♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

sinema haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sinefillerden Emek Sinemasını Yıktırmıyoruz Eylemi!

Pazartesi, Nisan 05, 2010
Yıkılarak alışveriş merkezi yapılması plânlanan Beyoğlu Emek Sineması’na sahip çıkan bir grup eylemci Cumartesi akşamı Dziga Vertov’un Kameralı Adam filmini Emek Sineması’nın önünde göstererek eylemlerini gerçekleştirdi. İstanbul Kültür Sanat Varyetesi (İKSV) eylemi İstanbul Film Festivali’nin açılış gününe denk getirildi. İnternet üzerinden örgütlenen eylem saat 20:00′de gerçekleştirildi. Öte yandan Suç Unsuru adlı filminin gösterimi öncesinde sinema yazarı Yusuf Güven de izleyicileri Emek Sineması’nın kapatılmasını protesto eylemine katılmaya davet etti. İzleyiciler eyleme alkışlarla destek verdiler.

Sinema İş Yasası Çalışması Acilen Başlamalıdır!

Pazartesi, Nisan 05, 2010

Yıllardır söylüyoruz, sonuç alıncaya kadar da söylemeye devam edeceğiz... Biz sinema ve TV-dizilerinde çalışanlar olarak-oyuncusundan set işçisine-"ORMAN DÜZENİ" diye tanımlayabileceğimiz koşullarda çalışıyoruz. Sigortalarımız ödenmiyor! Bunun ispatı kolay, setlerde çalışan, jeneriklerde adı geçen 50'yi aşkın insanın kaçının sigortası ödeniyor, bakmak yeterli. Çalışanlara fatura kesmeleri konusunda dayatmalar var. Televizyonlarda yayınlanan diziler, dünyanın hiç bir yerinde 90+ dakika değil. Haftalık periyotlarla yayınlanan bu dizilerin çekilebilmesi ve yayına yetişmesi için günde ortalama 16-18 saat çalışılıyor. Zaten düşük olan ücretler ya geç ödeniyor ya da hiç ödenmiyor. Tüm bu olumsuzlukları yapımcıların büyük bir çoğunluğu da kabul ediyor.

Bu sorunları yetersiz de olsa meclis gündemine getirip soru önergesi veren sayın milletvekilinin sorularının büyük bir kısmının muhatabı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Bir kısmı RTÜK'ün inisiyatifinde. Bu sorulara Kültür Bakanlığı nazik yanıtlar vermiş, ancak tüm dünyada (yeraltı işçilerinden sonra) en ağır çalışma koşullarına sahip iş kolu olarak kabul edilen sinemanın özel ve başka kollarla kıyaslanamayacak koşulları olduğunu söylüyoruz. Örneğin seyrederken zevk aldığımız aksiyon sahneleri çekilirken oyuncu ya da dublorlerin hayati tehlikesi hiçbir iş yasasında yer almayan bir durum. 8 saatten fazla çalışıldığında konsantrasyonunu yitiren çalışanlar kazalara ve tehlikelere açık hale geliyor diyoruz. Yurt dışında film setlerinde ambulans bulunması zorunlu. Bizim insanımız, sinemacımız onlardan daha mı değersiz?

Mevcut iş kanununa göre mevsimlik işçi kategorisinde çalışan emekçilerimiz bir de sosyal güvencesiz çalıştırılınca, 80 yıl da çalışsa emekli olamıyor diyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sadece iş kazalarından sonra mı sorunlara eğilecek, arkadaşlarımız öldü, ölüyor diyoruz... Çalışanlar yasaya göre sigortalı sayılmakta olabilir ama uygulamada sigortalar ödenmiyor diyoruz... Sigortasının yatırılıp yatırılmadığını öğrenmek isteyen çalışanlar sudan mazeretlerle işten atılıyor...

Medyada okuyoruz, "stratejik bir sektör" den bahsediliyor; ancak strateji ürettiği söylenen sinema emekçileri güvencesiz bir hayatı sürdürmeye çalışıyor. Güvencesiz çalışma hayatı, güvensiz bireyler ve güvensiz toplum demek değil midir?

Bakanlıkça "Sinema İş Yasası" çalışması yok deniyor; o halde acilen çalışmaların başlaması gerekmektedir. Önergeye verilen bu konularla ilgili cevaplar; diğerlerini zaten geçiyoruz ki -spekülatif konulardır-, tatmin edici olmamakla birlikte ısrarla üzerinde durduğumuz ve vahşi, insana yakışmayan bir biçimi tanımlamak için kullandığımız ORMAN DÜZENİ sorununu çözmeye yönelik bir girişimin dahi olmadığını ortaya koymaktadır.

Sine-Sen/ Sinema Emekçileri Sendikası
Genel Başkan
Zafer AYDEN

Altın Ayı Ödüllü Bal, 09 Nisan’da Vizyona Giriyor!

Cuma, Mart 19, 2010
“Dokunaklı, açık yürekli ve büyüleyici” FINANCIAL TIMES
“Bal, gerçek sevginin heyecanını taşıyor.” THE HOLLYWOOD REPORTER
“Altın Ayı, Türkiye’nin yeni sinemasının elde ettiği en büyük başarı.”
FRANKFURTER ALLGEMEINE


Semih Kaplanoğlu’nun dört yılda tamamladığı Yusuf Üçlemesi’nin son filmi olan BAL, 9 Nisan 2010 Cuma günü beyazperdede sinema izleyicisiyle buluşacak.

BAL’ın kazandığı Altın Ayı, "Susuz Yaz- Metin Erksan" (1964) ve "Yol -Yilmaz Güney" (1982) ile beraber uluslararası alanda sinemamıza verilen en büyük üçüncü ödül özelliğini de taşıyor.

Yapımcılığını Kaplan Film ve Heimat Film’in üstlendiği ve CineFilm’in dağıtımını gerçekleştireceği BAL’ın başrollerinde Tülin Özen (Zehra), Erdal Beşikçioğlu (Yakup) ve Bora Altaş (Yusuf) yer alıyor.

Yusuf Üçlemesi’nin son filmini Eurimages desteğiyle Rize Çamlıhemşin’de çeken Semih Kaplanoğlu, 'Çocukluğa dair hatırladığımız her şeyin içinde doğanın da payı var' diyor.

BAL’ın görüntü yönetmenliğini Barış Özbiçer, sanat yönetmenliğini Naz Erayda yaptı. Kurgusu Ayhan Ergürsel, Semih Kaplanoğlu ve Suzan Hande Güneri’ye ait olan filmin konusu şöyle:

Yedi yaşındaki Yusuf, ilkokula başlamış, okuma yazma öğrenmektedir. Babası Yakup, ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. Yusuf bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. Bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır. Aynı gün Yusuf sınıfın önünde öğretmenin verdiği okuma metnini okurken aniden kekelemeye başlar ve arkadaşlarının alay konusu olur.

Yakup, anlaşılmaz bir nedenle soyu hızla tükenen Kafkas arılarının peşinden uzak bir ormana gider. Babasının gidişiyle Yusuf iyice sessizliğe gömülür. Günler geçer, Yakup'un gecikmesi Zehra'yı ve Yusuf'u tedirgin eder.

Babasını aramak için ormanın derinliklerine dalan Yusuf'un gördüğü rüya gerçekleşecek midir?

Ve Yılın Kazananı: The Hurt Locker

Pazartesi, Mart 08, 2010

Ve Oscar’da kadının fendi Cameron’u yendi… Hasılat rekorları kıran, en fazla kar eden film olarak taçlanan Avatar, The Hurt Locker’a mağlup oldu…

10 filmin aday olmasıyla başlayan süreçte sürekli karşı karşıya getirilen iki filmden diğeriyle karşılaştırıldığında neredeyse hiç izlenmeyen gecenin galibi oldu. Dile kolay 2 milyar dolar hasılatı deviren Avatar bir yanda, yaklaşık 17 milyon dolar hasılat elde eden The Hurt Locker bir yandaydı, eski karı koca olmalarıyla da pompalanan rekabetin en can alıcı noktası da izlenme rakamlarıydı. Akademi en çok izleneni filmi değil, iyi filmi ödüllendirdi.

Törene gelirsek, artık iyice suyu çıkan Kırmızı Halı töreni giderek şaklabanlığa gider haldeydi… Herkesin sürekli “inanılmaz” deyip durması, her şeyi böyle tanımlaması bir yana kıyafetlerinin tasarımcılarının adının anılması ile görkemli görünen ama içi boş bir şova tanık olduk, bir de sunucuların soru sorma özürlü olmalarına…

Törene geçildiğinde Baldwin ve Martin’in uyumları gayet iyiydi… Clooney ve Streep ile uğraştılar ve görevlerini yaptılar. Oyunculuk dallarındaki ödüllerde süprizlerin yaşanmadığını belirtmeli. Bridges’ın uzun uzun konuşması, Bullock’un aynı uzunlukta ve sonu gözyaşlı teşekkürleri pek de sürpriz olmadı. Yabancı filmin oscarının ne Haneke’ye, ne de Audiard’a yar olmaması da oldukça ilginç… Yönetmen Oscarı’na hayli şaşıran Bigelow daha kulise giderken Tom Hanks’in gelip apar topar en iyi filmi açıklaması da diğer bir süprizdi. Tamam 3 boyutlu sinema açısında çığır açtı Avatar, ama sadece bildik bir hikayeyi gösterişli paketlemişti o kadar. Neticede Oscar hak edene gitti ve tarihe oscarlı bir kadın yönetmen yazıldı… Üstelik o kadın erkeklerin dünyasını anlatan, profil dışı filmle kazandı… Daha ne olsun demeli…

En İyi Film: The Hurt Locker

En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)

En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)

En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)

En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)

En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)

En İyi Animasyon: Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)

En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)

En İyi Görüntü Yönetmeni: Avatar (Mauro Fiore)

En İyi Sanat Yönetmeni: Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)

En İyi Kostüm Tasarımı: The Young Victoria (Sandy Powell)

En İyi Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)

En İyi Makyaj: Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)

En İyi Şarkı: The Weary Kind - Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)

En İyi Müzik: Up (Michael Giacchino)

En İyi Görsel Efekt: Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)

En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)

En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)

En İyi Belgesel (Uzun): The Cove (Louie Psihoyos)

En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)

En İyi Kısa Film: The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)

En İyi Animasyon (Kısa): Logorama (Nicolas Schmerkin)

Oscar Yarışındaki Filmler 29. Uluslarlarası Film Festivali'nde...

Cuma, Mart 05, 2010
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda 3-18 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleşecek 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali programında Oscar adayı 7 film yer alıyor. 6 farklı kategoride 8 kez aday gösterilen bu 7 film, 7 Mart’ta gerçekleştirilecek 82. Oscar Ödülleri heyecanının ardından İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşacak.
Dünyaca ünlü Amerikalı moda tasarımcısı Tom Ford’un Christopher Isherwood’un romanından uyarladığı, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği ilk filmi A Single Man, başrolündeki Colin Firth’e İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığını getirdi. Filmde eşcinsel bir üniversite profesörünü canlandıran Colin Firth bu rolüyle Venedik Film Festivali’nde Volpi Kupası’nı kazandı. Başrollerde Colin Firth’e Julianne Moore’un eşlik ettiği A Single Man, İstanbul Film Festivali’nin “Akbank Galaları” bölümünde yer alıyor.
Romantik komedi filmleriyle tanıdığımız Nora Ephron’ın son filmi Julie & Julia’da Meryl Streep, kendine bir kez daha hayran bırakan performansıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a en yakın isimlerden biri sayılıyor. 16 defa Oscar’a aday gösterilerek kırılması zor bir rekora da imza atan Merly Streep, bu filmdeki rolüyle Ocak ayında Altın Küre’yi de kazanmıştı. Festivalin “Akbank Galaları” bölümünün merakla beklenen filmlerinden Julie & Julia’da Meryl Streep’e başarılı oyuncu Amy Adams eşlik ediyor.

Oscar ödüllü başarılı oyuncu Helen Mirren, The Last Station’daki rolüyle, En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a yakın bir diğer isim. Michael Hoffman’ın yazıp yönettiği The Last Station, Tolstoy ve karısı arasındaki eğlenceli, duygusal ve karışık aşkın hikâyesini anlatıyor. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale Ödülü için de yarışacak The Last Station’da Tolstoy’un eşi Sofya’yı canlandıran Helen Mirren, En İyi Kadın Oyuncu dalında, Tolstoy’u canlandıran Christopher Plummer da En İyi Yardımcı Erkek dalında Oscar’a aday gösterildi.
En İyi Belgesel kategorisinde Oscar için yarışacak filmlerden ikisi İstanbul Film Festivali’nde NTV Belgesel Kuşağı’nda izleyiciyle buluşacak.


Dünyanın en iyi fotoğrafçılarından biri kabul edilen Louie Psihoyos’un yönetmenliğini üstlendiği The Cove, Japon balıkçıların yunus katliamını konu ediyor. 2009 Sydney, Stockholm, Ghent ve Sundance’te İzleyici Ödülü, Seattle’da En İyi Film, Boston, Los Angeles, Toronto, Denver Sinema Eleştirmenleri’nin En İyi Belgesel ödüllerini kazanan The Cove, En İyi Belgesel dalında Oscar adaylarından…

Judith Ehrlich ve Rick Goldsmith’in nefes kesen belgeseli The Most Dangerous Man in America: Daniel Ellsberg and the Pentagon Papers da, 1971’de gizli Pentagon belgelerini New York Times gazetesine sızdırarak Vietnam Savaşı’nın çevreleyen yalanları afişe eden Daniel Ellsberg’in öyküsünü anlatıyor. Zamanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger tarafından “Amerika’daki en tehlikeli adam” olarak tanımlanan Ellsberg’in şaşırtıcı öyküsünü anlatan film, En İyi Belgesel dalında Oscar adayı.

Yabancı Dilde En İyi Film Kategorisi’nde İsrail’in adayı Ajami bu yılın en çok ödül kazanan yapımlarından biri oldu. Filistinli Scandar Copti ve İsrailli Yaron Shani’nin Filistin–İsrail çatışmasını çarpıcı bir dilde anlattıkları Ajami, İstanbul Film Festivali’nde “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde yer alarak Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE) için de yarışacak. Filmin yönetmenleri Scandar Copti ve Yaron Shani’nin Festival’e katılmak üzere İstanbul’a geleceğini de hatırlatalım.

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek Oscar adayı filmlerin tam listesini aşağıda bulabilirsiniz:

Scandar Copti ve Yaron Shani’nin yönetmenliğini üstlendiği Ajami (İsrail) Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde
Louie Psihoyos’un yönetmenliğini üstlendiği The Cove (ABD) En İyi Belgesel kategorisinde
Armando Iannucci’nin yönettiği In the Loop (İngiltere) En İyi Uyarlama Senaryo kategorisinde
Nora Ephron’ın yönetmenliğini üstlendiği Julie & Julia (ABD) En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde
Michael Hoffman’ın yönetmenliğini üstlendiği The Last Station (ABD) En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde
Judith Ehrlich ve Rick Goldsmith’in yönettiği The Most Dangerous Man in America: Daniel Ellsberg and the Pentagon Papers En İyi Belgesel kategorisinde
Tom Ford’un yönettiği A Single Man (ABD) En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde.

İstanbullu sinemaseverler Oscar adaylarından, Kathryn Bigelow'un The Hurt Locker, Jane Campion’un Bright Star, Paolo Sorrentino’nun Il Divo, Claudia Llosa’nın The Milk of Sorrow ve Tomm Moore’un The Secret Of Kells adlı filmlerini geçtiğimiz yıl 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında, Michael Haneke’nin filmi The White Ribbon’ı ise Filmekimi’nde izlemişti.
BBC’de yayınlanan bir diziden yola çıkarak Armando Iannucci’nin yönettiği film In the Loop, ABD Başkanıyla İngiltere Başbakanının Ortadoğu’da bir savaş çıkarma heveslerini son derece mizahi bir dille anlatıyor. En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday gösterilen In the Loop, Festivalde Comedymax sponsorluğunda gerçekleştirilecek Festivalin bu yılki yeni bölümlerden “Antidepresan” kapsamında izleyiciyle buluşacak.

Kosmos Nihayet Nisan'da Vizyonda!

Cuma, Mart 05, 2010

Geçtiğimiz ay uluslararası prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştiren, Türkiye sinemasının önemli yönetmenlerinden Reha Erdem’in beklenen filmi Kosmos Nisan ayında sinemaseverler ile buluşacak.

Antalya Altın Portakal Film festivalinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü ve Ses Tasarımı dalında Özel Jüri ödülleri alan film, 16 Nisan’da vizyonda olacak.

Yurtdışında dikkatleri üzerine çeken ve övgüler alan film, Berlin Film Festivali’nden sonra Nürnberg Türk-Alman Film Festivalinin açılış filmi olarak gösterilecek ve ardından uluslararası festivallerdeki turuna devam edecek.

Kosmos, sakinlerinin kendini dış dünyaya kapattığı, adeta zamandan ve mekândan soyutladığı bir şehirde,nereden geldiği belli olmayan bir Tanrı misafirinin iyileştirici mucizeleri ile düzene müdahalesi neticesinde ahengin bozulmasını anlatıyor… Kosmos’un kaçarak geldiği bu şehirden yine kaçarak gitmesi arasında ki süre boyunca başından geçenlere tanık oluruz…

Mucizeler yaratan bir hırsızı konu alan filmin başrollerini üstlenen genç oyuncular Sermet Yeşil ve Türkü Turan’a Hakan Altuntaş, Sabahat Doğanyılmaz ve Korel Kubilay eşlik ediyor.

“Pippa’ya Mektubum” İzleyicisiyle Buluşuyor

Cuma, Mart 05, 2010

İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın yarım kalan barış yolculuğunun Türkiye ayağını devam ettiren Bingöl Elmas bu yolculuğu “Pippa’ya Mektubum isimli bir belgesele dönüştürdü.

Türkiye’deki ilk gösterimi, İf İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde gerçekleştirilen film ulusal ve uluslararası festival yolculuklarına başladı.

İtalyan Sanatçı Pippa Bacca’nın beyaz bir gelinlikle Milano’dan başlattığı ve Kudüs’te son bulmasını planladığı “barış yolculuğu” bundan 2 sene once Gebze’de bir saldırı ile son bulmuştu. Öldürülen sanatçı Bacca’nın yarım kalan yolculuğunu devam ettirmek isteyen belgeselci Bingöl Elmas, Bacca’nın öldürüldüğü yerden siyah bir gelinlikle yola çıktı. Elmas, Bacca gibi otostop yaparak, Hatay’ın Cilvegözü sınır kapısına kadar bu barış yolculuğunu devam ettirdi. 11 gün süren bu yolculukta, barışın, insana güvenin, kadın olmanın izini sürdü. Bu izleri ve yolda rastladığı Insana dair öyküleri kendi kamerasına kaydetti.

Bingöl Elmas, belgeseli, “Filmde, Pippa’ya olanlardan, ‘erkeklik’ hallerinden bahsedilirken bir yandan da Türkiye’de kadın olmanın gerçekliği ile yüzleşildi. Erkeklere ait alanlarda, bir otobanda, bir kamyonda kadın olarak hiçbir tacize, tecavüze uğramadan var olabilmek üzerine bir film” diye tanımlıyor.

“Pippa’ya Mektubum” Fransız kanalı Arte tarafından desteklenerek, yapım şirketi Article Z’den Patrice Barrat’ın “Öteki Türkiye Programı” çerçevesinde ve Tuğrul Artunkal’ın editörlüğünde gerçekleştirildi. Yolculuk sırasında Bingöl Elmas’ı 5 kişilik bir yapım ve çekim ekibi izledi.



Pippa’ya Mektubum

Dünya barışı için beyaz gelinlikle, Milano’dan otostopla yola çıkan Pippa Bacca’nın yolculuğu, Türkiye’de uğradığı saldırıyla çok üzücü bir şekilde sonlandı. Film, yönetmenin siyah gelinlikle ve otostopla “Barış Gelini”nin yarım kalan yolculuğunu devam ettirmesini anlatıyor. Yolculuk Pippa’nın son otostop yaptığı yerden başlayıp Suriye sınırında son buluyor.

Bu yolculukta Pippa’ya olanlardan, ‘erkeklik’ hallerinden bahsedilirken bir yandan da Türkiye’de kadın olmanın gerçekliği ile yüzleşiliyor.

Erkeklere ait alanlarda, bir otobanda, bir kamyonda kadın olarak hiçbir tacize, tecavüze uğramadan var olabilmek üzerine bir film.

Bir kadın belgeselcinin güven, barış, korku ve kötülük üzerine sorgulamaları, sesli düşünmeleri.

 
Bingöl Elmas Özgeçmiş

1976 Erzurum Doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu. 1998-2001 yılları arasında ulusal yayın yapan çeşitli televizyon kuruluşlarında muhabirlik ve haber programlarda yönetmen asistanlığı yaptı. 2001-2008 yılları arasında Türkiye Belgesel Sinemacılar Birliği’nde hakla ilişkiler ve ulusal-uluslararası festival sorumlusu olarak çalıştı. Belgesel Sinema alanında yönetmen, yapımcı, metin yazarı olarak üretimler gerçekleştiriyor.

Filmografi
2008 TransAsya (Belgesel, Yapım, Yönetim)
2005 Ağustos Karıncası (Belgesel, Yapım, Yönetim) 42. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Belgesel Film Yarışması, Birincilik Ödülü.
2004 Kalimerhaba Side (Belgesel, Yönetmen Yardımcılığı)
2003 Çıralı: Doğala Dönüş (Belgesel, Yönetmen Yardımcılığı)
2002 Oyun (Kısa Film, Yönetmen)



My Letter to Pippa
The journey of Pippa Bacca who set off from Milano in a wedding dress and attempted to go to Jarussalem for the world peace by hitch-hiking has ended regrettably in Turkey. The movie depicts the history of the director who undertakes the journey of “Peace Bride” but in a black wedding dress. It starts from the spot where Pippa Bacca last seen and continues until the Syrian frontier.
In this journey what happened to Pippa and states of masculinity are discussed as well as the reality of being a woman in Turkey is faced with.
This is a movie about existing as a woman in a truck or on a highway without being harrased or raped. It’s a questioning and a loud thinking of a female documentary filmmaker about trust, peace, fear and being bad.

Bingöl Elmas background
She graduated from the Radio, Television and Cinema department of Marmara University Faculty of Communication. In 1997 she won the first, second and special jury award for the best news report - programme with the projects she realised at MIHA (Marmara University News Agency).
She worked as a reporter at various national television channels between 1998 and 2001 as well as director's assistant in TV programmes. Also she worked at The Association of Documentary Filmmakers in Turkey (BSB) for 8 years which is the only professional union in the field of documentary.
Cicadant, her first documentary film has been screened in various festivals and won the award for the best documentary film at the 42 nd Antalya Golden Orange Film

Filmography
2008 TransAsia (Documentary, Producer, Director)

2005 Cicadant (Documentary, Producer, Director)
2004 Kalimerhaba Side (Documentary, Assistant Director)
2003 Çıralı: Return to The Nature (Documentary, Assistant Director)
2002 Game (Short Film, Director)

Sinemalife Mart'a yeni yüzüyle girdi

Perşembe, Mart 04, 2010
Türkiye'nin İlk Online Sinema Dergisi Sinemalife Mart ayına yeni yüzüyle girdi. Türkiye'deki online sinema dergiciliğinin öncüsü olan Sinemalife yeni tasarımıyla okuyucusunun karşısında. Okuyucusundan gelen talepler doğrultusunda daha rahat okunabilecek duruma gelen Sinemalife yeni açtığı bölümler ile de Mart ayında sürpriz yapmaya devam ediyor. Bu sayısında Martin Scorsese'nin yönetmen koltuğuna oturduğu 'Zindan Adası' filmini kapağına taşıyan dergi, ayrıca bu usta yönetmene de 'zoom' yapıyor. Önümüzdeki ay gösterime girecek 'Herkes mi Aldatır?' filminin başrol oyuncusu Ragıp Savaş ile tiyatro dünyasından beyazperde yolculuğunun ele alındığı keyifli bir söyleşi de yer alıyor. Bunun yanında usta yönetmen Yusuf Kurçenli ve Karadeniz kadınının çilesinin anlatıldığı 'İfakat' belgeselinin mimarı Orhan Tekeoğlu söyleşilerini de okuyabilirsiniz.

Bu önemli söyleşi haberlerinin yanında dergide ilgi çekici özel dosyalara da yer veriliyor. Siyasi sinemamızda bugüne kadar çekilen filmler için tarihsel bir muhasebe konu edilirken, dünya sinemasındaki hapishane filmlerine girizgah yapılıyor. Ayrıca her rolün adamı olan Ben Kingsley ile kocaman gülümsemesiyle dikkat çeken Anne Hathaway'e 'zoom' yapılıyor. Geçtiğimiz ay açılan 'Ne Varsa Eskilerde' ve animasyon severler içinde 'Düş Perdesi' başlıklı köşelerimiz bu ayda takip edebileceksiniz. Cüretkar, kışkırtıcı ve aykırı bir yönetmen olan Catherine Breillat Kırkikindi Yağmurları’nda yer alırken, Masal Perdesi, To Be Continued, Kült Diye, Film Terapi köşeleri ile de sinemaya farklı bir pencereden bakacaksınız. Vizyondakiler, sanal kadraj, beyazperdeden haberler, pek yakında girecek filmlerin de yer aldığı Mart sayısında yeni çıkan DVD'lerden de haberdar olacaksınız. Ayrıca dergide gösterimdeki filmlerin eleştiri yorumlarını da bulabilmeniz mümkün. DVD ödüllü yarışma sayfasında okuyucuyu sürprizlerin beklediği www.sinemalife.com önünüzdeki ekranda.

İstanbul Film Festivali, Beyazperdeden Önce Okullarda!

Çarşamba, Mart 03, 2010

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından AKBANK sponsorluğunda düzenlenen 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 3–18 Nisan tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Festival, sinemalardan önce geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da önce okullarda başlıyor.

AKBANK sponsorluğunda gerçekleşen 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali, heyecanını festival başlamadan okullara taşıyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen Christine Jeffs’in yönettiği Günışığını Temizleme Şirketi adlı film, İstanbul’daki 15 üniversite ve

3 lisenin öğrencileriyle buluşacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek film gösterimlerinden önce öğrencilere İstanbul Film Festivali programıyla ilgili bilgi de verilecek.

Film gösterimleri, 8 Mart Pazartesi günü saat 11.00’da İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde başlayacak. 1 Nisan Perşembe gününe kadar sürecek gösterimler, aralarında Boğaziçi, Galatasaray, İstanbul, İstanbul Teknik, Koç ve Sabancı Üniversiteleri’nin de bulunduğu

12 üniversitenin yanı sıra İstanbul Lisesi, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Robert Kolej’de ücretsiz olarak gerçekleşecek. “Festivalden Önce Okullardayız” detaylı programını aşağıda bulabilirsiniz.

İstanbul Film Festivali’nin “Festivalden Önce Okullardayız” gösterimleri kapsamında

17 Mart Çarşamba günü Boğaziçi Üniversitesi’nde yer alan Mithat Alam Film Merkezi’nde gerçekleşecek söyleşiye Uluslararası İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan konuk olarak katılacak. Saat 16.00’da başlayacak söyleşiye Azize Tan, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali programında yer alan filmler hakkında bilgi vererek öğrencilerin sorularını cevaplayacak.

PasoFilm! kartıyla öğrenciler, Festivalde daha da avantajlı!

İstanbul Film Festival’den öğrencilere bir avantaj daha! Üniversite ve lise öğrencilerine festival boyunca avantajlar sağlayacak PasoFilm! kartı 8 Mart Pazartesi gününden itibaren

İKSV binasından ve “Festivalden Önce Okullardayız” gösterimlerinin yapılacağı bütün okullardan, 10 TL karşılığında temin edilebilecek.

PasoFilm! kartıyla öğrenciler; festival biletlerinin genel satışı başlamadan, öncelikli bilet alımı yapabilecekler. İzlemek istedikleri filmlerin biletlerini, 19 Mart Cuma günü, 10.00–19.00 saatleri arasında İKSV binasından, tükenmeden alabilecekler. 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali kitapçığına ücretsiz sahip olabilecekleri gibi hafta içi gündüz seanslarından birine davetiyeyle girme hakkı kazanacak, Festival buluşma noktalarında Festival süresince indirim kazanacaklar.

29. ULUSLARARASI İSTANBUL FİLM FESTİVALİ 
“FESTİVAL’DEN ÖNCE OKULLARDAYIZ” FİLM GÖSTERİM PROGRAMI
 
8 Mart Pazartesi İstanbul Ticaret Üniversitesi Büyük Konferans Salonu 11:00

9 Mart Salı Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Kültür Merkezi 14:30

10 Mart Çarşamba Galatasaray Üniversitesi Cep Sineması 14:30

11 Mart Perşembe Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Cep Sineması 12:00

12 Mart Cuma Beykent Üniversitesi Konferans Salonu 12:30



15 Mart Pazartesi Kadir Has Üniversitesi Cibali Salonu 14:30

16 Mart Salı Doğuş Üniversitesi Avni Akyol Amfisi 12:30

17 Mart Çarşamba* Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi 16:00

18 Mart Perşembe Kültür Üniversitesi Önder Öztunalı Konferans Salonu 14:30

19 Mart Cuma Bahçeşehir Üniversitesi Büyük Konferans Salonu 14:30


22 Mart Pazartesi Bilgi Üniversitesi Sinema Salonu 16:00

23 Mart Salı Maltepe Üniversitesi Mustafa Necati Konferans Salonu 14:30

24 Mart Çarşamba İstanbul Teknik Üniversitesi KSB Oditoryumu 14:30

25 Mart Perşembe Sabancı Üniversitesi Sinema Salonu 13:00

26 Mart Cuma İstanbul Lisesi Konferans Salonu 13:30


29 Mart Pazartesi İstanbul Üniversitesi Cemil Birsel Konferans Salonu 14:30

31 Mart Çarşamba Üsküdar Amerikan Lisesi Oditoryum 15:30

1 Nisan Perşembe Robert Kolej Projeksiyon Salonu 15:30

İlk Filozof Belgeselinde Geri Sayım Başladı...

Çarşamba, Mart 03, 2010
Tarsus 10 bin yıllık tarihi geçmişinin zenginliği ile bir kez daha gündemde. Gazeteci-Yazar Uğur Pişmanlık'ın yazdığı “Antik çağ'da Tarsuslu Filozoflar” kitabı belgesel film oluyor.


İlk baskısı 2002 yılında yayınlan, 2. baskısı ise Arkeoloji ve Sanat Yayınlan tarafından Ocak 2009' da yapılmış olan Antik Çağ'da Tarsuslu Filozoflar kitabı önümüzdeki günlerde belgesel film olarak çekilecek.

Antik Çağ' da Tarsuslu Filozoflar belgeseli, Uğur Pişmanlık ve Burak Köroğlu tarafından senaryolaştırıldı. Bu çalışmanın danışmanlığını ise Arkeolog Burak Köroğlu ve Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü hocalarından Yardımcı Doç. Dr. Eyüp Erdoğan tarafından yapılıyor. Tarsus'un yetiştirdiği 39 filozofun anlatılacağı belgeselde, Kleopatra Kapısı, Antik Yol, Donuktaş Tapınağı, Kırkkaşık Bedesteni, St. Paul Kilisesi, Roma Hamamı, Gözlükule Höyüğü, St. Paul Kuyusu gibi Tarsus'un önemli tarihi mekanları da yer alacak. Ayrıca belgeselin kimi bölümlerde Aratos, Khrisippos, Areios ve Hermonia gibi önde gelen filozoflara ilişkin canlandırma yapılacak ve ilüstrasyonlar hazırlanacak.

Proje ekibinde New York Film Akademisi'nden Hakan Tolga Polat ve çekimi yapacak kameraman ile teknik ekip de yer alacak.

Çekimler Mart ayında başlıyor

Tarsus'un tanıtımı açısından son derece önemli olan Antik Çağ' da Tarsuslu Filozoflar Belgeselinin çekimlerine hava şartlarından kaynaklı bir erteleme söz konusu olmazsa Mart başında başlanacağı bildirildi.

Edinilen bilgiye göre, Tarsuslu filozofları ele alacak olan bu proje, Türkiye'de felsefe üzerine ya da bir kentin düşünürlerini anlatan ilk belgesel çalışması olacak.

Antik Çağ' da Tarsuslu Filozoflar kitabının yazan Aratos dergisi sahibi gazeteci Uğur Pişmanlık, bu belgesel çalışmasının Tarsus'un tanıtımına önemli bir katkıda bulunacağını belirterek, “Amasyalı gezgin coğrafyacı Strabon'un da belirttiği gibi felsefe okulları ve yetiştirdiği filozoflarla Roma, Atina ve İskenderiye gibi önde gelen kentler arasında yer almış olması da gösteriyor ki Tarsus önemli bir kenttir. Önce bir kitaba dönüşen Tarsuslu filozoflar şimdi bir belgesel film olarak hem bir kez daha kalıcılaşacak ve Tarsus'un tanıtımına katkıda bulunulacak. Bu proje, aynı zamanda Anadolulu filozofları ele alan ilk belgesel film niteliği taşımaktadır” diye konuştu.

Proje ekibinde New York Film Akademisi'nden Hakan Tolga Polat, özellikle belgesele önem veren TV kanallarına lanse edileceğini ve Antik Çağ'da Tarsuslu Filozoflar belgeselinin Nisan ayında gösterime girmesinin planlandığı belirtti.

Yılmaz Duru’yu Kaybettik

Salı, Mart 02, 2010
Sinemamızın ünlü yönetmen, senarist, müzik direktörü, yapımcı ve oyuncusu Yılmaz Duru 01 Mart 2010 Pazartesi günü 77 yaşında hayata veda etti. Duru’nun cenazesi 03 Mart Çarşamba günü Teşvikiye Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip toprağa verilecek.

1933 yılında Adana’da doğan Yılmaz Duru’nun yönettiği filmler arasında Beyto, Meyro, İblis, Karadoğan, Zalimler, Erkekler Ağlamaz, rol aldığı filmler arasında ise Çete, Şeyh Ahmed’in Gözdesi, Beni Şafakta Vurdular, Hancı, Ölmek İstiyorum, Gecelerin Hakimi, Çapraz Delikanlı, Gün Uzar Yüzyıl Olur, Acı Zafer, Dünya Kadınla Güzel, Bin Yıllık Yol gibi filmler bulunuyor. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.

Ayberk Pekcan’ın İlk Sinema Filmi “Saç”ın Çekimleri Tamamlandı...

Salı, Mart 02, 2010

İzlenme rekorları kıran televizyon dizilerinde “Kurtlar Vadisi Pusu’da ŞEMO, Yaprak Dökümü’nde TALAT, Ihlamurlar Altında’da AYNALI-EKREM ” karakterlerini canlandırarak büyük beğeni toplayan sanatçının İlk sinema Filmi SAÇ’ın çekimleri tamamlandı.

Zuhal Olcay’ın başrolünü oynadığı “Hiçbiryerde “filmi ile tanınan Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu son filmi SAÇ’la; RIZA, PUS, SAÇ üçlemesinin son halkasını da tamamlamış oldu. Pirselimoğlu’nun Filmleri Berlin, Montreal, Pusan, Edinburgh, Bafici, Sydney gibi dünyanın bir çok önemli ve prestijli festivallerinde gösterildi ve çeşitli ödüller kazandı.

SAÇ filminin başrol oyuncusu AYBERK PEKCAN ilk filmi ile ilgili şunları söyledi;

“Dramatik yapısı çok güçlü bir senaryo. Perukçuluk yapan Hamdi kanser hastasıdır. Asosyal kişiliğinin yarattığı yalnızlıkla Meryem, Hamdi’de saplantı halindedir ve bu saplantı ona cinayet işletecek boyuta kadar gelecektir. Ayrıca filmde kullanılan metaforlarla Hamdi’nin iç dünyası seyirciye süprizlerle yansıyacak.”

Sanatçı oynadığı dizilerde vücut dili, mimikleri, ses tonu ve kullandığı yöresel şivelerle oyunculuk kumaşının ne kadar sağlam olduğunu özetliyor.

"SAÇ" filmindeki görkemli performansı, Ulusal ve Uluslararası Festivallerde ses getirerek onurlandırılmaya çok yakın olan AYBERK PEKCAN, şu sıralar başarılı performansını ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisinde devam ettiriyor.

Filmin Nisan ayında vizyona girmesi plânlanıyor.

Altyazı’nın Mart sayısı bayilerde

Salı, Mart 02, 2010
Aylık Sinema Dergisi Altyazı’nın Mart sayısı Lewis Carroll’ın ölümsüz eseri ‘Alis Harikalar Diyarında’nın Alis’iyle açılıyor. Derginin kapağını da süsleyen, Tim Burton’ın merakla beklenen ‘Alis Harikalar Diyarında’ uyarlaması, Altyazı yazarlarını Alis’e sinema, müzik ve edebiyat tarihinde yapılan sayısız göndermenin içine dalmaya sevk ediyor. Bu sonsuz referans ağına kapılıp, Alis’le beraber Altyazı yazarları da tavşan deliğinin içerisinde kayboluyor. Sonuçta ortaya, Oz Büyücüsü’nden Matrix’e, James Joyce’dan Paul Auster’a, Jefferson Airplane’den Tom Waits’e ve Claude Chabrol’den Wim Wenders’e kadar uzanan, çok boyutlu bir Alis serüveni çıkıyor.

Martin Scorsese’nin Leonardo DiCaprio ile birlikte hayata geçirdiği dördüncü proje olan Zindan Adası (Shutter Island) ise geniş bir inceleme yazısıyla tanıtılıyor. Klasik dedektif öykülerine, Alman dışavurumculuğuna, film noir’a ve savaş sonrası suçluluk anlatılarına göz kırpan bu filmle Scorsese, şanına yakışır, keyif zevki yüksek bir filme imza atıyor.

Semih Kaplanoğlu’nun son filmi Bal’ın ‘Altın Ayı’yı kazanmasıyla Türkiye gündeminde özel bir yer edinen 60. Berlin Film Festivali ise, Kaplanoğlu’nun merakla beklenen filminin yanı sıra Roman Polanski’ye ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü getiren The Ghost Writer ve Feo Aladağ’ın Sibel Kekilli ve Derya Alabora’lı filmi Die Fremde gibi yapımların tanıtım yazılarıyla dergi sayfalarına taşınıyor.

Ocak ayında kaybettiğimiz, adı sıklıkla Fransız Yeni Dalgası’yla anılsa da her daim sınıflandırılması zor bir sinemaya imza atmış olan büyük usta Eric Rohmer’in sinemasal dünyası da geniş bir incelemenin konusu oluyor. Modern yaşamda ve ilişkilerde ahlak kavramının yerini sorgulayan Rohmer’in tekrar eden temaları ve filmografisinin kilometre taşları oldukça kapsamlı bir yazıyla tartışılıyor.

Derginin vizyon sayfalarında, İstanbul ve Adana film festivallerinden ‘En İyi Film’ ödülüyle dönen Köprüdekiler’in genç yönetmeni Aslı Özge ve birçok uluslararası festivalde adından söz ettiren Kara Köpekler Havlarken’in yönetmen ikilisi Mehmet Bahadır Er ve Maryna Gorbach ile yapılmış söyleşiler de bulunuyor.

Altyazı’nın artık klasikleşmiş bölümlerinden ‘Dizi Film Kuşağı’nda, Amerikan banliyösünde yaşayan bir ev kadınının uyuşturucu satıcısı olmasıyla gelişen olayları konu edinen popüler televizyon dizi Weeds; ‘Yuvarlak Masa Tartışması’ bölümünde ise !f istanbul kapsamında gösterilen kült film Ben Küba (Soy Cuba) hakkında Altyazı yazarları tarafından gerçekleştirilen tartışmanın metni yer alıyor.

Altyazı’nın 93. sayısında ayrıca, vizyon filmlerinden Kim Kiminle Nerede? (Woody Allen), Kurt Adam (Joe Johnston) ve Sherlock Holmes (Guy Ritchie) ile geçtiğimiz ay !f istanbul’da gösterilen filmlerden Dondurulmuş Ruhlar (Sophie Barthes) ve Herkes Gibi’nin (Maren Ade) eleştirileri bulunuyor.

Altyazı Yazarları "Ben Küba"yı tartışıyor

Pazartesi, Şubat 08, 2010
Geçtiğimiz yıl Lindsay Anderson’ın O Lucky Man! filmini sinemaseverlerle buluşturan Altyazı Aylık Sinema Dergisi, bu yıl da !f istanbul takipçileri için çok özel bir film seçti: Mikhail Kalatozov’un 1964 tarihli şaheseri Ben Küba (Soy Cuba).


Festivalin ‘!f Kült’ bölümünde gösterilecek olan film, Küba Devrimi’ni hazırlayan koşulları dört epizotla gözler önüne sererken seyirciye unutulmaz bir estetik deneyim yaşatıyor. Üst ses kullanımından mucizevi kamera hareketlerine, ışığından kurgusuna, her öğesiyle devrimci bir sinema dili inşa eden film, dönemin Küba’sında soluk alan herkesin kaderini birbirine ve devrime bağlıyor. Ben Küba, Küba Devrimi’nin 50. yılını devirdiği 2000’li yıllarda, yenilenmiş, tertemiz bir dijital kopyayla sinemaseverlerin huzurunda...

Ben Küba, 19 Şubat Cuma günü saat 17.00’de !f istanbul Festival Merkezi The Hall’da tüm sinemaseverlere açık olan bir tartışmayla Altyazı yazarlarınca masaya yatırılacak. Altyazı yazarlarından Senem Aytaç, Ayça Çiftçi, Zeynep Dadak ve Enis Köstepen’in yöneteceği tartışmada, dinleyicilerin de katılımıyla, Ben Küba’nın Küba Devrimi’ni temsil biçimleri ve filmin özgün dilinin bugünün sinemasını düşünürken bize ne gibi olanaklar sağlayabileceği üzerine konuşulacak.


Etkinlik Tarihi: 19 ŞUBAT CUMA Saat: 17.00

Etkinlik Mekânı: Festival Merkezi: The Hall


Ben Küba’nın !f istanbul kapsamındaki gösterim tarihleri:

13 Şubat Cumartesi / 19:30 – AFM Budak Caddebostan



19 Şubat Cuma / 13:00 – AFM Fitaş Beyoğlu



26 Şubat Cuma / 12:30 – AFM Cepa Ankara

Altyazı’nın Şubat sayısı bayilerde

Cumartesi, Şubat 06, 2010

Aylık Sinema Dergisi Altyazı’nın Şubat sayısının kapağında, Jane Campion’ın İngiliz şair John Keats’in hayatının son demlerinde yaşadığı aşka odaklandığı ve Keats’in şiirlerinin dokusunu perdeye taşıdığı filmi Parlak Yıldız (Bright Star) yer alıyor. Şubat ayında vizyonda olması planlanan Parlak Yıldız, derginin Şubat sayısının ana dosya konusu için de önemli bir yere sahip. 2000’lerin ‘En İyi 50 Film’inin seçildiği ve Mulholland Çıkmazı, Aşk Zamanı, Beyaz Bant ve Parlak Yıldız gibi filmlerin yer aldığı bu dosyada Altyazı yazarları, “2000’ler sineması hangi filmler olmasa bizim için tüm anlamını yitirirdi?” sorusuna yanıt arıyorlar ve seçilen filmleri bu gözle yeniden hatırlayıp, bu filmlerde neyin bizi sinemaya daha çok bağladığını, sinemaya olan inancımızı neyin tazelediğini sorguluyorlar.

Dergideki bir diğer geriye dönük değerlendirme dosyası ise geçtiğimiz yıl beyazperdede iz bırakanları masaya yatırıyor. Sinema yazarlarının ‘İlk On’ listelerinin yer aldığı ve seçilen ‘En İyi On’ filmin her sene olduğu gibi yine Altyazı yazarları tarafından kaleme alındığı bu 2009 değerlendirmesinde, 2009’da vizyonda öne çıkan Açlık, Hayat Var, Soysuzlar Çetesi ve Şampiyon gibi filmler hatırlanıyor.

Altyazı’nın 92. sayısının diğer iki dosya konusunu ise Aralık ayında kaybettiğimiz usta yönetmen Zeki Ökten ve sinemaseverlerin Şubat ayını iple çekmesini sağlayan !f İstanbul oluşturuyor. Zeki Ökten’in anısına hazırlanan dosya, birçok farklı türde filme imza atan yönetmenin sinemasındaki ortak temaları değerlendiren bir incelemenin yanı sıra, Ökten’in Sürü, Pehlivan, Düşman gibi belli başlı işleri hakkında kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. !f İstanbul için hazırlanan özel bölümde ise, festivalin ‘Erkeklik Halleri’ ve ‘Kürt Filmleri’ gibi seçkileri değerlendiriliyor ve zengin festival programında öne çıkan filmler vurgulanıyor. Bu sene !f İstanbul kapsamında Altyazı işbirliğiyle gösterilecek olan Ben Küba (Soy Cuba) ise derginin ‘İkinci El’ köşesinde geniş olarak inceleniyor. Mikhail Kalatozov’un 1694 yılında çektiği ve döneminin çok ötesinde bir estetiğe sahip olan, devrimci bir sinema dili arayışındaki Ben Küba, !f İstanbul esnasında, 19 Şubat Cuma günü saat 17.00’de Festival Merkezi: The Hall’da tüm sinemaseverlere açık olan bir tartışmayla Altyazı yazarlarınca masaya yatırılacak ve böylece Ben Küba incelemesi derginin sayfalarının dışına taşıp okuyucularla buluşacak.

Altyazı’nın artık gelenekselleşen ‘Yuvarlak Masa Tartışmaları’nın bu ayki konuğu ise James Cameron’ın son birkaç aydır tüm dünyada sinema gündemini meşgul eden filmi Avatar oluyor. Avatar, teknolojiyle ve sanal gerçeklikle olan ilişkisiyle, çok farklı okumalara imkân veren ideolojik boyutuyla ve içerdiği temsil biçimleriyle oldukça hararetli bir tartışmaya konu oluyor.

Tüm bu dosya konularının dışında, Altyazı’nın 92. sayısında yer alan diğer filmlerden bazıları ise şöyle: Kan Arzusu (Chan-wook Park), Sherlock Holmes (Guy Ritchie), Ada: Zombilerin Düğünü (Murat Emir Eren & Talip Ertürk), Aşk Dersi (Lone Scherfig), Cennetimden Bakarken (Peter Jackson), Yahşi Batı (Ömer Faruk Sorak), Aklı Havada (Jason Reitman), Başka Dilde Aşk (İlksen Başarır), Kırık Kucaklaşmalar (Pedro Almodóvar).

Büşra’nın yönetmeni Sinemalife’a konuştu

Pazartesi, Şubat 01, 2010
Türkiye’nin İlk Online Sinema Dergisi Sinemalife şubat sayısı zengin içeriğiyle okurlarıyla buluştu. Sinemalife, 25 Şubat’ta vizyona girecek futbolun sadece futbol olmadığını gösteren Clint Eastwood’un yönettiği ‘Yenilmez’ filmini kapağına taşıdı. Mart ayında gösterime girecek tartışmalı film ‘Büşra’nın yönetmeni Alper Çağlar ile farklı kutupların aşkı ve toplumsal hoşgörüsüzlüğe karşı meydan okuyuşların ele alındığı keyifli bir söyleşi de yer alıyor. Bu önemli söyleşinin yanında dergide, ilgi çekici özel dosyalara da yer veriliyor. Türk Sineması’nda ironi olgusu ve dünya sinemasındaki suikast filmlerine girizgâh yapılıyor. Ayrıca Joe Johnston’a ve yaşayan bir efsane aktör Anthony Hopkins’e zoom yapılıyor. Şubat ayından itibaren meraklısına nostalji yolculuğu yaptıran ‘Ne Varsa Eskilerde’ ve animasyon severler içinde ‘Düş Perdesi’ başlıklı iki köşe okuyucuyla buluşuyor.

Guillermo Arriga’nın çarpışmaların çoğalttırdığı ve kısırlaştırdığı karakterlerin yer aldığı filmi Aşk Ateşi ‘Kırkikindi Yağmurları’nda yerini alırken, Masal Perdesi, To Be Continued, Kült Diye, Film Terapi köşeleri ile de sinemaya farklı bir pencereden bakacaksınız. Vizyondakiler, sanal kadraj, beyazperdeden haberler, pek yakında girecek filmlerin de yer aldığı şubat sayısında yeni çıkan DVD’lerden de haberdar olacaksınız. Ayrıca dergide gösterimdeki filmlerin eleştiri yorumlarını da bulabileceksiniz.

DVD ödüllü yarışma sayfasında okuyucuyu sürprizlerin beklediği http://www.sinemalife.com/ bir ‘tık’ uzağınızda olacak.

Derviş Zaim röportajı iki sitede...

Cumartesi, Mayıs 23, 2009


Sinemalife Dergisi ve Sinemaximum.com adına yaptığım Derviş Zaim röportajı iki sinema sitesi tarafından yayına verildi.

sinemam.net sitesince 5 Mayıs'ta dergi ve isim verilerek kullanılan röportaja, Sinema Yazarları SENDER'de sitesinde yer verdi.. Aynı şekilde dergi ve isim kaynak olarak verilerek yayınlanmış durumda...

Röportajı blogdanda okuyabilirsiniz:
http://bodakedi.blogspot.com/2009/05/su-andaki-hayat-ayn-sekilde-filmler.html

‘Tuhaf hikaye’, Sinemalife’ın kapağında

Salı, Şubat 03, 2009



‘Türkiye’nin İlk Online Sinema Dergisi’ Sinemalife.com Şubat sayısında her zaman olduğu gibi zengin içeriğiyle okuyucusunun karşısında. 6 Şubat’da vizyona girecek David Fincher’ın yönettiği 13 dalda Oscar’a aday olan ‘Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi’ni kapağına taşıyan Sinemalife’da ayrıca ay sonuna doğru vizyona girecek ‘İki Çizgi’ filminin ‘her şeyi’ olan Selim Evci röportajını ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz. Sinemalife.com da beğenerek takip edilen ‘Sinemahzen’ ile tarihi filmlere ‘Uçurtma İpi’ ile animasyona ve ‘To Be Contunued’ile televizyon dizilerine ayrı bir parantez açarken, her zaman olduğu gibi Blu-Ray de ‘The Dark Knight’ filmini bulabilecek sinemaseverler.
Bu önemli haberin dışında Sinemalife, ocak sayısında aksiyon filmlerinin adamı Clive Owen ve parlayan yıldız Kate Winslet ve usta yönetmen Ron Howard’a ‘zoom’ sayfalarını açtı. Ayrıca sinema eleştirilerinin de yer aldığı bu sayıda, vizyondakileri, sinema haberlerini, pek yakında beyazperdede gösterilecek filmleri öğrenebileceksiniz.
Meraklılarının beğenerek takip ettiği ‘Büyüteç’de savaştaki çocukları anlatan ‘Masum Sesler’, replik de ise, Dallas savcısı Jim Garrison ile Washington’un Bay X’i arasındaki diyaloglarıyla hatırlanan ‘J.F.K’ filmini bulabilecek sinemaseverler. Bunun yanında, ilgi çeken Analiz, Sineretro, Kayıp Bakışlar Koleksiyoncusu köşeleri de her zamanki gibi okuyucuların karşısında. Çok sayıda kişinin katıldığı DVD ödüllü yarışma sayfalarında da okuyucuları güzel sürprizler bekliyor. Yeni çıkan DVD’lerin tanıtımının da yer aldığı dergi http://www.sinemalife.com/ yeni yüzüyle her ay bir tık uzağınızda...

Joaquin Phoenix'in 'in hayatı belgesel oluyor!

Cumartesi, Ocak 31, 2009


Bir çok insan Joaquin Phoenix’in sinema oyunculuğunu bırakıp müzik kariyeri yapacağına dair açıklamasını duyunca çok şaşırmıştır. Fakat bu bize Phoenix’in Billboard 100 listelerine girişiminin tuhaf hikayesini izleme fırsatı yaratacak. Hollwood muhabiri, Altın Küre ödüllü oyuncu Casey Affleck’in eski aktörün müzik dünyasına atılımını anlatan bir belgesele yönetmenlik yapacağını açıkladı.
Affleck, Joaquin’in kız kardeşi Summer ile evli; yani eğer Phoenix bir belgesel yapılmasını kabul edecekse, bu filmin kamera arkasından ona yakın birinin olması da mantığa uygun geliyor.
En tuhaf yanı ise; Phoenix’in müzik dünyasına girdiğini duyanların çoğu Phoenix’in Rock ya da Country tarzı müzik yapacağını düşünürken, Joaquin Phoenix rapci olma çabasında. Phoenix oyunculuk tüyolarını yapımcı servislerine dönüştürmüş olacak ki Sean ‘Diddy’ Combs ile albüm yapacak. İlk halka açık gösterisini Ocak ayında Las Vegas’ta bir gece kulübünde yaparak Affleck’e ilk çekim şansını verdi bile...

Zellweger'in aşka vakti yokmuş!!

Cumartesi, Ocak 31, 2009

Oscarlı güzel oyuncu Renee Zellweger, yoğun oyunculuk ve reklam programları nedeniyle aşka vakit bulamıyor.
39 yaşındaki sinema oyuncusu Renee bir dergiye yaptığı açıklamada: “Ben bekar değilim, meşgulüm. Bu benim hayat standardım oldu artık işerim dolayısıyla sürekli bulunmuyorum. Bir akşam yemeği buluşması ötesinde birisi için yeterince uzun bir süre oturup düşünmeliyim belki...”
“Fakat hayatım boşmuş ya da bir şeyler yapma mecburiyetindeymişim gibi hissetmiyorum. Yürütmem gereken projeler var.” ifadelerini kullandı.
Daha önce oyuncu Jim Carrey ve George Clooney ile birlikte olan güzel yıldız, şarkıcı jack White ile de bir süre çıkmışlardı. 2005 yılında şarkıcı Kenny Chesney ile evlenmiş fakat evlilikleri sadece 4 ay sürmüştü.
 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template