♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Aslı Aktaş’tan Nefesin Beden, Zihin ve Duygular Üzerindeki Gücüne dair: Nefesin Aslı

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Aslı Aktaş, Nefesin Aslı kitabında nefesi yalnızca bir rahatlama tekniği olarak değil; sinir sistemi, duygular, beden ve bilinç arasındaki bağı düzenleyen temel bir mekanizma olarak ele alıyor.

Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Nefesin Aslı, “doğru nefes” tartışmasını çok daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Aslı Aktaş; diyaframdan vagus sinirine, otonom sinir sisteminden HRV’ye, CO₂ toleransından bastırılmış duyguların bedendeki izlerine kadar nefesin insan üzerindeki etkilerini bilimsel ve bütüncül bir yaklaşımla inceliyor.

Kitap, kadim pranayama uygulamaları ile modern nefes tekniklerini bir araya getirirken önemli bir ayrımın da altını çiziyor: Her nefes çalışması aynı amaca hizmet etmiyor. Kimi teknikler sinir sistemini düzenlemeye, kimileri solunum fizyolojisini iyileştirmeye, kimileri ise duygusal süreçlere temas etmeye odaklanıyor.

Nefesin Aslı, yalnızca nasıl nefes aldığımızı değil; korktuğumuzda nefesimizin neden daraldığını, stresin bedende nasıl iz bıraktığını ve nefes değiştiğinde beden ile duyguların neden değişmeye başladığını sorguluyor. Aslı Aktaş, okuru yeni bir teknik öğrenmekten önce, hayat boyu hiç durmadan yaptığı en temel eylemi yeniden anlamaya çağırıyor.

Arka Kapak Yazısı:
NEFESİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜYLE KENDİNE, BEDENİNE VE ÖZÜNE YENİDEN YAKLAŞMANIN YOLUNU ANLATAN GÜÇLÜ BİR REHBER.

Nefes, doğduğumuz andan itibaren bizimle olan tek şeydir. Kalbimizin ritmine, duygularımızın akışına, bedenimizin dengesine ve zihnimizin sakinliğine sessizce eşlik eder. Çoğu zaman fark etmeden sürdürdüğümüz bu doğal hareket, aslında kendimizle kurduğumuz en temel bağdır.

Neden bazı duygular bedenimizde iz bırakır? Neden kaygı nefesimizi daraltırken huzur onu genişletir? İnsan, nefesi aracılığıyla kendini ne kadar tanıyabilir?

Aslı Aktaş Nefesin Aslı’nda; nefesin bedenimiz, duygularımız ve zihnimiz üzerindeki derin etkilerini bilimsel veriler ve kadim öğretiler eşliğinde açıklıyor. Sinir sisteminden hücresel hafızaya, diyaframdan vagus sinirine uzanan bu yolculukta, nefesin yalnızca yaşamsal bir işlev değil, insanın kendine ve özüne açılan en güçlü kapılardan biri olduğunu gösteriyor.

Çünkü nefes yalnızca yaşamak içi yaptığımız bir eylem değil; bedenimizle, zihnimizle ve iç dünyamızla kurduğumuz en kadim ilişkidir. Ve belki de kendimize dönüş yolculuğu, tam şu anda aldığımız bir nefesle başlar.

Nefesin Aslı / Aslı Aktaş
Alt Başlık: Nefesin Bilimiyle Bedeni, Zihni ve Duyguları Eğitme Sanatı.
Türü: Kişisel Gelişim
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Fiyatı: 550 TL


Yörüklerin göç yollarından bugüne ulaşan masallar yeniden anlatılıyor

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Murat Nedim, Yörük Masallarında Toroslardan  Kaz Dağları’na uzanan sözlü kültürün izini sürüyor. Yörük obalarında kuşaktan kuşağa anlatılan 19 masalı bir araya getiren kitap, masalı yalnızca geçmişten kalan bir anlatı değil, her anlatıcının dilinde yeniden doğan yaşayan bir kültür olarak ele alıyor.

Karakarga Yayınları’nın Dünya Masalları Serisi’nin 20. kitabı olarak yayımlanan Yörük Masalları, okuru göç yollarına, dumanı tüten çadırlara ve geceyi sabaha bağlayan anlatıların dünyasına götürüyor. Murat Nedim; Üç Turunçlar, Boş Beşik Kanlı Beşik, Sarıkız, Şahitler Kayası, Kara Koyun, Küçük Hasan ve Yol Düşmez Devi, Kara Yılan, Gümüş Boynuzlu Koç ve Kurt Oğlan gibi Anadolu’nun sözlü hafızasında yer etmiş 19 anlatıyı yeniden kaleme alıyor.

Yörük obalarında anlatılan masalları yalnızca birer olaylar zinciri olarak değil; çocukla ihtiyar arasında kurulan görünmez bir bağ, kimi zaman bir nasihat, kimi zaman bir isyan, kimi zaman da aşk ve hatırlayış olarak ele alan kitap, masalların obadan obaya, diyardan diyara değişerek nasıl yaşayan bir kültüre dönüştüğünü gösteriyor. Murat Nedim, anlatıları bir masal anlatıcısının dilinden çıkıyormuş gibi aktarmaya çalışırken Yörük ağzına özgü kelime ve cümle yapılarını koruyor; Türkçenin zengin ikilemelerinden ve geleneksel masal ritminden besleniyor.

Eflatun Cem Güney’in En Güzel Türk Masalları ve Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik adlı eserleri başta olmak üzere çeşitli yöresel derlemelerden de yararlanan Yörük Masalları, geleneği yalnızca tekrar etmiyor; her anlatıya yeni bir nefes ve bugünden bir bakış açısı katıyor. Murat Nedim’in ifadesiyle: “Masal unutmaz; söz uçar, o kalır. Ve herkes, eninde sonunda kendi masalına inanır.”

Arka Kapak Yazısı:
“Varmışla yokmuş arasında bir an varmış…”
Bu kitapta anlatılanlar yalnızca masal değil; dağın dili, rüzgârın sesi, bir obanın yıllara meydan okuyan hafızası…
Belki de çocukken dinlediğiniz bir masal bu…
Ama bu kez sonu bildiğiniz gibi bitmiyor.
Bir şehzadenin Üç Turunç uğruna yollara düşüşü…
Kurt Oğlan’ın insan ile yaban arasındaki o
ince çizgide yürüyüşü…
Tilki Paşa’nın insanlara duyduğu güvenin kırılması…
Ve bir ananın dağları titreten ağıtı…

Derler ki masalların tek bir derdi olmaz.
Masalın sonu anlatana göre bir başkadır, dinleyene göre bambaşkadır…

Bu kitap, unutulmaya yüz tutmuş bir söz dünyasını yeniden çağırıyor: Yörük obalarından, ateş başlarından, rüzgârın içinden…
Belki de bu kez bu masal sizi anlatıyor.

Yörük Masalları / Murat Nedim
Alt Başlık: Varmışla Yokmuş Arasında Bir Zaman Varmış
Türü: Masal
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 160
Fiyatı: 300 TL



Dr. Çiçek Doğan’ın yeni tarihi-fantastik kurgu romanı “Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” raflarda!

Perşembe, Temmuz 09, 2026

Gerçek ve kurgunun harmanlandığı yeni bir fantastik kurgu eseri daha raflardaki yerini aldı. Bilişim sektörünün yakından tanıdığı yazar Dr. Çiçek Doğan'ın üçüncü kitabı Kara Sandık -Bizans’ın Gizemi Ceren Yayıncılık tarafından okurlarla buluşturuldu. Tarih farklı bir yönde akmış olsaydı ne olurdu sorusundan ilham alan yazar; alternatif ve kurgusal bir Bizans evreni kurarak Bizans’ın en güçlü kadın figürlerinden biri olan Theodora’yı ve hayatını hikayeleştirdi.

Kitapta ilginç olan; okurun kimi zaman bir kahve eşliğinde kendini Theodora ile sohbet eder hissetmesi bazen de geçmişin sırlarla örtülü koridorlarında onun anılarına tanıklık etmesi. Tarihsel gerçeklerden ilham alan ve yer yer gerçek olaylara da dokunan eser, okuyucuyu kurgunun sınırlarını aşan büyüleyici bir atmosferin içine çekmesi ile farklılaşıyor.

Dr. Çiçek Doğan, bu romanı ile ilgili, eserin Bizans İmparatoriçesi Theodora'dan ve yaşadığı dönemden ilham alsa da tarihî bir biyografi olmadığını, kitap sayfalarında karşılaşacağınız olayların, karakterlerin ve sırların bir kısmının tarihî gerçeklere dayanırken bir kısmının da kendi hayal gücüyle şekillenmiş kurgusal bir dünyanın parçası olduğunu vurguluyor. Okurken tarihi bir belge ya da kronik değil efsanelerle ve “Peki ya şöyle olsaydı?” sorusuyla beslenen bir roman okuduğunuzu hatırlatıyor.

“Yoksulluktan Tahta”
Theodora’nın yoksulluktan tahta giden hikayesinde yaşadıkları tarihçiler tarafından farklı anlatılsa da dönemin, bir çağın en güçlü İmparatoriçelerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hikâyeye bir de efsaneler ve farklı karakterler eklenince sizi döneminin içinde çeken bambaşka bir atmosfer ortaya çıkıyor. Theodora’nın sadece İmparatoriçeliği değil, çok daha yakın ve kişisel sırları, duyguları, tepkileri farklı bir perspektiften derin fantastik bir kurgu ile işleniyor.

“Kara Sandık: Bizans’ın Gizemi” yalnızca bir fantastik roman değil; aynı zamanda tarihin farklı ihtimallerini sorgulayan, okuyucusunu düşünmeye ve hayal etmeye davet eden bir eser. Eğer siz de tarihin yeniden yazılabileceği fikrinin büyüsüne kapılanlardansanız, bu romanın sayfalarında unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya hazır olun.


İthaki Yayın Grubu Kitapları Kitapyurdu'nda 24 Saat Boyunca %50 İndirimde!

Salı, Temmuz 07, 2026

İthaki Yayınları, Yabancı, İthaki Çocuk ve Nova okurlarına kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. 9 Temmuz tarihinde, 24 saat boyunca Kitapyurdu'nda İthaki Yayın Grubu’nun tüm kitapları %50 indirimle satışta olacak.

Dünya edebiyatından çağdaş Türk edebiyatına, bilimkurgudan fantastiğe, polisiyeden kurgu dışı eserlere uzanan geniş seçkisiyle İthaki Yayın Grubu'nun yüzlerce kitabı, gün boyunca avantajlı fiyatlarla okurlarla buluşacak.

Yalnızca 9 Temmuz günü geçerli olacak bu kampanya, uzun zamandır okumayı ertelediğiniz kitapları edinmek ve kütüphanenize yeni keşifler eklemek için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Kaçırmayın!
 
 
Peki neler alayım diyenler için önerilerimi de sıralayayım: 
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar - Polat Özlüoğlu
Beden - David Szalay
Açlık - Choi Jin-young
Dracula – Çizgi Roman
Her Şeyin Hikâyesi - Richard Powers
Kasvetli İnsanlar İçin Güneşli Bir Yer - Mariana Enriquez
Bir Ada İhtimali - Michel Houellebecq
Sarı Yüz - R. F. Kuang
Uzaklarda - Hernan Diaz

Cem Kartal’dan Türk Bilim Kurgu Edebiyatına Güçlü Bir Giriş: Âdem

Salı, Temmuz 07, 2026

Türk bilim kurgu edebiyatına "Âdem" romanıyla güçlü bir giriş yapan Cem Kartal, bilimsel teorileri felsefi sorgulamalar ve sürükleyici bir anlatımla buluşturarak okurlarını insanlığın geleceğine uzanan sıra dışı bir yolculuğa davet ediyor. Yapay zeka, yıldızlar arası yaşam, teknoloji ve insan doğası üzerine kurduğu özgün evreniyle dikkat çeken Kartal, ilk romanında yalnızca bir bilim kurgu hikayesi anlatmakla kalmıyor; insanlığın geleceğine dair cesur sorular da ortaya koyuyor.

1972 yılında Erzurum'da doğan Cem Kartal, ilk, orta ve lise öğrenimini aynı şehirde tamamladı. Üniversite eğitimine Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde başlayan Kartal, 1992 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından eğitimine Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde devam ederek mezun oldu. Aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini de tamamlayan yazar, 2001 yılında bir kamu kurumunda göreve başladı ve çalışmalarını bugün de Kocaeli'de sürdürmektedir.

Bilime, teknolojiye ve insanlığın geleceğine duyduğu ilgi, yıllar içinde edebiyata olan tutkusuyla birleşen Cem Kartal, uzun soluklu bir hazırlık sürecinin ardından kaleme aldığı "Âdem" ile okurların karşısına çıktı. Bilimsel gerçeklikten beslenen roman; yapay zeka, uzay araştırmaları, etik, medeniyet ve insan olmanın anlamını sorgulayan çok katmanlı yapısıyla Türk bilim kurgu edebiyatına özgün bir katkı sunuyor.
 
Bilimsel hayal gücünü güçlü bir kurgu ve felsefi derinlikle harmanlayan Cem Kartal, "Âdem" ile okurlarını yalnızca geleceği hayal etmeye değil, insanlığın geleceğini yeniden düşünmeye davet ediyor.

Âdem
Merve’nin hayali ile başlayan gezegenler arası seyahat projesi Türkiye, Rusya ve Almanya’nın katılımı ile gerçeğe dönüşür. İnsanlık başka bir gezegende Âdem isimli yapay zekânın büyüttüğü çocuklarla yeni bir kapı aralar. Aradan geçen uzun yılların ardından Cengiz liderliğindeki ilk kafile Kut adı verilen gezegenden Dünya’ya gelir. Herkes büyük bir mutlulukla onları karşılarken Âdem’in yetiştirdiği Cengiz ve ona bağlı ordunun başka planları vardır.

Savaşı kaybedip darmadağın olan Dünya’yı bir araya getirip direnişi örgütleyen Merve’nin kızları Leyla ve Feray olur. Artık Dünya’nın kaderi yapay zekânın ürettiği kültürle yetişen insanlarla olan savaşa bağlıdır.
 
Âdem / Cem Kartal
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık
358 Sayfa
300 TL


Seda Diker’in 13. Yeni Kitabı “Aşk Kütüphanesi” Raflarda!

Salı, Temmuz 07, 2026

Kişisel dönüşüm, ilişki dinamikleri ve farkındalık alanında çalışmalarıyla tanınan Yazar, Eğitmen, Duygu Simyacısı ve İletişim Mentörü Seda Diker’in 13. kitabı, “Aşk Kütüphanesi” Ceres Yayınları etiketiyle okurlarla buluşuyor. 

Kişisel gelişim romanı türündeki bu eserinde Seda Diker; ilişkilerde sıklıkla göz ardı edilen alma-verme dengesini, 5. boyut felsefesini ve kuantum fiziğini harmanlayarak okuru alışılmışın dışında, mistik bir uyanış yolculuğuna davet ediyor.

Aysima, Leyla ve Gamze adındaki üç yakın arkadaşın hayatlarının en dibe vurduğu noktada kesişen yolları, aslında insanların hayatlarında gerçek değişimi sağlama hikâyelerinin tam kendisidir. Bu yolculuk yalnızca bir ilişki kurgusu değil, aynı zamanda kalp ve beyin uyumunu temel alan sarsıcı bir yüzleşmedir. Aşk Kütüphanesi, kadınların yüzyıllardır ataerkil sistemlerin dayatmaları ve travmalarla unuttukları İlahi Dişil güçlerini onlara yeniden hatırlatıyor. Kitap, acı çeken kadınlara dış dünyayla ya da erkeklerle savaşmayı değil; frekans bandını değiştirerek hak ettikleri gerçekliği hayatlarına çekebileceklerini fısıldıyor.

Seda Diker, ilişkilerde yaşanan dengesizliklerin çoğunun yanlış yerden yapılan seçimlerle başladığını vurguladığı bu eserin temel felsefesini şu sözlerle anlatıyor:

"13. kitabımda, sizlere dış dünyayla ve toksik ilişkilerle savaşmayı değil; kendi içsel frekansınızı değiştirerek kaderinizi yeniden yazmanın sırrını anlattım. Sadece güç, statü, fiziksel özellikler ya da maddi imkânlar üzerinden kurulan ilişkiler, zamanla kişiyi sürekli veren ama karşılığını alamayan bir tükeniş noktasına taşıyor. Oysa kendi otantik halinize sıkı sıkıya tutunduğunuzda ve iç duygunuzu şükürde tuttuğunuzda, hayatınıza çektiğiniz ilişkiler de aynı doğallıkta ve dengede şekilleniyor. İşte bu yüzden Aşk Kütüphanesi, kurban rolünden çıkıp içindeki o muazzam ilahi dişil gücü hatırlamaya hazır olan her kadının kendi mucizesine uyanış yolculuğudur."

İlişkiler genellikle fedakârlık, tükenmişlik ya da peri masalı beklentileri üzerinden ele alınır. Peki, zihninizi açacak şu soruları sormaya ne dersiniz?

Hayatınızdaki erkeğin mesafeli ve enerjinizi sömüren versiyonu yerine, size derinden âşık olduğu bambaşka bir paralel gerçeklik senaryosuna geçmeniz mümkün müdür?

Bir kadının, kendisini değersiz hissettiren bir adama cinsel ve duygusal enerjisini açması, bereketini o erkeğe kendi eliyle hediye etmesi anlamına mı gelir?

İlişkilerde doğru kişiyi bulmaya çalışmak yerine, kişinin kendi otantik haline yaklaşarak doğru ilişkiyi hayatına çağırması nasıl gerçekleşir?

Aşk Kütüphanesi ile sadece bu soruları sormakla kalmıyor; okurunu, başkalarının yazdığı bir senaryoda figüran olmaktan çıkarıp, kendi frekansını yükselterek hayatının en güzel versiyonunun başrolüne geçmeye davet ediyor. Unutmayın; kendi hikâyenizin yazarı sizsiniz ve o kalemi yeniden elinize almanız için Aşk Kütüphanesi sizi bekliyor.

Aşk Kütüphanesi / Seda Diker
Yayınevi: Ceres Yayınları
Birinci baskı: Temmuz 2026
Kategori: Kişisel Gelişim Roman
Sayfa sayısı: 460
Liste Fiyatı: 470 TL

Dünyaca Ünlü Oyun “Mobile Legends: Bang Bang”, Athica İmzasıyla Çizgi Roman Oldu

Salı, Temmuz 07, 2026

Milyonlarca oyuncuya sahip Mobile Legends: Bang Bang evreni, resmi çizgi roman serisi Kanun Kaçağı ile Türkçede ilk kez okurlarla buluşuyor. Aksiyon, fantastik kurgu ve oyun evrenini genişleten hikâyesiyle seri, hem oyunculara hem de manga ve manhwa okurlarına hitap ediyor.

Athica etiketiyle yayımlanan Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı, dünyanın en popüler mobil oyunlarından birinin zengin evrenini sayfalara taşıyor. Oyunseverlerin yakından tanıdığı karakterler bu kez yeni bir maceranın merkezinde yer alırken, çizgi roman yalnızca oyunun hikâyesini takip etmekle kalmıyor, evrenin geçmişine ve karakterlerin bilinmeyen yönlerine de ışık tutuyor.

Serinin ilk cildinde, “Kum Avcıları” olarak bilinen tehlikeli kanun kaçağı çetesinin lideri Ixia, Eruditio’nun görkemli sokaklarında tüm şehri şoka uğratacak planını gerçekleştirmek üzere ilerlerken gerçekleşen büyük bir patlama sonucu hedefinden şaşıyor. Kendini içinde bulduğu karmaşadan kıvrak zekâsıyla kurtulsa da heyecan dolu bir maceraya karışmaktan kurtulamıyor. Mizahı, aksiyonu ve temposu yüksek anlatımıyla dikkat çeken eser, okurları Mobile Legends evreninin yeni bir yüzüyle tanıştırıyor.Çizgi romanın sonunda yer alan karakter profilleri, beceri analizleri ve oyun rehberleri ise seriyi yalnızca bir hikâye olmaktan çıkarıp Mobile Legends hayranları için koleksiyonluk bir kaynağa dönüştürüyor. Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı, oyun ile çizgi roman kültürünü buluşturan dikkat çekici bir yayın olarak raflardaki yerini alıyor

Arka Kapak Yazısı:
SAVAŞ BAŞLIYOR

Bilginler Şehri Eruditio durmaksızın büyümekte, dünyanın dört bir yanındaki âlimleri bünyesine katmaktadır. Herkesin birbirine güvendiği, kimsenin sebepsiz yere suçlanmadığı bu şehir, bilim ve adaletin hüküm sürdüğü bir merkez haline gelmiştir. Eruditio’nun sınırları artık çölün kıyılarına kadar dayanır.

Ancak kumların ötesinde, bu ilerlemeden rahatsız olanlar vardır: Kum Avcıları. Çöl yenileme programı, yavaş yavaş çölü şehrin bir parçası haline getirirken yalnızca toprakları değil, kanunsuzların yaşam alanlarını da yok eder. Bu durum, Kum Avcıları’nın hareket alanını daraltmış ve kazançlarını ciddi ölçüde düşürmüştür.

Kum Avcıları’ndan oluşan gizli suç örgütü Kötü Ruh, üyelerini birer birer Eruditio’ya kaptırırken, örgütün lideri İxia bu gidişata dur demek için harekete geçer. Kaybettiklerini geri almak ve düzeni kendi lehine çevirmek isteyen Ixia, nihayet Eruditio’ya adım atar; çünkü artık savaş kumların ötesinde değil, şehrin tam kalbinde başlayacaktır.

Mobile Legends: Bang Bang – Kanun Kaçağı / Limei Vancy
Orijinal Adı: Mobile Legend: Bang Bang - Outlaws
Çevirmen : Mirhan Petek
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: Athica Yayınları
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 350 TL


Bilgi Kaybolursa İnsanlık Ne Olur? Alper Atak'tan Umut ve Sorumluluk Üzerine Çarpıcı Bir Roman: Tükeniş Çağı

Pazartesi, Temmuz 06, 2026
Oyuncu ve yazar Alper Atak, yeni romanı Tükeniş Çağı'nda okurları insanlığın geleceğini sorgulatan fantastik bir maceraya davet ediyor. Bilginin dünyayı terk etmeye hazırlandığı bir evrende geçen roman, doğa, vicdan ve insanlığın ortak hafızası üzerine düşündüren güçlü bir hikâye anlatıyor.

Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan Tükeniş Çağı, yalnızca fantastik bir serüven değil; doğayla kurduğumuz ilişkiyi, bilginin sorumluluğunu ve gelecek kuşaklara bırakacağımız dünyayı sorgulayan bir roman olarak öne çıkıyor.

Romanın merkezinde, kaybolan kaplumbağası Tostos'u ararken kendisini insanlığın kaderini değiştirecek bir yolculuğun içinde bulan dokuz yaşındaki Atlas yer alıyor. Atlas, bilgiyi koruyan kadim varlıklarla tanıştığında, insanlığın doğaya verdiği zarar ve bilgiyi kötüye kullanması nedeniyle harflerin, sayıların ve bilginin dünyayı terk etmeye hazırlandığını öğreniyor. İnsanlığın son umudu ise Atlas'ın doğanın güvenini yeniden kazanmasına bağlı.

Ormanlardan dağlara, okyanuslardan kadim uygarlıklara uzanan bu yolculuk boyunca Atlas, yalnızca kendi cesaretini değil, insanlığın yeniden umut etmeye değer olup olmadığını da sınamak zorunda kalıyor. Roman, fantastik unsurları çevre bilinci, etik değerler ve insanlığın ortak hafızasıyla bir araya getirerek her yaştan okuru düşündüren çok katmanlı bir anlatı kuruyor.

Tiyatro ve oyunculuk alanındaki kariyeriyle tanınan Alper Atak, Tükeniş Çağı'nda sinematografik anlatımını felsefi sorgulamalarla buluşturuyor. "Bilgi yalnızca kitaplarda değil, insanın kalbindeki iyilikte saklıdır." düşüncesinden hareketle kaleme alınan roman, özellikle genç okurlara doğayı korumanın, bilgiyi doğru kullanmanın ve umut duygusunu kaybetmemenin önemini hatırlatan güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.

Arka Kapak Yazısı:
DOĞA TÜKENİYOR. PEKİ YA İNSAN? 
Her gün iklim krizinden, yok olan türlerden ve kirlenen denizlerden söz ediyoruz.
Ancak gözden kaçan başka bir tükeniş var: İnsanın doğayla, anlamla ve kendi özüyle kurduğu bağın tükenişi.
Tükeniş Çağı, çevresel yıkım ile insan ruhundaki kırılganlık arasındaki görünmez ilişkiyi araştırıyor.
Bilimin, felsefenin ve insanlık tarihinin ışığında; tüketim kültürünü, modern yaşamın hızını ve insanın doğadan kopuşunun sonuçlarını sorguluyor.
Çünkü doğadaki her kayıp, insanın iç dünyasında da bir karşılık bulur.
Ve şu soruyu soruyor:
Doğayı kaybeden bir insanlık, sonunda kendini de kaybeder mi?
Bu kitap, yalnızca gezegenin geleceğini değil, insanın geleceğini de sorguluyor.
 
Tükeniş Çağı / Alper Atak
Alt Başlık: Sessizlikten Önceki Son Çağrı
Yayınevi: Destek Yayınları
Türü: Roman
Sayfa Sayısı: 120
Fiyatı: 230 TL



Füsun Aymergen'in “Başka Bir Dünya Değil” kitabı ikinci baskıya ulaştı

Cuma, Temmuz 03, 2026

Öykü yazarı Füsun Aymergen'in ilk öykü kitabı Başka Bir Dünya Değil, yayımlanmasının üzerinden yaklaşık on ay geçmeden okurların yoğun ilgisiyle ikinci baskıya ulaştı. Kadınların, ailelerin ve toplumsal belleğin görünmeyen katmanlarına odaklanan kitap, aynı zamanda 16. Türkan Saylan Bilim ve Sanat Ödülleri kapsamında kısa listeye seçilerek edebiyat çevrelerinin de dikkatini çekti.

Alakarga Sanat Yayınları tarafından yayımlanan “Başka Bir Dünya Değil”, gündelik hayatın küçük ayrıntılarında saklı kalan büyük hikâyeleri görünür kılan öykülerden oluşuyor. Kadınlık, aile, çocukluk, aidiyet ve hafıza ekseninde ilerleyen kitap, bireysel deneyimlerle toplumsal belleği aynı anlatı evreninde buluştururken okuru kendi yaşamına ve hafızasına yeniden bakmaya davet ediyor.

Füsun Aymergen'in öykülerinde kahramanlar bir köy meydanında, bir kuşçunun önünde ya da babaannenin gölgesinde karşımıza çıkıyor. Onların diliyle konuşurken toplumsal belleğin karanlık odalarında saklı kalmış anılara ve duygulara da tanıklık ediyoruz. Yazarın anlatımı her satırda kendine özgü bir ritim taşıyor, cümleler kimi zaman bir kahkahanın yankısına, kimi zaman bastırılmış bir feryadın uğultusuna dönüşüyor.

Daha önce Kadın Öyküleri ve Kadın Sesleri derlemeleriyle edebiyat okurunun dikkatini çeken Aymergen, ilk öykü kitabı Başka Bir Dünya Değil ile okurlarıyla kurduğu bağı, ikinci baskısı ve aldığı yeni edebi takdirlerle güçlendirmeyi sürdürüyor.

Başka Bir Dünya Değil – Füsun Aymergen
Alakarga Sanat Yayınları
154 Sayfa
250 TL


Ayrıntı Yayınları’ndan Temmuz Yenileri

Perşembe, Temmuz 02, 2026

Ayrıntı Yayınları Temmuz ayını beş kitapla karşılıyor. Iris Murdoch’ın Platoncu bir bakışla esaret ve özgürlük, aşk ve sadakat, suç ve ceza, iyilik ve kötülük gibi pek çok kavramı tartışmaya açtığı, feminist okuma yapma imkânı da sunduğu romanı “Tek Boynuzlu At” ayın en dikkat çeken kitabı. Daniel Guérin’in 1970’teki ilk baskısından bu yana bir klasik olan, anarşizmin önde gelen isimlerinin siyasi ve teorik metinlerinden özenle seçilmiş derlemesi “Ne Tanrı Ne Efendi Anarşizm Antolojisi” hemen her kitaplıkta olması gerekenlerden.  Çağımızın önde gelen Marksist feminist teorisyenlerinden Nancy Fraser’ın, doğadan ve “ırksallaştırılmış” kitlelerden devşirdiği zenginliği bir güzel midesine indirmekle meşgul sermayenin, birbirimize bakım verme yetisinden bizleri nasıl mahrum bıraktığına, siyaset yapma pratiğinin içini nasıl boşalttığına dair bütünlüklü bir analiz ortaya koyduğu “Yamyam Kapitalizm” inceleme dizisinin bu ayki yenisi. Gülçin Özge Tan’ın Erdoğan’ın kararı ile Türkiye’nin 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve 2026-2035’in aile ve nüfus on yılı ilan edilerek izleneceği gösterilen topyekûn politikanın açık ettiği yeni süreci anlamak, AKP kadrolarında yer alan ve daha öncesinde yer almış kişilerin yaklaşımlarını içerden görmek için mutlaka okuması gereken kitabı “İktidarın Cinsiyeti ve Ak Kadınlar” da Schola dizisinin yenisi. Etin Cinsel Politikası’nın yazarı Carol J. Adams’ın burgerin geçmişten günümüze yolculuğunu, kimlik krizlerini, vejiburgerlerden devrim niteliğindeki “bitki bazlı et” ve “temiz et” yaklaşımlarına kadar uzanan “hayvansızlaşma” serüvenini anlattığı kitabı “Burger” de her okurun gözdesi Mini Kitaplar dizisinin bu ayki yenisi. “Tek Boynuzlu At” ve “Ne Tanrı Ne Efendi Anarşizm Antolojisi” incelemeden geçmeyin diyerek pası bültene atıyorum.


 
Tek Boynuzlu At – Iris Murdoch
“Hannah onlar için Tanrı’nın sureti olmuştu; şayet sahte bir Tanrı olduysa, bu, onlar onu o hale getirmek için çok çabaladıkları içindi. Artık onu lanetli bir figür, bir Lilit, solgun, ölüm saçan bir büyücü kadın olarak düşünüyordu: İnsan olmak dışında her şeydi o.”
 
1963 yılında yayımlanan Tek Boynuzlu At, MarianTaylor’ın İrlanda’nın batı sahilinde yer alan ücra bir bölgeye varışıyla başlar. Marian öğretmenlik yapmak üzere bölgedeki iki şatodan biri olan Gaze’e gelir ve öğrencisinin Hannah adında gizemli bir kadın olduğunu öğrenir. Evin hanımı olan Hannah sadakatsizliği nedeniyle kocası tarafından şatoya hapsedilmiş, başına da bir grup insan nöbetçi olarak dikilmiştir.
 
Marian çok geçmeden iki şatonun sakinleri arasındaki karmaşık ilişkiler ağının ortasında bulur kendini. Sırlar yavaş yavaş günyüzüne çıkmaya başlar. Hannah, bu “tutsak edilmiş tek boynuzlu at” kimdir aslında? Etrafını saranların roman boyunca ona atfettikleri saflık, erişilmezlik, masumiyet gibi niteliklere sahip midir gerçekten? Acı çeken kutsal bir figür, bir azize midir; yoksa erkekleri felakete sürükleyen tehlikeli bir kadın, bir büyücü müdür?
 
Denizden, kayalıklardan, uçurumlardan ve bataklıktan oluşan ürkütücü bir coğrafyada ve gotik bir atmosferde geçen Tek Boynuzlu At, Platoncu bir bakışla esaret ve özgürlük, aşk ve sadakat, suç ve ceza, iyilik ve kötülük gibi pek çok kavramı tartışmaya açar. Yaklaşık altmış sene önce yazılmış bu eser, roman kişilerinin seçimleri, tutumları ve ödedikleri bedeller hesaba katıldığında günümüz okuruna feminist okuma yapma imkânı da sunmaktadır.
Orijinal Adı: The Unicorn / Çevirmen: Seda Ağar / Dizi Adı: Edebiyat / 336 sayfa / 420 TL

 
Ne Tanrı Ne Efendi Anarşizm Antolojisi - Daniel Guérin
1970’teki ilk baskısından bu yana bir klasik olan bu kitap, anarşizmin önde gelen isimlerinin siyasi ve teorik metinlerinden özenle seçilmiş bir derleme sunuyor. Daniel Guérin, bu metinleri tarihsel bağlamına yerleştirerek, 19. yüzyılda doğuşundan itibaren protesto gücü hiç azalmamış bir siyasi ve entelektüel hareketin tarihini izliyor. Anarşist düşüncenin iki yüzyılını kapsayan genel bir bakış sunarak, zenginliğini yeniden ortaya koyuyor ve onu besleyen tartışmaları canlandırıyor. Guérin böylece, anarşizmin, eleştirmenleri tarafından sıklıkla “herhangi bir örgütlenme biçimine dirençli” bireyselci bir ideolojiye indirgenmesiyle içine düştüğü itibar kaybıyla mücadele etmeyi amaçlıyor.
 
Antolojide ilk olarak Stirner, Proudhon, Bakunin ve Kropotkin’in metinleri aracılığıyla 19. yüzyıl anarşistlerinin teorik çalışmalarını okuyoruz. Yazar daha sonra 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında hareketin önde gelen isimlerinin portrelerini sunuyor: Malatesta, Henry, Pelloutier, Volin, Mahno ve Durruti. Son olarak da Rus Devrimi ve İspanya İç Savaşı sırasında anarşistlerin entelektüel ve siyasi rolünü vurguluyor.
Orijinal Adı: NiDieuniMaître Anthologie de l'anarchisme / Çevirmen: Fuat Orçun / Dizi Adı: Tarih / 544 sayfa / 825 TL

 
Yamyam Kapitalizm: Demokrasi, Bakım Emeği ve Gezegen Sistem Tarafından Nasıl Mideye İndiriliyor ve Bizler Bu Konuda Ne Yapabiliriz? - Nancy Fraser
Çağımızın önde gelen Marksist feminist teorisyenlerinden Nancy Fraser, doğadan ve “ırksallaştırılmış” kitlelerden devşirdiği zenginliği bir güzel midesine indirmekle meşgul sermayenin, birbirimize bakım verme yetisinden bizleri nasıl mahrum bıraktığına, siyaset yapma pratiğinin içini nasıl boşalttığına dair bütünlüklü bir analiz ortaya koyuyor. Hayatın her alanını gözüne kestiren sermayenin doymak bilmez iştahını, ekolojik tahribattan demokrasinin işlevsizleştirilmesine, ırksal şiddetten bakım emeğinin değersizleştirilmesine dek uzanan belli başlı kriz noktaları üzerinden tarihsel bir hat boyunca görünür kılıyor.
 
Kapitalist sömürünün bir “ön plan hikâyesi”nin yanı sıra, mülksüzleştirmeyi temel alan bir “arka plan hikâyesi”ne sahip olduğunu öne sürenFraser, kapitalizm kavramsallaştırmasını, Marx’ın meşhur üretimin “gizli meskeni” argümanının ötesine taşımayı hedefliyor. Ortaya koyduğu alternatif yaklaşımla, kapitalist toplumu karakterize eden ekonomik alt sistemin, ekonomi dışı addedilen oysaki kapitalist birikimin sürekliliği için vazgeçilmez olan toplumsal yeniden üretim, insan dışı doğa, kamusal mal ve hizmetler gibi süreç ve faaliyetlerle olan ilişkisine odaklanıyor.
 
Sermayenin yıkıcı gücünü sınırlandırmak için verilecek kararlı ve kolektif mücadelenin her zamankinden elzem olduğunu vurgulayan ve yakın dönemde yaşadığımız COVID-19 gibi krizlerin, sermayenin hayatın her alanını hedef alan “yamyamlığını” sona erdirebilmek için ihtiyaç duyduğumuz toplumsal direncin inşasında kritik fırsatlar sunduğunu öne sürenYamyam Kapitalizm, gerek eleştirel kuram geleneğine katkısı gerek kapitalizmin çoklu krizlerini açıklamaktaki maharetiyle, beşeri bilimler literatüründesüregiden bir tartışmayı derinleştiren önemli bir müdahale niteliği taşıyor.
Orijinal Adı: Cannibal Capitalism: How Our System Is Devouring Democracy, Care, and the Planet—and What We Can Do about It / Çevirmen: Aslı Önal / Dizi Adı: İnceleme / 208 sayfa / 260 TL

 
İktidarın Cinsiyeti ve Ak Kadınlar - Gülçin Özge Tan
İktidarın Cinsiyeti ve AK Kadınlar, Türkiye’de cinsiyet rejiminin uzun erimli bir değerlendirmesini içermekle birlikte AKP dönemine odaklanıyor. AKP’nin otoriter rejim inşasıyla toplumsal cinsiyet ve nüfus politikalarının birlikte ilerlediğini iddia ediyor, Türkiye’deki rejim ile dünyadaki akrabalarının cinsel politikaları arasındaki benzerlik ve farkları analiz ediyor. Kadınların yirminci yüzyıl boyunca kazandıklarına karşı küresel bir savaşı başlatan yeni sağ rejimlerin doğasını kavramaya çalışıyor.
 
Yazar bütün bu çabasını nüfusun yarısının otoriterleştikçe muhafazakarlaşan ve özellikle aile söylemi etrafında baskıyı kadın üzerinde yoğunlaştıran iktidarın, kadınları buna nasıl dahil ettiğini anlamaya yöneltiyor. Farklı dönemlerde AKP kadrolarında pozisyon almış kadın siyasetçilerle yapılan saha çalışması, bu çabanın ürünü. Kitabın parlayan üçüncü bölümündeki saha bulgularına dayanan iddialar erkek egemenliğin yeni görünümlerinin, AKP’nin baştan beri sahip olduğu ve sonradan kazandığı niteliklerden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.
 
Gülçin Özge Tan’ın eseri, Erdoğan’ın kararı ile Türkiye’nin 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi ve 2026-2035’in aile ve nüfus on yılı ilan edilerek izleneceği gösterilen topyekûn politikanın açık ettiği yeni süreci anlamak, AKP kadrolarında yer alan ve daha öncesinde yer almış kişilerin yaklaşımlarını içerden görmek için mutlaka okuması gereken bir kitap.
Dizi Adı: Schola / 416 sayfa / 430 TL 


Burger - Carol J. Adams
Hamburger “özbeöz Amerikan yemeği” unvanını istikrarla koruyor olsa da, içinde her daim değişime gebe bir unsur barındırır ve bu sadece fiziksel özellikleriyle (bozulabilirlik vb) ilgili değildir. Popüler kültürde kazandığı anlamlardan Bill Gates gibi yatırımcıların dünyayı besleyebilecek hayvansal olmayan burger arayışına kadar; burgerin kimliği de proteinli köftesinin ızgaraya atılmadan önceki hali gibi şekilden şekle girmeye müsaittir. Kim bilir, belki burgerin kendisiyle birlikte beslediği vatandaşlar da sürekli değişmektedir.
 
Bu kısa ama derin çalışma, hamburgerin bir ilerleme ve demokrasi sembolünden şiddet, sömürü ve çevresel bozulma temalarıyla iç içe geçmiş bir ikona evrilmesinin eleştirel bir incelemesini sunarak salt tarihsel bir anlatının ötesine geçiyor.
 
Etin Cinsel Politikası’nın yazarı Carol J. Adams, meseleyi hamburgerle sınırlı tutmayıp Vatandaş Burger, Kadın Burger, hatta Creutzfeldt-JakobBurger gibi daha önce hiç duymadığınız seçeneklerle başlayan zengin bir menü eşliğinde; burgerin geçmişten günümüze yolculuğunu, kimlik krizlerini, vejiburgerlerden devrim niteliğindeki “bitki bazlı et” ve “temiz et” yaklaşımlarına kadar uzanan “hayvansızlaşma” serüvenini anlatıyor.
Çevirmen: Zerin Dirihan / Dizi Adı: Mini Kitaplar / 160 sayfa / 200 TL


Han Kang’dan Sözcüklerle Işığın İzini Süren Benzersiz Bir Kitap: Işık ve İp

Cuma, Haziran 19, 2026

“Vejetaryen” ile başlayan Han Kang hayranlığımızı besleyecek müjde April Yayıncılık’tan geldi. Han Kang’ın Nobel konuşmasıyla başlayan, denemeler, şiirler, günlükler ve fotoğraflardan oluşan en kişisel kitabı Işık ve İp, April Yayıncılık etiketiyle okurlarla buluşuyor. 2024 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan ve bu ödülü kazanan ilk asyalı kadın yazar olan Kang bu kez kişisel bir kitapla gelmiş. “Beyaz Kitap”, “Çocuk Geliyor”, “Veda Etmiyorum” ve “Yunanca Dersleri”nin ardından bir Kang kitabına daha kavuşuyoruz. Özellikle “Beyaz Kitap”ı ve her kitabını coşkuyla önererek pası bültene atıyorum.

Kore edebiyatının dünyaya armağanı; başta Uluslararası Booker Edebiyat Ödülü, Prix Médicis ve Dublin Edebiyat Ödülü olmak üzere pek çok önemli ödül ve övgüye değer görülen Vejetaryen, Beyaz Kitap, Çocuk Geliyor, Veda Etmiyorum ve Yunanca Dersleri kitaplarının yazarı Han Kang, okurlarıyla kurduğu bağı daha da derinleştiren unutulmaz bir eserle yeniden Türkçede. Çeviri Göksel Türközü imzalı. 

Nobel Edebiyat Ödüllü Han Kang’ın Işık ve İp adlı kitabı, yazarın edebiyatını sevenler için benzersiz bir karşılaşma niteliği taşıyor. Bu kitap, usta kalemin zihninde dolaşmak, yazıyla hayat arasındaki görünmez elektrik akımını hissetmek ve Han Kang’ın yaratıcılığının en mahrem kaynaklarına yaklaşmak isteyen okurlar için özel bir davet.

Han Kang, çocukken yazdığı bir şiirde insanları birbirine bağlayan altın bir ip hayal etmişti. Yıllar sonra, Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasıyla başlayan Işık ve İp’te o ipin ucundan tutuyor; yazının, acının, belleğin ve yaratıcılığın sınırlarında okurunu sessiz ama sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Kang Işık ve İp'te sessizliği, yas tutmayı, dili, insan ruhunun kırılganlığını ve yazmanın karanlıkta yaktığı ışıkla dünyayı nasıl dönüştürebileceğini anlatıyor. Han Kang, Nobel konuşmasında yeni romanını henüz tamamlamadığını söylemişti. Işık ve İp, bu yönüyle hem yazar hem de okurları için unutulmaz bir bekleyiş kitabı: Işık ve İp yeni romana giden yolda, Han Kang’ın iç sesine, edebi hafızasına ve yaratıcı dünyasına yakından bakma imkanı sunuyor.

Han Kang'ın metinlerinin odağında makro ve mikro iktidarların özellikle kadınlar ve dolayısıyla tüm toplum üzerinde kurduğu baskı, uyguladığı zulüm var. Bir yandan Kore tarihiyle yüzleşirken öte yandan şiirsel, akıl ve duygu yüklü, temiz ve keskin bir dille dünya okurlarına evrensel bir çağrı yapıyor. Adeta kış uykusundan uyanır gibi...

BİZİ AYIRAN ŞEYLER SAYMAKLA BİTMİYOR.
YiNE DE İNATLA BİRBİRİMİZE BAĞLANMAYA ÇALIŞIYORUZ.
IŞIK GİBİ. İP GİBİ.

Varlığından bihaber olduğumuz duyguların kâşifi Han Kang, çocukken yazdığı bir şiirde insanları birbirine bağlayan altın bir ip hayal etmişti. Yıllar sonra, bu benzersiz kitapta o ipin ucundan tutuyor, yaratıcılığın sınırlarını ölçmek için kullanıyor.

Denemeler, şiirler, günlükler ve fotoğraflarla nakşedilmiş bu unutulmaz eser, kapıyı Nobel ödül konuşmasıyla açıyor.

Kuzeye bakan küçük bahçesine gün boyunca aynalar yardımıyla ışık taşıyan Kang, aynı ışığı bu kez sözcükler aracılığıyla okurlarına yöneltiyor.

IŞIK VE İP, BİZE KENDİMİZİ VADEDİYOR.

"Zihin açıcı, baştan çıkarıcı bir düşünceler kitabı."
Guardian

"Han Kang her hecesini, dünya dışı bir hayatın sinyalini arayan anten misali umut dolu bir beklentiyle bize çeviriyor, her birimizle doğrudan temas kurmak istiyor." 
LitHub

2024 Nobel Edebiyat Ödüllü Han Kang’ın kaleminden “Işık ve İp” Göksel Türközü çevirisiyle April Yayıncılık etiketiyle raflarda.

Işık ve İp / Han Kang
Çeviren: Göksel Türközü
Türü: Edebiyat ve Günlük
Yayınevi: April
Sayfa: 144
Fiyat: 290 TL


Not Suitable for Work: Manhattan’dan İşkolik Gençlik Manzaraları

Cuma, Haziran 12, 2026

Ekranların görece kısır yaz döneminde en çok öne çıkan dizisi “Not Suitable for Work” 2 Haziran’da yayımlanan üç bölümle başladı. Beş sezonluk “The Mindy Project” ile tanıdığımız Mindy Kaling’in yeni dizisi beklenen komedi ihtiyacını karşılayacak mı sorularıyla Hulu yapımı olarak ekranlarda. Beş bölümü geride bırakan dizi iki hafta sonra sekizinci bölümle sezon finali yapacak.

“The Office”in Kelly Kapoor’u olarak tanınan Mindy Kaling dizi dünyasına yaratıcı olarak katkı vermeye devam ediyor. The Office döneminde üretimde hız kesmeyen Kailing’in sonraki adımı  Charlie Grandy ile birlikte yarattıkları 2018’de ekranlara gelen ve on bölümle tek sezonda kalan “Champions” olmuştu. Bir yıl sonra Matt Warburton ile imza attığı “Four Weddings and a Funeral” uyarlaması ile herkesi memnun etmişti. 2020’de çocukluğundan izler taşıyan “Never Have I Ever” ile dört sezonu devirdi. Bu kez yanında Lang Fisher vardı. Justin Noble ile birlikte yarattıkları “The Sex Lives of College Girls”ün üç sezonluk başarısı dördüncü sezon için yayımcı bulamadıklarından mecburen bitti. Ike Barinholtz ve Elaine Ko ile yarattıkları “Running Point”in “Ted Lasso” çakması yorumları arasında kısa sürede iki sezonu devirmesi de bir başka başarı öyküsü. Neredeyse her yıla bir dizi sığdıran ve boş durmayan Kailing’in şimdilik ekranlardaki son projesi “Not Suitable for Work”te bu kez tek başına. Yine benzerlikler teorileriyle eleştiri alsa da Hulu ekranlarının başına geçenler için asayiş berkemal. Dizi ülkemizde de Disney platformunda yayımlanıyor.

Manhattan’da yaşayan 20’li yaşlarındaki beş işkoliğin profesyonel başarının peşinden koşarken hem özel hem de iş hayatında ayakta kalma mücadelelerini gerçekçi ve mizahi bir dille anlatıyor. Bu genç beşlinin lise yıllarının ardından hayatlarının yeni dönemine adım atışını konu alan dizi, kariyer başarısı ile kişisel mutluluğa zaman ayırma arasında kaldıkları anları ince bir mizah anlayışıyla ele alıyor. İlk bölümü şaşırtıcı derece uzun olan dizi ana karakterlerini hızlıca tanıtıp sevdirmeye çalışıyor. Manhattan’ın Murray Hill semtinde geçen dizi iki daireden beş gencin yaşama tutunma mücadelesini anlatıyor. İki kız ve üç oğlanın peşine takılmamızı bekliyor.

Kızlardan Abby ünlüleri giydiren bir stilistin kendi işini kurma hayalleriyle dolu asistanı. AJ de New York’un en prestijli yatırım bankasında çalışan çekici ve hırslı analist. Gelelim oğlanlara… Angus, AJ ile aynı işyerinde çalışan finansçı. Beşlinin en enerjik ve her an her şeyi yapabilecek çılgın karakteri olarak komik anların doğmasını sağlayan kilit isim. Dizinin akılda kalıcı tek karakteri aynı zamanda. Kendini beğenmiş idealist zengin Josh da babasının torpiliyle tv’de asistan olarak attığı adımların sonunu hayal eden doğma büyüme New Yorklumuz. Grubun şaşkolozu olarak komedi anlarının ikinci başlatıcısı. Tıp öğrenciliğini oyuncu olma idealiyle bırakan Kel de hayallerine biraz da ailesinden çekinerek ulaşmaya çalışan gencimiz.

Oyuncu kadrosunda tanıdık simalar olsa da ismen tanıdığımız kimse yok. Ella Hunt, Avantika, Will Angus, Jack Martin ve Nicholas Duvernay dizinin ana beşlisi. Avantika’nın seksapelini parlatmak, Will Angus’un aranan yeni enerji olduğunu göstermek ve Jack Martin’in aranan yakışıklı olduğunu göstermek gibi beklentisi var. Ana beşliye eşlik edenler ise tecrübeli ağır toplar. Özellikle “Alias” dizisiyle tanınan Victor Garber ve “Ally McBeal”ın ikonik karakterlerinden birine imza atan Greg Germann başta olmak üzere kadro sürpriz konuklarla şekilleniyor.

“Yetişkinler için hayata tutunma rehberi” olarak nitelendirilen ve bunu da kendine özgü mizahi bir üslupla yaptığı söylenen dizinin geride kalan beş bölümü birkaç parlak an dışında beklenenin uzağında. Karakterlerin çoğunluğu klişe. Olaylar da buna paralel olarak hayli tanıdık ve bildik. Yıl olmuş 2026 herkesin korktuğu patronla başlayan ilişki hiç de cazip görünmüyor. Sonrası nereye varır diyebileceğimiz bir şey de yok. 

Gençlerin hayalleri peşinde büyük şehirlerde tutunma çabası gibi evrensel konuya odaklanan “Not Suitable for Work” ne güldürüyor, ne de özgün görünüyor. Benzerlerini daha önce defalarca izlediğimiz konuyu yeniden izlememizi sağlayacak hiçbir şey barındırmıyor. Kalan üç bölümde ekstra bir yükseliş olmazsa iptal olan projeler kervanına katılmak üzere yeri hazır görünüyor.




Women’s Prize for Fiction 2026 Kazananı Virginia Evans’ın “Muhabbet”i April Yayıncılık Etiketiyle Türkçede!

Cuma, Haziran 12, 2026

Dünya edebiyatında son yılların en güçlü çıkışlarından birine imza atan Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet (The Correspondent), April Yayıncılık etiketiyle Türkçede okurlarla buluştu. 

Büyük haberi paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz: Muhabbet, dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden Women’s Prize for Fiction 2026’nın kazananı oldu.

Yayınlandığı günden itibaren okurlar, eleştirmenler, kitap kulüpleri ve kitabevleri arasında kulaktan kulağa yayılan Muhabbet, çağdaş edebiyatın en özel başarı hikâyelerinden birine dönüştü. Virginia Evans, ilk romanıyla yalnızca yılın en çok konuşulan yazarlarından biri olmakla kalmadı... Mektup formunu bugünün yalnızlığı, hafızası, pişmanlıkları ve kırılgan insan ilişkileriyle buluşturarak unutulmaz bir edebi deneyim yarattı.

Roman, Women’s Prize for Fiction 2026 ile başarısını taçlandırdı. Goodreads Okur Ödülleri’nde üç ayrı dalda finale kaldı ve yüz binlerce okurun oylarıyla dikkat çekici bir başarı elde etti. Ayrıca Amerika’daki binlerce bağımsız kitabevinin oylarıyla verilen Indies Choice Awards’ta “Yılın En İyi Romanı” seçildi.

Kitaba gelince...
Muhabbet'in merkezinde Sybil Van Antwerp var. Sybil her sabah masasının başına geçip mektuplar yazıyor: kardeşine, arkadaşlarına, editörlere, ajanslara, üniversite dekanına, sevdiği yazarlara… Ve yıllardır gönderemediği o tek kişiye.

Tamamı mektuplardan oluşan roman, okuru bir kadının zihnine, hafızasına ve vicdanına doğrudan davet ediyor. Her mektup yeni bir sır, yeni bir pişmanlık, yeni bir yüzleşme taşıyor. Yapbozun parçaları her sayfada biraz daha tamamlanırken Sybil’in hayatı, ilişkileri, kayıpları ve sakladıkları içten içe büyüyen bir duygusal gerilimle açılıyor.

Muhabbet, bir yandan mektup yazmanın neredeyse unutulmuş zarafetini hatırlatırken, hepimize unuttuğumuz soruyu soruyor: Söyleyemediklerimiz, yazamadıklarımız, gönderemediğimiz mektuplar bizi nasıl şekillendirir?

Romanın Türkçe çevirisi Ergin Kaptan imzasını taşıyor. Kaptan, Evans’ın incelikli üslubunu, ironisini, kırılgan mizahını ve mektuplardaki farklı ses tonlarını Türkçeye ustalıkla aktararak romanın duygusal ritmini koruyan güçlü bir çeviri ortaya koyuyor.

Women’s Prize for Fiction 2026 kazananı Muhabbet, şimdi Türkçede.

Muhabbet / Virginia Evans
Orijinal Adı: The Correspondent
Çeviri: Ergin Kaptan
April Yayıncılık, Mayıs 2026
344 Sayfa
444 TL


Adile Naşit: Olmamış Kuzucuklarım

Perşembe, Haziran 11, 2026

Biyografi filmlerinin gişe çağrısına kimsenin kayıtsız kalamaması ve popüler kültür malzemesine dönüşmesiyle açılan kapıdan irili ufaklı pek çok isim girdi ve girmeye de devam ediyor. Şarkıcılarla başlayan furyaya sporcular ve fenomenler eklendikten sonra ellerini ovuşturmaya başlayan yapımcıların nispeten daha küçük bir figüre gitmesiyle oluşan Adile Naşit filmi ilk duyduğumuzda heyecan yaratmıştı. Yeşilçam’ın en güzel dönemine iz bırakmış, sinema yıldızı olmamış ama karakter oyunculuğunda bir dönüm noktasına dönüşmüş Adile Naşit’in hayat hikayesini anlatacak filmin hepimizin sevgisi ve alkışlarıyla yükseleceğini düşünüyorduk. Beklentilerimizin fazla olmaması da zordu. Zira o meşhur aile filmlerden sahneler, Münir Özkul, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe başta olmak üzere dönemin diğer yıldızlarını görecek olmak özlediğimiz dönemi de yaşatacaktı bize. Yönetmen koltuğunda da Çağan Irmak oturuyordu, daha ne olsundu. Lakin o beklentiler yerle yeksan oldu.

5 Aralık 2025’te vizyona giren film aldığı ilk eleştirilerden sonra daha az salonda, daha az izleyici karşısında fazla direnemeden tamamladı dönemini. Vizyonda planlanan geniş kitleye ulaşmasıysa Netflix kataloğuna eklenmesiyle oldu. Pek iyi anılmasa da oturduğu yerden izleyecek olmak daha kolaydı. Kötü olacağını bilsem de izleyeceğim diyenler de çoğunluktaydı. Ne olursa olsun izleniyor, izlenecek. Peki izleyenler ne görecek, ne hissedecek?

Adile Naşit, son derece risksiz, sinema duygusundan ve sevgisinden çok uzak bir film ne yazık ki. Serde bu kadar çok malzeme varken en basit google aramasından bulunabilecek şeyleri birbirine ekleyerek yazılmış berbat senaryonun gazabına uğramış. Edebiyat dünyasının çok okunan ve sevilen isimlerinden Nermin Yıldırım imzalı senaryonun bu kadar kötü olması yanlış isim olduğunu doğruluyor. İlk iki romanıyla nefis bir iş çıkaran Yıldırım sonrasında popüler olmanın etkisiyle “bak birazdan altını çizeceğin cümleler kuracağım şablonu”na geçerek parlak fikrini lastik gibi uzatan kaotik kuru gürültüleri kaleme alan bir isim artık. Haliyle yazdığı senaryonun da içi boş kuru gürültü olması sürpriz değil. Sinema aşığı biri de değil galiba. Zira koca filmde bir iki tane zirve noktası olmaması şaşırtıcı. Sürekli araya serpiştirilen saçma plaj sahnesiyle dağılıp geri toparlanmaya çalışıyor film. Bir noktadan sonra anlam aramayı bırakıyoruz zaten. Hadi Nermin Yıldırım kötü senaryo yazmış tamam da Çağan Irmak niye düzeltmemiş diye sorsak cevabı nerede bulabileceğimizi de bilmiyoruz.

Filmin yanlışları senarist ve yönetmenden ibaret değil. Oyuncu seçimleri de çok sırıtıyor. Adile Naşit’i canlandıran Meltem Kaptan’ın çok yanlış seçim olduğu daha ilk sahnelerde adeta bağırıyor. Oyunculuğuna bir şey demeyelim hadi ama sırf kilolu diye seçilmesi ne kadar doğru? Adileciğimizin pamuklar gibi yumuşacık yüzü ve hababam öğrencileri gibi mıncıklayasımız gelen sevimliliğinden eser yok Kaptan’da. Daha sert bakışlar, köşeli bir ruh haliyle sevimliliğin aksine antipatik bir görünüşe sahip. Cana yakın bildiğimiz, gördüğümüz kadını film boyunca bu kadar itici görmek seyircinin yorulmasına sebep oluyor. Senaryo gereği kederli oluşunun da etkisiyle bir türlü sevemiyoruz. Haliyle filmin içine de dahil olamıyoruz. Oyuncu kadrosunun geri kalanı içinde aynı cümleleri kurabiliriz. Seda Bakan’ın nasıl Müjde Ar’ı oynadığını anlamak zor. Ne alaka yahu? Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü çiftinde yakalanan başarı diğerlerinde nasıl yakalanmaz? Elif Nur Kerkük nasıl Ayşen Gruda olabilir? Zaten içi doldurulmayan boş karikatürden ibaret karakterleri bari en azından benzerlikle tolere edebilmek mümkündü. Oyunculuklar bakımından sadece Levent Can öne çıkıyor. Onun da sebebi karakterin içini dolduracak sahneler yazılması. Ortalama bir kadronun daha iyisini çıkarmasını beklerdik ama dedik ya ortada berbat bir senaryo var. Kimseyle özdeşleşmiyoruz. Beklediğimiz nostalji hissini duyamıyoruz. Filmin herhangi bir anına bağlanamıyoruz. Her şeyin gözümüzün önünden gelip geçmesine şahit oluyoruz o kadar. Adile’nin ölmek üzere olması bile endişelendirmiyor bizi. Bu senaryo ile anca bu kadar olabiliyor diyebiliyoruz.

Peki bunca yanlışın arasında Çağan Irmak ne arıyor? Kağıt üstünde bu kadar doğru isimken nasıl bu kadar kötü film çekebilir? Irmak filmografisinin aksine hiç risk almayarak çektim bitti diyor adeta. Filmin son halini gördüğünde bunda film duygusu yok diyecek kadar beklemesine gerek olmayan isim. Senaryoyu okuduğunda zaten anlamıştır. Bu filmin anakarakteri yok. Herhangi bir çatışması yok. Olay örgüsü sorunlu diyebilirdi. Çekimleri sırasında sette olmak isteyeceğimiz filmlerden biri o yüzden Adile. 

Biyografi furyası daha ne kadar sürecek bilinmez ama şimdilik elimizdeki en olmamış film Adile Naşit. Adını çağırdıkları kuzucuklarına “olmamış” demezdi elbet. Daha iyisini yaparsınız derdi destekleyerek muhtemelen. İzleyecekseniz beklentilerinizi düşürerün derim.


Marjane Satrapi'nin anısına… Taliban gölgesinde umudunu kaybetmeyen bir kızın hikâyesi: Pervane okurlarla buluşuyor

Perşembe, Haziran 11, 2026

Deborah Ellis'in dünyaca tanınan romanından ve ödüllü animasyon filminden uyarlanan Pervane, savaşın ve baskının gölgesinde yaşam mücadelesi veren küçük bir kızın cesaret dolu hikâyesini grafik roman formatında okurlarla buluşturuyor. Afganistan'da kadınların görünmez kılındığı bir dönemde geçen eser, özgürlüğün ve umudun en karanlık zamanlarda bile filizlenebileceğini güçlü bir anlatımla aktarıyor.

Karakarga Yayınları, çağdaş dünya edebiyatının en etkileyici çocuk ve gençlik klasiklerinden biri olarak kabul edilen Deborah Ellis imzalı Pervane'yi grafik roman formatıyla Türkçeye kazandırıyor. Eser, aynı zamanda Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions ortak yapımı ödüllü animasyon filminin çizgi roman uyarlaması olarak okurlarla buluşuyor.

Hikâye, 2001 yılında Taliban yönetimindeki Kabil'de yaşayan küçük Pervin'in yaşamına odaklanıyor. Kadınların tek başına sokağa çıkmasının, eğitim almasının ve çalışmasının yasak olduğu bir düzende ailesini ayakta tutmaya çalışan Pervin, babasının tutuklanmasının ardından hayatta kalabilmek için erkek kılığına girmek zorunda kalır. Onun bu cesur yolculuğu, savaşın yıktığı bir coğrafyada insan onurunu, aile bağlarını ve umudu yeniden sorgulatan güçlü bir direniş öyküsüne dönüşür.

Sadece çocukların değil yetişkin okurların da ilgisini çekecek olan Pervane, savaşın siviller üzerindeki yıkıcı etkisini, kadınların maruz bırakıldığı baskıları ve eğitim hakkının önemini yalın ama sarsıcı bir dille anlatırken, grafik roman sanatının görsel gücüyle duygusal etkisini katlıyor.

Gerçek yaşamdan ilham alan anlatımı, evrensel insan hakları teması ve umut dolu kahramanıyla Pervane, yalnızca bir grafik roman değil; cesaretin, dayanışmanın ve özgürlüğe duyulan özlemin unutulmaz bir hikâyesi olarak raflardaki yerini alıyor.

Persepolis ve Pervane üzerine…
Marjane Satrapi'nin kısa süre önceki vefatıyla birlikte, Persepolis yeniden dünya gündemine taşındı. Satrapi, grafik romanın yalnızca bir anlatı biçimi değil, aynı zamanda baskı altında yaşayan toplumların hafızasını taşıyan güçlü bir edebiyat dili olduğunu tüm dünyaya göstermişti.

Tam da bu dönemde Karakarga Yayınları'nın yayımladığı Pervane (The Breadwinner), Persepolis okurlarının ilgisini çekecek güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor. İran Devrimi'nin gölgesinde büyüyen bir kızın hikâyesini anlatan Persepolis ile Taliban yönetimindeki Afganistan'da hayatta kalmaya çalışan küçük Pervin'in öyküsünü anlatan Pervane, kadınların sesi kısıldığında çocukların cesaretinin nasıl direnişe dönüştüğünü grafik roman diliyle aktarıyor.

Biri İran'da, diğeri Afganistan'da geçen bu iki eser; savaş, baskı, kadın hakları ve umut temalarını kişisel hikâyeler üzerinden evrensel bir anlatıya dönüştürüyor. Marjane Satrapi'nin ardından grafik romanların toplumsal hafızadaki yerini yeniden konuştuğumuz bugünlerde, Pervane yalnızca yeni bir yayın değil, Persepolis'in açtığı yolun güncel ve etkileyici bir devamı olarak değerlendirilebilir.

Arka Kapak Yazısı:
“Bütün kızlar, Deborah Ellis’in yazdığı Pervane’yi okumalı.”  – Malala Yousafzai, New York Times

Ortadoğu Kitap Ödülü
İsveç Peter Pan Ödülü
Hackmatack Ödülü
Baia delle Favole Ödülü
Rebecca Caudill Genç Okurlar Ödülü
YALSA PPYA

“Bütün genç insanlara ilham kaynağı olacak bir cesaret ve kahramanlık hikâyesi.” – Angelina Jolie

Deborah Ellis’in sevilen romanından esinlenen Pervane adlı animasyonun bu güzel grafik roman uyarlaması, Afganistan’da Taliban yönetimi sırasında ailesini geçindirmek için erkek kılığına girmek zorunda kalan on bir yaşındaki Pervin’in hikâyesini anlatıyor.

Pervin, ailesiyle birlikte Afganistan’ın başkenti Kâbil’de bombalanmış bir apartmanın tek odasında yaşıyor. Pervin’in babası, okulu bombalanana ve sağlığı mahvolana kadar bir tarih öğretmeniydi.  Pazarda, yerdeki bir battaniyenin üzerinde oturuyor ve okuma yazma bilmeyen insanlar için mektup okuyup yazarak geçimini sağlıyor. Bir gün, yasaklanmış kitaplara sahip olduğu için tutuklanıyor ve ailenin başında geçimlerini sağlayacak kimse kalmıyor.

Ailenin durumu kötüye gittikçe, ortaya tek bir çözüm çıkıyor. Kız olarak para kazanması yasak olan Pervin, erkek kılığına girmek ve ekmek parası kazanan kişi olmak zorunda kalıyor.

Okuyucular, çarpıcı çizimleri ve ilham verici hikâyesiyle bu güçlü grafik romandan büyük keyif alacaklar.

Deborah Ellis yirmi beş dile çevrilen Pervane de dahil olmak üzere yirmiden fazla kitabın yazarıdır. Bu kitaplardan kazandığı teliflerle Women for Women in Afghanistan, UNICEF ve Street Kids International gibi kuruluşlara 1 milyon dolardan fazla bağışta bulunmuştur. Simcoe, Ontario’da yaşamaktadır.

Nora Twomey Oscar® adaylığı alan (ve Nora’nın eş yönetmenliğini yaptığı)  The Secret of Kells ve Song of the Sea adlı filmleri üreten bir animasyon şirketi olan Cartoon Saloon’un kurucu ortağı ve kreatif direktörüdür.

Deborah Ellis’in en çok satan çocuk romanının uyarlaması olan Pervane’yi yönetti. İrlanda’da eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşamaktadır.

Pervane filminin yapımcılığını Aircraft Pictures, Cartoon Saloon ve Melusine Productions üstlenmiştir.

Pervane / Deborah Ellis
Çevirmen: Emre Yavuz
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
80 Sayfa
450 TL


Toprak Işık’tan İnsana Dair İki Ayna: “Sıra Başı” ve “Bu Yaştan Sonra”

Salı, Haziran 09, 2026

Epsilon Yayınevi etiketiyle okurla buluşan Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra, Toprak Işık’ın insanı merkeze alan güçlü anlatı evreninin iki farklı yüzünü ortaya koyuyor. Biri Türkiye’nin farklı kesimlerinden insanların hikâyelerini anlatırken, diğeri yaş alma, değişim ve hayatın ikinci yarısına dair incelikli bir bakış sunuyor. 

Çağdaş Türk edebiyatının üretken kalemlerinden Toprak Işık, yeni kitapları Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra ile okuru yine insanın en tanıdık, en gerçek ve en kırılgan yanlarıyla buluşturuyor.
Yazar, iki kitapta da büyük olayların, sıra dışı kahramanların ya da uzak coğrafyaların peşine düşmek yerine gündelik hayatın içindeki insanı odağına alıyor. Çünkü ona göre hikâye, çoğu zaman yanı başımızda duran insanların hayatlarında saklı. 
 
Sıra Başı: Türkiye'nin İnsan Manzaraları
On bir öyküden oluşan Sıra Başı, farklı yaşamlara, farklı kuşaklara ve farklı toplumsal deneyimlere açılan bir anlatı dünyası kuruyor.

Askerî okul öğrencilerinden büyük şehirde eğitim hayatına başlayan gençlere, emekliliğin ağırlığını hissedenlerden hayatında yeni başlangıçlar yapmaya çalışan karakterlere kadar uzanan geniş bir insan panoraması sunan kitap, Türkiye'nin farklı yüzlerini aynı çatı altında buluşturuyor.

Toprak Işık, her öyküde farklı bir karakterin dünyasına girerken, onların umutlarını, hayal kırıklıklarını, zaaflarını ve küçük zaferlerini büyük bir doğallıkla aktarıyor. Mizahla hüznün iç içe geçtiği anlatılar, okura yalnızca hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumun değişen yapısına ve insan ilişkilerine de ayna tutuyor.

Sıra Başı, sıradan görünen hayatların aslında ne kadar güçlü hikâyeler taşıdığını gösteren sıcak ve samimi bir öykü kitabı olarak öne çıkıyor.

Bu Yaştan Sonra: Hayatın İkinci Perdesine Dair Bir Roman
Toprak Işık’ın yeni romanı Bu Yaştan Sonra ise okuru bu kez yaş almanın, değişimin ve hayatın ikinci yarısının içine davet ediyor.

Roman, yılların ardından kendine yeni bir yer açmaya çalışan insanların hikâyesini anlatırken; emeklilik, aile ilişkileri, kuşak çatışmaları, iş hayatı ve zamanın insan üzerindeki etkileri gibi evrensel meseleleri gündeme taşıyor.

Yazarın güçlü gözlem yeteneği sayesinde aile sofralarında yaşanan küçük tartışmalar, iş yerindeki rekabetler, gündelik hayatın sıradan görünen yanlış anlaşılmaları ve orta yaşın görünmez kaygıları, hem komik hem de düşündürücü bir anlatıya dönüşüyor.

Bu Yaştan Sonra, yalnızca yaş almayı değil; insanın kendisiyle, çevresiyle ve değişen dünyayla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir roman olarak dikkat çekiyor.
 
Mizahın İçinden Geçen Güçlü Bir İnsanlık Hâli
Toprak Işık’ın anlatı dünyasının en belirgin özelliklerinden biri, mizahı yalnızca güldürmek için değil, insanı daha yakından anlatabilmek için kullanması.

Hem Sıra Başı'nda hem de Bu Yaştan Sonra'da karakterler, hayatın içindeki küçük absürtlüklerle, yanlış anlaşılmalarla, beklentilerle ve hayal kırıklıklarıyla mücadele ediyor. Yazar ise onları yargılamadan, olduğu gibi kabul ederek anlatıyor.

Bu yaklaşım, kitapların sıcak, samimi ve güçlü bir okuma deneyimi sunmasını sağlıyor.

Kendimizi Bulduğumuz Hikâyeler
Toprak Işık’ın yeni kitapları, farklı türlerde ilerleseler de aynı temel sorunun peşine düşüyor: İnsan, hayatın değişen koşulları karşısında kim olmaya devam eder?

Bir yanda Türkiye’nin farklı insan manzaralarını bir araya getiren Sıra Başı, diğer yanda yaş alma ve değişim üzerine düşündüren Bu Yaştan Sonra...

Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlanan bu iki kitap, okuru hem güldüren hem düşündüren anlatılarıyla, hayatın içinden gelen karakterleri ve güçlü gözlem gücüyle çağdaş Türk edebiyatında özel bir yer edinmeye aday.

Sıra Başı / Toprak Işık
Öykü 
188 Sayfa
295 TL

Bu Yaştan Sonra / Toprak Işık
Roman
180 Sayfa
295 TL


 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template