♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Joan Baez’in şiir kitabı “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın” İnkılâp Kitabevi’nden raflarda!

Cuma, Ocak 23, 2026

Joan Baez’in şiir kitabı “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın” Pelin Batu çevirisiyle İnkılâp Kitabevi’nden çıktı. 86 şiirin yer aldığı kitap için Pelin Batu “Burada çok daha kişisel, düşsel, çocuksu, bir taraftan kırılgan bir taraftan güçlü bir kadını tanıyacaksınız. Hatta daha da ileri gideyim, bir kadın değil, bir çocuğu, genç bir adamı, başka başka kadınları da duyacaksınız” diyor.

Müziğiyle olduğu kadar barış ve insan hakları mücadelesiyle bir kuşağın hafızasına kazınan Joan Baez, bu kez sevenlerinin karşısına şiirleriyle çıkıyor. Kitaptaki şiirler, kimi zaman üç yaşındaki bir çocuğun diliyle saf ve oyunbaz; kimi zaman yaşanmışlıkların ağırlığını taşıyan olgun bir sesle yankılanıyor. Çocukluk anıları, korkuları, travmaları ve iyileşme süreçleri şiirinin temel eksenini oluşturuyor. Terapinin, hatırlamanın ve kabullenmenin iyileştirici gücü sık sık vurgulanıyor. 

Kitabın Türkçe çevirisi ve önsözü Pelin Batu imzasını taşıyor. Batu’nun kişisel ve edebi yaklaşımıyla kaleme aldığı önsöz, Baez’in şiir evrenine kapı aralıyor. “Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın”, Joan Baez’in müziğinde sezilen insani derinliği bu kez kelimelerle kurduğu; acıyla şefkati, kırılganlıkla direnci aynı anda taşıyan bir eser olarak raflarındaki yerini alıyor.

Arka kapak
“Baez’in sesini her duyduğumda, onun taşıdığı ağırlığı, içindeki yaraları, yüreğindeki hem kırılgan hem dirençli kökleri algıladığımı düşünürdüm. Şimdi aynı şeyi şiirlerinden alıyorum, ozmoz yaparak, kendimi bulup kendimi bırakarak. Kötülüklerle kararmış dünyam, onun gibi mücadele eden insanların varlığını bildikçe ısınıyor. Joan Baez’i tutarlı, dürüst, ezelden beri ezilenden yana, savaş makinalarına karşı tek başına meydan okuyan bir kadın olarak tanımak bana ilham verdi, veriyor. Kaybolduğumu sandığım anlarda sözlerinin içinde saklı insanlığın izi bana yol gösteriyor.”
Pelin Batu

Annemi Gördüğünüzde Onu Dansa Kaldırın / Joan Baez
Çevirmen: Pelin Batu
İnkılâp Kitabevi
Sayfa Sayısı: 184
Liste Fiyatı: 300,00 TL

Saadet Öğretmen’den Karanlığa Karşı Bir Vicdan Hikâyesi

Cuma, Ocak 23, 2026

Eğitimci, aktivist ve insan hakları savunucusu Saadet Özkan, yaşadıklarını ve tanıklık ettiklerini kaleme aldığı bu anlatı kitabında, bireysel vicdanın toplumsal bir mücadeleye nasıl dönüştüğünü tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, bir hayat hikâyesinin ötesine geçerek, adalet, cesaret ve sorumluluk üzerine güçlü bir çağrıya dönüşüyor.

Kitap, Saadet Özkan’ın çocukluğundan başlayarak öğretmenlik yıllarına, kamu görevlerinden sivil toplum mücadelesine uzanan yolculuğunu merkezine alıyor. Anlatı boyunca; suskun kalabalıklar, yalnız duruşlar, kurumsal adaletsizlikler ve vicdanla verilen kararlar samimi, yalın ve sarsıcı bir dille aktarılıyor. Özkan, kötülükle ilk yüzleştiği anı bir kırılma noktası olarak ele alırken, “susmamak” kavramını hayatının temel ilkesi hâline getiriyor.

Eserin önemli bölümlerinden biri, çocuklara yönelik istismara karşı verilen mücadelenin nasıl başladığını ve bu sürecin UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneğine uzanan örgütlü bir harekete nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Kitapta bireysel cesaretin, kolektif bir vicdana dönüşme süreci tüm gerçekliğiyle anlatılıyor.

Saadet Öğretmen, okuru hazır cevaplarla değil; zor, rahatsız edici ama hayati sorularla baş başa bırakıyor. Adaletin bazen kazanmadığı ama adalet için ses çıkaran insanların kaybetmediği fikrini merkeze alan anlatı; özellikle eğitimciler, ebeveynler, gençler ve insan hakları alanında çalışanlar için güçlü bir tanıklık sunuyor.

Bu kitap, yalnızca bir yaşam öyküsü değil; karanlığa karşı yakılmış bir kibrit, suskunluğa karşı yükseltilmiş bir ses ve “bir kişi bile hayır dediğinde nelerin değişebileceğini” gösteren gerçek bir mücadele metni olarak öne çıkıyor.

Arka Kapak Yazısı:
BİR ÖĞRETMENİN CESARETİ, BİR ANNENİN VİCDANI, BİR KADININ ADALETE OLAN SARSILMAZ İNANCI...

Bu kitap, suskun bırakılan çocuklar için ayağa kalkan Saadet Özkan’ın sıra dışı mücadelesini anlatıyor. İzmir’de bir köy okulunda öğretmenlikle başlayan hikâyesi onu Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı bir çocuk hakları aktivistine dönüştürdü.

Adaletin karşısında tek başına durmaktan korkmayan Saadet Özkan, bu cesaretiyle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın her yıl dünyada yalnızca 12 kadına verdiği Uluslararası Kadınlar Cesaret Ödülü’ne layık görüldü. Kuruluşunda yer aldığı UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ise binlerce gönüllüsüyle büyüyerek ülkedeki çocukların güçlü bir çığlığına dönüştü.

Bu otobiyografi; acıyla yüzleşmenin, korkuya rağmen yürüyebilmenin ve “Bir kişi neyi değiştirebilir ki?” sorusuna verilen güçlü bir cevabın hikâyesi. Saadet Özkan’ın kaleminden dökülen bu satırlar, sadece bir yaşamöyküsü değil; adalet, umut ve cesaretle yazılmış bir çağrıdır.
Çünkü bir çocuğun hayatı, her şeyden daha değerlidir.

Saadet Öğretmen / Saadet Özkan
Alt Başlık: Kaybetmekten korkan değil, mücadele eden kazanır.
Türü: Anlatı
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 216
Fiyatı: 280 TL

Kay Dick’ten Bir Distopik Başyapıt: Onlar

Salı, Ocak 20, 2026

İngiliz yazar Kay Dick imzalı Onlar, ocak ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor! Roman, ürpertici bir dille, özgürlüğün sistemli bir baskıyla adım adım yok edildiği bir ülkede, dayatılan otoriteye karşı tek başına direnen bir karakterin karanlık ve sarsıcı hikâyesine odaklanıyor.

Onlar kimi zaman evleri basıp kitapları ortadan kaldırıyor, kimi zaman sanat eserlerini yok ediyorlar. Bazen bekârları avlıyor, bazen de yas tutanları kulelere kapatıp beyinlerini yıkıyorlar. Karanlıkta sinsice dolaşıp kendilerine direnenleri gözetliyor, takip edip fişliyorlar. Güneşli bir günde onların gölgesinin düştüğü herkes ve her şey için gün bir anda kararıyor, bir kâbusa dönüşüyor.

İngiliz yazar Kay Dick’in 1977’de yayımlandıktan kısa bir süre sonra kayıplara karışan ve kırk yılı aşkın süren, uzun bir sessizliğin ardından yeniden keşfedilen romanı Onlar, isimsiz ve cinsiyetsiz, cesur bir karakterin peşinde, direnme gücü ile otoriteye boyun eğme arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor.

“Kayıp bir distopik başyapıt.”
The Paris Review

“Tüyler ürpertici bir öngörü... Sinsi ve dehşet verici!”
Margaret Atwood

#ingilizedebiyatı #distopya #korku #gerilim #otorite #baskı

Onlar / Kay Dick
Çeviri: Su Akaydın
Dizi: Modern
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 104
Fiyatı: 200 TL  

Ertürk Akşun’dan Kaos, Aydın ve Toplumsal Kurtuluş Üzerine Sarsıcı Bir Tartışma: Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası

Perşembe, Ocak 15, 2026

Yazar, yayıncı ve düşünür Ertürk Akşun, yeni kitabı Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası ile içinde yaşadığımız belirsizlik, çözülme ve düşünsel çoraklaşma dönemini tarihsel ve teorik bir bakışla ele alıyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, günümüz Türkiye’sinde “yeni insan”, “yeni aydın” ve “toplumsal kurtuluş” kavramlarını yeniden tartışmaya açıyor.

Kitap, kronolojik bir tarih anlatısı kurmak yerine; güncel siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeler üzerinden tarihe yeniden bakmayı öneriyor. Tanzimat’tan Erken Cumhuriyet dönemine, Jöntürklerden 1968 kuşağına uzanan geniş bir çerçevede aydın tipolojisini inceleyen Akşun, bugünün aydınının neden eylemsizleştiğini ve düşünsel bir krize sürüklendiğini sorguluyor.

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası, yalnızca eleştirel bir çözümleme sunmakla yetinmiyor; aynı zamanda “eylemli aydın” fikrini merkeze alarak yeni bir siyasal ve düşünsel çıkış yolu arıyor. Gazeteciliğin bilgi üretme kapasitesini yitirdiği, kavramların içinin boşaltıldığı, tarihle bağların koparıldığı bir dönemde; kitap, hafızayı, teori üretimini ve tarihsel bilinçlenmeyi bir direnç alanı olarak konumlandırıyor.

Ertürk Akşun, bu çalışmasında okuru hazır cevaplara değil, zor sorulara davet ediyor. “Yeni İnsan” fikrini, bireysel dönüşümden çok toplumsal kurtuluş perspektifiyle ele alan eser; tarih, ideoloji, sınıf mücadelesi ve aydın sorumluluğu üzerine kapsamlı bir düşünme alanı açıyor.

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası, yaşadığımız çağın karanlığını anlamak ve bu karanlıkla yüzleşmek isteyen okurlar için güçlü, tartışmalı ve kışkırtıcı bir başvuru kitabı niteliği taşıyor.

Arka Kapak Yazısı:
“Bu kitap, bugünün karmaşasını anlamak için tarihe geri dönmeyi öneren bir deneme değil; tam tersine, bugünden düne bakarak düşünmeye zorlayan, okuru rahatlatmak yerine rahatsız eden, kesin cevaplar sunmak yerine zor sorular sorduran bir metin.

Yazar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e, Jöntürklerden günümüz aydınına uzanan geniş bir hatta, Türkiye’de aydınlanma, iktidar, ideoloji ve sınıf mücadelesi üzerine yerleşik kabulleri yerinden sorguluyor. Kronolojiye yaslanmadan, güncel olaylar üzerinden tarihle bağ kuruyor; sezgi, teori ve deneyimi yan yana getirerek yeni insanın neden ve nasıl ortaya çıkamadığını tartışıyor. Yeni insanı inşa etmek için öneriler sunuyor.

Bu kitapta tarih, güvenli bir arşiv değil; bugünü açıklamak için yeniden kurulan bir mücadele alanıdır.
Postmodernizmin, sivil toplumculuğun ve neoliberalizmin nasıl cahilleştirme ve eşitsizlik yarattığını ve yeni ortaçağı nasıl inşa ettiğini açıklamaya çalışıyor.

Bu dönemin, aydınları nasıl yalnızlaştırdığını, nasıl bir korku iklimiyle köşelerine çekilmelerine neden olduğunu, yeni aydının neden ortaya çıkmadığını, yeni kadroların neden oluşmadığını, yeni insanı inşa etme koşullarını korkusuzca tartışmaya açıyor.

Okuması kolay değil; çünkü teselli etmiyor, düşündürmeyi seçiyor.

Bu kitap, tarihe bakarak bugünü anlamaya çalışanlar için değil; bugünü dert edinip, tarihle yüzleşme cesareti olanlar için yazılmış bir metin.”
– Editörün kaleminden

Kaos Çağında Yeni İnsanın İnşası / Ertürk Akşun
Türü: Araştırma
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 232
Fiyatı: 280 TL

Booker Ödüllü Anne Enright'tan Hayatta Var Olma Biçimlerimize Dokunan Güçlü Bir Roman: Çitkuşu

Çarşamba, Ocak 14, 2026

“Yeşil Yol” romanıyla tanıyıp sevdiğimiz ama çok ilgi görmediği için ilişilmeyen yazarlardan Anne Enright’ı nihayet bir yayınevi hatırladı. Enright’ı yaşayan en iyi romancılar statüsüne çıkardığı söylenen romandan yedi yıl sonra nihayet DeliDolu yayın programına alarak yaşasın edebiyat dedirtmiş. Zira karakterleri ve dili güçlü bir kalemin unutulması iyi okur için bir kayıptı. Nihayet yazarı son romanıyla yeniden türkçede görüyoruz. Tadımlık dosyasının verdiği heyecanı da eklersek merakla bekliyor, şimdiden öneriyor ve incelemeniz için pası bültene atıyoruz.

Booker Ödüllü yazar Anne Enright, son çıkan romanı Çitkuşu'nda üç kuşak kadının iç içe geçmiş hayatları üzerinden sevginin, yalnızlığın ve travmanın nasıl miras kaldığını anlatıyor. Söylenmeyenler, ertelenen duygular, bastırılan yaralar... Bu roman, köklerinden kaçmak isteyenlerle geçmişine sıkışıp kalanların hikâyesi.

Yalnızlığıyla ayakta durmayı öğrenmiş bir anne: Carmel.
Onun duygusal yükleriyle büyüyen, kendi sesini arayan bir kız: Nell.
Şiirleriyle belleklere kazınan, eylemleriyle ailesinde derin yaralar açan bir dede: Phil.
Ve geride kalanların hayatında silinmeyen izler bırakan bir geçmiş...

Carmel, hâlâ bu izlerin ağırlığında yaşarken, Nell için evden gitmek bir kaçış değil, hayatta kalma mücadelesi haline gelir. Phil'in açtığı yaraların gölgesinde şekillenen bu anne-kız ilişkisi, bugünün dünyasına fazlasıyla tanıdık gelen bir dille, hem karakterler hem de okur için sessiz bir gerilimden sarsıcı bir yüzleşmeye dönüşür.

Şiirle beslenen dili, ince esprileri ve keskin gözlemleriyle Çitkuşu, bireyin yalnızlıkla bitmek bilmeyen savaşına, aile olmanın zorluklarına ve geçmişten miras kalan tüm gerçekliklerimizle hayatta var olma biçimlerimize dokunan güçlü bir roman. ''Kendin ol'' diyen bir çağda, kendin olabilmenin neden bu kadar zor olduğunu yeniden hatırlatıyor.

''Yaşayan en büyük yazarlardan birinin aile konusunda yazdığı güçlü ve üzerine düşünülmüş romanı.'' — New York Times

Çitkuşu / Anne Enright
Türkçeleştiren: Mert Doğruer
280 sayfa
Satış Fiyatı: 420,00 TL

Desen Kitap Soruyor: Çizgi romanlar hakkında bir çizgi roman okumaya ne dersiniz?

Çarşamba, Ocak 14, 2026

Dokuzuncu sanatın tescilli ustalarından Raina Telgemeier ile Scott McCloud'ı bir araya getiren Çizgi Roman Kulübü, genç okurlara çizgi roman tozu yutturacak sihirli bir keşif yolculuğu vadediyor.

Temel kavramlardan çizim tekniklerine, hikâye anlatıcılığından bireysel yayıncılığa uzanan kitap, anlaşılır bir dil ve basit yönergeler eşliğinde çizgi roman yaratmanın yol haritasını çiziyor.

Çizgilerle hikâye anlatmaya meraklı ama nereden başlayacağına karar veremeyenler için ilham verici fikirlerle dolup taşan bu eğlenceli serüven, herkesi kendi tek kopyalık mini çizgi romanını hazırlamaya davet ediyor.

Hikâye avcısı Makayla, çizgileriyle mizahını konuşturan Howard, eskiz defterleriyle göz kamaştıran Lynda ve yeni şeyler denemekten büyük keyif alan Art. Hepsinin ortak yanı çizgi romana bayılmaları. Öte yandan, kimisi fikir üretmekte, kimisi ise hikâyelerini çizimle buluşturmakta zorlanıyor. Neyse ki artık okullarında bir Çizgi Roman Kulübü var!

Evet, bu kitabı okumaya karar vererek siz de bu kulübün bir üyesi oldunuz; tebrikler!

Unutmayın, çizgi roman denen şey özünde çok basit bir fikre dayanıyor. Önce bir resim... ardından bir tane daha... Ve en sonunda, eğer gerekliyse yazı. Her şey çizgilerden ve renklerden ibaret. Geri kalanlar, okurun hayal gücünün ürünü. Kullanmanız gereken tek bir araç ya da tek bir tarz bulunmuyor. Başarmak için tek bir doğru yok. Hata yapmak öğrenmenin en iyi yoludur. İlham beklenmedik yerlerden çıkabilir...

O hâlde daha ne duruyorsunuz? Biz şu an bir çizgi romanın içindeyiz, her yerde paneller var: Şimdi çizimlerinizi yarıştırma vakti!

Çizgi Roman Kulübü
Yazan ve Resimleyen: Raina Telgemeier & Scott McCloud
Türkçeleştiren: Ümit Mutlu
288 sayfa
Satış Fiyatı: 520,00 TL

Ahmet Güntan’dan Geçmişinden kaçmak için yola düşenlerin romanı: Sarıldım Çiftliği.

Salı, Ocak 06, 2026

Ahmet Güntan’ın güçlü kaleminden çıkan Sarıldım Çiftliği., geçmişinden kaçmak için yollara düşen Yunus Ayvaz’ın, onun iç sesi Sümbül Kovboy’un, bitip tükenmez yolculukların romanı. Roman, ocak ayında Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor.

Kabul edilmek artık umurumda değil. Yola çıkmıştım, uzun yola. Orada, henüz başlamamış bir şey beni bekliyordu. Öyle bir yere varacaktım ki orada olan biten her şey, içimde olan biten şeylerle sımsıkı kucaklaşacaktı. Benim için ayrılan yer bana tam olarak denk gelecek, hayatın akışı önceden kâğıda geçirilmiş de eksiksiz uygulanıyormuş gibi anlamlı olacaktı.

Sarıldım Çiftliği., içsel hesaplaşmalarla dolu; aşkın, suçluluk duygusunun, sessizliğin ve yeniden bir şeylere başlamanın romanı… Unutmak isteyenlerle hatırlamaktan korkanların kesiştiği bir yerde –Sarıldım Çiftliği’nde– yaşamın kırılgan dengelerini hatırlatan dokunaklı bir hikâye.

Bir gün bir çiftlikte bir yabancı
İzmir’den ayrılıp yollara düşen Yunus Ayvaz, çok geçmeden kendisini önce Kozak Yaylası’ndaki Dallas Kafe’de, ardından Sarıldım Çiftliği’nde bulur ve gözlerini alışık olmadığı bir dünyaya açar. Bu yeni dünyada Sarıldım Çiftliği, hem bereketi hem de gizemiyle ona türlü oyunlar oynar, zihnine yeni yeni fikirler uçuşturur. Yunus Ayvaz’ın kendini içinde bulduğu entrikalar, hesaplaşmalar ve taşıması zor yükler romanı çok geçmeden bambaşka bir yere götürür.

#yol #aşk #geçmiş #umut #yalnızlık #suçluluk #yenibaşlangıçlar

Sarıldım Çiftliği. / Ahmet Güntan
Dizi: Çağdaş 
Tür: Roman
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı: 280
Fiyatı: 320 TL  

İpek Aslan’dan Antakya’nın Kültürel Hafızasına Vefa Niteliğinde Bir Eser: Bir Kadın Bir Şehir Antakya

Salı, Ocak 06, 2026

Medeniyetlerin kesişim noktası, farklı inançların yüzyıllardır bir arada yaşadığı kadim şehir Antakya; kültürü, tarihi, mutfağı ve insanıyla bu kez bir kitap aracılığıyla yeniden hayat buluyor. Antakya’da doğup büyüyen ve kırk yılı aşkın süredir bu toprakların ruhunu yaşayan İpek Aslan, “Bir Kadın Bir Şehir Antakya” adlı kitabıyla şehrine duyduğu derin bağlılığı ve vefa duygusunu satırlara taşıyor.

Antakya’nın yalnızca yemekleriyle değil; insan hikâyeleri, inançları, gelenekleri ve ortak hafızasıyla bir bütün olduğunu vurgulayan kitap; tariflerin ötesine geçerek bir yaşam tanıklığı sunuyor. Her sayfasında bir anı, her tarifte bir hatıra, her satırda bu topraklara duyulan derin bir saygı yer alıyor.

İpek Aslan, bu eseri kaleme almadaki amacını; Antakya’nın kültürel mirasını korumak, görünür kılmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek olarak ifade ediyor. Kitap, yerel halka seslenirken aynı zamanda Antakya’yı yakından tanımak isteyen herkes için bir rehber niteliği taşıyor. Eserde ayrıca Antakya’nın sevilen dini kanaat önderleri ve toplumda saygı gören isimlerle yapılan özel röportajlara da yer veriliyor. Bu söyleşiler, şehrin çok katmanlı ruhunu ve ortak yaşam kültürünü daha derinlikli bir bakışla ortaya koyuyor.

“Bir Kadın Bir Şehir Antakya”, misafirlik geleneğinin, sofraların ve paylaşım kültürünün insanlar arasında nasıl güçlü bağlar kurduğunu da gözler önüne seriyor. Kitap; geçmişle bugün arasında köprü kurarken, yarının çocuklarına da yol gösterici bir kültürel belge olma niteliği taşıyor.

Yazar Hakkında: 1985 yılında Antakya’da doğan İpek Aslan, üniversite eğitimini Çukurova Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı. Eğitim hayatının ardından Amerika’da dil eğitimi alırken aynı zamanda farklı sektörlerde çalışarak uluslararası deneyim kazandı. İletişim ve pazarlama alanlarında çeşitli eğitimler alan Aslan, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Okulu ve kadın hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak görev aldı. Hatay Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Gastronomi Evi’nin yöneticiliğini üstlenen İpek Aslan, altı yıl boyunca Antakya mutfağının binlerce yemeğini, pişirme tekniklerini ve hikâyelerini derinlemesine öğrenerek bu alanda önemli bir kültürel birikim kazandı. Bu çalışmaları sayesinde gastronominin yalnızca bir yemek kültürü değil; bir yaşam biçimi, bir tarih ve bir kimlik olduğunu ortaya koydu. Toplumsal faydayı merkeze alan çalışmalarıyla 2023 yılında InStyle Dergisi Yılın Öncü Kadınları listesinde yer alan Aslan, 2024 yılında ise Akdeniz Bölgesi Saygın Medya – Yılın Kadın Başarı Ödülü’ne layık görüldü.

Bir Kadın Bir Şehir Antakya / İpek Aslan
Yayınevi: İkinci Adam Yayınları
Sayfa Sayısı: 167
200,00 TL

Fadime Uslu’dan kaçışa, yüzleşmeye, dünyayla mücadeleye dair öyküler: Bir Kıyıda

Salı, Ocak 06, 2026

Fadime Uslu’nun yeni öykü kitabı "Bir Kıyıda" ocak ayında Can Yayınları etiketiyle raflarda… Yazar Bir Kıyıda ile herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği, kendisini ait hissedebileceği, iç hesaplaşmalarıyla karşılaşabileceği polifonik öyküler sunuyor okura.

Çünkü yamaçlardan sonra zirve birdenbire gelir. Milyonlarca yıl boyunca ses zerrelerinden katılaşan göğün çatısı bir anda çöküverir. Bir kapak açılır. Biriken her şey birbirinin içinde birbirine karışarak tek gövdeyle akar. Hiçliğe. Denize. Diplerdeki zirvelere. Bugünse insan köpek cesetleriyle yüzüyordu çöplüklerde.

Bir Kıyıda, kaçışla yüzleşmenin, içe dönük itirafla yüksek sesli ifşanın, yenilgiyle itirazın karşılaşma sahası. Öyküler çeşitli biçimlerde baskı altında tutulan bireyin varoluş deneyimindeki kritik eşiklere sahne oluyor. Yalnızlıktan, fırtınalı sessizlikten, kolektif düş ve düşüncelerden filizlenen hikâyeler sarsılmaz bir görme iradesiyle hayata katılıyor.

Bir Kıyıda, kişisel deneyimin özgünlüğü ile ortak duyguların kesiştiği noktada okura çok katmanlı bir anlatı sunuyor.

#hesaplaşma #içdünya #yalnızlık #geçmiş #sessizlik #dünya #umut

Bir Kıyıda / Fadime Uslu 
Dizi: Çağdaş 
Tür: Öykü
Yayınevi: Can Yayınları  
Sayfa Sayısı:160
Fiyatı: 150 TL  

Ekonomiye Sayılarla Değil, İnsan Zihniyle Bakan Çarpıcı Bir Kitap: Paranın Ruh Hali

Salı, Ocak 06, 2026

Ekonomist ve yazar Beste Uyanık Kapukaya, yeni kitabı Paranın Ruh Hali ile parayla kurduğumuz ilişkinin arkasındaki duygusal, zihinsel ve bilinçaltı kodları mercek altına alıyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, ekonomi, psikoloji ve kişisel farkındalığı bir araya getiren özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor.

Paranın Ruh Hali, paranın yalnızca birikim, yatırım ve kazanç meselesi olmadığını; korkular, alışkanlıklar, aileden aktarılan inançlar ve zihinsel kalıplarla şekillenen bir ilişki biçimi olduğunu vurguluyor. Kitap, okuru “Neden aynı finansal döngüleri tekrar ediyorum?”, “Kazansam bile neden tutamıyorum?” ve “Parayla neden çatışıyorum?” gibi sorularla yüzleştiriyor.

Eser; yatırım psikolojisi, zenginlik zihniyeti, finansal okuryazarlık, tasarruf alışkanlıkları ve yeni nesil yatırım araçlarını, teknik bir dil kullanmadan, hikâyeler ve gerçek yaşam örnekleri üzerinden ele alıyor. Uzun ömür ekonomisi (longevity), dijital varlıklar ve değişen küresel dengeler gibi güncel başlıklar da kitabın önemli durakları arasında yer alıyor.

Paranın Ruh Hali, ekonomiyi karmaşık tabloların ötesinde, insanın iç dünyasıyla birlikte anlamak isteyen; finansal özgürlüğü sadece kazanç değil, bilinç meselesi olarak gören okurlar için güçlü bir başvuru kitabı olarak raflardaki yerini aldı.

Arka Kapak Yazısı:
PARA, KARARLARINIZI DEĞİL, DUYGULARINIZI TAKİP EDER!
Parayla kurduğunuz ilişkiye hiç dikkat ettiniz mi?
Ona nasıl davranıyorsunuz?
İlginiz hangi duygu çemberinde yer alıyor?
Yakın mısınız, onunla flört ediyor musunuz, yoksa uzak ve mesafeli misiniz?
Konu şu ki paraya nasıl bakarsanız o da size öyle bakar.

Paranın Ruh Hali, ekonomiyi rakamlar ve grafiklerle anlatan klasik finans kitaplarından ayrılıyor. Bu kitap, parayla kurduğumuz ilişkinin çocukluktan bugüne nasıl şekillendiğini, korkularımızın, alışkanlıklarımızın ve zihinsel kalıplarımızın finansal kararlarımızı nasıl yönettiğini cesurca ortaya koyuyor.

Beste Uyanık, ekonomiyi grafiklerle değil hikâyelerle anlatıyor. İflaslardan kaçırılan fırsatlara, krizlerden ani kazançlara uzanan bu anlatı, okuru piyasalardan önce kendi zihnine bakmaya davet ediyor.

Çünkü zenginlik, önce zihinde başlar.


Paranın Ruh Hali / Beste Uyanık Kapukaya
Alt Başlık: Duygularınız Cüzdanınızdaki İlk Yatırımdır
Türü: Güncel
Yayınevi: Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 216
Fiyatı: 270 TL


UCİM’den Çocuklara “Hayır” Demeyi Öğreten Güçlendirici Bir Kitap: Mavi Kelebekler Takımı

Salı, Ocak 06, 2026

Mavi Kelebekler Takımı çocukların kendi bedenleri, duyguları ve sınırları hakkında farkındalık kazanmalarını amaçlayan, oyun temelli bir farkındalık kitabı olarak Genç Destek etiketiyle yayımlandı...

Hikâye boyunca Sevgi, Umut ve arkadaşları; Mavi Kelebek rehberliğinde etkileşimli bir biçimde oyunlar oynayarak duygularını tanımayı, kişisel ve özel alanlarını fark etmeyi, istemedikleri bir durumla karşılaştıklarında “hayır” demeyi ve yardım istemeyi öğreniyor.

Kitap; duygular, beden farkındalığı, kişisel sınırlar ve güvenlik ağı gibi hayati başlıkları çocukların yaşına uygun, anlaşılır ve güven verici bir anlatımla ele alıyor.

Etkileşimli bölümleri ve oyun temelli kurgusuyla Mavi Kelebekler Takımı, çocuklara yalnız olmadıklarını; bir şey yanlış hissettirdiğinde susmak zorunda olmadıklarını hatırlatıyor. Aynı zamanda çocukların güvendikleri yetişkinlerle iletişim kurmalarını teşvik eden bir rehber niteliği taşıyor.

Çocuk istismarıyla mücadele alanında uzun yıllardır çalışan UCİM – Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği’nin katkı ve yaklaşımıyla şekillenen kitap, çocuk hakları konusunda erken yaşta bilinç oluşturmayı hedefliyor.

Mavi Kelebekler Takımı, çocukların güvenle büyümesi için aileler, eğitimciler ve uzmanlar tarafından başvuru kaynağı olarak değerlendirilebilecek güçlü bir çocuk kitabı olarak raflardaki yerini aldı.

Arka Kapak Yazısı:
Mavi Kelebekler Takımı, çocuklara kendi duygularını tanımayı, bedenlerinin değerini bilmeyi ve gerektiğinde “hayır” diyebilmeyi oyunlarla öğreten rengârenk bir kitap. Sevgi, Umut ve Yücel’in maceraları eşliğinde çocuklar hem eğleniyor hem de kendilerini korumanın yollarını öğreniyor. Güvenlik ağı, kişisel alan ve iyi-kötü sır gibi kavramlar basit ve anlaşılır bir dille anlatılıyor.

Her çocuğun kendini güvende hissetmesi için hazırlanmış, farkındalık dolu bir rehber.
Metro duraklarında panolar, Modyo dijital ekranları, sokak afişleri...

Mavi Kelebekler Takımı
Alt Başlık: Bedensel Söz Haklarını Öğreniyor
Yazar Adı: Burak Emre Kadak, Dilara Işık, Saadet Özkan, Yücel Ceylan
Türü: Çocuk
Yayınevi: Genç Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 32
Fiyatı: 160 TL

Artık Çok Geç: Acılar Yoldaş Sever

Cuma, Ocak 02, 2026

Teknolojinin bu derece yoğun kullanıldığı ve güvenlik sistemlerinin neredeyse kusursuzlaştığı günümüzde maalesef tüm bunlar şiddetin önlenmesinde bir fark yaratmıyor. Şiddet olaylarının göz göre göre arttığı ortamda güvenlik güçleri de bir çare olamıyor. Sokaklardaki şiddet tırmanıyor. Ev içlerindeki şiddet de buna paralel olarak artıyor. Güvende miyiz? Ya da güvende hissediyor muyuz? sorularına maalesef yüzde yüz emin olarak cevap vermek zor. İyilik ve kötülük kavramlarına da inancımızı yitirmek üzereyiz. Bu güvensiz ortamdan en çok etkilenen ise kadınlar oluyor. Eşi, sevgilisi tarafından şiddet gören, baskılanan kadınların sokaklarda da kendisini güvende hissetmediği aşikâr. Peki gündelik yaşamlarını adeta mayın tarlasında yürür gibi sürdüren kadınlar ne yapacak? Bu soruya kendince cevap veren, toplumsal yaraya eğilen bir romana getirelim sözü. Mary Kubica’nın 2024 yılında yayımlanan gerilimi “She’s Not Sorry” meramını kadınlara nelerle karşılaşabilecekleri konusunda rehberlik ederek anlatmasıyla öne çıkıyor. Destek Yayınları’nın alt markası Nox tarafından “Artık Çok Geç” adıyla dilimize kazandırılan roman Nisan ayı itibariyle raflarda.

İlk romanı “The Good Girl” ile 2014 yılında adını herkese duyurarak çok iyi bir başlangıç yapan gerilim yazarı Mary Kubica, geride kalan dokuz romanıyla aynı başarıyı sürdüren isimlerden. Otuzdan fazla dile çevrilen romanlarıyla New York Times başta olmak üzere çok satanlar listesinin gediklisi. Bizde “İyi Kız” ve “Bebek” ile tanınan ve sevilen bir isim. Hikâye anlatıcılığında kusursuzu araması, saat gibi işleyen kurgusuyla okurunu hipnotize ettiği, mengene gibi kontrol etmesi, heyecan verirken aydınlatması ile öne çıkan ve övülen bir isim. Ele aldığı konuyu tüm detaylarıyla işlerken kulağa küpe olacak bilgiler vermeyi ihmal etmiyor. Konuya hâkimiyetiyle de her daim takdirleri topluyor. Dokuzuncu romanı “Artık Çok Geç” ile boşanmış yalnız kadınları bekleyen tehlikelere değiniyor. Gerilimini de o tehlikeler üzerinden ilerletiyor.

“Hepimiz bir tür araftaydık ve hayatımıza devam edip mutlu olmanın yolunu bulmaya çalışıyorduk.”
Artık Çok Geç, iki koldan ilerleyen bir gerilim romanı. Bir yandan ana karakterin öyküsünü anlatırken bir yandan da kasabaya korku salan bir seri tecavüzcü olayını anlatıyor. Kocasından yakın zamanda boşanmış, lise öğrencisi kızıyla hayatını hemşirelik ile annelik arasında dengede tutmaya çalışan Meghan Michaels ile tanıştırıyor okurunu Kubica. Görevli olduğu yoğun bakım ünitesine Caitlin Beckett adında bir hastanın gelmesiyle olaylar dallanıp budaklanıyor. İntihara teşebbüs ettiği söylenen Caitlin’in başına neler geldiğini merak ettirerek ilerliyor. Öte yandan yaşadıkları bölgede yalnız kadınlara zarar veren birinin hayatı zorlaştırmasının gerilimiyle atmosfer de tamamlanmış oluyor. Akşamları sokakta yalnız olmaktan korkan kadınlar bir an önce suçlunun yakalanmasını bekliyor. Caitlin’in başına neler geldi? Kadınlara zarar veren bu adam kim? İşte bu iki sorunun odağında ilerliyor roman. Kubica hiç acele etmeden ana karakteri Meghan’ın anlatıcılığında hemşirelik, annelik, kadınlık, ilişkiler, boşanma evresi başta olmak üzere zor dönemlere değinerek okurunu sarıp sarmalarken romana da sıkı sıkıya bağlıyor. 

“Birinin beni takip ettiği hissinden kurtulamıyordum. İnsanı âdeta felce uğratan, boğucu bir şeydi. Bazı geceler gölgelerin arasında gizlendiğini, arkamda yürüdüğünü, beni takip ettiğini biliyordum. Asla kendini göstermiyordu. Benimki yalnızca bir histi ama hislerime güveniyordum. Bazen içimdeki o sesin çığlıklarını duyuyordum ve Tüylerim diken diken oluyordu.”.

“Biz hemşirelerin hayatlarını bölümlere ayırması gerekirdi, mesleki yaşantımızla özel hayatımızı birbirinden ayrı tutmalıydık. Hapları plastik ilaç kutularına koymak gibi bir şeydi bu” diyerek Meghan’ın yaşadığı ikircikli durumu vurgulayan yazarın bir sonraki hamlesi boşanmış kadınların yaşadıkları zorlukları irdelemek oluyor. Hemen her bakımdan güçsüzleştikleri dönemde zarar görmeye ne denli açık oldukları çeşitli olaylarla o kadar iyi vurguluyor ki okurun kulağına küpe olacak uyarılarda bulunuyor. Düşülebilecek tuzaklar rehberi gibi adeta. Çevresinde boşanan kadın olmayan Meghan’ın “acılar yoldaş sever” diyerek bir destek grubuna katılması ve o grupta tanıştığı bir kadınla yakınlaşması romanın ana damarı. Bu tanışıklık okurun şaşkınlıkla karşılayacağı olaylara gebe… Şaşırtmacaları ve sürprizleriyle gerilimi yükselten bir silsile… Öte yandan yazar uyarmayı da ihmal etmiyor: Kendini acındırıp merhametinize oynayan birileri karşınıza çıkabilir.

“Dünyada iyi insanlar kadar kötüler de var, Sienna. Herkes iyi niyetli değil. Bir adam kendi evlerinde kadınlara saldırıyor. Haberleri izliyorsun, bundan haberin var. Daha dikkatli olmalısın. Tanıştığın herkese güvenmemelisin. Anlaştık mı?”

Kadına yönelik şiddeti yoğun olarak işleyen roman bu şiddeti hissettirmeyi başarıyor. Şiddetin boyutuyla kalmıyor Kubica, yaşanan psikolojik çöküntüyü de anlatmıyor yaşatıyor adeta. Karakterlerin gerçekçiliği ve iç dünyaları ile toplumsal bir yarayı hayli etkili olarak işliyor. Hemen her duyguyu hissettirebiliyor ve empati kurduruyor. Kadınlara rehberlik etmeye çalışan roman, saldırıya uğrayan kadınları da iki yönden ele alıyor. Evet sokaklarda zarar vermek isteyen yabancılar var. Gecenin zorluğuna dair evrensel paragrafa bırakalım sözü: “Kadınların güvenlikleri bakımından geceleri uymaları gereken kuralların ucu bucağı yoktu: gözlem yap, telefonundan uzak dur, rutinini değiştir ve her zaman aynı yolları kullanma, gerekirse koşmak için spor ayakkabı giy, yanında göz yaşartıcı sprey veya İsviçre çakısı taşı. Ya da en iyisi yalnız yürümemekti, özellikle de içki içtiğinde çünkü alkol dikkat eksikliğine neden olur, tepki verme süreni uzatır ve seni daha kolay bir hedef haline getirirdi. Öte yandan, erkekler canlarının istediğini yapabilirdi ve hiçbir sorunla karşılaşmazlardı.”

Saldırı sadece dışardan gelmeyebilir. Evde de seviyorum diyerek şiddete başvuran bir partner var. Tacizci erkeğiyle yaşayan kadınlara sesleniyor. Ana şablonu anlatarak uyarılarda bulunuyor. Suistimal edilen kadının kendini suçladığını vurguluyor. Her seferinde geri döndüğünü, hatayı kendinde aradığını… “Suistimal edilen biri tacizcisini temelli olarak terk etmeden önce ortalama yedi kere ona geri dönüyordu.” diyerek onlardan olmamalarını istiyor.

İki kısımdan oluşan romanın ilk kısmı yalnız kadınlar için güvenlik rehberi niteliğinde okumalara ve tavsiyelere açık. Gözlem gücünü konuşturan Kubica, ikinci kısımla birlikte romanın yönünü iyice gerilime kırarken okuru da ikilemlere sokuyor. İyilik ile kötülük arasında ince çizgiye dair bir sınav mevcut. Bir hatanın kişiyi kötü yapıp yapmayacağına karar vererek ilerlemek gerekiyor. Yalanlar, kandırmacalar, kaçırmalar, hırsızlıklar derken iki konuyu da çözerken okurunu tatmin ediyor.

Saat gibi kurulu temposu ile okuru diken üstünde tutan ve başarılı bir ters köşe ile şaşırtan “Artık Çok Geç”, küçük detaylarla büyük resmi ortaya çıkaran bir gerilim. Kadınlara işaret fişeği olan olaylarla da derinlikli ve aydınlatıcı… Karakter odaklı psikolojik gerilim sevenleri mutlu etmek üzere ilgilisini bekliyor.   

Tuhaf Ev: Gizemli Boşluk

Perşembe, Ocak 01, 2026

Korku gerilim hikâyeleri meşhur karakterler ile başlamıştı ilkin yolculuğuna. Mumya, Frankenstein ve Dracula gibi kötülerin üzerinden akarken birbirinden farklı yaratıkların çağlamasıyla ilerlemişti. Şeytan’ın da devreye girmesiyle bir kötü varlığın insandan insana geçiş yapmasına şahit olmuştuk. İnsanların hep masum olduğu, kötü varlıklar tarafından ele geçirildiği hikâyelerde uzaydan gelen varlıklar bile vardı. Cinler, periler devreye girdiğinde de insan hep masum bir avdı. Bu noktadaki önemli kırılma doksanların sonunda geldi. Özellikle Uzakdoğu filmlerinin başını çektiği yeni şablonda dışarıdan yaratık getirmeye gerek yoktu. Çünkü insan vardı. Her örnekle katmerlenen ana fikir yeryüzünün en tehlikeli yaratığının insan olduğuydu. Sıradan bir insanın neler yapabileceğinin tahmin edilemezliğiyle beslenen bu hikâyelerin geçmişle de bağ kurularak sonuçlanması hayli inandırıcı olmasını sağlamıştı. Zira insanın travmalardan oluştuğu, geleneklerine olan bağı, genlerle aktarabildiği şeyler olması, intikam arzusu ve düşünmeden verebildiği anlık reaksiyonlar gibi pek çok sebebi vardı. Peşi sıra popülerlik kazanan paranormal vakalar ile insan merkezli hikâyelerin korku gerilimi ne kadar beslediğine şahit olduk. Tam da bunların üzerine internet ve sosyal medyanın kapladığı yer çoğalmasıyla bugün ortaya yaşanmış hikâyeleri işleyen hesaplar ve kanallar ortaya çıkmış durumda. Gizeme duyulan açlığı bastıran bu hesapların en popüler olanlarından birine getirebiliriz artık sözü. Japonya’dan başlayarak ünü dünyaya yayılan biri var: Uketsu. Dünyaca ünlü Uketsu’nun Athica & Nox etiketiyle raflardan yerini alan romanı “Tuhaf Ev”, “Evim dediğiniz yeri gerçekten tanıyor musunuz” sorusu ile sesleniyor okura. Haziran 2025’te raflara düşen kitap yazarından konusuna gizemlerle dolu.

Romandan önce kimdir bu Uketsu diye düşünüyoruz. Yaklaşık iki milyon takipçili bu hesabın sahibine dair net bir bilgi yok. Beyaz maske takan ve sesini değiştiren bu hesap ürettiği içerikler gibi gizemli. Adı, sesi, cinsiyeti meçhul olan Uketsu’nun bir kişi mi yoksa birden fazla kişiden oluşan bir grup mu olduğu da belli değil. Uketsu videolarının etkisiyse her geçen gün büyümekte. Polisiye destekli gerilim öyküleriyle çeşitli çizimler ve yazılar üzerinden hayli gerçekçi ve inandırıcı şablonlarla gizemleri açığa çıkaran videolar üretiyor. 19 Haziran 2018’de youtube’a katılan Uketsu’nun kanalında şu anda 50 video var. Yaklaşık 217 milyon görüntülemeye sahip videolarından biri fenomene dönüşmüş durumda. 30 Ekim 2020’de yayımlanan video “The Strange House” gördüğü ilgiyle her şeyi değiştirmiş. Yaklaşık 25 milyon izlenmeyle etkisini o kadar büyütmüş ki roman, manga ve film uyarlamalarıyla hemen herkese ulaşmış. 2021’de romana dönüşmüş. “Strange Houses” adıyla yayımlanan roman kısa sürede çok satanlar listesinin gediklisi olmuş. 2023’te manga uyarlamasıyla büyüyen etkisinin son halkası da izleyicilerden tam not alan 2024 yapımı film uyarlaması olmuş. Bu ilgi bir seriyi doğurmuş ki şaşırtıcı değil. Serinin ikinci kitabı “Strange Pictures” 2022’de yayımlanmış. Kitaplar, mangalar, film ve dizilerle Uketsu her geçen gün büyümeye devam ediyor. Gizemini her ülkeye yayarken son durağı ülkemiz oldu ki, Destek Medya grubunun bu çok beklenen seriyi yayımlamasının okuru ne kadar çok sevindirdiğini de belirtmeden geçmeyelim dedikten sonra artık romana, “Tuhaf Ev”e geçelim.

Uketsu’nun gizemli olayları açığa çıkarma serisinin okur dostu olduğunu söyleyerek başlayalım. Olabildiğince basit bir sorudan yola çıkıyor. Okurun kendini de içinde hissettiği bir beyin fırtınasıyla o sorulara cevap buluyor. Yazarın anlatıcı olarak ateşlediği fitil çeşitli çizimler ve yazılar üzerinden yapılan okumalarla ilerliyor. Az karakterle sakince ama heyecanlı bir rotası var. Diyalog ağırlıklı ilerlerken yan yollara sapmıyor, karakterlerini tanıtmak ya da çözümlemek gibi dolgu malzemeleri kullanmıyor. Altı çizilecek cümleler peşinde de koşmuyor. Okurun adeta selam verdiği için borçlu çıktığı bir olaylar silsilesiyle başladığı hızda bitiyor tek solukta. Bu son derece basit görünen formülü ustalıkla uyguluyor Uketsu. Hikâyenin odağından şaşmadan sonuca varıyor. Diyaloglarla ilerlediği için çözüme varırken de adeta okurun birlikte çözdük diyerek tatmin olabileceği bir zemin hazırlıyor. Çok fazla açıklamaya gerek yok. Olayları takip ediyorsanız zaten mantığınızla da çözebilirsiniz. Şaşırtıcılık ve gerilim de yerli yerinde. Kan donduran anlar ve uçuk fantaziler de o coğrafyaya ait olduğunu bildiğimiz şeyler zaten. Serinin bu kadar sevilmesinin ana etkenleri de bu saydıklarımız oluyor haliyle.

Gelelim “Tuhaf Ev”in konusuna. “Şu anda okült olaylar uzmanı olarak işlerimi bağımsız bir şekilde sürdürmekteyim. İşim gereği hayalet hikâyelerini veya insanların tuhaf tecrübelerini sık sık dinleme şansım oluyor. İçlerinde en çok duyduğumsa “ev” ile alakalı olan, evde geçen hikâyeler.. … Çok duyduğumuz, geçmişte birtakım olaylar yaşanan mülkler hakkında anlata anlata bitiremeyeceğim kadar çok şey duydum. Fakat o gün dinlediğim “ev” hikâyesi, o güne kadar duyduklarımdan biraz farklıydı.” cümleleriyle açılıyor roman. Tanışıklığı olan bir bey onunla iletişime geçerek bulduğu ideal bir mülkü çok beğendiğini ama evin planlamasında anlam veremediği bir noktayı danışmak istiyor. Evin planındaki tuhaflığa anlam vermeye çalışırken oluşan gizem de romanın konusunu oluşturuyor. Anlatıcımızın büyük bir imar şirketinde teknik çizim işiyle uğraşan korku ve gizem meraklısı tanıdığı Kurihara beye danışmasıyla başlayan silsileye evle ilgili bir şeyler bildiğini söyleyen Yuzuki hanımın da dahil olmasıyla tahminler artıyor ve evde yaşayan aile, o ailenin geçmişi, komşuların bir şey görüp görmediği gibi soruların çözümüne doğru hızlıca ilerliyor roman. 

Uketsu’nun merak uyandıran sorulara adım adım geçmişe giderek cevap bulması o kadar hızlı oluyor ki sayfaları adeta yutar gibi nefes almadan okutuyor okuruna. Uzakdoğu korku gerilim sinemasının pek çok örneğinde gördüğümüz gibi geçmişe giderek çözülen bulmacasını polisiyenin en sevilen “okurla birlikte konuşa konuşa çözüme ulaşma” formülüyle işliyor. Her soruya tatmin edici cevaplar veriyor. Plana bakarak yapılan ilk tahminle okuru her şeyi bekleyebileceğine ikna ederek ilerlemesi de romanın en önemli artılarından. Diyaloglarla hızlıca artan olaylar silsilesinde tahminler üstü bir şey yok ama Uketsu’nun yarattığı atmosfer ile okuru avucunun içine alması sayesinde hissedilen tam aksi oluyor.

Gizemli olaylara meraklı olanları sevince boğacak bir roman olan “Tuhaf Ev” her şeyin birer teori olduğunu da hatırlatarak gizemini korumayı da başarıyor. Evin planındaki gizemli boşluğu romanına da yayan Uketsu, ev planlarını sık sık kullanarak yarattığı gizemi çok gerçekçi kılarak açığa çıkarırken gizemli doğasından daha neler getireceğini de merak ettiriyor. O boşluktan daha neler gelecek diye merak ve heyecanla beklemekten başka çare yok.

Sakura Baharı: Sazlıkların Şarkısı ve Kamiler

Çarşamba, Aralık 31, 2025

İnternetin, özellikle de sosyal medyanın yaşamın büyük bir bölümünü kapladığı ve her şeyin buna göre şekillendiği çağda nelerin ıskalandığına dair ufak ufak sesler çıkmaya başladı. Akıllı telefonların kullanımına yönelik yaş sınırı uygulamaları başta olmak üzere pek çok adım atılmaya başlandı. Hayatın tamamen dijitalleşmesinin sınırının nereye varacağını da tahmin etmek mümkün değil öte yandan. Bu yıl hayatlara son eklemlenen ChatGP uygulamasıyla insanların yapay zekâ ile konuşmayı arkadaşlık evresine doğru çevirdiğini görmek bazı tartışmaları ve kaygıları da beraberinde getirdi. Tüm bunların içine doğan son kuşağı yargılamak pek mümkün görünmüyor. Onları bilmedikleri şeylerle yaftalamak yargısız infaz olur. Peki ya günümüz orta yaşları? Onların bu dijital dünyaya bu kadar hızlı uyum sağladığını görmek biraz tuhaf değil mi? Tamamen dijitale yaslanan dünyaya karşı neyse ki ilk başkaldırılar kurgudan geliyor. Peş peşe gelen örnekler seyirciden karşılık buluyor ve ufak manifestolar da oluşuyor. Yılın en çok beğenilen filmlerinden birinin “Perfect Days” olması sürpriz değil bu açıdan bakıldığında. Sıradan bir çöpçünün kitap okuyarak, kaset dinleyerek, bir bankta ağaçları izleyerek yemek yiyerek geçen günleri unutulan alışkanları sunuyor izleyiciye. Bu bağlamda sürekli elindeki telefon ekranına bakarken çevresine bile bakmayı düşünmeyen bir örnek kümelere dönüşen çağın anti tezi Japon kültüründe görünüyor. Anın tadını çıkarmak, içinde yaşadığımız doğa ile uyum sağlamak, ruhu olan her şeyle bağ kurmak, hayatı minimalize etmek için bakılacak yer de tastamam orası zaten. Elbette kurgu da gereğini yapıyor ve önümüze yeni örnekler koyuyor. Anın tadını çıkarmak üzerine nefis bir hikâye de Fransa’dan geldi. Ödüllü çizgi romancı Marie Jaffredo’nun 2022’de yılında yayımlanan ve Fransa ile Japonya’da çok sevilen çizgi romanı “Le Printemps de Sakura”, “Sakura Baharı” adıyla dilimize çevrildi ve Athica – Kara Karga ortak yayınıyla Ekim ayında raflarda yerini aldı.

Yayınevinin geçtiği bültende yazdığına göre Türkiye’de paylaşılamayan esermiş Sakura Baharı. Anlamak zor değil. Grafik romanların ülkemizdeki yükselişi düşünüldüğünde türü bilmeyen, sevmeyen her okuru bile kendisine çekecek bir konuya sahip. Bir yanıyla da çok sevilen kişisel gelişim kitapları türünde. Neresinden yaklaşılırsa yaklaşılsın beklentilere fazlasıyla cevap verecek, son sayfayı kapatırken bir ferahlama hissettirecek, yüze bir tebessüm konduracak kitaplardan. Üstelik bir grafik roman olduğunu hissettirmeyen şairane bir anlatıma sahip. Kim okursa “evet yaaa!” nidalarıyla kendini Sakura’nın yerine koyup büyükannenin ağzından çıkacak her kelimeye kulak kesilebilir. Peki, incecik yüz sekiz sayfalık bir çizgi roman bunu nasıl yapıyor derseniz gelin birlikte bakalım.

Sekiz yaşındaki Sakura ile tanışıyoruz. Annesini birkaç yıl önce bir kazada kaybettiğini kara kalem çizgilerle öğrendiğimizde bu acının üstesinden gelemediğine de şahit oluyoruz. Benzer kayıplarımız, dönemlerimiz aklımıza geliyor. Düştüğümüz boşluklar. “Kaza” adlı ilk bölüm paralel kurguyla, bol arka planlı çizimleriyle kalabalığın içinde sıkışan Sakura’yı resmediyor. Tıpkı günümüz insanları gibi. Her şeyi başlatan haberi de bu sırada öğreniyoruz. Hindistan’daki görevi kabul eden babası onu artık bütün yaz tatillerini geçirdiği Lyon yerine büyükannesinin yanına göndermeye karar vermiş. Japonca bilmediği ve yaşıtları onu melez diyerek dışladığı için istemiyor Sakura. Başka bir seçenek olmadığı için başlayan bir mecburiyet bu.

Tokyo’da kırsala geçişle birlikte havanın kokusu karşılıyor Sakura’yı. Jaffredo’nun çizimleri de bolca renk ve doğaya evriliyor. Bundan sonrası artık Japon yaşam tarzı ve inceliğini son derece gösterişsiz şekilde büyükannenin Sakura’ya göstermesi. Sakura’nın tuttuğu günlüğe yazdıkları ile de öğrendiklerinin içinde nereye temas ettiğine şahit oluyoruz. Hayatın yavaşlamasına şahit oluyoruz sıklıkla. Arkadaşlığa, dostluğa, doğanın bize verdiklerine, bizim aldıklarımıza, neler ile bütün olduğumuza. İhmal ettiğimiz doğa yürüşlerine…

"Biliyorsun, şehirde duyularını gerektiği gibi çalıştırmak biraz zordur... Burada ise yürüyüş yapmak, kokulara ve seslere dikkat kesilmek, etrafını çevreleyen şeylere dokunmak yeterli. Rüzgârı yanaklarında hissedebilir ya da dalların dansını takdir edebilirsin... Kuşların şarkısını dinleyebilirsin... Sincapları gözleyebilir, yosunları okşayabilirsin."

Aslında çok basit bir menüsü var büyükannenin. Geleneksel yemeklerde Sakura’nın yardımını isteyerek başlıyor kendisini yabancı hisseden torunundan. Sonrası da duyulara hitap etmek zaten. Gündelik koşturmacalar sırasında unuttuğumuz duyular… Annesinin odasında kalan Sakura’nın daha önce geldiğini hatırlamamasına rağmen hissettiği ilk şey denizin kokusu oluyor. Küçük kasabada bahçeyi görmek, keçi ve tavuklarla ilgilenmek, çakıl deresini temizlemek gibi uğraşılarla toprağa dokunuyor. Arkadaş da ediniyor. İstiridye toplarken martılara saygı gösterme sebebini “doğa bize karşı epey cömert” diyerek açıklıyor büyükanne.  O cömertliklerinden biri de o sırada çıkıyor: Sazlıkların Şarkısı. "Rüzgâr şimdiki gibi estiğinde kumulların üzerinde yetişen sazlıklara şarkı söyletmeyi başarır. Fırtına günleri keman sesi geldiğine bile inanılır." 

Ormanda yürüyüş bölümü ile artık yabancılığımızı Sakura da biz de atıyoruz. “Kamiler” ile tanışıyoruz: “Kami bir çeşit tindir. Aslında Japonlar, hayvanların, doğaya ait öğelerin hatta cansız nesnelerin bile bir ruhu olduğunu düşünür… Rüzgâr ya da gök gürültüsü, güneş, dağlar, taşlar kamilerdir. Çağlayanlar, kayalar, hayvanlar, ağaçlar, otlar ve hatta pirinç tarlaları bile… Kar yağışını, yağmuru, tayfunları, selleri, şimşekleri ve volkanları da saymak gerek. Kamiler ne iyidirler ne kötü, ancak mutlu ya da öfkeli olabilirler ve memnun olmaları için onlara saygı göstermek gerekir. Kamiler aynı zamanda ölmüş bir insanın ruhu da olabilirler… Yani bütün bu ruhlar buradalar, etrafımızda…”

Arkadaşlarıyla yürüyüşe çıktığında “Vaay! Burası çok güzel!” dediğinde aldığı cevap “Yani, yeşil işte.” oluyor Sakura’nın. Ancak değerini anladığımızda görmeye başlarız bir şeyleri. Yeşili, denizi, kuşları, kokuları, doğayı. Yanına yaklaşmadığımız sunaklar ve mezarlar da öyledir. Jaffredo’nun son hamlesi de oraya oluyor. Bölümü adı da manidar: Kavuşma. İşte böyle yapıyor, böyle nüfuz ediyor okurun içine Sakura Baharı.

Acının üstesinden gelmek ve anın tadını çıkarmak üzerine nefis bir hikâye anlatıyor Sakura Baharı. Masalsı atmosferine eklemlediği şairane tavrıyla duyulara hitap ediyor. Sade çizimleriyle Japon kültürünün inceliğiyle içe işliyor. Sazlıkların şarkısını duyuyor rüzgârın saçlarımızı okşamasını hissediyoruz. Kuşların cıvıltısını duyuyor yosunları okşuyoruz. Avcumuzdaki toprak kokusunu alıyoruz. Her şeyin bir ruhu olduğunu ve buna kamiler dendiğini öğreniyoruz. Her şeyin eninde sonunda doğaya döndüğünü... Sanal saçmalıklarla donatarak kapılıp gittiğimiz çağda yüzümüzü gerçeğe çevirerek huzurun doğada olduğunu kulağa küpe ediyor. İç hesaplaşmanın ve barışın mümkün olabildiği yere, öze davet ediyor. Bir dönüp kendine bakma kitabı olarak okunabiir ama hayatı yavaşlatmak ve çevresindeki şiiri duymak isteyenler duyularını açmak için çok beklemesin derim.

İkinci El Kimono Dükkânı: Maskenin Çağrısı

Salı, Aralık 30, 2025

İnsanın kendini çaresiz hissettiği, gerçeği kabullenmekten kaçındığı anlarda vücudu yerinde dursa da zihni hep bir kaçış arayışındadır. Bu arayış da genellikle yaratımla olur. Bulamadığı alternatifi kendi zihninde yaratır insan. Düş dünyasında başka bir kapı açar. O kapıdan, yalnızca kendisine ait olduğuna inandığı bir dünyaya adım atar. Yarattığı bu alternatif gerçeklik bir kaçış gibi görünse de rahatlamak için sığınılan yerdir. Dünyanın büyük travma dönemlerinde yazarların zihni o kaçışlara yönelmiş ve büyük başyapıtlar da tam o dönemlerde çıkmıştır. “Peter Pan”ın var olmayan ülkesinin savaşta ölen onca çocuğun akıbetine açılan bambaşka bir kapı olması gibi sayısız örnekten bahsedebiliriz. Kurgunun sıklıkla başvurduğu bu kaçış formülünü uygulayan bir kitaba daha kavuştuk. “İkinci El Kimono Dükkânı” sayfalarını çevirecek okuru başka bir dünyaya çağırıyor. 

İkinci El Kimono Dükkânı okurla ilk olarak 2022 yılında sessiz çizgi roman olarak buluşmuş. Bu baskının gördüğü yoğun ilginin karşılığını da “Uluslararası Manga Ödülleri”nde Bronz ödül kazanarak almış. Sonrasında hikâyeye ağırlık veren genişletilmiş versiyon ile yeniden okur karşısına çıkmış. Athica’nın yeni serisi “Light Novel”in üçüncü kitabı olarak Özlem Esmergül’ün çevirisiyle hayli şık bir edisyonla raflarda yerini aldı. Kuşe kağıda renkli basılan kitabın terim dizini de ekli edisyonu atmosferi katlayarak Kratochvílová’nın zihninden geçenlere en yakın halini sunuyor olsa gerek.

Çalışmalarında Angry Albatros mahlasını kullanan Çek illüstratör Katarina Kratochvílová, analog ile dijital dünyayı aynı potada eritmeyi seven bir isim. Genellikle dergi kapakları, çocuk kitapları ve oyunlar için üretiyor. Kendi sesini, çizgisini bulmuş ayırt edici bir özelliğe sahip bir sanatçı. Çocuk ve genç yetişkin dünyasına yönelik işler çıkaran Kratochvílová’nın beslenme kaynakları da sıklıkla halk sanatları ve japon kültürü. Kendine özgü çizimleri bu zengin harmandan oluştuğundan kitabı elinize aldığınızda bunun bir japon’un elinden çıkmadığını görünce şaşırıyorsunuz. 

Adından anlaşıldığı üzere bir İkinci El Kimono Dükkânı’nda başlıyor hikâye. Sessiz ve huzurlu bir ortamda renk renk kimonolarla zenginleşen bu yerin sahibi büyükanne ve torunu Suzu ile tanıştırıyor okuru. Her şeyin yıllarca aynı kalmasıyla istikrarlı bir yer. “Şüphesiz, burası zamanın içinde kaybolmuş bir yer… Huzurunu bozma isteğime rağmen beni fazlasıyla büyülüyordu bu sükûnet.” diyor Suzu ve ekliyor: “Kimono dükkânı, hikâyeleriyle ve müşterileriyle, benim gibi insanları kendine çeken güçlü bir girdap gibidir adeta. Bu girdabın içinde, asla bozulmayan bir huzur vardı.” Kimononun nelere kadir olduğunu da anlatıyor. “Kimono kumaşlarının üzerindeki desenlerin renkli bir nehir gibi akışı, beni her zaman etkilemiştir. Parmaklarımı karmaşık çiçek desenlerinin üzerinde gezdirdiğimde, kumaşa gömülmüş anıları hissedebiliyordum sanki.” Geleneksel kültürün, kıyafetlerin günümüzde temsil ettiği şeyleri yitirmesine dair de bir sözü var. Sınıf arkadaşları tarafından dalga geçilen Suzu’nun “Sonrasında fark ettim ki, hepsi aynı görünmek istiyorlardı aslında; aynı saç bandı, aynı gömlek, aynı elbise… Birlikte benzer desenlere ve tonlara sahip bir saksağan sürüsü gibi görünüyorlardı da zaten. İşte o zaman, onların farklı olmaktan korktuklarını hissettim. O andan itibaren kimono, benim için her şeyden önce, ‘farklı olma cesareti’ anlamına geldi.”

Adını tören enstrümanı bir zilden alan Suzu’nun büyükannesinin sık sık doktora gitmek zorunda kalması ve giderek kötüleşen sağlığının onu kaçınılmaz sona sürüklediğini öğreniyoruz. Kimono çekmecesindeki bir maske ile her şey değişiyor. “Bu maske seni bekliyordu… Başka dünyalara yolculuk etmek için cesaretin olmalı… Bu maske bir tek seni bekliyordu.” cümleleriyle fantastik evrenin o seçilmiş kişisinin peşinden maceraya atılıyoruz. Tedavisi olmayan bir hastalıktan dolayı sayılı günleri kalan büyükannesini sağlığına kavuşturmaya ek olarak kendisiyle ilgili gerçekleri öğrenmek için bir arayışa çıkar Suzu. Elbette hem zamanla yarışmak hem de bu gizemli dünyayı keşfetmek zorundadır. Yine renkler, dokular ve özgünlükle dolu bir dünyada arayışla ilerliyor hikâye. Kaçınılmaz sonla karşılaşıldıktan sonra açılan başka diyar ve çözümü orada arama, alternatif bir gerçek yaratma formülü giriyor devreye. 

Kratochvílová benzer öykülerde sıklıkla başvurulan farklı türlerin öğelerini alma klişesine uğramadan aynı tonda ilerliyor. Ekstra soslarla ya da karakterlerle bölünmeden başladığı gibi minimal ilerliyor. Tahmin edilebilir bir ilerleyişle okura istediğini de veriyor. Hikâyenin gücü de tam olarak burada zaten. Bir annenin çocuğuna anlattığı bir masal gibi… Kısa, öz ve sıcacık.

Her yaştan okuru içine çekebilecek bir hikâye sunuyor İkinci El Kimono Dükkânı. Çizimlerin de etkisiyle oluşan güçlü atmosferi okuru hemen içine alırken maskenin çağrısına uyan herkesi başka dünyalara sürükleyerek bir solukta bitiyor. Japon kültürünün sembolizminden beslenmesi, özgün tatlar barındırması ve farklı olma cesaretine dair teşvikiyle çok sevilesi bir diyar. “İkinci el kimono dükkânımızın kapısı herkese açık. Dikkatli bakın yeter.” diyor ki, hiç tereddüt etmeden çağrıya uyanları keyifli anlar bekliyor.

Manu Larcenet’ten Kıyamet Sonrası Bir Yolculuk: Yol

Pazartesi, Aralık 29, 2025

Dünyaca ünlü çizer Manu Larcenet’nin imzasını taşıyan ve özgün adı La Route olan çizgi roman, Kara Karga Yayınları tarafından Yol adıyla Türkçeye kazandırıldı. Eser, modern edebiyatın en sarsıcı anlatılarından biri kabul edilen Cormac McCarthy’nin aynı adlı romanından uyarlanıyor.

Yol, kıyamet sonrası bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir baba ile oğlunun sessiz, sert ve insanlık onurunu sınayan yolculuğunu konu alıyor. Larcenet’nin neredeyse tamamen gri tonlardan oluşan çarpıcı çizgileri; yıkım, yalnızlık ve umutsuzluk atmosferini kelimelere ihtiyaç duymadan okura aktarıyor. Diyalogların azlığı ve görsel anlatımın ağırlığı, eseri klasik bir uyarlamanın ötesine taşıyarak bağımsız bir sanat yapıtına dönüştürüyor.

Minimalist ama son derece yoğun bir anlatı kuran Yol, şiddeti estetize etmeden, hayatta kalmanın bedelini ve insan olmanın kırılgan sınırlarını gözler önüne seriyor. Baba–oğul ilişkisi üzerinden umut, vicdan ve merhamet kavramları; karanlık bir dünyanın içinde sessiz ama güçlü bir biçimde sorgulanıyor.

Grafik roman alanında çağdaş bir başyapıt olarak kabul edilen Yol, edebiyat ve çizgi roman arasındaki sınırları bulanıklaştıran yapısıyla, hem Cormac McCarthy okurları hem de nitelikli grafik roman takipçileri için önemli bir eser olarak öne çıkıyor.

Yol, Manu Larcenet’nin etkileyici görsel diliyle, kıyamet sonrası bir dünyanın insan ruhunda açtığı yaraları anlatan sarsıcı bir okuma deneyimi sunuyor.

 Arka Kapak Yazısı:
“Aklına ne koyduğuna dikkat et, çünkü onlar sonsuza dek orada kalır.”

Yol / Manu Larcenet
Orijinal Adı: La Route
Çevirmen: Damla Kellecioğlu
Türü: Çizgi Roman
Yayınevi: KaraKarga Yayınları
Sayfa Sayısı: 176
Fiyatı: 740 TL

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template