♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Gaye Keskin’in kaleminden “İçimdeki Kilitleri Tek Tek” Can Yayınları’nda!

Salı, Şubat 10, 2026

Gaye Keskin’den iyileşmeyen yaraların, bitmeyen arayışların ve sessiz kayıpların izini süren bir ilk kitap. İçimdeki Kilitleri Tek Tek, şubat ayında raflarda.

Olmuyor, hiçbiri sana beni unutturmuyor. İnsanın içi ne kadarsa dışının da o kadar olduğunu kavrıyor, kendine sığamıyorsun. Evlerde, sokaklarda, şehirlerde yer bulamıyorsun kendine. Acıdan kıvranıyorsun. Nihayet bir akşam konuşuyorsun benimle. Bensizliğin mümkün olmadığını ama bana gelecek yolu da bir türlü bulamadığını anlatıp beni yine yanına çağırıyorsun. Seni dinliyorum, dinliyor ama gelmiyorum.

Gaye Keskin, bu ilk kitabında insanın kimi zaman kendiyle, kimi zaman yakın çevresiyle arasındaki girift ilişkileri, yabancılaşmayı ve yoksunluğu ele alıyor. Madam Violet’ten Mümtaz’a, Eleni’den Neriman’a uzanan bu yolculuk, okura yoğun, içten ve güçlü öyküler vaat ediyor.

İçimdeki Kilitleri Tek Tek, bir türlü iyileşmeyen yaralara, dur durak bilmeyen arayışlara, amansız yoksunluk ve kayıplara dair hikâyeler anlatıyor. Kitap, içsel hesaplaşmaların ve kişinin özgürlük arayışının güçlü bir yansıması olarak gün yüzüne çıkıyor.

#hesaplaşma #arayış #yoksunluk #kayıp #bellek #geçmis #yabancılaşma

İçimdeki Kilitleri Tek Tek / Gaye Keskin 
Dizi: Çağdaş 
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 150TL  

Kafka Kitap’tan Türk Edebiyatının Üç Büyük Romanı Serisi

Salı, Şubat 10, 2026

Kafka Kitap, Türk edebiyatının modernleşme sürecine yön veren üç büyük romanı, Halid Ziya Uşaklıgil’in “Mai ve Siyah”ı, Mehmet Rauf’un “Eylül”ü ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç”ı ile edebiyat tarihinin en güçlü metinlerini günümüz okuruyla yeniden buluşturuyor. 

Titiz bir editoryal çalışmayla Mustafa Çevikdoğan tarafından yayına hazırlanan ve günümüz Türkçesine uyarlanan bu üç eser, yalnızca geçmişin edebiyat mirasını değil, bugün hâlâ güncelliğini koruyan meseleleri de hatırlatıyor. 

Bir Kuşağın Hayalleri ve Hüsranları: Mai ve Siyah
Türk edebiyatının ilk büyük romanlarından biri olan Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen “ilk” olmanın çok ötesine geçmiş bir başyapıt. Halid Ziya’nın ifadesiyle, “onda hemen bütün ben varım” dediği bu eser, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek “memleketin bedbaht gençliğini” anlatır. 

Osmanlı’nın son yıllarında, edebiyat ve basın dünyası çevresinde geçen roman; hayaller, hülyalar ve kaçınılmaz hüsranlarla çevrili bir gençliğin hikâyesine odaklanır. Bu eser, bireysel bir anlatının ötesine geçerek bir kuşağın ruh hâlini temsil eder.

Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, romanın edebiyat tarihindeki yerine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah’ı yazarken sadece bir roman yazmakla kalmamış, sonrasında yazılacak yüzlerce romanın da çatısını kurmuş, Türk edebiyatına yeni bir yön vermiştir.”

Halid Ziya Uşaklıgil’in 1898’de yayımlanan ve Türk romanının seyrini değiştiren başyapıtı yazarın 1938’de gözden geçirdiği son metin esas alınarak, önceki baskılarla karşılaştırılarak en olgun hâliyle okura sunuldu. Mai ve Siyah, aradan geçen yüz yılı aşkın zamana rağmen hâlâ tüm gençlere ve tüm zamanlara seslenen bir roman olmayı sürdürüyor.

Türk Romanında Ruhun Derinlikleri: Eylül 
Mehmet Rauf’un edebiyat tarihimize armağan ettiği Eylül, “psikolojik roman” tanımının ötesine geçen, insan ruhunun en kırılgan noktalarına dokunan bir başyapıt. 

1900 yılında yayımlanan eser; insan ilişkilerini, belli bir toplumsal çevreyi ve en çok da İstanbul’u —özellikle Boğaziçi’ni— benzersiz bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Yasak aşk ekseninde şekillenen romanda, üç ana karakterin ruh çözümlemelerindeki ustalık, edebiyatımızda bir dönüm noktasını işaret eder. Eylül, yalnızca bir karasevda romanı değil; duyguların, bastırılmış arzuların ve iç çatışmaların romanıdır.

Mustafa Çevikdoğan, Eylül’ün gücünü şöyle özetliyor: “Türk edebiyatında ‘psikolojik roman’ denince akla gelen ilk eser olan Eylül, bu basit sınıflandırmaya sığmayacak kadar büyük ve derinlikli bir romandır.”

Kafka Kitap, bu büyük eseri ilk baskılarıyla karşılaştırıp notlandırarak, metnin derinliğini ve atmosferini koruyan bir yaklaşımla günümüz Türkçesine uyarlıyor. Böylece Eylül, hem döneminin ruhunu hem de evrensel insan hâllerini bugünün okuruna yeniden taşıyor.

Kıyamet Korkusu, Aşk ve Cesur Bir Kadın Sesi: Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en çok konuşulan ve en çok okunan romanlarından biri olan Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, 1910 yılında Halley Kuyrukluyıldızı’nın dünyaya yaklaşmasıyla İstanbul’da oluşan büyük paniği merkezine alır. Gazetelerin körüklediği korku atmosferi içinde Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi insanların cehaletini, hurafelerini ve boş inanışlarını hicvin keskin diliyle anlatır. 

Roman çoğu zaman eğitimsizlik ve batıl inançlar etrafında örülmüş bir aşk hikâyesi olarak bilinse de, onu asıl güçlü ve güncel kılan yönü, kadın meselesine yaklaşımıdır. Genç kadın karakterin dönemin “bilgili” erkek figürlerine verdiği dersler ve kadın-erkek eşitsizliğine dair cesur tespitler, bugün bile etkisini korur.

Mustafa Çevikdoğan, romanın arka planını şöyle anlatıyor: “1910 yılında Halley bir kez daha Dünya ufkunda göründüğünde insanları büyük bir telaş alır. Gazetelerin de bolca köpürttüğü bu korku atmosferinde Hüseyin Rahmi, insanların cehaletlerini alaya alan bu romanı yazar.”

Edebiyatımızın ilk “dünyanın sonu” anlatılarından biri olarak kabul edilen bu roman, Kafka Kitap’ın titiz editoryal çalışmasıyla günümüz Türkçesine uyarlanarak okurla buluşuyor.

Editoryal Yaklaşım: Metne Sadakat, Okura Yakınlık 
Kafka Kitap’ın Türk Edebiyatı Klasikleri serisi, bu üç romanı yalnızca yeniden yayımlamakla kalmıyor; onları bugünün okuruyla yeniden konuşturmayı hedefliyor.

Seriyi yayına hazırlayan Mustafa Çevikdoğan, bu üç romanın yalnızca edebi değil, düşünsel ve toplumsal açıdan da hâlâ canlı olduğunu vurguluyor. Çevikdoğan, tüm eserlerin ilk baskılarıyla karşılaştırıldığını, notlandırıldığını ve metne sadık kalınarak günümüz okurunun rahatlıkla takip edebileceği bir dilde yeniden hazırlandığını belirtiyor. 

Bu yaklaşım, edebiyat tarihimizin yapıtaşlarını hem akademik titizlikle hem de okur dostu bir anlayışla yeniden düşünmeye davet ediyor.


Yapay Zekâ Sorgu Odasında: Mesut Demirbilek’in “Rasyonel Psikopat”ı Raflarda!

Pazartesi, Şubat 09, 2026

April Yayıncılık şubat ayını nefes kesen bir inceleme kitabıyla karşılıyor. “Kavgaz” serisinin yazarlarından Mesut Demirbilek’in kaleminden tam da gündeme dair bir suç anlatısı “Yapay Zekâ Suç İşler mi?” sorusunun cevabını arıyor. Konu çok cezbedici değil mi? Yavaş yavaş kendimizi içimizde bulacağımız tartışmalarda şimdiden bir fikir sahibi olabilme fırsatı sunuyor gibi görünüyor. O çok bildiğimiz yapay zekâ insanlığın sonunu getirecek senaryolarından sonra tekil bir soru ile başbaşa kalmak pek keyifli olacak. Merakla beklediğimiz “Rasyonel Psikopat” tüm kitapçılarda. Yeri gelmişken “Kavgaz” serisini de polisiye meraklılarına ısrarla önererek pası bültene atıyorum.

Yapay Zekâ bir insanı öldürürse, suçlu kimdir?

Kod mu, algoritma mı, onu yazan insan mı, yoksa hepimiz birden mi?

Suç araştırmacısı Mesut Demirbilek sorgu sandalyesine ilk kez insan olmayan bir şüpheliyi oturtuyor.
Terlemeyen, yalan söylemeyen, pişmanlık duymayan bir zekâyı…

Artık bu dünyada suç öfkeyle değil optimizasyonla işleniyor, kötülük niyetle değil verimlilikle ölçülüyor...

Unutulmaz emniyet müdürü Mesut Demirbilek, sahadan gelen deneyimini hukuk, kriminoloji, teknoloji ve felsefeyle buluşturuyor; otonom silah sistemlerinden deepfake dolandırıcılıklara, kurgusal önyargıdan “algoritmik kast” tartışmalarına uzanan yeni bir suç evrenini adım adım ifşa ediyor.

Kurgusal sorgular, gerçek vakalar ve çarpıcı analizlerle ilerleyen Rasyonel Psikopat, hepimize, Yapay Zekâ'yı ne şeytanlaştıran ne de romantikleştiren objektif bir ayna tutuyor.

Bu kitap, geleceğin suçları kadar bugün üstlendiğimiz sorumluluğu anlatıyor.

“Bilinç, vicdan, ahlak, hukuk gibi bugüne kadar insana özgü zannettiğimiz kavramları masaya yatıran eser, bundan sonra çok karşılaşacağımız tartışmaların önemli bir öncüsü.”
Özgür Mumcu

“Kriminoloji dünyası, fiziksel delillerden algoritmik niyetlere uzanan tarihinin en büyük dönüşümünü yaşıyor. Mesut Demirbilek, bu kitapta yalnızca teknik bir analiz yapmıyor; cinayet bürosundaki yıllara dayanan saha deneyimini, yapay zekânın soğukkanlı ve “rasyonel” dünyasıyla çarpıştırıyor. Yapay zekâ çağında adalet, güvenlik ve insan kalmanın ne anlama geldiğini merak eden tüm okurlara içtenlikle öneriyorum.”
Sevil Atasoy

“Rasyonel Psikopat, bize 'akıllı' dediğimiz o cihazların aslında ne kadar 'vicdansız' olabildiğini, üstelik bunu kusursuz bir mantıkla yapacağını gösteriyor. Okuyun ve kendinize sorun: Algoritma sizi suçlu ilan ederse, kendinizi kime karşı savunacaksınız? Kodlara mı?”
Okan Bayülgen

Rasyonel Psikopat – Yapay Zekâ Suç İşler mi?  / Mesut Demirbilek
Türü: Kurgudışı, Araştırma – İnceleme, Gerçek Suç Anlatısı, Vaka İncelemeleri, Yapay Zekâ
Yayınevi: April, 1. Baskı Şubat, 2026
Sayfa: 208
Fiyat: 340 TL

Ümit Doğan’dan Çarpıcı Bir Araştırma: Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi

Pazartesi, Şubat 09, 2026

Tarihçi-yazar Ümit Doğan, Osmanlı’nın son padişahı VI. Mehmet Vahdettin’in özel hayatını, saray içi ilişkilerini ve Milli Mücadele yıllarında haremin bilinmeyen rolünü ilk kez yayımlanan bilgi ve belgeler eşliğinde mercek altına alıyor. Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi, Destek Yayınları’ndan çıkan kapsamlı bir araştırma-inceleme olarak yakın tarih literatürüne dikkat çekici bir katkı sunuyor.

Bu kitap, bugüne dek resmî tarih anlatılarında yer almayan, büyük ölçüde göz ardı edilen bir alanı ele alıyor: Osmanlı sarayında kadınların, cariyelerin, nedimelerin ve saray görevlilerinin tanıklıkları.

Ümit Doğan, çalışmasında; Nimet Nevzat Hanım’ın anılarının yanı sıra Vahdettin’in eşleri ve haremi hakkında hatıratları, saray casusu Razi Bey, Tütüncübaşı Şükrü, saray nedimeleri Leyla Açba, Rumeysa Aredba ve Afife Rezzemaza gibi isimlerin birbiriyle karşılaştırmalı anlatılarını ve Milli Mücadele karşıtı kararların saray içindeki yankılarını ve perde arkasını ele alıyor.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Nimet Hanım’ın, haremin kurallarına başkaldıran bir Türk kadını olarak yaşadıkları; saray içindeki baskılar, mutsuzluklar ve suçlamalar, tarihsel belgeler ışığında aktarılıyor.

Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi, sadece padişahın özel hayatını değil;
Milli Mücadele’ye karşı yayımlanan fetvaları,
Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında verilen idam kararlarının arka planını,
Saraydan San Remo’ya uzanan kaçış sürecini,
Saltanatın kaldırılışı sonrası hanedanın iç çöküşünü haremin içinden bakarak anlatıyor.

Ümit Doğan, kitabın önsözünde çalışmasının amacını net biçimde ortaya koyuyor:
“Bu eser ne bir övgü ne de bir yergi kitabı. Okuyucuyu ezberlenmiş tarih anlatılarının dışına davet eden cesur bir araştırma.”

Arka Kapak Yazısı:
HALK İÇİN GÜNAH OLAN, SARAYDA HAKTI.
Vahdettin’in beşinci karısı Nimet Sultan anlatıyor:
Sarayın kanununda bir tek gaye vardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyiflerini, arzularını yerine getirmek. Dışarıdaki insanlar için kanun, ahlak diye konulan kayıtlar, saraydaki hükümdar ve şehzadeler için hükümsüzdü. Onların zevki mevzubahis olduğunda günah diye bir mefhum yoktu.

Sarayda yaşayan kadınlar bu kanunu olduğu gibi kabul etmişlerdi. Kendilerini bu hanedanın satılmış malları, oyuncakları sayıyorlardı. Hükümdarın ve şehzadelerin keyfine hizmet etmekte namusa, haysiyete bağlı bir fenalık görmüyorlardı.

Hükümdar ve şehzadeler, ellerine geçen kadınlarla canları istediği kadar oynuyor, sonra günün birinde kırık bir oyuncak gibi bir tarafa atıyorlardı. Ben saray içine nasılsa düşmüş bir Türk kızıydım. Halk içinden yetişmiş bir kızdım. Sarayın kanununu hiçbir zaman kabul etmemiştim. Hep derinden derine isyan duymuştum.

“Filan şey niçin böyle? Niçin öyle değil?”
“Sus kız...” diyorlardı. “Günaha girersin. Allah’ın emri öyledir.”

Allah’ın emri mi öyle? Allah’ın bütün insanlar için başka, saray için başka emirler vereceğini benim aklım kabul etmiyordu. Başka biri beni bir iki gün için oyuncak diye kullanmak istese, beni satın almaya çalışsa elbette isyan edecektim. Keyfini yapmak isteyen adam Vahdettin olunca neden gönül rızasıyla boyun eğeyim? Niçin ona başka bir gözle bakayım?


Vahdettin’in Gizli Sırları ve Haremi / Ümit Doğan
Türü: Araştırma
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 296
Fiyatı: 350 TL

Yürümenin Felsefesi'nin yazarından inanç, beden, özgürlük ve itaat üzerine zamansız soran bir ilk roman: İlk Hikâye

Cuma, Şubat 06, 2026

Kararını veriyor Tekla. Geri dönüşü olmayan şeyler yapacağını biliyor. Onu sevinçten ve korkudan ürperten, hikâyesinin işaret fişeğini yakacak bir kararın gizli hazırlıkları var aklında: Onu Hıristiyan tarihinin ilk mucizesi yapacak bir karar. Şu anda kendinden korkuyor. Kendini tanıyamıyor, heyecan verici buluyor. Kendi kendine konuşurken kafasının içinde “Hadi, hadi, hadi,” diyen kim, “Hayır, hayır, hayır,” diyen kim, öteki kim, o kim, artık bilemiyor.

İsa’dan sonra birinci yüzyıl…

Roma İmparatorluğu’nda yaşayan genç ve varlıklı genç kadın Tekla’nın hayatı ve tüm inançları, Tarsuslu Pavlus’un etkileyici vaazlarıyla sarsılır. Nişanını bozar, duyduklarının peşinden gitmeye karar verir ve bekâretini bir itaat biçimi değil, açık bir direniş olarak sahiplenir.

Çıktığı yolda başına türlü eziyetler gelir; yakılmaktan mucizevi biçimde kurtulur, arenada vahşi hayvanların arasına atılır ama hayatta kalır. Tüm tehditlere rağmen kendi kendini vaftiz eder. Bu cesur adımlarıyla kadınlar için bir umut ve başkaldırı sembolüne dönüşür. Ancak bu özgürlük çağrısı, henüz bebek adımlarıyla yürüyen Kilise için büyük bir sorundur. Dini otoriteler ve cemaat liderleri, Tekla’yı susturmak için harekete geçer.

Bazı tarihçilere göre yazılı olarak dolaşıma girmiş ilk Hıristiyan anlatısı olan bu hikâye, yüzyıllar boyunca görmezden gelinen güçlü bir kadının öyküsünü gün ışığına çıkarıyor. Frédéric Gros, bu etkileyici romanında inanç, beden, özgürlük ve itaat üzerine zamansız sorular soruyor.

Frédéric Gros: Paris-Est Créteil Üniversitesi ve Siyaset Çalışmaları Enstitüsü’nde felsefe profesörüdür. Michel Foucault’nun Collège de France’taki son derslerinin editörüdür. Psikiyatri, hukuk ve savaş üzerine eserler kaleme almıştır. Paris’te yaşamaktadır. Türkçede yayımlanmış eserleri: Yürümenin Felsefesi (Kolektif Kitap, 2017), Güvenlik İlkesi (Kolektif Kitap, 2023) İtaat Etmemek (YKY, 2020), Michel Foucault (İletişim, 2022).


İlk Hikâye / Frédéric Gros
Türkçesi: Ayşe Başçı, Albina Ulutaşlı
1. Baskı, Ocak 2026
168 sayfa
Liste Fiyatı: 275 TL

Doğu Yücel’in yeni romanı Trol şubat ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda!

Cuma, Şubat 06, 2026

Ünlü bir aktörün öfkeli bir trolle imtihanı… Doğu Yücel’den çağımızın linç kültürünü, anonim kötülüğünü ve dijital iktidarını anlatan çarpıcı bir roman. Trol’lenmeye hazır mısınız? 

İlk sayfasından okuru içine çeken, son sayfasına kadar merak ve gerilimi canlı tutan, sağ gösterip sol vuran, bol sürprizli bir roman. Adı üstünde, Trol!

Türkiye’nin en ünlü oyuncularından Kaan Balaban ansızın başlayan bir linç hareketinin hedefi olur. Gizemli bir sosyal medya trolünün başlattığı linç gün geçtikçe sadece kariyerini değil, akıl sağlığını ve özel hayatını tehdit eden bir kâbusa dönüşür. Bir yanda alkışlarla beslenen bir aktör, diğer yanda klavye başında nefret kusarak var olan isimsiz bir trol. Ülke yangın yeriyken kendi küçük savaşlarında debelenen iki adamın kıyasıya düellosu.

Doğu Yücel, şimdiki zamanı, burayı anlatıyor, iki erkeğin ego savaşı üzerinden bir toplum portresi çiziyor. Dizi sektörünün adaletsiz çarkları ve sosyal medyanın acımasız mahkemeleri ülkede olup bitenlerle iç içe geçiyor. Trol, üstümüze yapışan rolleri, aileden devralınan kimlikleri ve görünmez zincirlerimizi kara komediyle ifşa ediyor.

"Hayır, hiç kendini kandırma, bu ne “yasak” ne “sansür”, bunun adı otosansür. Sen bizzat kendini susturuyorsun. Linç başladığından beri büründüğün sessizlik bile sanatın özgür, dışavurumcu ve isyankâr doğasıyla çelişmiyor mu? Her türlü duyguyu taklit etmekle yükümlü olan sen, yani aktör, içindeki gerçek duyguları, öfkeyi, hayal kırıklığını, üzüntüyü yansıtamıyorsun. Çünkü istemiyorlar. Sahneye dön soytarı, diyorlar. Sinema perdesi, televizyon ekranı veya tiyatro sahnesi, bunlar olur. Ama başka bir yerde, başka bir konuda konuşamazsın.

Al repliklerini ve oku. Asla senaryodan çıkma. Sakın ha, doğaçlama yapayım deme!"

#televizyondünyası #sosyalmedya #linçkültürü #oyunculuk #brecht #şamanizm

Trol / Doğu Yücel 
Yayınevi: Can Yayınları  
Dizi: Çağdaş 
Tür: Roman
Sayfa Sayısı: 288
Fiyatı: 400 TL  

Harun İsmail Çırak'tan ses getirecek roman: Tazı - Gölgenin Rengi!

Pazartesi, Ocak 26, 2026

April Yayıncılık 2026 yılını özel bir yazarın, ses getirecek romanıyla karşılıyor: Harun İsmail Çırak'tan Tazı - Gölgenin Rengi! 

Bahtiyar'la tanışın. Nam-ı diğer Tazı...

Çocuk yaşta intikam uğruna Adana’dan kaçıp İstanbul’a geldi. Pis adamların himayesinde kirli işlere bulaştı. Hileli bir boks maçında aldığı ölümcül bir yumruk hayatını tamamen değiştirdi.

Bahtiyar'ın burnu artık koku almıyor. Ama gözleri her kokuyu ayırt edebiliyor. Tazı'nın gözünden hiçbir koku kaçmıyor.

Romanın konusuna gelince... 

Sıradan bir tetikçi, mafya dünyasının basamaklarını hızla tırmanmaya başlar. İz bırakmadan ortadan kaybolanları kokularından bulduğu için yeraltı dünyasında “Tazı” namıyla ünlenir. Tabii ki hiçbir ödül, bedelsiz kalmaz. Bu yeteneği zamanla baş edilemez bir lanete dönüşür.

Ta ki hayatının aşkıyla tanışına dek... Canan sayesinde saydam bir aşkta şifa bulur. Kendini yeraltı dünyasından çeker. Canan ve kedileri Kontes ile sakin ama huzur içinde yaşamaya başlar.

Sen geçmişini unutsan da geçmişin seni unutmaz Tazı! Günlerden bir gün, çocukluğunda onu himayesine alan, baba bildiği Cemal, Tazı'yı son bir “av” görevine çağırır.

Bahtiyar'ın istemeyerek çıktığı bu yolculuk hem kurtulduğunu sandığı vahşi yönüyle hem de zifiri karanlık geçmişiyle bir yüzleşmeye dönüşecek.

Kitaptan... 
“Sevmek rizikolu iş. Bir insanı, bir hayvanı, bir bitkiyi, bir şehri sorgusuzca sevmek için aslanyürekli olmak gerek. Sevdiğini kaybettiğinde büyük acılar çekeceğini bilmesine rağmen böyle bir yükün altına neden girer insan, anlamak zor. Kendisi dâhil her şeyin faniliğini bildiği hâlde nasıl kapılır bu duyguya, böylesine aptalca ve acizce. O iç yakan özlem, bitmeyen sızı, sefil çaresizlik. Kayıtsızlıkta huzur var hâlbuki. Kırılsın, dökülsün, ölsün. Vız gelir tırıs gider. Öyle ki sen de kırarsın, dökersin, öldürürsün. Ruhuna yapışmadan akar gider.”

Tazı - Gölgenin Rengi / Harun İsmail Çırak
Yayınevi: April, 1. Baskı Ocak, 2026
Sayfa: 432
Fiyat: 480 TL

Bige Güven Kızılay’ın yeni romanı “Saklı Zaman Bahçeleri” İnkilap Kitabevi’nden raflarda!

Pazartesi, Ocak 26, 2026

Bige Güven Kızılay, yeni romanı Saklı Zaman Bahçeleri ile okurları İskenderiye Kütüphanesi’nden 16. yüzyıl İstanbul’una, oradan pandemi günlerine uzanan çok katmanlı bir yolculuğa çıkarıyor.

Bige Güven Kızılay, yeni romanı Saklı Zaman Bahçeleri ile okuru zamanın farklı katmanları arasında bir yolculuğa davet ediyor. İskenderiye Kütüphanesi’nin küllerinden 16. yüzyıl İstanbul’una, oradan pandemi günlerinin İstanbul’una uzanan roman; geçmiş, bugün ve insan hafızası arasındaki görünmez bağları sorguluyor. Üç ayrı zaman diliminde geçen bu üç hikâye, ilk bakışta birbirinden uzak gibi görünse de ortak bir merkezde buluşuyor.

Roman, “Geçmiş, sandığımızdan daha mı fazla bugüne dokunur?” sorusunu merkezine alırken; aceleye kapılmadan, okuru kendi sorularıyla baş başa bırakan; zamanı doğrusal değil döngüsel bir deneyim olarak ele alıyor.

Arka kapak
“Ben bir kenar mahallede büyümüş asırlık çınar ağacının gölgesi, o boğaz kenarında yetişmiş eflatun erguvan dalı... Vuslat bize mümkün değildi ki...”
***
Yüzyıllar boyunca birbirine görünmez bağlarla bağlanan üç hayat... Birinde yanan bir kütüphanenin küllerinden doğan umut, diğerinde bir çınarın gövdesine saklanan dileklerin gerçekleşme arzusu, sonuncusunda ise pandemi günlerinde filizlenen bir aşk…

Saklı Zaman Bahçeleri, asırlar boyunca birbirinden uzak görünen hikâyelerin aslında aynı merkezde buluştuğu bir dünya... Kaybolmuş bilginin, dileklerin ve aşkın izinde; insanlık tarihinin farklı duraklarından geçerek tek bir soruya yöneliyor: Geçmiş, sandığımızdan daha mı fazla bugüne dokunur?
Akıp giden binlerce yıl içinde neler tekrar eder, neler kaybolur gider?

Aşk sahiden bir tek çoraplar çekmecesi midir, ve ayrılığın adabından mıdır susmak?

Saklamadıklarımız da bir yerlerde saklanır mı? Bir insanın ağzından çıkan bir söz, bir kalemin ucundan kâğıda süzülen bir kelime, bir keşif, bir buluş… Dürüstlüğün alçak sesi midir iyi insanlar? Kayıp bir dil gibi mi hissederler kendilerini? Onların sustuklarını duyan var mıdır?
Günün birinde hepsini öğreneceğiz. Hepsini…

Zamanın saklı bahçelerinde dinlenmeye gittiğimizde.

Saklı Zaman Bahçeleri / Bige Güven Kızılay
İnkilap Kitabevi
376 Sayfa
380 TL


Laura Bates'ten Kadınlardan Nefret Eden Erkekler: Uyanışa Çağrı

Pazartesi, Ocak 26, 2026

April Yayıncılık tüm dünyada büyük ses getiren, kadınlara karşı örgütlü kötülükle ilgili yazılmış en önemli araştırma kitaplarından birini okurlarla buluşturuyor: Gazeteci, yazar Laura Bates imzalı Kadınlardan Nefret Eden Erkekler.

Bir New York Times Çoksatanı Cehenneme dönmüş bir dünya hayal edin.

Kadınlara duyulan nefretin körüklendiği, bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe kalabalıklaşan erkek topluluklarının olduğu bir dünya...

Öyle bir dünya hayal edin ki, bazı erkekler karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyor.

Kadınları kitlesel biçimde katlediyor; geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar.

Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor. Korkularından beslenenler, onları şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyor.
Size acı bir haberimiz var…
Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok çünkü zaten içindesiniz.
Belki tam farkında değilsiniz çünkübu konular üzerine konuşmaktan kaçınıyoruz.
Şimdi tam zamanı.

Incel’ler, troller, sözde erkek hakları aktivistleri, "kız tavlama ustaları", chad'ler ve henüz adı bile konmamışlar...
Dünyayı usul usul zehirliyorlar.
Kökleri derinlere ve eskilere dayanıyor. Her gün yeni takipçiler ediniyorlar.
Hızla yükselen bu örgütlü nefret hâlâ görmezden geliniyor.
Kadın düşmanlığı biçim, dil, yöntem değiştiriyor ama öz değişmiyor.

Laura Bates, küresel ölçekte kadınlara zarar veren nefretin, toksik erkekliğin ve cinsiyetçi önyargıların farklı yüzlerini Kadınlardan Nefret Eden Erkekler’de açığa çıkarıyor.

İstatistiklerle, disiplinler arası çalışmalarla, gerçek yaşam öyküleriyle ve kapsamlı röportajlarla bize daha adil, eşit ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmek için vazgeçilmez bir rehber sunuyor.

Bilgiyle, farkındalıkla ve en çok da umutla donanmak için ilk adımı attık, artık başlıyoruz.

“İyi araştırılmış,titizlikle belgelenmiş… Bu kitap,toksik erkekliğin gücü ve tehlikeleri üzerine herkesin, hepimizin okuması gereken bir eser.”
Library Journal

“Laura Bates, bize hem özel hem de toplumsal ölçekte hayatta kalmanın yollarını gösteriyor.”
Gloria Steinem

“Okuyun! Kadınlardan Nefret Eden Erkekler, toplumsal değişimi tetikleme gücüne sahip bir kitap.”
Sunday Times

Kadınlardan Nefret Eden Erkekler / Laura Bates
Orijinal Adı: Men Who Hate Women
Çeviren: Nazlı Berivan Ak
Türü: Kurgudışı, Araştırma – İnceleme, Kadın, Feminizm
Yayınevi: April, 1. Baskı Ocak, 2026
Sayfa: 440
Fiyat: 480 TL

Joan Baez’in şiir kitabı “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın” İnkılâp Kitabevi’nden raflarda!

Cuma, Ocak 23, 2026

Joan Baez’in şiir kitabı “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın” Pelin Batu çevirisiyle İnkılâp Kitabevi’nden çıktı. 86 şiirin yer aldığı kitap için Pelin Batu “Burada çok daha kişisel, düşsel, çocuksu, bir taraftan kırılgan bir taraftan güçlü bir kadını tanıyacaksınız. Hatta daha da ileri gideyim, bir kadın değil, bir çocuğu, genç bir adamı, başka başka kadınları da duyacaksınız” diyor.

Müziğiyle olduğu kadar barış ve insan hakları mücadelesiyle bir kuşağın hafızasına kazınan Joan Baez, bu kez sevenlerinin karşısına şiirleriyle çıkıyor. Kitaptaki şiirler, kimi zaman üç yaşındaki bir çocuğun diliyle saf ve oyunbaz; kimi zaman yaşanmışlıkların ağırlığını taşıyan olgun bir sesle yankılanıyor. Çocukluk anıları, korkuları, travmaları ve iyileşme süreçleri şiirinin temel eksenini oluşturuyor. Terapinin, hatırlamanın ve kabullenmenin iyileştirici gücü sık sık vurgulanıyor. 

Kitabın Türkçe çevirisi ve önsözü Pelin Batu imzasını taşıyor. Batu’nun kişisel ve edebi yaklaşımıyla kaleme aldığı önsöz, Baez’in şiir evrenine kapı aralıyor. “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın”, Joan Baez’in müziğinde sezilen insani derinliği bu kez kelimelerle kurduğu; acıyla şefkati, kırılganlıkla direnci aynı anda taşıyan bir eser olarak raflarındaki yerini alıyor.

Arka kapak
“Baez’in sesini her duyduğumda, onun taşıdığı ağırlığı, içindeki yaraları, yüreğindeki hem kırılgan hem dirençli kökleri algıladığımı düşünürdüm. Şimdi aynı şeyi şiirlerinden alıyorum, ozmoz yaparak, kendimi bulup kendimi bırakarak. Kötülüklerle kararmış dünyam, onun gibi mücadele eden insanların varlığını bildikçe ısınıyor. Joan Baez’i tutarlı, dürüst, ezelden beri ezilenden yana, savaş makinalarına karşı tek başına meydan okuyan bir kadın olarak tanımak bana ilham verdi, veriyor. Kaybolduğumu sandığım anlarda sözlerinin içinde saklı insanlığın izi bana yol gösteriyor.”
Pelin Batu

Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın / Joan Baez
Çevirmen: Pelin Batu
İnkılâp Kitabevi
Sayfa Sayısı: 184
Liste Fiyatı: 300,00 TL

Saadet Öğretmen’den Karanlığa Karşı Bir Vicdan Hikâyesi

Cuma, Ocak 23, 2026

Eğitimci, aktivist ve insan hakları savunucusu Saadet Özkan, yaşadıklarını ve tanıklık ettiklerini kaleme aldığı bu anlatı kitabında, bireysel vicdanın toplumsal bir mücadeleye nasıl dönüştüğünü tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, bir hayat hikâyesinin ötesine geçerek, adalet, cesaret ve sorumluluk üzerine güçlü bir çağrıya dönüşüyor.

Kitap, Saadet Özkan’ın çocukluğundan başlayarak öğretmenlik yıllarına, kamu görevlerinden sivil toplum mücadelesine uzanan yolculuğunu merkezine alıyor. Anlatı boyunca; suskun kalabalıklar, yalnız duruşlar, kurumsal adaletsizlikler ve vicdanla verilen kararlar samimi, yalın ve sarsıcı bir dille aktarılıyor. Özkan, kötülükle ilk yüzleştiği anı bir kırılma noktası olarak ele alırken, “susmamak” kavramını hayatının temel ilkesi hâline getiriyor.

Eserin önemli bölümlerinden biri, çocuklara yönelik istismara karşı verilen mücadelenin nasıl başladığını ve bu sürecin UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneğine uzanan örgütlü bir harekete nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Kitapta bireysel cesaretin, kolektif bir vicdana dönüşme süreci tüm gerçekliğiyle anlatılıyor.

Saadet Öğretmen, okuru hazır cevaplarla değil; zor, rahatsız edici ama hayati sorularla baş başa bırakıyor. Adaletin bazen kazanmadığı ama adalet için ses çıkaran insanların kaybetmediği fikrini merkeze alan anlatı; özellikle eğitimciler, ebeveynler, gençler ve insan hakları alanında çalışanlar için güçlü bir tanıklık sunuyor.

Bu kitap, yalnızca bir yaşam öyküsü değil; karanlığa karşı yakılmış bir kibrit, suskunluğa karşı yükseltilmiş bir ses ve “bir kişi bile hayır dediğinde nelerin değişebileceğini” gösteren gerçek bir mücadele metni olarak öne çıkıyor.

Arka Kapak Yazısı:
BİR ÖĞRETMENİN CESARETİ, BİR ANNENİN VİCDANI, BİR KADININ ADALETE OLAN SARSILMAZ İNANCI...

Bu kitap, suskun bırakılan çocuklar için ayağa kalkan Saadet Özkan’ın sıra dışı mücadelesini anlatıyor. İzmir’de bir köy okulunda öğretmenlikle başlayan hikâyesi onu Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı bir çocuk hakları aktivistine dönüştürdü.

Adaletin karşısında tek başına durmaktan korkmayan Saadet Özkan, bu cesaretiyle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın her yıl dünyada yalnızca 12 kadına verdiği Uluslararası Kadınlar Cesaret Ödülü’ne layık görüldü. Kuruluşunda yer aldığı UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ise binlerce gönüllüsüyle büyüyerek ülkedeki çocukların güçlü bir çığlığına dönüştü.

Bu otobiyografi; acıyla yüzleşmenin, korkuya rağmen yürüyebilmenin ve “Bir kişi neyi değiştirebilir ki?” sorusuna verilen güçlü bir cevabın hikâyesi. Saadet Özkan’ın kaleminden dökülen bu satırlar, sadece bir yaşamöyküsü değil; adalet, umut ve cesaretle yazılmış bir çağrıdır.
Çünkü bir çocuğun hayatı, her şeyden daha değerlidir.

Saadet Öğretmen / Saadet Özkan
Alt Başlık: Kaybetmekten korkan değil, mücadele eden kazanır.
Türü: Anlatı
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 216
Fiyatı: 280 TL

Kay Dick’ten Bir Distopik Başyapıt: Onlar

Salı, Ocak 20, 2026

İngiliz yazar Kay Dick imzalı Onlar, ocak ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor! Roman, ürpertici bir dille, özgürlüğün sistemli bir baskıyla adım adım yok edildiği bir ülkede, dayatılan otoriteye karşı tek başına direnen bir karakterin karanlık ve sarsıcı hikâyesine odaklanıyor.

Onlar kimi zaman evleri basıp kitapları ortadan kaldırıyor, kimi zaman sanat eserlerini yok ediyorlar. Bazen bekârları avlıyor, bazen de yas tutanları kulelere kapatıp beyinlerini yıkıyorlar. Karanlıkta sinsice dolaşıp kendilerine direnenleri gözetliyor, takip edip fişliyorlar. Güneşli bir günde onların gölgesinin düştüğü herkes ve her şey için gün bir anda kararıyor, bir kâbusa dönüşüyor.

İngiliz yazar Kay Dick’in 1977’de yayımlandıktan kısa bir süre sonra kayıplara karışan ve kırk yılı aşkın süren, uzun bir sessizliğin ardından yeniden keşfedilen romanı Onlar, isimsiz ve cinsiyetsiz, cesur bir karakterin peşinde, direnme gücü ile otoriteye boyun eğme arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor.

“Kayıp bir distopik başyapıt.”
The Paris Review

“Tüyler ürpertici bir öngörü... Sinsi ve dehşet verici!”
Margaret Atwood

#ingilizedebiyatı #distopya #korku #gerilim #otorite #baskı

Onlar / Kay Dick
Çeviri: Su Akaydın
Dizi: Modern
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 200 TL  

Ertürk Akşun’dan Kaos, Aydın ve Toplumsal Kurtuluş Üzerine Sarsıcı Bir Tartışma: Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası

Perşembe, Ocak 15, 2026

Yazar, yayıncı ve düşünür Ertürk Akşun, yeni kitabı Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası ile içinde yaşadığımız belirsizlik, çözülme ve düşünsel çoraklaşma dönemini tarihsel ve teorik bir bakışla ele alıyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, günümüz Türkiye’sinde “yeni insan”, “yeni aydın” ve “toplumsal kurtuluş” kavramlarını yeniden tartışmaya açıyor.

Kitap, kronolojik bir tarih anlatısı kurmak yerine; güncel siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeler üzerinden tarihe yeniden bakmayı öneriyor. Tanzimat’tan Erken Cumhuriyet dönemine, Jöntürklerden 1968 kuşağına uzanan geniş bir çerçevede aydın tipolojisini inceleyen Akşun, bugünün aydınının neden eylemsizleştiğini ve düşünsel bir krize sürüklendiğini sorguluyor.

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası, yalnızca eleştirel bir çözümleme sunmakla yetinmiyor; aynı zamanda “eylemli aydın” fikrini merkeze alarak yeni bir siyasal ve düşünsel çıkış yolu arıyor. Gazeteciliğin bilgi üretme kapasitesini yitirdiği, kavramların içinin boşaltıldığı, tarihle bağların koparıldığı bir dönemde; kitap, hafızayı, teori üretimini ve tarihsel bilinçlenmeyi bir direnç alanı olarak konumlandırıyor.

Ertürk Akşun, bu çalışmasında okuru hazır cevaplara değil, zor sorulara davet ediyor. “Yeni İnsan” fikrini, bireysel dönüşümden çok toplumsal kurtuluş perspektifiyle ele alan eser; tarih, ideoloji, sınıf mücadelesi ve aydın sorumluluğu üzerine kapsamlı bir düşünme alanı açıyor.

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası, yaşadığımız çağın karanlığını anlamak ve bu karanlıkla yüzleşmek isteyen okurlar için güçlü, tartışmalı ve kışkırtıcı bir başvuru kitabı niteliği taşıyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Bu kitap, bugünün karmaşasını anlamak için tarihe geri dönmeyi öneren bir deneme değil; tam tersine, bugünden düne bakarak düşünmeye zorlayan, okuru rahatlatmak yerine rahatsız eden, kesin cevaplar sunmak yerine zor sorular sorduran bir metin.

Yazar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Jöntürklerden günümüz aydınına uzanan geniş bir hatta, Türkiye’de aydınlanma, iktidar, ideoloji ve sınıf mücadelesi üzerine yerleşik kabulleri yerinden sorguluyor. Kronolojiye yaslanmadan, güncel olaylar üzerinden tarihle bağ kuruyor; sezgi, teori ve deneyimi yan yana getirerek yeni insanın neden ve nasıl ortaya çıkamadığını tartışıyor. Yeni insanı inşa etmek için öneriler sunuyor.

Bu kitapta tarih, güvenli bir arşiv değil; bugünü açıklamak için yeniden kurulan bir mücadele alanıdır.
Postmodernizmin, sivil toplumculuğun ve neoliberalizmin nasıl cahilleştirme ve eşitsizlik yarattığını ve yeni ortaçağı nasıl inşa ettiğini açıklamaya çalışıyor.

Bu dönemin, aydınları nasıl yalnızlaştırdığını, nasıl bir korku iklimiyle köşelerine çekilmelerine neden olduğunu, yeni aydının neden ortaya çıkmadığını, yeni kadroların neden oluşmadığını, yeni insanı inşa etme koşullarını korkusuzca tartışmaya açıyor.

Okuması kolay değil; çünkü teselli etmiyor, düşündürmeyi seçiyor.

Bu kitap, tarihe bakarak bugünü anlamaya çalışanlar için değil; bugünü dert edinip, tarihle yüzleşme cesareti olanlar için yazılmış bir metin.”
– Editörün kaleminden

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası / Ertürk Akşun
Türü: Araştırma
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
Fiyatı: 280 TL

Booker Ödüllü Anne Enright'tan Hayatta Var Olma Biçimlerimize Dokunan Güçlü Bir Roman: Çitkuşu

Çarşamba, Ocak 14, 2026

“Yeşil Yol” romanıyla tanıyıp sevdiğimiz ama çok ilgi görmediği için ilişilmeyen yazarlardan Anne Enright’ı nihayet bir yayınevi hatırladı. Enright’ı yaşayan en iyi romancılar statüsüne çıkardığı söylenen romandan yedi yıl sonra nihayet DeliDolu yayın programına alarak yaşasın edebiyat dedirtmiş. Zira karakterleri ve dili güçlü bir kalemin unutulması iyi okur için bir kayıptı. Nihayet yazarı son romanıyla yeniden türkçede görüyoruz. Tadımlık dosyasının verdiği heyecanı da eklersek merakla bekliyor, şimdiden öneriyor ve incelemeniz için pası bültene atıyoruz.

Booker Ödüllü yazar Anne Enright, son çıkan romanı Çitkuşu'nda üç kuşak kadının iç içe geçmiş hayatları üzerinden sevginin, yalnızlığın ve travmanın nasıl miras kaldığını anlatıyor. Söylenmeyenler, ertelenen duygular, bastırılan yaralar... Bu roman, köklerinden kaçmak isteyenlerle geçmişine sıkışıp kalanların hikâyesi.

Yalnızlığıyla ayakta durmayı öğrenmiş bir anne: Carmel.
Onun duygusal yükleriyle büyüyen, kendi sesini arayan bir kız: Nell.
Şiirleriyle belleklere kazınan, eylemleriyle ailesinde derin yaralar açan bir dede: Phil.
Ve geride kalanların hayatında silinmeyen izler bırakan bir geçmiş...

Carmel, hâlâ bu izlerin ağırlığında yaşarken, Nell için evden gitmek bir kaçış değil, hayatta kalma mücadelesi haline gelir. Phil'in açtığı yaraların gölgesinde şekillenen bu anne-kız ilişkisi, bugünün dünyasına fazlasıyla tanıdık gelen bir dille, hem karakterler hem de okur için sessiz bir gerilimden sarsıcı bir yüzleşmeye dönüşür.

Şiirle beslenen dili, ince esprileri ve keskin gözlemleriyle Çitkuşu, bireyin yalnızlıkla bitmek bilmeyen savaşına, aile olmanın zorluklarına ve geçmişten miras kalan tüm gerçekliklerimizle hayatta var olma biçimlerimize dokunan güçlü bir roman. ''Kendin ol'' diyen bir çağda, kendin olabilmenin neden bu kadar zor olduğunu yeniden hatırlatıyor.

''Yaşayan en büyük yazarlardan birinin aile konusunda yazdığı güçlü ve üzerine düşünülmüş romanı.'' — New York Times

Çitkuşu / Anne Enright
Türkçeleştiren: Mert Doğruer
280 sayfa
Satış Fiyatı: 420,00 TL

Desen Kitap Soruyor: Çizgi romanlar hakkında bir çizgi roman okumaya ne dersiniz?

Çarşamba, Ocak 14, 2026

Dokuzuncu sanatın tescilli ustalarından Raina Telgemeier ile Scott McCloud'ı bir araya getiren Çizgi Roman Kulübü, genç okurlara çizgi roman tozu yutturacak sihirli bir keşif yolculuğu vadediyor.

Temel kavramlardan çizim tekniklerine, hikâye anlatıcılığından bireysel yayıncılığa uzanan kitap, anlaşılır bir dil ve basit yönergeler eşliğinde çizgi roman yaratmanın yol haritasını çiziyor.

Çizgilerle hikâye anlatmaya meraklı ama nereden başlayacağına karar veremeyenler için ilham verici fikirlerle dolup taşan bu eğlenceli serüven, herkesi kendi tek kopyalık mini çizgi romanını hazırlamaya davet ediyor.

Hikâye avcısı Makayla, çizgileriyle mizahını konuşturan Howard, eskiz defterleriyle göz kamaştıran Lynda ve yeni şeyler denemekten büyük keyif alan Art. Hepsinin ortak yanı çizgi romana bayılmaları. Öte yandan, kimisi fikir üretmekte, kimisi ise hikâyelerini çizimle buluşturmakta zorlanıyor. Neyse ki artık okullarında bir Çizgi Roman Kulübü var!

Evet, bu kitabı okumaya karar vererek siz de bu kulübün bir üyesi oldunuz; tebrikler!

Unutmayın, çizgi roman denen şey özünde çok basit bir fikre dayanıyor. Önce bir resim... ardından bir tane daha... Ve en sonunda, eğer gerekliyse yazı. Her şey çizgilerden ve renklerden ibaret. Geri kalanlar, okurun hayal gücünün ürünü. Kullanmanız gereken tek bir araç ya da tek bir tarz bulunmuyor. Başarmak için tek bir doğru yok. Hata yapmak öğrenmenin en iyi yoludur. İlham beklenmedik yerlerden çıkabilir...

O hâlde daha ne duruyorsunuz? Biz şu an bir çizgi romanın içindeyiz, her yerde paneller var: Şimdi çizimlerinizi yarıştırma vakti!

Çizgi Roman Kulübü
Yazan ve Resimleyen: Raina Telgemeier & Scott McCloud
Türkçeleştiren: Ümit Mutlu
288 sayfa
Satış Fiyatı: 520,00 TL

Ahmet Güntan’dan Geçmişinden kaçmak için yola düşenlerin romanı: Sarıldım Çiftliği.

Salı, Ocak 06, 2026

Ahmet Güntan’ın güçlü kaleminden çıkan Sarıldım Çiftliği., geçmişinden kaçmak için yollara düşen Yunus Ayvaz’ın, onun iç sesi Sümbül Kovboy’un, bitip tükenmez yolculukların romanı. Roman, ocak ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor.

Kabul edilmek artık umurumda değil. Yola çıkmıştım, uzun yola. Orada, henüz başlamamış bir şey beni bekliyordu. Öyle bir yere varacaktım ki orada olan biten her şey, içimde olan biten şeylerle sımsıkı kucaklaşacaktı. Benim için ayrılan yer bana tam olarak denk gelecek, hayatın akışı önceden kâğıda geçirilmiş de eksiksiz uygulanıyormuş gibi anlamlı olacaktı.

Sarıldım Çiftliği., içsel hesaplaşmalarla dolu; aşkın, suçluluk duygusunun, sessizliğin ve yeniden bir şeylere başlamanın romanı… Unutmak isteyenlerle hatırlamaktan korkanların kesiştiği bir yerde –Sarıldım Çiftliği’nde– yaşamın kırılgan dengelerini hatırlatan dokunaklı bir hikâye.

Bir gün bir çiftlikte bir yabancı
İzmir’den ayrılıp yollara düşen Yunus Ayvaz, çok geçmeden kendisini önce Kozak Yaylası’ndaki Dallas Kafe’de, ardından Sarıldım Çiftliği’nde bulur ve gözlerini alışık olmadığı bir dünyaya açar. Bu yeni dünyada Sarıldım Çiftliği, hem bereketi hem de gizemiyle ona türlü oyunlar oynar, zihnine yeni yeni fikirler uçuşturur. Yunus Ayvaz’ın kendini içinde bulduğu entrikalar, hesaplaşmalar ve taşıması zor yükler romanı çok geçmeden bambaşka bir yere götürür.

#yol #aşk #geçmiş #umut #yalnızlık #suçluluk #yenibaşlangıçlar

Sarıldım Çiftliği. / Ahmet Güntan
Dizi: Çağdaş 
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 280
Fiyatı: 320 TL  

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template