♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Richard Hell & The Voidoids – Blank Generation

New York- CBGB – Punk’ın Yükselişi- 70’ler

Richard Hell & The Voidoids 1977’de Sire Records etiketiyle “Blank Generation” albümünü piyasaya sürdü. Öncelikle Hell’in müzik serüvenine bakalım, ardından albüm hakkında daha geniş bir bilgilendirme yapacağım.

70’lerde özellikle New York’ta filizlenen Punk’ın en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Hell’in asıl ismi Richard Meyers. Müzisyenliğin yanı sıra muazzam bir şairdir. 70’ler denince Patti Smith’ten sonra belki de şairane üslubuyla hatırlanacak ikinci kişidir Hell. En yakın arkadaşlarından biri -daha sonra The Neon Boys ve Television adlı gruplarda da birlikte çaldılar- Tom Verlaine’di. Henüz reşit olmadan otostop yaparak Amerika’da birçok yeri gezdiler Verlaine ile. Daha sonra polisler tarafından ailelerine teslim ediliyorlar hafızam beni yanıltmıyorsa. Fakat bu yolculuklar, bu yolda olma hali, Hell’i tahmin edemeyeceği bir ruhani dönüşüme soktu. Ne yapıp edip New York’a yerleşmesi gerektiği kararını aldı. İyi ki de bunu gerçekleştirmiş. 

Nerede kalmıştık?
Tom Verlaine ve Richard Hell ilk önce The Neon Boys’u kurdular. Ardından da Television’ı. Fakat kişisel sebeplerden dolayı 1975 senesinde -Television henüz albüm çıkartmadan- Richard Hell gruptan ayrıldı. Ön planda olmak istiyor, diğer gruplarda yaşadığı deneyimleri tekrarlamak, geri planda kalmak istemiyordu. Kendisi hem vokal hem de bas gitaristti. Robert Quine, Ivan Julian ve davulcu Marc Bell ile anlaştıktan sonra Richard Hell & The Voidoids resmi olarak kurulmuş oldu.

CBGB GÜNLERİ
CBGB New York’ta punk müziğin kök salmasını hızlandırmış bir yerdir. Bu mekanda çalan gruplar saymakla bitmez. Blondie, Talking Heads, Patti Smith, Ramones…

İşte bu muazzam mekanda The Voidoids ile birlikte çalmaya başladı Richard Hell. Çok yoğun ilgi topladılar haliyle. Bu yoğun ilgiyi analiz edip Richard Hell’i kapan şirket ise Sire Records oldu. 1977 senesinde Blank Generation albümünü piyasaya sürdüler. Bugün bile özgünlüğünü koruyan, taze bir kayıttır Blank Generation. 2017 senesinde 40.yılını doldurduğu için Deluxe Edition’ı da piyasaya sürülmüştür. Bu versiyonda Richard Hell’in CBGB’de çaldığı kayıtlar da mevcuttur. Hadi gelin şarkılara daha yakından göz atalım.

I BELONG TO THE BLANK GENERATION
Albüm Love Comes In Spurts ile başlar. Yoğun –ya da gümbür gümbür- bir punk albümü nasıl başlar sorusunun cevabı, işte bu parçada gizlidir. Hell’in benzersiz vokali, parçaları CBGB’de dinliyormuşuz gibi hissettiriyor. Şarkıda dile getirilemeyen bir aksaklık, bir bozukluk var -bu tespit albümün geri kalan parçaları için de geçerli- ve bunu Hell’in hayata bakışıyla ilişkilendiriyorum. Zaten yaptıkları müzik tarz olarak art punk grubuna giriyor. Bundan dolayı bilinen yollardan gitmiyorlar ve her parçada sınırları zorluyorlar. Kulağa rahatsız edici gelen hatta belki de itici olması gereken tını, birkaç saniye sonra vazgeçilmez bir şeye dönüşüyor ve tam da oradan dinleyiciyi yakalıyor. Deneysel müzik yapmak ve bu ince ayarı tutturmak kolay bir iş olmasa gerek. “Love comes in spurts”te Richard Hell şöyle söyler:
I just can’t get wise to those tragical lies / Though I now know the facts, they still cut like an axe

Seni öyle iyi anlıyorum ki Richard Hell. Bu dizeye vereceğim cevap, trajik yalanlara karşı zekamı kullanmayı becermeyi öğrenmek durumunda kaldığımdır.

Liars Beware, albümün ikinci parçasıdır. Yine rahatsız edici ve yavaş bir sound ile başlar. Bir anda hızlanır. Sonra daha düz bir melodiyle devam eder. Çok eğlenceli bir şarkıdır. Her dinlediğimde beni gülümsetir. Bir şarkıda genellikle şarkı sözleri beni güldürür ama bu şarkı benim için bir istisna. Hell öylesine tatlı bir şekilde söylüyor ki… Dinlerseniz -ki umarım dinlersiniz- Hell’in şarkı söyleme tarzı ve tonlaması tamamen kendine özgü. Yaptığı vurgular çok sempatik olabiliyor ve gülümsemekten başka elinizden bir şey gelmiyor. Yine de bu şarkıda en sevdiğin dize neydi diye merak ederseniz, soruya şarkının adıyla yanıt vermenin yeterli olduğunu düşünüyorum. Çok net değil mi? Liars Beware!

Ardından New Pleasure parçası gelir. Klasik bir punk esintisi vardır, diğerlerine göre daha az deneysel bir parçadır. Richard Hell’in aynı zamanda şair olduğundan söz etmiştim. Kelimenin tam anlamıyla şairliğini bu şarkıya damıtmış. 
You're in too deep you can't survive/
Or can't be you past twenty-five/
A day's a week the monster dozes/
Deep in passionate (hypnosis) passionate in passionate in

Betrayal Takes Two ile devam eder albüm. Sadece sözleri için dinlenir dersem çok mu abartmış olurum? Belki de. Şarkıyı sadece sözlerine indirgemek büyük haksızlık olacaktır muhtemelen. Yine de bu şarkı benim için sadece sözlerden oluşur. Sebebi tabi ki Richard Hell’in usta kaleminin bir kez daha melodinin önüne geçmiş olması. Yine de parçayla ilgili şu bilgiyi eklemeliyim; belli belirsiz şekilde araya giren, ‘’Ya dur n’oluyoruz?’’ diye sorgulatan, rahatsız edici elektro gitara hayranım. Betrayal Take Two’da aynen bu bahsettiğimi bulacaksınız.
Feelings will change - we're helpless they must/
We like it that way - eliminates trust/
But that cut on your arm where the blood is still fresh/
And the thought of some harm that comes to yourself

İşte en sevdiklerimden, Down At The Rock’n Roll Club! O kadar seviyorum ki anlatırken asla objektif olamayacağım. Yanlış anlaşılmasın, objektif olma gibi bir çabam olduğu için değil, genellikle bahsettiğim şeyleri tarafsızca anlatma gibi bir dürtüye sahip olduğumdan bu açıklamayı yaptım. Fakat üzgünüm, şu an yapamayacağım. Şu anda istediğim tek şey ne yapın edin dinleyin bu nefis parçayı. Sonsuz enerji kaynağı olduğunu söylemiş miydim? –Davul harikadır bu parçada.  Marc Bell’e sevgiler.-

Down at the Rock’n Roll Cllub’tan sonra sound olarak ona benzeyen fakat daha aksak bir parça gelir: Who Says?

Who says it's good to good to be alive?
It ain't no good it's a perpetual dive

Blank Generation, albümün yedinci parçası. Richard Hell &The Vodoids’un dinlediğim ilk parçasıydı. Bana kalırsa albümün en başarılı parçası ve grubun başarısındaki yeri paha biçilemez. Felsefe kitabının özeti tadında sözleri vardır. Albümde bundan sonra gelen parçalar sırayla Walking On The Water, The Plan ve Another World. 

‘’En temelde sadece tek bir duygum var: bulunduğum yerden gitme arzusu. Geriye kalan tüm duygular, bu gitme arzusunu analiz etmekle ilgili, yani neden gitmek istediğimi. Anlıyor musun bilmiyorum ama kendimi her zaman rahatsız hissederim ve içinde bulunduğum yerden çıkıp gitmek isterim. Bu gidiş planladığım herhangi bir yere doğru değildir ya da herhangi başka bir duyguya doğru değildir, ya da buna benzer bir şeye doğru değildir. Tek istediğim bulunduğum yerden toz olmaktır.’’- Richard Hell *


Richard Hell aynı zamanda yazar, şair ve editördür. Yazdığı her kitabı okuma şansım olmadı. Otobiyografisi I Dreamed I Was A Very Clean Tramp (Çok Temiz Bir Serseri Olduğumu Hayal Ettim)** 2013 senesinde yayımlandı. Ne yazık ki Türkçe çevirisi yok. Ama Godlike (Tanrısal) kitabı Gonca Gülbey’in çevirisiyle 6.45 yayınevinden çıktı. Hell’in şairane üslubunu yakından solumak isterseniz fırsatı kaçırmamalısınız. Zira böyle underground müzisyenlerin kitaplarının çevirisini bulmak zor. Kendi adıma yine de –İngilizce olan her eserde olduğu gibi- orijinal dilinden okumayı tercih ederim.

Müziği anlatmak zor, müzisyeni anlatmak gibi. Koskoca bir akımı, Punk’ı sözcüklerle aktarabilmek, ona bir geçirgenlik kazandırabilmek de zor. Zaten anlatılmak için değil içinde var olabilmek için ortaya çıkmıştır Punk. O yüzden hep söyleyip dururlar ya: Punk ölmedi. Punk, müziği bugün olduğu yere getiren, kısa sürmüş olsa da, en yüksek sıçrama tahtasıdır. Richard Hell de bu sıçrama tahtasının değerine değer katmış nadir ve çok özel bir insandır. Benim yaptığım gibi onun şarkılarının ve kitaplarının kanınıza girmesine izin vermeniz dileğiyle, hoşçakalın!


*Richard Hell’in 1976 senesinde Legs McNeil ile yaptığı bir röportajdan Türkçe’ye çevirdim.
**Orijinal çevirisi değil, ben çevirdim. Zaten kitap da Türkçe’ye çevrilmedi. Bu yazıyı gören bir yayınevi olursa diye sesleniyorum: Lütfen bu kitabı Türkçe’ye kazandırın. Sevgiler.



Share this:

Yorum Gönder

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template