızdan aktarıyor.
Orijinal Adı: L’Heure des prédateurs / Çevirmen: Birsu Holat / Dizi Adı: Edebiyat / 96 sayfa / 180 TL


Bilim Etiği / Giriş - David B. Resnik
Bugün içinde yaşadığımız dünya etik bir bakış açısını yeniden gündeme getirmektedir. Piyasa ekonomisi, pozitif ve sosyal bilimlerdeki kuramsal çalışma ve uygulamalarda değer sorununu ortaya çıkarmaktadır. Buna göre kuramsallaştırma, veri toplama, literatür tarama, çözümleme, deney süreci, deneklerin seçimi ve bilgilendirilmesi, deneyin kanıtlanması ve uygulamaya dökülmesi aşamalarında hangi ölçütlerin kullanılacağı üzerinde düşünülmesi gereken bir konu haline gelmektedir. Söz konusu değer yoksunluğu, özellikle son yıllarda gen teknolojileri ve klonlama üzerine gelişen söylemler düşünüldüğünde, bilim, piyasa ve etik arasındaki ilişkiye bağlı epistemolojik soru(n)lar doğurmaktadır.

Bilimsel düşünce ve bilimin uygulama alanlarının suiistimal olasılığını dışlayan bir yapıda olduğu düşünülür. Buna göre bilim, nesnel ve tarafsızdır; doğası gereği etik bir bakış açısına sahiptir. Bu nedenle bilim insanları bilim etiğini üzerinde tartışılacak ve çalışılacak bir konu olarak görmezler. Ancak bilim eğitiminin piyasayla ilişkisi, bilimin uygulanma sürecindeki sorunlar, bilimsel yayınlar ve deneyler, bilimde suiistimalin varlığını kanıtlayan örnekler ortaya koymaktadır. Bilimde etik kuralların mutlak ve kesin olmaması, bilim eğitiminde etik konulu derslerin yer almaması, bilimde etik bir bakış açısının eksikliğini sorun olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bununla birlikte, bilimde başarının akademik yayınlarla, araştırma ve deney sonuçlarıyla, akademik görevlerle ve ödüllerle ölçülmesi, etiği, pozitif ve sosyal bilimciler için zaman ayrılamayacak kadar önemsiz bir olgu haline getirmektedir. Bilimsel çalışmanın da bir piyasası vardır ve bu piyasa, etiği göz ardı etmektedir.

David B. Resnik, Bilim Etiği’nde soğuk füzyon, insan ve hayvan klonlaması, Soğuk Savaş dönemindeki deneyler, Challenger kazası, Baltimore Olayı, Milikan’ın yağ damlası deneyleri gibi bilimdeki güncel tartışma konularını ele alarak etik bir değerlendirmede bulunuyor. Böylelikle, elinizdeki çalışma yalnızca bilim etiğini bilim kuramı çerçevesinde ele alarak akademisyenlere seslenmekle kalmıyor, örnek olay incelemeleriyle pozitif ve sosyal bilimler alanında eğitim alan öğrencilere kullanışlı bir kılavuz sunuyor.

“Uzun süre öğrencilere bilimin ne olduğunu açıklamaya çalışanlar, anlaşılır ve anlamlı olduğu kadar öğrencilerin kendi deneyimleriyle ilişkilendirebilecekleri bir metne gereksinim duydular. David B. Resnik’in Bilim Etiği adlı çalışması gereksinimleri fazlasıyla karşılıyor. Çalışma, bilimin nasıl işlediğini ve işlemediği noktada neyin eksik kaldığını anlamamıza yardımcı oluyor.” David L. Hull
Orijinal Adı: The Ethics of Science An Introduction / Çevirmen: Vicdan Mutlu / Dizi Adı: İnceleme / 304 sayfa / 380 TL


Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi - Feride Aksu Tanık
Gizil Nekropolitika: Sömürgecilik, Pandemiler ve Aşı Emperyalizmi, sömürgecilik arka planından başlayarak salgınların köken ve sonuçlarıyla kapitalizm ile ilişkisini ele alıyor. Feride Aksu Tanık, sömürgeci tıbbın sömürge halklarıyla ve sömürgecinin sömürge ülkesiyle kurduğu ilişkiyi gizil bir nekropolitika bağlamında ele alıyor. AIDS ve COVID örnekleri incelenerek ilerleyen araştırma, pandemilerin sadece kökenleri bakımından değil sonuçları bakımından da yaşam ve ölümün paylaştırılmasında kapitalist ilişkilerin rolünü açığa çıkarıyor. Kamu fonlarıyla finanse edilen araştırmalar sonucunda üretilen aşı ve ilaçlar üzerindeki patent düzenlemeleri aracılığıyla şirketlerin kâr arzuları ve emperyalist devletlerin çıkarlarını birleştiren mekanizma, uygulamada, aşıya ve ilaca erişimde hem devletler arası sistem hem de toplumsal sınıflar düzeyinde yaşanan ölümcül eşitsizliğin kaynağı haline geliyor.

Yeryüzü uzunca bir süredir kapitalizmin yarattığı felaketler çağını yaşıyor. Pandemiler bunun en önemli sonuçlarından biri. COVID-19 Pandemisinin yarattığı yaralar henüz sarılmadan yeni salgınların kapıda olduğunun bilgisi her an kulaklarımıza çalınıyor. Böyle bir dönemde yayımlanan Gizil Nekropolitika konuyu anlamak için bilgi sunmanın ötesinde sorunsalı değiştirecek pratiğe davet olarak da okunmalı.
Dizi Adı: Schola / 224 sayfa / 250 TL


Şehrimiz, Dünyamız - Deniz Küçüközdemir
Deniz Küçüközdemir, Şehrimiz, Dünyamız'da aile bağlarından, aşktan ve sıcak dostluklardan yoksun, hayatın hep kenarında yaşamış yalnız bir adamın, Mesut’un hikâyesini anlatıyor. Bir üniversitenin felsefe bölümünde, ünlü ve haşmetli bir profesörün asistanı olarak akademik kariyer yapmaya çalışan Mesut, işine, çevresine, insanlara yabancılaşmış bir halde sürdürüyor hayatını. İçine düştüğü bu boğuntuyu kıracak olan ansızın kapıldığı tuhaf bir aşk macerasıdır belki de. Ne var ki acemisi olduğu âlemlerde mutluluğu yakalamak hiç kolay olmayacaktır.

Başta Mesut olmak üzere romanda yer verdiği bütün kişi ve karakterleri zaman ve mekânla kaynaştıran Küçüközdemir, onlara psikolojik derinlik kazandırmayı başarıyor. Ayrıntıları kaçırmayan keskin gözlemleri, gerçekleri –iyisiyle kötüsüyle– nakletmekteki ısrarı, kişileri ve olayları mekânlarla bütünleştirmesi övgüye değer. Arka planında üniversite çevresiyle, renkli insan tipleriyle, ekonomik sıkıntılarıyla, kadın cinayetleriyle, çiğnenen İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla, gündelik hayat manzaraları ve her geçen gün çirkinleşen bir kentin boğuculuğuyla bugünün Türkiye'sinden çarpıcı bir kesit sunan Şehrimiz, Dünyamız sıradanlığın ötesine geçen, insanın iç dünyasına dokunan, komik ve hüzünlü bir roman.

Hüzün kadar iyi ayar veren başka bir his yoktur, diye düşünüyor. Hele bir anda çöken hüzünse! Gerçekliğin cilasını çatlatmadan algımızı kör eden nesne, kayıp zamanın izlenimlerini boşa çıkarır. Akıp giden tasasız yaşantı bile, bir anda beliren hüzne yenik düşer. En heyecanlı yerinde dansın, en şiddetli anında sevişmenin, en kritik zamanında yaşamın (ölürken), gerçekliği altüst eder. Bir parfüm dolar burnuna, gül bahçesinde bir bakışma, terk edilişin dramı, ölülerin karakterize olmuş yüzleri, boş bedenleri. Kalmaz geriye bir şey, çatlar cila. Fena olur sanat. Ne yazık...
Dizi Adı: Türkçe Edebiyat / 208 sayfa / 200 TL


Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat” - Fatma Berber
“Edebiyat”la başlayan ve “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” ile devam edecek olan Taştan Düş Yaratmak serisi, mekânların hikâyesini ve tarihini anlatmıyor; bütün bu alanların birbirine nasıl değdiğini, nasıl iç içe geçtiğini düşünmeye çalışıyor; bir nevi hafıza topografyası ya da duygu arkeolojisi olarak öne çıkıyor. Fatma Berber’in burada kurmaya çalıştığı şeyin tamamlanmış bir harita olmadığının da altını çizmek lazım; Berber, çizilen hatları bilinçli olarak açık bırakıyor. Çünkü ona göre; her iz, her ses, her anlatı yeniden kurulabilir, yeniden yorumlanabilir. Söyleşiler, seçilen isimler ve mekânlar da bu yüzden sabit değil; hepsi çoğaltılabilir, eksilebilir, yer değiştirebilir. Sizler de bu kitabı bir arşivden ziyade bir öneri, bir davet olarak düşünebilirsiniz.

Bu seride her kitap meseleye başka bir yerden başlasa da her biri aynı soruya dönüyor: Mekân, hafıza ve sanat birbirine nerede değiyor? Serinin ilk kitabı Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”, yazı ve anlatı üzerinden ilerliyor; şehri bir anlatı yüzeyine dönüştürüyor, taşın suskunluğuna düş ekliyor, insan hikâyelerinin izini sürüyor. Fatma Berber de bu yolculukta bizleri alanında uzman pek çok kıymetli isimle buluşturuyor ve onların görüşlerini ve esere dönüşmüş çalışmalarına dair güncel söyleşilerini paylaşıyor: Annie Ernaux kitapları özelinde Elise Hugueny-Léger’den yazar Georgi Gospodinov’a, araştırmacı ve yazar Erhan Altunay’dan çizgi roman yazarı Levent Cantek’e, çizgi roman, karikatür ve illüstrasyon sanatçısı M.K. Perker’den masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’ye, ressam Nuri Kuzucan’dan yazar ve akademisyen Murat Belge’ye, gazeteci yazar Umur Talu’dan yazar ve araştırmacı Haldun Hürel’e, şair Bejan Matur’dan şair ve yazar Güven Turan’a, yazar ve eleştirmen Orhan Koçak’tan yazar, yayıncı ve gazeteci Rober Koptaş’a... Bu sohbetlere daldığımız anlarda Fatma Berber’in metnin içine yerleştirdiği QR kodlara sakladığı görsellerle gözümüz, zihnimiz ve hafızamız iyice zenginleşiyor. Çünkü mekân yalnızca bir yer değil, bir hatırlama biçimine dönüşüyor.
Dizi Adı: Sanat Kuram / 240 sayfa / 330 TL
 

Uyku - Theresia Enzensberger
Uykusuzlukla boğuşan Theresia Enzensberger, elinizdeki kitapta uykunun izini sürüyor.

Gece boyunca katettiğimiz uyku evrelerini adım adım takip ederken, hafif uykunun diş gıcırdatmalı huzursuzluğuyla söze başlıyor: Uykunun ahlaki boyutu, rüyanın siyasi bir metafor olarak anlamı ve kronik uyku eksikliğinin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine keskin bir deneme bu.

Derin uykuya geçildiğinde metin de dönüşüyor; neredeyse fark edilmeden daha içsel, daha kişisel bir tona bürünüyor. Dünya, sanat ve edebiyat üzerine yoğunlaşan bu bölüm, okuru yazarın zihninin en sakin ama en derin katmanlarına davet ediyor.

Rüya ise ancak REM evresinde sahneye çıkıyor. Burada Enzensberger gerçekliğin sınırlarını geride bırakarak bilinmeyene doğru cesur bir adım atıyor. Hem kontrolümüzün çok ötesinde duran hem de hepimizin paylaştığı o temel insani ihtiyacın özünü kavramaya çalışan, heyecan verici ve zekice bir çalışma.
Orijinal Adı: Schlafen / Çevirmen: Levent Tayla / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 100 sayfa / 150 TL


Ölümün Elinden Kurtarılan Şeyler - Ayça Çakmak

 
Şartlar
ne olursa olsun
iyi olmayı seçtiği için
iyi kalabilen insanlar
döndürecek bu dünyayı.
 
Şimdi al çocuklarımızı
kanatlarının altına.
Bu köprülerin altından çok sular akacak,
tüm çamlar gün gelip bardak olacak,
ama biz mücadeleden
hiç vazgeçmemiş insanlar
ilelebet iz bırakacağız.
İnan ve parla sevdiceğim,
biz bu savaştan sağ çıkacağız.

Dizi Adı: Düşbaz / 368 sayfa / 430 TL

Ejderhalar, Kader Bağları ve Güç Savaşları “Alevlerin Şafağı”nda Zirveye Ulaşıyor

Salı, Haziran 02, 2026


Tessa Hale’in büyük ilgi gören Ember Hollow Ejderhaları serisinin üçüncü ve final kitabı Alevlerin Şafağı, büyülü sürüler, karanlık sırlar ve kader bağlarıyla örülü atmosferiyle okuru yeniden Ember Hollow evrenine davet ediyor.

Nox Yayınları etiketiyle yayımlanan Alevlerin Şafağı, romantik fantastik türünün yükselen örneklerinden biri olan Ember Hollow Ejderhaları serisini güçlü bir finalle tamamlıyor. Tessa Hale, temposu giderek yükselen anlatımı, sürükleyici karakter ilişkileri ve gerilim dozu yüksek atmosferiyle okuru bir kez daha tehlikeli bir dünyanın içine çekiyor.

Roman, yaşadığı saldırının ardından gizemli bir şatoda gözlerini açan Hayden’ın, geçmişine ve çevresindeki insanlara dair çözülmesi zor sırlarla yüzleşmesini konu alıyor. Kadim güçler, sürüler arasındaki çatışmalar ve ihanet ihtimali; hikâyeyi yalnızca romantik bir fantastik anlatının ötesine taşıyarak karanlık ve yoğun bir mücadeleye dönüştürüyor.

Ejderha mitolojisini modern romantik fantastik dinamiklerle buluşturan Alevlerin Şafağı; özellikle romantasy türünü takip eden okurlar için aksiyon, gerilim ve duygusal çatışmaları bir araya getiren dikkat çekici bir final kitabı olarak öne çıkıyor.

Arka Kapak Yazısı:
Hayden hiç beklenmedik bir ihanetin ardından ejderha âleminin en tehlikeli adamının eline düşmüştü. Sürüsüyle arasındaki bağ günbegün zayıfladığından zamana karşı yarışıyorlardı. Çünkü Knox, Cael, Maddox, Cillian ve Fæston’la olan bağı koparsa her şeyini kaybederdi; gücünü, aklını… hayatını.

Onu kaçıran kişininse tek bir isteği vardı: Sadece Hayden’dan elde edebileceği bir güç. Kurduğu tehlikeli planla, bütün ejderha halkının yıkımına sebep olacak sırları açığa çıkaracaktı.

Düşman çemberi gittikçe daralıyordu. Bu kadim miras herkesi yutmak üzereyken Hayden’ın içindeki ateşi serbest bırakmaktan ve kaderinden kaçmaktan başka şansı yoktu.
 
Alevlerin Şafağı / Tessa Hale
Orijinal Adı: Dawn of Flames
Çevirmen: Aslı Kuyumcu
Türü: Roman 
Yayınevi: Nox Yayınları
Sayfa Sayısı: 248
Fiyatı: 380 TL


Amitava Kumar’dan Hafıza, Tarih ve Aidiyet Üzerine Etkileyici Bir Anlatı: Sevgili Hayatım

Perşembe, Mayıs 21, 2026

DeliDolu Kitap mayıs ayını çok konuşacağımız bir kitapla karşılıyor. Amitava Kumar’ın 2024 yılında yayımlanan ve övgülere boğulan romanı “My Beloved Life”, Niran Elçi çevirisiyle “Sevgili Hayatım” adıyla raflarda yerini alıyor. 1935’te Hindistan’da küçük bir köyde doğan bir adamın ikibinli yıllara dek süren yaşamını anlatan dokunaklı romanın arka planda Hindistan’daki büyük değişimleri işleyerek okurunu etkilediğini sıkça duymuştuk. Sitedeki tadımlık sayesinde de test edip onayladık. Gözden kaçmaması gereken bir roman bizi bekliyor diyerek pası bültene atıyorum.

Bir ülkenin hafızası, bir ailenin hikâyesinde yeniden yazılıyor.
Hindistan'ın küçük bir köyünde başlayan bir hayat... Jadunath Kunwar'ın hikâyesi, sıradanlığın içine gizlenmiş büyük kırılmalarla şekilleniyor. Köyünden üniversiteye, oradan tarih kürsülerine uzanan bu yolculuk; aşk, evlilik, kayıplar ve kabullenmelerle örülürken, aynı zamanda bir ülkenin dönüşümüne de tanıklık ediyor.

Jadu'nun hayatı yalnızca kendi seçimlerinin değil, Hindistan'ın bağımsızlığından ölünmesine, kast sisteminin gölgesinden modern şehirlere uzanan büyük tarihsel akışın içinde biçimleniyor.

Ama hikâye burada bitmiyor. Yıllar sonra sözü devralan kızı Jugnu, babasının izinden ama onunla aynı yoldan yürümeyen bir hayat kuruyor. Gazeteci olarak dünyanın başka bir coğrafyasında, başka bir hızda yaşayan Jugnu, geçmişi yeniden kuruyor; babasının sessiz kaldığı yerleri konuşulur hâle getiriyor.

Sevgili Hayatım, iki kuşak üzerinden yalnızca bir aileyi değil, bir ülkenin hafızasını anlatıyor: Okura hatırlamanın, anlatmanın ve yaşamanın birbirine karıştığı bir hikâye sunuyor.

AMITAVA KUMAR: Ara doğumlu yazar ve gazeteci Amitava Kumar, ezici yoksulluğu ve lezzetli mangolarıyla ünlü Patna kasabasında büyümüştür. Immigrant, Montana (Göçmen, Montana) adlı romanın dahil olduğu dört romanı, pek çok kurgu dışı kitabı vardır. New York eyaletinin Poughkeepsie şehrinde yaşayan Kumar, Vassar Üniversitesi'nde Helen D. Lockwood kürsüsünde İngilizce profesörüdür.

Sevgili Hayatım / Amitava Kumar
Orijinal Adı: My Beloved Life
Türkçeleştiren : Niran Elçi
DeliDolu Kitap, Mayıs 2026
Türü : Roman
368 sayfa
Etiket Fiyatı: 590 TL

Emmanuel Carrère’den modern hayatın gürültüsünde kaybolanlar için sessiz bir çağrı: Yoga

Perşembe, Mayıs 21, 2026

Emmanuel Carrère’in inziva arayışıyla başlayan içsel yolculuğu depresyon, toplumsal krizler ve dünyanın sert gerçekleriyle kesişiyor. Carrère, mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle yayımlanacak romanı Yoga’da okurları hem kendileri hem de çağın huzursuzluğuyla yüzleşmeye davet ediyor.

Emmanuel Carrère,Yoga’da hem bir pratiğin hem de bir insanın kırılganlığının, arayışının ve yeniden ayağa kalkma çabasının izini sürüyor. Meditasyon inzivasında başlayan bu yolculuk, beklenmedik bir şekilde derin bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor. Ruhsal dinginlik arayışı ile zihinsel çöküşün eşiği arasında gidip gelen Carrère, okuru kendi iç dünyasının en çıplak ve savunmasız haliyle baş başa bırakıyor.

Yoga, yoga hakkında bir rehber değil; daha çok insan olmanın ağırlığına, zihnin karmaşasına ve iyileşmenin kırılgan doğasına dair dürüst bir anlatı. Carrère, kendi deneyimlerini saklamadan, süslemeden ve bazen de rahatsız edici bir açıklıkla aktarırken, okura şu soruyu fısıldıyor: Kendinle yüzleşmeye ne kadar hazırsın?

#fransızedebiyatı #inziva #yolculuk #ruh #zihin #insanolmak

Yoga / Emmanuel Carrère
Çeviri: Canan Özatalay
Dizi: Çağdaş
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları 
Sayfa Sayısı: 272
Fiyatı: 320 TL  

Shahida Arabi’den Narsist ve Psikopatların Kurduğu Görünmez Bağları Çözmenin Rehberi

Perşembe, Mayıs 21, 2026

18’den fazla dile çevrilen ve uluslararası çok satanlar arasına giren Shahida Arabi’nin Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak adlı kitabı, manipülatif ilişkilerden kurtulmak ve psikolojik gücü yeniden kazanmak isteyenler için bilimsel temelli bir yol haritası sunuyor.

Bir ilişki bittiği hâlde neden zihinden çıkmaz? Neden zarar verdiğini bile bile bazı insanlardan uzaklaşmak bu kadar zor olur? Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Shahida Arabi’nin Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak adlı kitabı, bu sorulara psikoloji ve nörobilim ışığında yanıt veriyor.
 
Arabi, narsist ve psikopatik özellikler taşıyan kişilerin uyguladığı aşk bombardımanı, gaslighting, değersizleştirme ve duygusal manipülasyon gibi yöntemlerin mağdurlarda nasıl güçlü bir bağımlılık yarattığını ayrıntılı biçimde ele alıyor. Kitap, travma bağının yalnızca romantik ilişkilerde değil; aile, arkadaşlık ve iş yaşamında da ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
 
Bilimsel araştırmalar, vaka örnekleri ve uygulanabilir egzersizlerle desteklenen eser; okura toksik ilişki dinamiklerini tanıma, sınır koyma ve duygusal bağımlılığı sonlandırma konusunda somut araçlar sunuyor. Beynin travma karşısında nasıl değiştiğini açıklayan kitap, yaşananların “kişisel zayıflık” değil, nörobiyolojik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
 
Çalışmaları dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaşan Shahida Arabi, narsistik istismar ve travma iyileşmesi alanında en çok başvurulan yazarlardan biri olarak kabul ediliyor. Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak, manipülasyonun görünmeyen mekanizmalarını anlamak ve psikolojik özgürlüğünü yeniden kazanmak isteyen herkes için güçlü bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Neden hâlâ gitmiyorsun?”
Belki de soru bu değil.
Asıl soru: “Neden kopamıyorsun?”

Seni inciten, değersiz hissettiren, gerçekliğini sorgulatan birine karşı hâlâ bir bağ hissediyorsan... yalnız değilsin. Bu kitap, adını koyamadığın o karmaşık duygunun gerçeğini açıklıyor: Travma bağı.
 
Shahida Arabi, narsist ve psikopatik bireylerin kullandığı manipülasyon tekniklerini, bu döngünün beyninde ve duygularında nasıl bir bağımlılık yarattığını ve en önemlisi bu bağları nasıl koparabileceğini adım adım anlatıyor.
 
Bu kitapta:
Toksik ilişkilerin görünmeyen dinamiklerini keşfedecek
Manipülasyonun ince ama yıkıcı taktiklerini tanıyacak
Kendini suçlamayı bırakıp gerçeği görecek
Ve en önemlisi, kendi gücünü geri kazanacaksın
Çünkü bu bir aşk hikâyesi değil. Bu, özünü geri alma hikâyesi. Özgürlük, fark etmekle başlar.
 
Shahida Arabi, narsisizm, toksik ilişkiler ve psikoloji konularında uzmanlaşmış, çok satan kitapların yazarı ve araştırmacıdır. Harvard ve Columbia üniversitelerinden dereceleri bulunan Arabi, Becoming the Narcissist’s Nightmare gibi popüler kitapların yazarıdır ve çalışmaları Psychology Today, Salon ve VICE gibi platformlarda yer almıştır.

Narsist ve Psikopatlarla Travma Bağlarını Koparmak / Shahida Arabi
Orijinal Adı: Breaking Trauma Bonds with Narcissists and Psychopaths
Çevirmen: Selda Terek
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 280
Fiyatı: 420 TL

Köpüklü şaraplardan Anadolu üzümlerine uzanan zengin bir keşif rotası: Şarap 102

Pazartesi, Mayıs 18, 2026

Desen Yayınları’ndan beklediğimiz haber geldi. Haziran 2025’te yayımlanan “Şarap 101: Fransa Şarapları”nın ardınan yeni yolculukta rota bu kez dünya şarapları. François Bachelot ve Vincent Burgeon ikilisinin doyurucu okuma sunduğu “Şarap 102 - Dünya Şarapları” raflarda yerini alıyor. Yeri gelmişken ilk kitaptan bahsetmeden geçmeyeyim. 

"Tıpkı insanlar gibi şarabın da bir ömür eğrisi vardır: İlk önce gençlik, sonra kalitesinin arttığı olgunlaşma dönemi... Tıpkı bir çocuğun büyümesi gibi... Derken, kalitesinin ya da formunun en üst düzeye ulaştığı zirve noktası... Sonunda da yaşlılık ve kalitenin giderek azalıp ölüme varması." diyor Şarap 101. Şarap hakkında neredeyse tüm temel bilgileri bir çırpıda eğlendirerek öğretiyor. Kendinizi bir bağda bulacak, bir hasata, tadıma gitmek isteyecek kadar coşturuyor. Okurunu fransız şaraplarına doğru nefis bir keşfe çıkarıyor. Çok ayrıntılı, karmaşık ve kafa karıştırıcı görünen bir evrene hakim olabilme rahatlığını o kadar kolay sağlıyor ki bunun bir kitapla mümkün olabildiğine inanmazdım. O şaşkınlıkla bayıla bayıla, küçük notlar ala ala keyifle okudum. Keşfetmenin hazzı ve doğru şarabı seçebilme ipuçlarıyla çok iyi bir rehber demiştim. Rotasını zenginleştiren Şarap 102’yi de merakla bekliyorum. İki kitabı da şevkle önererek pası bültene atıyorum.

François Bachelot ve Vincent Burgeon, Şarap 102 - Dünya Şarapları'nda okuru bu kez şarap kültürünün daha derin ve daha katmanlı bir yolculuğuna davet ediyor. Şarap üzerine uzmanlaşmış bir iletişim ajansında çalışan Lucien, artık acemilik dönemini geride bırakmış bir sanat yönetmeni olarak; Charlotte ve Jean eşliğinde köpüklü şaraplardan Burgonya bağlarına, Barolo ve Chianti'den Kaliforniya şaraplarının kaderini değiştiren ünlü "Paris Yargısı"na uzanan geniş bir keşif rotasına çıkıyor.

Şarabın coğrafya, tarih, iklim ve kültürle kurduğu ilişkiyi çizgiler ve mizahla harmanlayan kitap, teruar kavramından tadım tekniklerine, üzüm çeşitlerinden yemek eşleşmelerine kadar bu dünyanın en merak uyandıran ayrıntılarını akıcı ve yalın bir anlatıyla ele alıyor. Volkanik toprakların şaraba etkisi, kusurların nasıl ayırt edileceği ya da aynı üzümün farklı coğrafyalarda nasıl bambaşka karakterler kazandığı gibi sorular, hikâyenin doğal akışı içinde yanıt buluyor.

Türkiye bağ haritasına, yerel üzüm çeşitlerine ve şarap-peynir eşleşmelerine de yer veren Şarap 102 - Dünya Şarapları, yalnızca öğretici bir rehber değil, şarabı bir yaşam kültürü olarak ele alan zengin ve keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

Şarap 102 - Dünya Şarapları
Orijinal Adı: Oenologix 2 - Objectif dégustation!
Yazan: François Bachelot
Resimleyen: Vincent Burgeon
Türkçeleştiren: Ayşegül Utku Günaydın
Baskı Detayları: 17x24 cm, karton kapak, 1. hamur kâğıt, renkli baskı
128 sayfa
Satış Fiyatı: 620,00 TL


Çilem Dilber'den Geçmişle Hesaplaşmanın Ağır Yükünü Taşıyan Roman: İki Bıçağı Birbirine

Pazartesi, Mayıs 18, 2026

Öykü toplamı “Kuyruklu Yalan” ile tanıyıp sevdiğimiz Çilem Dilber'in yeni kitabı “İki Bıçağı Birbirine” Budala Kitap etiketiyle raflarda yerini alıyor. 13 öykülük çok sesli toplamı “Kuyruklu Yalan”ın ardından ne yazacağını merak ettiğimiz yazarın roman ile dönüşüne sevindim. Gözden kaçmasın diyerek pası bültene atıyorum.

“Babam bu odada öldü. Mabedinde. Kitaplarının, dolma kalemlerinin, defterlerinin arasında…”

Bir ölüm, ardında neler bırakır? Bir odanın içine sinmiş kelimeler, yarım kalmış cümleler ve kime ait olduğu bilinmeyen dosyalar… Melih, babasından geriye kalan bu sessizliğin içinde aslında hiç tanımadığı bir adamla karşı karşıya kalır.

İki Bıçağı Birbirine, geçmişle hesaplaşmanın ağır yükünü taşıyan bir roman. Babası öldükten sonra Melih, kilitli bir çekmece bulur. İçinden çıkan hikâyeler yıllardır saklanmış bir hayatın kapısını aralar. Artık kardeşi Çiğdem’le yeni bir eşiktedirler. 

Çilem Dilber, bu romanda aile, aidiyet, kimlik ve sır gibi temaları katmanlı bir kurgu içinde işlerken bireyin kendini anlama çabasını da merkezine alıyor. Yazmak ve hatırlamak arasındaki gerilimde ilerleyen İki Bıçağı Birbirine, okura yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda bir yüzleşme deneyimi vadediyor.

İki Bıçağı Birbirine / Çilem Dilber
Dizi Adı: Türk Edebiyatı / Roman
Budala Kitap, Mayıs 2026
Sayfa Sayısı: 120
Etiket Fiyatı: 180 TL


Sezin Mızraklı Avalin’den Zorlukların İçinden Güçlenerek Çıkmanın Hikâyesi: Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!

Pazartesi, Mayıs 18, 2026

Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Sezin Mızraklı Avalin imzalı Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!, hayatın en zor dönemlerinde bile yeniden ayağa kalkmanın mümkün olduğunu gösteren samimi ve ilham verici bir anlatı sunuyor. 

Yazar, meme kanseri teşhisiyle başlayan zorlu süreci; aile kayıpları, yoğun iş hayatı ve günlük yaşamın yükleriyle birlikte tüm açıklığıyla paylaşıyor. Ancak bu kitap yalnızca bir hastalık öyküsü değil; mükemmeliyetçilik, kontrol etme arzusu, kayıp, yas, sevgi ve hayata yeniden tutunma üzerine güçlü bir iç hesaplaşma niteliği taşıyor. 

Yer yer hüzünlü, yer yer mizahi ve her satırında son derece dürüst olan Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik!, benzer zorluklardan geçenlere yalnız olmadıklarını hatırlatırken, her okura hayatın gerçekten neyin önemli olduğunu yeniden düşündürüyor.

Arka Kapak Yazısı:
EN KARANLIK ANLAR, EN GÜÇLÜ DÖNÜŞLERİN BAŞLANGICIDIR.

Siz hiç yoruldunuz mu? Kendinizi hırpalayarak her şeye “yetişebilmekten” ve çevrenizdeki istisnasız herkesin “O bunu çoktan düşünmüş, hatta ne gerekiyorsa yapmıştır bile zaten!” diye kabullenmesinden... Sürekli üç adım sonrasını düşünmeniz, sürekli karar almanız, bir şeyleri organize etmeniz gerekmesinden... Sevdikleriniz konforlu yaşasın, mutsuz, huzursuz olmasın ya da çok mutlu olsun diye gereksiz detaylara boğulmaktan, o da yetmeyip tüm o detayları bizzat takip etmeniz de gerekmesinden... Hayat hızla akıp giderken, kafanızda dolaşıp duran tonla düşünceden dolayı gerçekten yalnız kalıp kendinizi dinleyemediğinizi, kendinize yeterince vakit ayıramadığınızı hissetmekten...

Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik, Sezin Mızraklı Avalin’in yaşamın en kırılgan ve en güçlü anlarını iç içe geçirdiği, içten ve sahici bir anlatı. Kayıp, hastalık, korku ve yeniden var olma çabasıyla örülen bu hikâye, okuru kendi içsesine kulak vermeye çağırıyor. 

Biz O Kirpikleri Boşa Dökmedik! / Sezin Mızraklı Avalin
Türü: Anlatı
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 168
Fiyatı: 280 TL

Édouard Louis’den kadere boyun eğmeyen bir roman: Monique Kaçıyor

Pazartesi, Mayıs 11, 2026

Günümüzün en etkili genç yazarlarından Édouard Louis,MoniqueKaçıyor'da şiddet ve yoksullukla dolu hayatını değiştirmeye cesaret eden bir kadının, annesi Monique'in öyküsünü anlatıyor. Bir anneyle oğlunun kader ortaklığında ilerleyen roman, okura geçmişin ağırlığına rağmen özgürlüğün mümkün olduğunu gösteriyor. Kitap, mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda.

Yorgunluk, annemin hayatındaki adaletsizliğin merkezî işareti olmuştu hep. Evin sınırlarına hapsedilmenin yorgunluğu, aşağılanmanın yorgunluğu, kaçmak zorunda kalmanın yorgunluğu, savaşmak zorunda kalmanın yorgunluğu, sürekli her şeye yeniden başlamak zorunda kalmanın yorgunluğu.

Atina’da kaldığı otel odasında annesi Monique’ten gelen bir telefon, Édouard için her şeyi değiştirir. Monique Paris’te birlikte olduğu adamın, tıpkı Édouard’ın babası gibi şiddet ve utanç dolu bir döngü yarattığını anlatmaktadır. Monique’in bu karanlık döngüden kurtulabilmesi için kaçmaktan başka çaresi yoktur. Ancak hayatı boyunca başkalarının çizdiği yollarda yürümüş, özgürlüğü hiç tatmamış bir kadın için hayatını yeniden inşa etmek mümkün müdür? Monique’in bu sarsıcı yolculuğu, yalnızca fiziksel bir kaçış değil; korkuyla özgürlük arasındaki o ince çizgide verilen amansız bir kimlik mücadelesidir.

Monique Kaçıyor, kendi kaderini baştan çizmeye çalışan bir anne ile onun en güçlü müttefikine dönüşen oğlunun samimi ve sürükleyici portresini sunuyor. Bir kadının kendini yeniden keşfetme cesaretine, yeniden doğuş ve özgürleşmenin bedeline dair bu derin anlatı, ortak tarihlerinin ağırlığına rağmen birbirini yeniden bulan bir anneyle oğlu arasındaki bağı gözler önüne seriyor.

“Monique Kaçıyor, özgürlüğün bedeline dair somut ve etkileyici bir metin.” Le Monde

#fransızedebiyatı #özgürleşme #kaçış #annelik #sınıf #şiddet #yoksulluk #emek

Monique Kaçıyor / Édouard Louis 
Çeviri: Ayberk Erkay
Yayınevi: Can Yayınları 
Dizi: Çağdaş
Tür: Roman
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 180 TL  

Annie Ernaux’nun kaleminden modern toplumun mikrokozmosu: Işıklara Bak Canım

Pazartesi, Mayıs 11, 2026

2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Annie Ernaux’nunIşıklara Bak Canımromanı mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Ernauxbu romanda dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna, bir alışveriş merkezine yönelterek Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydediyor. Bu kısa ama yoğun metin, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, bir temas noktası olarak ele alarak günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.
 
Hangi nesneleri ve yerleri hafızamıza kaydedeceğimizi biz seçeriz ya da daha doğrusu neyin hatırlanmaya değer olduğuna aslında zamanın ruhu karar verir. Yazarlar, sanatçılar, sinemacılar da hafızanın oluşumuna katkıda bulunur.
 
Annie Ernaux bu metinde dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna, bir alışveriş merkezine yönelterek Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydediyor ve o devasa duvarların arasında var olan dünyayı görünür kılıyor.
 
Işıklara Bak Canım, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, farklı sınıfların, yaşların ve kökenlerin kesiştiği bir toplumsal temas noktası olarak ele alıyor. Böylece alışveriş pratikleri, fiyatlar, indirim reyonları, otomatik kasalar, bağış kampanyaları ve güvenlik düzenekleri üzerinden günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.
 
#fransızedebiyatı #toplumsalbellek #alışveriş #toplum #tüketim #sınıf

Işıklara Bak Canım / Annie Ernaux
Çeviri: Siren İdemen
Yayınevi: Can Yayınları 
Dizi: Çağdaş
Tür: Anlatı
Sayfa Sayısı: 72
Fiyatı: 190 TL  

Şehirle, hafızayla iç içe geçmiş çok katmanlı öyküler: Kentte Bile Bahar

Pazartesi, Mayıs 11, 2026

Ahmet Erkam Saraç’ın ikinci öykü kitabı Kentte Bile Baharmayıs ayında Can yayınları etiketiyle raflarda. Kentte Bile Bahar, Ahmet Erkam Saraç’ın şehirle, hafızayla, insanın kendine anlattığı hikâyelerle kurduğu çok katmanlı bir yüzleşme metni.

Ahmet Erkam Saraç, ironiyi melankoliyle, iç konuşmayı masalsı bir anlatıyla, kentli yalnızlığı politik alegoriyle ustaca bir araya getirerek okuru amansız bir soruyla baş başa bırakıyor: 
 
“Bahar gerçekten kentte bile bahar mıdır, yoksa her filizlenişin altında unutulmuş bir sızı mı saklıdır?”
 
“Düş kırıklığı içinde, ‘Bayım ben sıçanlardan anlamam, hele hayat kurtarmaktan hiç anlamam, üzgünüm ama yanlış numara,’ diyesiydi ya sol elinin masaya yapıştığını fark etti. Kim bilir kendisi gibi hangi ipsizin döke saça içtiği oralet artığının üstünde uyuşmuştu eli. Peki ocağın sahibi olacak hıyarağası şu yapış yapış kahverengi lekenin sıçan boku olmadığını kanıtlayabilir miydi? Ayakkabısının sol tekinin önündeki delik de ha giymekten eprimiş ha sıçan kemirmiş, neyi değiştirirdi. Bu virane semtte, şu harap olmuş çayocağında nefes alabilen bir adamdan daha güçlü bir adam var mıydı ki birinin hayatını kurtarsın?”
 
Çengelköy kıyılarından Küçüksu’ya, lise koridorlarından Akmar Pasajı’na, çocukluk semtlerinden hayalî semtlere uzanan bu öykülerde bahar yalnızca bir mevsim değil; bastırılmış arzuların, yarım kalmış aşkların, ertelenmiş hayatların yeniden gün yüzüne çıktığı bir aralık. Geçmişe saplanıp kalanlar, her gün bir başka kimliğe bürünenler, iktidarın gölgesinde nefes almaya çalışanlarla örülü bu kitap, hem karakterlerin hafıza labirentlerinde dolaşıyor hem de toplumsal suskunluklara ayna tutuyor.
 
#yürüyüş #mücadele #dinginlik #çatışma #arzu #hafıza #melankoli
 
Kentte Bile Bahar / Ahmet Erkam Saraç
Yayınevi: Can Yayınları  
Dizi: Çağdaş
Tür: Öykü
Sayfa Sayısı:96
Fiyatı: 180TL  


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template