Biyografi filmlerinin gişe çağrısına kimsenin kayıtsız kalamaması ve popüler kültür malzemesine dönüşmesiyle açılan kapıdan irili ufaklı pek çok isim girdi ve girmeye de devam ediyor. Şarkıcılarla başlayan furyaya sporcular ve fenomenler eklendikten sonra ellerini ovuşturmaya başlayan yapımcıların nispeten daha küçük bir figüre gitmesiyle oluşan Adile Naşit filmi ilk duyduğumuzda heyecan yaratmıştı. Yeşilçam’ın en güzel dönemine iz bırakmış, sinema yıldızı olmamış ama karakter oyunculuğunda bir dönüm noktasına dönüşmüş Adile Naşit’in hayat hikayesini anlatacak filmin hepimizin sevgisi ve alkışlarıyla yükseleceğini düşünüyorduk. Beklentilerimizin fazla olmaması da zordu. Zira o meşhur aile filmlerden sahneler, Münir Özkul, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe başta olmak üzere dönemin diğer yıldızlarını görecek olmak özlediğimiz dönemi de yaşatacaktı bize. Yönetmen koltuğunda da Çağan Irmak oturuyordu, daha ne olsundu. Lakin o beklentiler yerle yeksan oldu.
5 Aralık 2025’te vizyona giren film aldığı ilk eleştirilerden sonra daha az salonda, daha az izleyici karşısında fazla direnemeden tamamladı dönemini. Vizyonda planlanan geniş kitleye ulaşmasıysa Netflix kataloğuna eklenmesiyle oldu. Pek iyi anılmasa da oturduğu yerden izleyecek olmak daha kolaydı. Kötü olacağını bilsem de izleyeceğim diyenler de çoğunluktaydı. Ne olursa olsun izleniyor, izlenecek. Peki izleyenler ne görecek, ne hissedecek?
Adile Naşit, son derece risksiz, sinema duygusundan ve sevgisinden çok uzak bir film ne yazık ki. Serde bu kadar çok malzeme varken en basit google aramasından bulunabilecek şeyleri birbirine ekleyerek yazılmış berbat senaryonun gazabına uğramış. Edebiyat dünyasının çok okunan ve sevilen isimlerinden Nermin Yıldırım imzalı senaryonun bu kadar kötü olması yanlış isim olduğunu doğruluyor. İlk iki romanıyla nefis bir iş çıkaran Yıldırım sonrasında popüler olmanın etkisiyle “bak birazdan altını çizeceğin cümleler kuracağım şablonu”na geçerek parlak fikrini lastik gibi uzatan kaotik kuru gürültüleri kaleme alan bir isim artık. Haliyle yazdığı senaryonun da içi boş kuru gürültü olması sürpriz değil. Sinema aşığı biri de değil galiba. Zira koca filmde bir iki tane zirve noktası olmaması şaşırtıcı. Sürekli araya serpiştirilen saçma plaj sahnesiyle dağılıp geri toparlanmaya çalışıyor film. Bir noktadan sonra anlam aramayı bırakıyoruz zaten. Hadi Nermin Yıldırım kötü senaryo yazmış tamam da Çağan Irmak niye düzeltmemiş diye sorsak cevabı nerede bulabileceğimizi de bilmiyoruz.
Filmin yanlışları senarist ve yönetmenden ibaret değil. Oyuncu seçimleri de çok sırıtıyor. Adile Naşit’i canlandıran Meltem Kaptan’ın çok yanlış seçim olduğu daha ilk sahnelerde adeta bağırıyor. Oyunculuğuna bir şey demeyelim hadi ama sırf kilolu diye seçilmesi ne kadar doğru? Adileciğimizin pamuklar gibi yumuşacık yüzü ve hababam öğrencileri gibi mıncıklayasımız gelen sevimliliğinden eser yok Kaptan’da. Daha sert bakışlar, köşeli bir ruh haliyle sevimliliğin aksine antipatik bir görünüşe sahip. Cana yakın bildiğimiz, gördüğümüz kadını film boyunca bu kadar itici görmek seyircinin yorulmasına sebep oluyor. Senaryo gereği kederli oluşunun da etkisiyle bir türlü sevemiyoruz. Haliyle filmin içine de dahil olamıyoruz. Oyuncu kadrosunun geri kalanı içinde aynı cümleleri kurabiliriz. Seda Bakan’ın nasıl Müjde Ar’ı oynadığını anlamak zor. Ne alaka yahu? Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü çiftinde yakalanan başarı diğerlerinde nasıl yakalanmaz? Elif Nur Kerkük nasıl Ayşen Gruda olabilir? Zaten içi doldurulmayan boş karikatürden ibaret karakterleri bari en azından benzerlikle tolere edebilmek mümkündü. Oyunculuklar bakımından sadece Levent Can öne çıkıyor. Onun da sebebi karakterin içini dolduracak sahneler yazılması. Ortalama bir kadronun daha iyisini çıkarmasını beklerdik ama dedik ya ortada berbat bir senaryo var. Kimseyle özdeşleşmiyoruz. Beklediğimiz nostalji hissini duyamıyoruz. Filmin herhangi bir anına bağlanamıyoruz. Her şeyin gözümüzün önünden gelip geçmesine şahit oluyoruz o kadar. Adile’nin ölmek üzere olması bile endişelendirmiyor bizi. Bu senaryo ile anca bu kadar olabiliyor diyebiliyoruz.
Peki bunca yanlışın arasında Çağan Irmak ne arıyor? Kağıt üstünde bu kadar doğru isimken nasıl bu kadar kötü film çekebilir? Irmak filmografisinin aksine hiç risk almayarak çektim bitti diyor adeta. Filmin son halini gördüğünde bunda film duygusu yok diyecek kadar beklemesine gerek olmayan isim. Senaryoyu okuduğunda zaten anlamıştır. Bu filmin anakarakteri yok. Herhangi bir çatışması yok. Olay örgüsü sorunlu diyebilirdi. Çekimleri sırasında sette olmak isteyeceğimiz filmlerden biri o yüzden Adile.
Biyografi furyası daha ne kadar sürecek bilinmez ama şimdilik elimizdeki en olmamış film Adile Naşit. Adını çağırdıkları kuzucuklarına “olmamış” demezdi elbet. Daha iyisini yaparsınız derdi destekleyerek muhtemelen. İzleyecekseniz beklentilerinizi düşürerün derim.

Yorum Gönder